{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 04/12/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA.. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 15/02/2023<br>NUMARASI\t:  Esas Karar <br><br>DAVACI \t: <br>VEKİLİ\t:Av.<br>DAVALILAR \t: 1-<br>VEKİLİ\t: Av. <br>\t2-<br>VEKİLİ\t:Av. <br>\t3-<br>\t4-<br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 04/12/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:04/12/2023<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkilinin ..... plakalı maliki ve sürücüsü ..... olan araçta yolcu olarak bulunduğunu, sözü geçen araç ile sürücüsü ..... olan maliki ..... olan .....plakalı aracın 05/09/2017 tarihinde yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, meydana gelen kazada müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu ..... plakalı aracın .... Sigorta A.Ş. tarafından sigorta örtüsü altına alındığını, karşı taraftaki aracın ise ...... Sigorta A.Ş. tarafından sigortalandığını, meydana gelen kaza nedeniyle Konya Cumhuriyet Başsavcılığının........................numaralı dosyası ile soruşturmanın açıldığını ve halen derdest olduğunu, meydana gelen kaza nedeniyle trafik ekiplerince tutanak tanzim edildiğini, davalı .....' ın KTK' nun 57/1-a maddesi gereğince kusurlu olduğunu, dava dışı müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsü ...' in ise KTK' nun 52/1-a maddesi gereğince kusurlu sayıldığını, oluşan kaza nedeniyle müvekkilinin kalça kemiğinin kırıldığını, ayrıca vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar meydana geldiğini, müvekkilinin kazadan hemen sonra Konya Beyhekim Devlet Hastanesinde ameliyat olduğunu, daha sonra Konya Meram Eğitim Araştırma Hastanesinin Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezinde uzun süre tedavi gördüğünü, müvekkilinin halen Meram Eğitim Araştırma Hastanesinin İntaniye, Ortopedi, Kalp Damar Cerrahi bölümünde tedavilerinin devam ettiğini, hastaneden celp edilecek belgeler ile müvekkilinin mağduriyetinin açık bir şekilde görüleceğini, müvekkilinin kazadan dolayı başkalarının bakımına muhtaç olduğunu, tedavi sürecinde SGK tarafından karşılanmayan, kaçınılamaz ve belgeye bağlanamayan sağlık giderleri yapıldığını, müvekkilinin işçi emeklisi olduğunu, belirlenecek maddi tazminatın, SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri ile bakıcı giderlerinin davalılardan tanzim edilmesi gerektiğini, müvekkilinin maddi zararlarının karşılanması için davalı sigorta şirketlerine yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını, trafik kazasının ve kalıcı sakatlığın oluşturduğu ruhsal ve yaşamsal olumsuzluklar nedeniyle müvekkilinin kusursuz olması da nazara alınarak manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden bahisle müvekkilinin bedensel zararlarının tespiti ile şimdilik 500,00 TL maddi tazminatın, kaçınılmaz tedavi giderleri nedeniyle şimdilik 100,00 TL, müvekkilinin malul sayılıp çalışamayacağından geçici iş göremezlik döneminde uğradığı kazan kaybı için şimdilik 100,00 TL, bakıcılık ücreti için şimdilik 300,00 TL' nin işleten ve sürücü yönünden olay tarihinden, sigorta şirketleri yönünden temerrüt tarihlerinden işletilecek faizleri ile birlikte sigorta şirketlerinin poliçe kapsamları ile sorumlu tutulmaları kaydıyla müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline, 250.000,00 TL manevi tazminatın davalı gerçek kişilerden kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkilinin tazminatın talebinin sonuçsuz kalmaması için davalılar adına kayıtlı araç ve taşınmazların kaydı üzerine ihtiyati haciz konulmasına, mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ...... Sigorta şirketi vekili cevap dilekçesi ile özetle; kaza tespit tutanağına göre; sürücü ..... idaresindeki .....plakalı aracın sürücü ..... idaresindeki ..... plakalı araç ile çarpışmaları sonucunda yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, dava konusu kazaya karıştığı ifade edilen .....plakalı aracın ...nolu zorunlu mali sorumluluk poliçesini ekte sunduklarını, davacı tarafça yapılan başvuruda maluliyete ilişkin bir rapor bulunmadığını, davacı tarafça yapılan başvurunun usulüne uygun olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin ancak sigortalısının kusuru oranında sorumlu olacağını, bu nedenle kusur oranlarının tespitinin gerektiğini, davanın araç sigorta ettirenine, araç sürücüsüne ve SGK' ya ihbarının gerektiğini, ihbar dilekçelerini ayrıca sunacaklarını, davacının yükümlülüğü olan başvuru şartını yerine getirmeden işbu davayı açtığından davanın usulden reddinin gerektiğini, ayrıca iki yıllık zaman aşımı süresi geçmiş ise davanın zaman aşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, taraflar arasında derdest bir dava var ise yine davanın reddinin gerektiğini, savcılık soruşturmasında ya da ceza davasında uzlaşma var ise davanın reddinin gerektiğini, davada alacaklı ve borçlu sıfatının birleşeceğinden davanın reddinin gerektiğini, müvekkili şirketçe davacıya yapılan bir ödeme varsa müvekkilinin bir sorumluluğunun kalmayacağından davanın reddinin gerektiğini, HMK 6. maddesi gereğince yetkili mahkemenin davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri olduğunu, bu nedenle davaya bakmaya mahkememizin yetkisiz olup İstanbul .....Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan davanın yetkisizlik nedeniyle reddinin gerektiğini, kazaya karışan aracın müvekkilince sigortalanmamış olması halinde veya sigorta poliçesinin iptal edilmiş olması halinde davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde talep edilen sürekli sakatlık tazminatına ilişkin sakatlık oranının belirlenmesinde, sakatlık ölçütü sınıflandırılması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporlarına ilişkin mevzuat doğrultusunda hazırlanacak sağlık kurulu raporunun dikkate alınması gerektiğini, şayet ölüm söz konusu ise bu konuda illiyet bağının tespitinin gerektiğini, dava konusu olayla ilgili ceza soruşturma dosyasındaki tüm delillerin temininin gerektiğini, müvekkili şirketin ancak sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, müvekkili şirket nezdinde sigortalı aracın kusuru bulunmadığını, kusur var ise bile İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, maluliyet oranının tespiti için dosyanın yine İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesine gönderilmesi gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatının tedavi teminatı içerisinde değerlendirildiğinden bu talebin müvekkili şirket yönünden reddedilmesi gerektiğini, hesap raporunun aktüer bilirkişi tarafından hazırlanması gerektiğini, hesaplamanın zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında öngörülen usul ve esaslara göre ve TRH 2010 yaşam tablosuna göre yapılması gerektiğini, faiz oranının ise %1,8 olarak esas alınmasını talep ettiklerini, davayı kabul anlamı taşımaması kaydıyla kazanın iş kazası olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, gelirin asgari ücret üzerinden hesap edilmesi gerektiğini, davacının kazayı yaşadığı sırada sigortalı araçta hangi amaçla bulunduğunun ve bu taşımanın esasen hatır taşımasına binaen mi yapıldığı hususunun tespit edilmesi ile müterafik kusur indiriminin yapılmasını talep ettiklerini, bu hususların mahkemece resen dikkate alınması gerektiğini, müvekkili şirketin söz konusu zarardan poliçe teminat limitleri dahilinde sorumlu olduğunu, işbu dava tarihine kadar herhangi bir ihbar bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini, ayrıca daha önce yapılan ödemelerin faizi ve güncellenmesinin yapılarak mahsup edilmesi gerektiğini, bakıcı gideri tazminatı takdir edilirken hem malul kalan kişinin hem bakım ihtiyacını karşılayan kişinin yaşı, evlilik durumu, sosyal ve ekonomik durumunun dikkate alınması gerektiğini, kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında olduğunu, sözü geçen teminatın müvekkili şirketin sorumluluğunda olmadığını, davanın kabulü anlamına gelmemek üzere teminat tek, zarar görenlerin ise birden fazla olması durumunda Karayolları Trafik Kanunun 96. maddesi gereğince teminatın paylaştırılması gerektiğini, ZMMS genel şartlarında sigortacının sorumlu olmadığı hususların tek tek sayıldığını, işbu davada da bu bentlerde yer alan hususlardan birinin talep edilmesi halinde davanın reddinin gerektiğini, manevi tazminat taleplerinin ZMMS teminatı dışında olduğundan bahisle davanın usulden ve esastan reddine, davanın ihbarına, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; trafik kazası sonucu zarar gören kişilerin zararlarının tazmini için öncelikle sigorta şirketine başvurmaları mecburiyeti getirildiğini, başvuru şartının yerine getirilebilmesi için gerekli belgelerin tamamının sigorta şirketine ibraz edilmesi ve kanunda öngörülen süre dolmasına rağmen ödeme yapılmamış olması gerektiğini, davacının eksik evrakları tamamlamak yerine direk dava yolunu tercih ettiğini, bu nedenle davanın usulden reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde sözü geçen ..... plakalı aracın müvekkili şirket tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalandığını, müvekkili şirketin sorumluğunun poliçe limiti olan 330.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, sigortalayanın sorumluluğunun sigortalısının kusurlu olması halinde söz konusu olabileceğini, davaya konu kazada asli ve tam kusurlunun karşı araç sürücüsü olduğunu, kaza esnasında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, zira emniyet kemerinin takılması kazanın etkilerini azalttığını, neticesinde ağır sonuçların meydana gelmesini önlediğini, davacıya SGK tarafından rücuya tabi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, davacının işçi emeklisi olup pasif dönemde olduğunu, bu sebeple tazminat hesabında asgari ücretin baz alınması gerektiğini, dosyanın kusur tespiti için Trafik İhtisas Dairesine gönderilerek kazaya karışan tarafların kusur oranlarının tespit edilmesi gerektiğini, davacının maluliyet oranının belirlenebilmesi için tam teşekküllü bir devlet hastanesinden rapor temin edilerek Adli Tıp Kurumuna sevkini talep ettiklerini, kalıcı iş göremezlik tazminatı hesabı yapılırken TRH tablosunun dikkate alınması gerektiğini, geçici iş göremezlik zararının ZMMS poliçe teminatı kapsamında olmadığını, faizin başlangıcının dava tarihi olarak baz alınması gerektiğini, müvekkiline karşı usulüne uygun bir başvurunun bulunmadığını, bulunulmuş olsa idi müvekkilinin ödeme yapacağının çok açık olduğundan bahisle davanın öncelikle usulden reddine, neticeten ise esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalılar ..... ve ..... vekili cevap dilekçesi ile özetle; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme genel hukuk mahkemesi olan Asliye Hukuk Mahkemesi ise de dava gerçek kişiler ile birlikte karşı tarafın ZMMS yaptırdığı sigorta şirketine karşı da açıldığından işbu davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın bedensel zararlarına ilişkin sigorta şirketine başvuru yapması gerekirken dava açtığını, davacının diğer taleplerinin ise SGK' dan talep etmesi gerektiğini, davacının talep ettiği manevi tazminat talebinin fahiş olduğundan bahisle öncelikle görevsizlik kararı verilmesine, davacının tüm taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi.... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Somut uyuşmazlıkta davacı vekilinin talep artırım ve ıslah dilekçeleri nazara alınarak ve davacı taraf yolcu olması sebebiyle kazadaki kusur durumu dikkate alınmaksızın davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne ve hükmedilen maddi tazminatta temerrüt tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar vermek gerekmiştir.<br>Borçlar Kanunun 56.maddesi gereğince Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilecek olup, bu tazminat takdir edilirken ülkenin ekonomik koşulları ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü gibi hususların göz önünde tutulması gerekir. Manevi tazminat kişideki ruhi ızdırabı dindirmesi amaçlamalı ve bir zenginleştirme gayesi güdülmemelidir. Bu çerçevede somut uyuşmazlıkta davacının manevi tazminat talebi değerlendirilerek manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 70.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı gerçek şahıslardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin ise reddine dair; <br>DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE;<br>Davacının maddi tazminat davasının talep artırım dilekçesi ve ıslah dilekçeleri de nazara alınarak kısmen kabulü ile; davalı sigorta şirketlerinin sorumlulukları sigorta poliçe limitleriyle sınırlı olmak kayıt ve şartıyla:<br>556.003,73 TL sürekli iş göremezlik, <br>12.360,97 TL geçici iş göremezlik,<br>3.000,00 TL tedavi gideri, <br>1.777,50 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 573.142,20 TL maddi tazminatın davalılar ..... ve ..... yönünden kaza tarihinden, davalı .... Sigorta şirketi yönünden  30/03/2018 tarihinden, davalı .....Sigorta şirketi yönünden 31/03/2018 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine.<br>Fazlaya ilişkin taleplerin reddine.<br>Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 70.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ..... ve .....'dan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine.<br>Fazlaya ilişkin taleplerin reddine.\" şeklinde hüküm kurulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı .... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme ilamında hükmedilen tutarlar yönünden müvekkil şirketin sorumlu olduğu tutarların poliçe limiti dahilinde rakamsal olarak açıkça belirtilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkil şirketin maddi tazminattan toplam azami sorumluluğunun 330.000 TL ile sınırlı olduğunu, davacının daha önce 16/06/2022 tarihli dilekçesiyle ıslah hakkını kullanmış olduğundan 23/01/2023 tarihli 2.ıslah dilekçesinin hukuken geçersiz olduğunu, ancak mahkemece ikinci ıslah dilekçesinin de değerlendirmeye almasının hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan raporda TRH ve Progresif rant sistemi ile hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, TRH 1.8 teknik faiz yöntemiyle yeni bir rapor alınarak hüküm kurulmasının gerektiğini, davacının zararından müvekkil şirketin ancak sigortalısı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, ZMMS genel şartlarına göre geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı giderinin müvekkil sigorta şirketi teminatı kapsamında olmadığını, hem faturalı hem de faturasız tedavi giderlerine ilişkin masrafların karşılanmasının müvekkil şirketin değil SGK'nın sorumluluğunda olduğunu, karardaki faiz başlangıç tarihlerinin de hatalı olduğunu, müvekkil şirket yönünden faiz başlangıç tarihinin de dava tarihi olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı ilamının kaldırılarak itirazları doğrultusunda yeniden hüküm kurulmasına ve davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece hükme esas alınan 13/01/2023 tarihli hesap raporunda, müvekkil davacının bakiye ömür hesabında PMF 1913 yaşam tablosu ile Progresif Rant Sistemi ve TRH 2010 Erkek Yaşam Tablosu ile Progresif Rant Sistemi olmak üzere ikili yöntemle hesaplama yaptırıldığını, mahkemece TRH 2010 yaşam tablosuna göre yapılan hesap dikkate alınarak karar verildiğini, müvekkilin maddi zararının çok daha fazla olduğunu, söz konusu gerekçeli kararda poliçe limit tutarlarının belirtilmesinin yerinde olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının müvekkilin manevi zararlarını karşılamadığını, kazadan sonra müvekkilin kalça kemiğinin kırıldığını ve çeşitli bölgelerinde yaralanmaların meydana geldiğini, tedavi  gördüğü için bu süreçte mesleğini de icra edemediğini, kazanın üzerinden yaklaşık 6 yıl geçmesine rağmen halen kendisini toparlayamadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının lehlerine olan kısımlar hariç kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini veya kararın bozularak mahkemesine gönderilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı .....Anonim Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti ile sınırlı olup yerel mahkeme tarafından müvekkil aleyhine poliçe teminat limitini aşacak şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, davacı taleplerini ikinci kez ıslah etmiş olup işbu hususun hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, müvekkil sigorta şirketi nezdinde sigortalı araç sürücüsünü kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, dosyanın ATK trafik ihtisas dairesine kusur incelemesi için gönderilmesinin gerektiğini, müvekkil sigorta şirketi araç sürücüsünün gerekli tüm önlemleri almış olmasına rağmen meydana gelen kazayı engellemek için yapabileceği hiçbir şeyin bulunmadığını, yargılamada müvekkil şirketin hak arama özgürlüğü yeterli şekilde kullandırılmadığını, bu nedenle anayasa ile korunan hak arama hürriyetlerinin kısıtlandığını, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Esas.... Karar sayılı ve 18/07/2022 tarihli kararının kaldırılmasına, dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, istinaf incelemesi tamamlanıncaya dek icranın tehirine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmil edilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalılar ..... ve ..... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; kazada müvekkile atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, davacı tarafın söz konusu kaza nedeniyle oluşan maluliyeti ve geçici iş göremezliğinin bulunmadığını, hatalı hesaplanan aktüerya bilirkişi raporları ile yapılan ıslah dilekçelerinin de hatalı olduğunu, ayrıca açılan davanın kısmi dava olup, belirsiz alacak davası olarak dava dilekçesinde de açıkça belirtilmediğinden 2. Islah dilekçesinin geçersiz olduğunu, Anayasa Mahkemesi 29/12/2022 tarih 2021/82 Esas 2022/167 Karar sayılı iptal kararı gereğince aktüerya hesaplamasının yeniden yapılması gerektiğini, mahkemece kusur indirimi yapılmadan davalıların tüm tazminattan müştereken ve müteselsilen zarardan sorumlu olmaları ve yine maddi tazminat vekalet ücreti yönünden poliçe limiti ile  sınırlı olarak karar verilmesininde yine usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, ilk mahkemece verilen görevsizlik kararı nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerinde olmayan yerel mahkeme kararının itirazları doğrultusunda istinafen incelenerek kaldırılmasına, Konya 7. İcra Dairesinin 2023/2556 Esas sayılı dosyasının mahkemece verilecek karar sonucuna kadar bekletilmesi için tehiri icra kararının dosyaya sunulmasına ve icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Mahkemece verilen karar, tüm taraflarca aşağı belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.<br>Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanma nedeniyle maddi-manevi  tazminat talebine ilişkindir.  <br>-  Davalıların Kusura ve sorumluluğa yönelik itirazda;  <br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br>Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, \"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur\"  denilmektedir.<br> Karayolları Trafik Kanunun 85 maddesi “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir   şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”  Aynı yasanın 88. Maddesinde ise “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” düzenlemesi ile motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu ayrıca birden fazla kişinin zararı tazminat ile yükümlü olması durumunda zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.<br> Yine TBK 61. Maddesinde “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” demekle birden  çok kişi aynı zarardan aynı sebeple yada çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğün şartlarının gerçekleşmesi halinde söz konusu olur. İşte bu tür durumlarda sorumlular hakkında  müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanacaktır.<br> Müteselsil sorumluluk kanundan doğan bir sorumluluk türüdür. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, davacı kusursuz olduğuna göre zararın tamamını isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/11886 Esas, 2017/6732 Sayılı Kararı)<br>Buna göre, ortaya çıkan zarardan davalılar müteselsil sorumlu bulunmaktadır. Bu nedenle, husumete yönelik davalıların  itirazının yerinde olmadığı görülmüştür.<br>Öte yandan; birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile gerek mahkemece gerekse ceza dosyasında  alınan raporlara göre, davalı sürücünün asli derecede yüzde yetmiş beş oranda kusurlu olup, davacı yolcunun kusurlu olmadığı; buna göre tüm dosya kapsamındaki delillere göre mahkemenin kusur belirlemesinin de oluşa ve delillere uygun  görüldüğünden, bu sebeple kabul edilen kusur oranının belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı tarafın buna yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir. <br>-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede (teminat limitinin gösterilmemesi);<br>6100 sayılı HMK’nin Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinin 2. fıkrasına göre “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” Kanunun aradığı bu şekil, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetine sebep olabilecek, kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. (HGK 2013/9-1989 Esas 2014/657 Karar sayılı ilamı)<br>Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminin yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.<br>     Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. <br> 6100 sayılı HMK'nın 298. maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren yasa yolu açık olan son kararlardandır. Bu kararla, mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.<br>Ayrıca  ilamların infaz edilecek kısmı, hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili İcra Mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E.- 2008/453 K. sayılı ilamları) <br>HMK'nun \"Taleple Bağlılık İlkesi\" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; \"Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir\" hükmüne yer verilmiştir.  <br> HMK 297/2. maddede; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.<br>Anayasa m. 141/3'deki düzenleme gereğince \"bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır\" kuralı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesi kapsamında, taraflardan biri hakkında hüküm kurulmaması ve gerekçenin yazılmaması durumunda adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceği düzenlenmiştir. <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinin başlığı hâkimin davayı aydınlatma ödevi olup madde metninde, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir, hükmü düzenlenmiştir.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05/02/2014 tarih, 2013/595 Esas, 2014/82 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere \"...Tefhim edilecek hüküm HMK'nın 297/2.maddesindeki unsurları taşımakla birlikte, HMK m. 321 uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği olup, aksi halin hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ile barışını olumsuz etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/14-778 Esas, 2007/611 Karar, 01/04/2008 tarih, 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamları).\" kararda gerekçenin bulunmasının yasal zorunluluk olduğu gibi, kamu düzenini ilgilendiren bir durum olduğu da belirtilmiştir. HMK m. 355 kapsamında \"istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.\" şeklindeki yasal düzenleme gereğince ve <br>Somut olayda Mahkemece, kaza tarihi itibariyle kişi başı sakatlık ve ölüm teminatı ile sağlık giderleri teminat limitlerinin her bir davalı sigorta için ayrı ayrı  330.000 TL olup davalı sigortaların teminat limiti içinde olduğu görüldüğünden, itirazların reddi gerekmiştir. <br>-Kamu düzeni ve tarafların istinaf sebepleri  yönünden yapılan incelemede;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı uzman heyetinden alınan maluliyet  raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olmakla, bu sebeple kararın kaldırılarak belirtilen şekilde alınan aktüer raporuna göre yeniden hüküm tesisi gerekmiştir.  gerekmiştir. <br>-Davalı sigortaların geçici iş göremezliğin, bakıcı giderinin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde; <br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine, Güvence Hesabı için de uygulanan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA\" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE GENEL ŞARTLARDA\" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı sigorta vekillerinin geçici işgörmezlik, bakıcı giderinin, tedavi giderlerinin   teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.<br>- Davalının emniyet kemerine ve hatır indirimine dair müterafik kusura yönelik itirazda; <br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. <br>Somut olayda,  davacının emniyet kemerinin takılıp olması konusunda belirsiz olduğu işaretlenen kaza tespit tutanağına ve tüm dosya kapsamına göre bunu iddia eden davalı tarafça ispatı gereken emniyet kemerinin takılı olmadığı hususunun ispatlanmamış bulunduğu anlaşıldığından, buna yönelik itiraz yerinde görülmemiştir. <br>Ayrıca; hatır indiriminden karşı aracın müteselsil sorumluları istifade edemeyeceğinden, davacının da karşı aracın yolcusu olması göz önünde bulundurulduğunda ve ayrıca sürücünün eşi bulunması nedeniyle buna yönelik itirazlar da yersizdir. <br>- Davalıların, ikinci kez ıslah olamayacağına yönelik değerlendirmede;<br>6100 sayılı HMK’nin belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesinde” (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre belirsiz alacak davasının alacak miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği ya da imkânsız olduğu hallerde olanaklı olduğu anlaşılmaktadır.<br>Belirsiz alacak davasında davacı, alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesinden sonra HMK 107.maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabilir. Ayrıca davasını HMK 176 ve devamı maddelerine göre bir kezde ıslah edebilir.<br>Buna göre somut olayda, dava dilekçesinin ve bilirkişi raporlarından sonra sunulan artırım dilekçesinin içeriğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığından, davacının belirsiz alacak isteminde önce artırım sonra ıslah olarak kabul edilecek dilekçelerine binaen karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı tarafın buna yönelik itirazı yerinde görülmemiştir. <br>- Davalı .... Sigortanın faiz ve başlangıcına dair; <br>Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden mahkemece isabetsiz şekilde dava ve ıslah tarihlerine göre ayrı ayrı faiz işletimesi usule uygun olmadığından  davacı tarafın buna yönelik itirazları yerindedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. <br>Bu sebeple, daha önce başvuru tarihi ve gerekli süre  nazara alınarak faiz başlangıcının belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik davalının istinafı yerinde değildir. <br>-Davalı ....ve .....nın, görevsizlik nedeniyle vekalet ücreti itirazında; <br>6100 Sayılı HMK'nun 331/2. maddesinde \"Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemece hükmedileceği...\" düzenlenmiştir.<br>Daha öncesinde,  Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı mevcut olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-3004 Esas, 2019/217 Karar sayılı kararına uygun olarak davalı yararına ayrıca vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve yasaya uygun olduğundan, buna yönelik istinafın reddi gerekmiştir. <br>-Davacı ve Davalı ....ve....'nın manevi tazminat miktarına yönelik itirazlarında; <br>6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.  <br>Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. <br>Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, davacı yolcunun kusursuz olması, oluşan yüzde kırkbir sürekli ve geçici maluliyet durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre bir miktar yetersiz olup, 200.000 TL manevi tazminatın hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun düşeceği anlaşıldığından, buna yönelik davacı itirazının kabulüne ve yeniden hüküm tesisine karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni nedeniyle kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;(İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)<br>DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE;<br>1-Davacının maddi tazminat davasının talep artırım dilekçesi ve ıslah dilekçeleri de nazara alınarak kabulü ile; davalı sigorta şirketlerinin sorumlulukları sigorta poliçe limitleriyle sınırlı olmak kayıt ve şartıyla:<br>695.494,34 TL sürekli iş göremezlik (davalılar .... Sigorta ve .....Türk Sigorta şirketinin ayrı ayrı 330.000 TL daimi iş göremezlik teminat limitleriyle sınırlı olmak kaydıyla diğer davalılarla birlikte müteselsilen)<br>12.360,97 TL geçici iş göremezlik,<br>3.000,00 TL tedavi gideri, <br>1.777,50 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 712.632,81 TL maddi tazminatın davalılar ..... ve ..... yönünden kaza tarihinden, davalı .... Sigorta şirketi yönünden  30/03/2018 tarihinden, davalı .....Sigorta şirketi yönünden 31/03/2018 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine.<br>2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ..... ve .....'dan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine.<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>3-Alınması gereken 62.341,94 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin ve sonradan alınan 13.010,64 TL harcın mahsubu ile bakiye 49.331,30 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine’ye gelir kaydına, (Davalılar .... Sigorta ve ...... Sigorta Şirketinin ayrı ayrı 18.745,89 TL'sinden sınırlı olmak üzere diğer davalılar ile birlikte müteselsilen)<br>4-Yargılama giderinden ayrı olarak davacıların peşinen karşıladığı 35,90 TL başvuru harcı, 857,30 TL peşin karar ve ilam harcı, 12.153,34 TL ıslah harçları olmak üzere toplam 13.046,54 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (Davalılar .... Sigorta ve ...... sigorta şirketinin ayrı ayrı 4.957,68 TL'sinden sınırlı olmak üzere diğer davalılarla birlikte müteselsilen)<br>5-Davacının yaptığı 774,78 TL taraf davetiye ve posta giderleri, 1.750,00 TL aktüerya bilirkişi ücreti ve ek ücreti gideri, 1.393,00 TL adli tıp kurumu raporları gideri, 1.066,00 TL Necmettin Erbakan Üniversitesi rapor gideri olmak üzere 4.983,78 TL yargılama giderinden davanın kabul/talep oranına isabet eden  4.724,62 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının fazladan yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına. (Davalılar .... Sigorta ve ...... sigorta şirketinin ayrı ayrı 1.795,35 TL'sinden sınırlı olmak üzere diğer davalılarla birlikte müteselsilen)<br>6-Davalıların yaptığı herhangi bir yargılama gideri olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına.<br>7-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen maddi tazminat nedeniyle 105.768,59 TL vekalet ücretinin  davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine.  (Davalılar .... Sigorta ve ...... sigorta şirketinin ayrı ayrı 40.192,06 TL'sinden sınırlı olmak üzere diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına)<br>8-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 10/1. maddesi gereğince kabul edilen manevi tazminat nedeniyle 32.000,00 TL nin davalılar ..... ve .....'dan alınarak davacıya verilmesine. <br>9-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 10/2. maddesi gereğince reddedilen manevi tazminat nedeniyle 17.900 TL nin davacıdan alınarak davalılar ..... ve .....' a verilmesine. <br>10-HMK nun 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde tarafların sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra varsa tarafların yatırdığı avanstan artanının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>11-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı ve davalılara ayrı ayrı iadesine,<br>12-Davacı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf başvuru gideri ile 150 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 642 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>13-Davalı ...... Sigorta Şirketi tarafından yapılan 492,00 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>14-Davalı .... Sigorta A.Ş tarafından yapılan 492,00 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,<br>15-Davalılar ..... ve ..... tarafından yapılan 984 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, <br>16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.04/12/2023<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı<br><br>Katip<br><br> e-imzalı<br> <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9243a7cd27e316b4","SID":"5b6342133f6e8943"}}