{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO\t: 2021/783 <br>KARAR NO\t: 2023/880<br><br>DAVA\t: Tanıma Ve Tenfiz<br>DAVA TARİHİ\t: 26/11/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 23/11/2023<br><br>Mahkememizde görülmekte olan tanıma ve tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile ... davalı şirket arasında, müvekkili şirketin...'nde gerçekleştirdiği faaliyetlerine ilişkin olarak 08/01/2013 tarihinde bir tedarik sözleşmesi imzalandığı, iki taraf arasında imzalanan sözleşmeye binaen müvekkil şirket tarafından edimlerine bağlı olarak davalıya, toplam 300.000,00 USD (Üç Yüz Bin Amerikan Doları) tutarında ilk taksit ödemesi yapıldığını, müvekkili şirket tarafından sözleşmenin davalı tarafça ihlali neticesinde doğan zararların tazmini amacıyla, ... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde davalı şirkete karşı maddi tazminat davası açıldığını, ancak müvekkili şirketin talepleri, ilgili Mahkeme tarafından reddedildiğini, bu karara karşı müvekkil şirket tarafından, istinaf yoluna başvurulmuş ve yargılama süreci sonucunda ... İstinaf Mahkemesinin...tarih ve... sayılı kararıyla kesin hüküm tesis edildiğini, yukarıda kısaca özetlenen gerek maddi olaylar ve gerekse hukuki süreçler neticesinde ve de dilekçemizin ilerleyen kısımlarında belirtilecek olan mevzuat hükümleri gereği; davaya konu, ... istinaf mahkemesinin ... tarih ve... sayılı kararının tanınmasına ve tenfizine dair karar verilmesini, mevzuatın açık hükümlerine uygun işbu davanın, doktrindeki genel görüş ve ilkelere de uygun olduğunu, ilgili hüküm ışığında, tanıma ve tenfiz davalarına bakan mahkemelerin, temyiz mahkemesi olarak işlev görmediklerinden dolayı, yabancı mahkeme kararının doğruluğu veya usule uygunluğu gibi hususları inceleme yetkisine sahip olmayıp, yalnızca MÖHUK tahtında aranan şartlar ile usule uygun bir inceleme yapması gerekliliğinin ortaya çıktığını, belirtilen gerekçelerle ... İstinaf Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının Türkiye'de geçerli olabilmesi adına tanıma ve tenfizine dair karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinin talep edilebilmesi için ön koşul, MÖHUK md. 50 hükmü uyarınca, anılan kararın kesinleşmiş olması olup, dava dilekçesi ve ekleri incelendiğinde Irak Basra Mahkemesince verilen karara ilişkin “kesinleşme şerhinin” bulunmadığını, davacı tarafın işbu davayı Türkiye'de açma konusunda hukuki bir menfaati bulunmadığını, müvekkili ...'ın Türkiye’de mevcut bir malvarlığı, banka hesabı, gayrimenkulu, alacağı, hakkının bulunmadığını, HMK m.114/1-h hükmü uyarınca Türkiye’de açılmasında hukuki yarar bulunmayan dava bu nedenle reddedilmesi gerektiğini, anılan eksiklikler ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle, mahkemenin 13.07.2023 tarihli ara kararında belirtildiği üzere, huzurda görülmekte olan dava esasa girilmeden reddedilmesi gerektiğini, ... Cumhuriyeti resmi polis tutanaklarına göre davacı  ...  merkezli ...ve ... Cumhuriyeti merkezli... şirketi arasındaki en önemli bağlantının davacı ...A. şirketinin müdürü olan ... isimli şahsın, dava dışı ... şirketinin tek müdürü ve ortağı olan ... isimli şahısla, ... merkezli ... sicil numaralı ... şirketinde de ortak olmaları, ... Cumhuriyeti Polis Teşkilatının hazırlamış olduğu resmi rapor ışığında davacı ...ve dava dışı... şirketlerinin, iki şirketin sahibi ve müdürü olan ... isimli şahısların yönetiminde, birlikte hareket ederek ...Mahkemesini yanılttıklarını ve müvekkili ...’ı dolandırmaya çalışarak, haksız kazanç elde etmeye çalıştıklarını, davacı taraf, ... merkezli bir şirket olup, Irak vatandaşlarına (gerçek kişilerine) tanınan  “teminattan muaf olma” hakkından yararlanamayacağını, MÖHUK madde 48 ve HMK madde 84 uyarınca davacının teminat yatırma zorunluluğu vardır. HMK Madde 114/1ğ hükmü uyarınca teminat yatırma zorunluluğu dava şartları arasında sayıldığını,  ilk itirazlarımız ve dava şartı yokluğu nedeniyle, davanın öncelikli olarak esasa girilmeksizin reddine; Mahkeme tarafından esasa girilmesi halinde, öncelikle davacı tarafın teminat yatırmasına karar verilmesini ve davanın reddini savunmuştur. <br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu, tarafların yer aldığı ... İstinaf Mahkemesi kararının tanınması ve tenfizine ilişkin olup Mahkememiz görevli ve yetkilidir. Ayrıca tarafları, konusu ve talep sonucu aynı olan başkaca bir dava bulunduğu anlaşılamadığından ise derdestlik hali söz konusu değildir. İlk bakışta ise şeklen kesinleşmiş ve gerekli şerhleri taşıyan yabancı bir mahkeme kararı ise dosyaya sunulmuştur. <br>Diğer yandan teminat gösterilmesine yönelik itiraz, dava şartı olan hukuki yarardan daha önce ele alınması gerekmekle bu konu üzerinde de durulmuştur. <br>Davacı şirketin uyruğunda olduğu ülkenin Lüksemburg olması karşısında öncelikle HMK m.114 hükmündeki sıralamaya uygun olarak davacının teminattan muaf olup olmadığı ele alınmıştır. Buna göre davalı vekilinin 28/09/2023 tarihli beyan dilekçesini ve ekinde karar örneğini sunduğu, ekte sunulan Yargıtay 12. HD kararının teminat ile ilgili şirketi kapsamadığı yönündeki uygulamasının Yargıtay 12.HD 2017/8463 E.-2017/15601 K.sayılı kararı ile değiştiği, esasen Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden gelen 10/11/2023 tarihli yazı içeriği ve bu yazıda atıf yapılan Dış İşleri Bakanlığı Başlıklı yazı içeriğinin değişen Yargıtay 12. HD kararı ile uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede ... uyruklu şirketin teminattan muaf olduğunun 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin ilgili hükümlerinden anlaşıldığı, teminata ilişkin eksikliğin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından, ayrıca 6100 sayılı HMK m.114 hükmü kapsamında kalan hukuki yarar ile ilgili dava şartının oluşup oluşmadığının ele alınması gerekmektedir. <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile ise hukuki yarara ilişkin dava şartı düzenlenmiştir. <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.10.2019 tarihli ve 2017/8-1854 Esas 2019/1096 Karar sayılı kararında tespit davalarında hukuki yarara ilişkin ilkeler şu şekilde açıklanmıştır: <br>\"...<br>Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Önsözler-Ramazan Arslan, Ankara 2009, s. VII). <br>Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 tarihli ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 tarihli ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.<br>Öte yandan, bu hukuksal yararın, \"hukuki ve meşru\", \"doğrudan ve kişisel\", \"doğmuş ve güncel\" olması gerekir (Hanağası, s. 135).<br>(...) Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 297).<br>(...)Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkâr ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır (Arslan, R./ Yılmaz, E./ Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku , Ankara 2017, s.287).<br>Bu doğrultuda, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur (Arslan / Yılmaz/ Taşpınar Ayvaz, s. 296-297).<br>Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2013 tarihli ve 2013/22-561 E., 2013/733 K. ile  01.02.2012 tarihli ve 2011/10-642 E., 2012/38 K. sayılı kararı sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.\"<br>Davacının belirtilen yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizini istemiş olması karşısında ise bu konuya ilişkin genel açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır.  <br>\"Tanıma ve tenfiz davalarında;  Tanıma davası,  yabancı bir mahkemeden bir hukuk davasına ilişkin olarak verilen ve verildiği mahkemenin tabi olduğu hukuk sistemi uyarınca kesinleşmiş olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlamaya yönelik davalardır. Tenfiz davası ise; icra kabiliyetine sahip olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de icra edilebilirliğini sağlamaya yönelik davalardır. Diğer bir deyişle tanıma davaları; yalnızca kesin delil ve kesin hüküm niteliği kazandıran davalar olup icra kabiliyeti kazandırma gücüne sahip değildir. Oysa tenfiz davaları; tanıma davalarının sağladığı etkilerin yanı sıra icra kabiliyetine de yol açar. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır.<br>5718 sayılı Kanun'un 50 inci ve devamı maddelerinde yabancı mahkeme ilamının tanınabilmesi için;  yabancı mahkeme ilamının, o ülke makamlarınca usulen onaylanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onaylanmış örneği ile onanmış tercümesinin ve yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulünce onanmış yazı veya belgenin ve onaylanmış tercümesinin ibrazı zorunludur.<br>5718 sayılı Kanun'un, \"Tenfiz şartları\" kenar başlıklı 54 üncü maddesi şöyledir:<br>\" (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:<br>a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.<br>b)İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.<br>c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.<br>ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.\" <br>4.Bu hükme  göre tanıma ve tenfize karar verilebilmesi için yabancı mahkeme ilamının Türk Mahkemelerinin münhasınran yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gereklidir.\" (Yargıtay 2.HD 2022/9092E. 2023/978K.sayılı kararı)<br>Belirtilen yasal düzenlemeler dikkate alındığında tanımanın amacı yabancı bir mahkemedeki bir hukuk davasına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararının Türkiye'de kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlamak iken tenfiz davası ise yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de icra edilebilirliğini sağlamak olmakla beraber davacı ancak ve sadece \"hukuki yararı bulunan kişiler konumunda olması halinde tanıma ve tenfiz isteminde bulunabilirler. Önemle belirtilmelidir ki, hukuki yararın varlığı koşulunun mevcut olup olmadığı, her davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hakim tarafından değerlendirilmelidir. Bir hakkın, mahkeme kararına gerek olmaksızın, başka bir yolla ve aynı ölçüde güvenli olarak elde edilebilmesinin mümkün bulunduğu hallerde, o hakla ilgili olarak dava açılmasında hukuki yarar bulunmazken; o hakkın ancak, mahkeme kararı ile elde edilebileceği hallerde, hukuki yararın varlığının kabulü gerekir. Kanun koyucu, bir hakkın dava dışı bir yolla elde edileceğini açıkça düzenlememiş ve hak sahibinin ayrıca bir ilam almasına gerek bulunmadığını özellikle vurgulamamışsa ve o hak ancak mahkemeden alınacak kararla sağlanabilecekse, o kararın verilmesini istemede hukuki yararın varlığı kabul edilmelidir. (Yargıtay 3.HD 2015/12263E. 2015/20390K.sayılı kararı)<br>Davacının tanıma ve tenfiz talebine esas olan yabancı mahkeme kararı, bir alacağın tahsilini sağlamaya elverişli bir eda ilamı niteliğindedir. Söz konusu yabancı mahkeme ilamının tarafları, konusu ve hüküm fıkrasının Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesi, ayrıca söz konusu ilamın icrai kabiliyet kazanması noktasında davacının açık, güncel bir yararının varlığı davacı tarafından somutlaştıramamış ve ispatlanamamıştır. Hukuki yarar dava şartı olmakla bu konuya ilişkin Mahkememizce resen yapılan araştırma sonuçları ve somutlaştırılan belge içerikleri dikkate alındığında, davalı şirketin Türkiye Cumhuriyeti ile bir şirket olarak herhangi bir hukuki bağının varlığının tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı şirketin Türkiye Cumhuriyetinin hukuki egemenlik kapsamındaki herhangi bir banka ve finans kuruluşunda hesabı, herhangi bir resmi kurum ve kuruluşta bağımsız bir şirket olarak kaydı veya hak ve alacağı tespit edilemediği gibi herhangi bir faaliyeti de tespit olunamamıştır. <br>Esasen aleyhine tanıma ve tenfiz davası açılan davalı şirketin, dava dilekçesindeki adresi dahi Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu noktada adı geçen davalı şirketin, dava dışı olan, Mahkememizde açılan davadan uzunca bir süre önce kurulmuş, mali ve hukuki açıdan bağımsız olan farklı tüzel kişiliklerden de yine bağımsız olduğu anlaşılmaktadır. Zira gerek kişiler hukuku ve gerekse muhasebenin temel ilkesi gereği şirketlerin bağımsızlığı esas olup Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herhangi bir şekilde ve bağımsız bir şirket olarak faaliyeti olmadığı anlaşılan davalı şirket aleyhine açılan yabancı bir mahkeme kararının tanınması ve tenfizi davasında, davacının hukuki yararının varlığı anlaşılamamaktadır. <br>Kaldı ki gerek yabancı mahkeme kararı içeriği gerek dava dilekçesindeki davalı ünvanı gerek davalı şirket adına sunulan vekaletname içeriği, yine davalı şirketin mali ve hukuki açıdan bağımsızlığı esas alındığında \"...\" olarak çekirdek ünvanı bulunan dava dışı şirketlerin farklı tüzel kişiler konumundaki şirketler olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay uygulamasında da benimsendiği üzere kişiler hukuku gereği, şirketlerin grup şirketi olması bunların mali ve hukuki açıdan farklı tüzel kişilikler olduğu gerçeğini göz ardı edilmesini gerektirmez. Davacının iddia ettiği gibi bu noktada davalı şirketin \"dolaylı\" olarak hisse sahibi olduğu iddiası sadece kişiler hukukuna, muhasebesel olarak şirketlerin bağımsız ilkesine, Yargıtay uygulamasına değil yabancı sermayenin aradığı hukuki güvenlik ve istikrar kaidesine dahi açıkça aykırıdır.  <br>Hal böyle olunca davacının, davalının bulunduğu....Cumhuriyetinde ve bu ülkede geçerli olan mevzuat çerçevesinde yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi için başvuru yaptığını veya bu başvurunun sonuçsuz kaldığını dahi ileri sürmediği, davacının bu hak ve imkanı kullanmak yerine, Mahkememizde doğrudan tanıma ve tenfiz davası açmak yoluna gittiği ise dosya kapsamından anlaşılmaktadır. <br>\"Davacı hukuki yararını bildirilmeli, açıklamalı ve gerekir ise ispat etmelidir.\" (Prof.Dr.Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, Cilt II, İstanbul, Sayfa 1368)<br>İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa 792) Bu şartlarda sonuç olarak davacının, hukuki yarar ile ilgili üzerine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getiremediği sonucuna varılmıştır. <br>Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK m.114/f.1 bend(h) uyarınca hukuki yararın bulunması dava şartlarından olup HMK m.115 hükmü uyarınca dava şartı olan bu hususun her zaman ve her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekli ve zorunludur. Bu çerçevede ve yargılama aşamasında davacının tanıma ve tenfiz davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda anlaşılmıştır.   <br>Yapılan açıklamalar karşısında davacının davasının, HMK m.114/f.1 bent (h) hükmü uyarınca hukuki yarara ilişkin dava şartı bulunmadığından ve HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacının davasının, HMK m.114/f.1 bent (h) hükmü uyarınca hukuki yarara ilişkin dava şartı bulunmadığından ve HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca usulden reddine,<br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 269,85 TL harçtan peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,   <br>4-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,   <br>5-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.<br><br>Başkan ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Katip ...<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4bc1906a5db0e5ae","SID":"a35eaadddcd80c7c"}}