{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 15/11/2023<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA\t.. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 31/05/2023<br>NUMARASI\t:  Esas  Karar<br><br>DAVACI-KISITLI\t:  <br>VASİ\t: <br>VEKİLLERİ\t: Av. <br>\t  Av. <br>DAVALI\t: 1-<br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVALI\t: 2- <br>VEKİLLERİ\t: Av. <br>\t  Av. <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 15/11/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 15/11/2023<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili vermiş olduğu 31/01/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; 30/04/2019 tarihinde müvekkili ...'un sevk ve idaresindeki ....  plakalı araç ile davalı ....'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin ağır bir şekilde yaralandığını, kaza sonucu tutulan kaza tespit tutanağında davalı ....'ın kusurlu olduğunun tespit ediliğini, kazayla ilgili başlatılan soruşturma sonucu Konya .. Asliye Ceza Mahkemesinin....esas sayılı dosyası ile açılan davanın halen devam ettiğini, kaza sonucunda müvekkilinin %89,55 oranında malul kaldığını, müvekkilinin uzun süre tedavi altında kaldığını, birçok tedavi masrafının olduğunu, müvekkilinin ömür boyu bakıma muhtaç kaldığını, müvekkilinin çalışamaz ve kendi eşlerini kendi yapamaz hale geldiğini, davalı sigorta şirketinin kazaya sebebiyet veren davalı ....'ın kullandığı aracın ZMMS kapsamında sigortacısı olup poliçe kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu, davalı sigorta şirketine yapmış oldukları başvurunun sonuçsuz kaldığını, yapılan arabuluculuk görüşmelerinden de bir sonuç alınamadığını, müvekkilinin kaza nedeniyle tam bağımlı hale geldiğini ve bu nedenle Konya .. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... esas, ...karar sayılı kararı ile kısıtlanarak ... ..'un kendisine vasi olarak atandığını, müvekkilinin daimi sakat kalması ve tam bağımlı hale gelmesi nedeniyle derin üzüntü içerisinde olduğunu beyanla ileride arttırılmak üzere şimdilik 100,00TL geçici iş göremezlik, 100,00TL daimi iş göremezlik, 100,00TL bakıcı gideri ve 9.296,00TL tedavi masrafı olan maddi tazminatların davalı sigorta şirketi açısından temürrüt tarihi, davalı .... açısından kaza tarihi itibariyle yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, 200.000,00TL manevi tazminatın davalı ....'dan kaza tarihi itibariyle yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekili vermiş olduğu 23/03/2023 havale tarihli talep arttırım dilekçesinde özetle; aldırılan raporlar doğrultusunda daimi iş göremezlik taleplerini 227.095,93TL'ye, bakıcı gideri taleplerini 326.352,06TL'ye yükselttiklerini, tedavi masraflarının da 9.596,00TL, manevi tazminat taleplerinin 200.000,00TL olarak devam ettiğini bu miktarlar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .... vekili vermiş olduğu 12/03/2021 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkili adresin Hüyük ilçesi olup davaya bakmaya yetkili mahkemelerin Hüyük ilçesinin bağlı olduğu Beyşehir mahkemeleri olduğunu, müvekkili yönünden arabuluculuk sürecinin başlatılmadığını bu nedenle müvekkili yönünden arabuluculuk dava şartı yokluğunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu kazana müvekkilinin kusurununu bulunmadığını, kazayla ilgili kamera kayıtlarının incelenmesi ile de durumun anlaşılacağını, kazanın oluşumunda davacının %100 kusurlu olduğunu, davacının motosikleti ile tali yoldan çıkış yaptığını, motorunda kurallara aykırı olarak su bidonları, şeker çuvalı taşıdığını ve kask, dizlik gibi koruyucu ekipmanlarının olmadığını, kaza nedeniyle maluliyet oluşmasında davacının asli ve tek kusurlu olduğunu, davacının sunmuş olduğu raporları kabul etmediklerini, usul ve esaslara uygun olarak mahkememizce kusur durumunun ve maluliyet durumunun tespiti için rapor aldırılmasını, müvekkilinin emekli olup emekli maaşı ile geçindiğini ve tazminat taleplerinin diğer davalı sigorta şirket tarafından karşılanması gerektiğini, manevi tazminat taleplerinin de çok afaki bir rakam olup kabul etmediklerini beyanla açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı sigorta şirketine yapılan usulüne uygun tebliğe rağmen dosyaya cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. <br> Davalı sigorta şirketi vekili vermiş olduğu 22/03/2021 havale tarihli dilekçesinde özetle; davacı kısıtlı olduğundan Konya .. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasından bildirilen hesabına 11/02/2020 ve 13/02/2020 tarihlerinde toplam 26.655,06TL ödeme yapıldığını, kazayla ilgili 04/12/2019 tarihinde maluliyet dosyası açıldığını beyan etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Somut olayda; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kaza tarihinde paranın satın alma gücü, dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan yukarıda belirtilen kusur raporu ve adli tıp raporu, davacının yaralanma bölgesi, sonrasında ortaya çıkan zararlar sebebiyle duyduğu manevi acı dikkate alınarak davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE; <br>141.327,02TL sürekli iş göremezlik tazminatı,<br>213.902,25TL bakıcı gideri tazminatı,<br>7.000,00TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam 362.229,27TL maddi tazminatın, davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 29/02/2020 tarihinden, diğer davalı .... yönünden kaza tarihi olan 30/04/2019 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE,<br>DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE; 50.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 30/04/2019 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....'dan alınarak davacıya verilmesine,<br>Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sigortalı sürücüye izafe edilen %20 kusur oranının farazi bir değerlendirme olduğunu, kazada sigortalı sürücünün herhangi bir kusuru bulunmadığını, davacı ...'un kazaya tam ve asli kusuruyla sebebiyet verdiğini, sonradan meydana gelen arazların ve artan maluliyet ile kaza arasındaki illiyetin incelenmesi ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması talep edilmişken, itirazlarının neden reddedildiğine dair gerekçe sunulmadan, hatalı maluliyet raporu hükme esas alındığından hatalı yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, sürekli bakıcı giderleri sakatlık teminatı kapsamında olup, sürekli sakatlık ile sürekli bakıcı gideri tek teminat altında değerlendirilerek, teminat üst limiti üzerinden yeni bir hesaplama yapılması gerektiğini, kaza tarihi itibariyle ZMSS teminat üst limiti 360.000,00 TL olup, bu husus dikkate alındığında hükme esas alınan aktüer raporunun hatalı olup yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 1/Kn tablosu (progressif rant) kullanılarak hatalı şekilde hesaplama yapıldığını, kaza tarihinde yürürlükte olan 1,8 teknik faiz hesap yöntemi dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, ayrıca tedavi giderleri SGK sorumluluğunda olup, sigorta şirketlerinin sorumluluğunun kalktığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile yargılamada eksik inceleme yapılması, yürürlükte olan kanun ve genel şartların dikkate alınmaması nedeniyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini, temyiz başvuru haklarının saklı tutulmasını  talep etmiştir.<br>Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; meydana gelen trafik kazasında davalıya alt düzeyden tali kusur verilerek % 20 oranında kusurlu bulunmasının kabul edilemeyeceğini, yerel mahkemece kusura itirazlarının değerlendirilmemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, meydana gelen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, yerel mahkemece Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Biriminden 08.04.2022 tarihli maluliyet raporu aldırıldığını, aldırılan bu rapora itirazda bulunduklarını, müvekkilinin maluliyetinin çok daha yüksek olduğunu, Yargıtay denetimine elverişli olmayan raporun hükme esas teşkil etmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, kaza tarihi itibariyle Erişkinler için Engelilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik Hükümleri yürülükte bulunmakta olup işbu yönetmelik hükmünün karara esas teşkil etmesi gerektiğini, ayrıca yerel mahkeme tarafından somut olay ile bağdaşmayan miktarda manevi tazminata hükmedilmesinin kabul edilemez nitelikte olduğunu, söz konusu kaza sebebi ile müvekkilinin ağır yaralandığını, aylarca tedavisinin devam ettiğini lakin tam anlamı ile iyileşmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin halen hayatını bir başkasının yardımı ile ikame ettirmeye çalıştığını, müvekkilinin yatağa bağımlı hale gelmiş olup ihtiyaçlarını kendisinin gideremediğini, davalının ekonomik durumu oldukça yerinde olup üzerilerine kayıtlı taşınır ve taşınmaz mallar bulunduğunu, müvekkilinin maluliyet oranı, kazanın gerçekleşmesinde hiçbir kusurunun bulunmaması, paranın alım gücü, değişen enflasyon oranları, davalıların ekonomik durumları nazara alındığında manevi tazminat davasının tam kabulünün gerekeceğini, yerel mahkeme tarafından yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin de hatalı değerlendirildiğini, lehlerine hükmedilen vekalet ücretinin olması gerekenden daha düşük olduğunu, aleyhlerine vekalet ücreti hükmedilmemesi gerektiğini, davalıların yargılama giderinden tam sorumlu tutulmaları gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın tam kabulünü, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılar üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava, trafik kazasından kaynaklanan sürekli işgöremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve zorunlu tedavi gideri tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili davalı sigorta vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>1- Kusura ilişkin tarafların itirazlarının incelenmesinde:<br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br>Olaya ilişkin tutulan kaza tespit tutanağında davacının asli, davalının tali kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece hükme esas alınan ATK Trafik ihtisas dairesince düzenlenen kusur raporunda davacının %80, davalının ise %20 kusurlu oluğunun belirtildiği görülmüş olup  kaza tespit tutanağı ile ATK' kusur raporunun birbiri ile uyumlu olduğu  anlaşılmıştır.<br>Olayla ilgili Ceza mahkemesince davalının tali kusurlu olduğu yönündeki kaza tespit tutanağına itibar edilerek davalının mahkumiyeti ile neticede HAGB kararı verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan raporun kazanın oluş şekline ve dosya kapsamına uygun olduğu sonucuna varılarak hüküm verilmesinde  usul ve yasaya aykırı bir durumun olmadığı, anlaşılmakla kusura yönelik tarafların itirazları yerinde değildir.<br>2-Kamu düzeni ve maluliyet ve aktüer raporuna ilişkin davacı ve davalı vekilinin itirazlarının incelenmesinde:<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.<br>Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre maluliyet raporunun ve Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak düzenlenen aktüer raporunun hükme  esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı  ve davalı vekilinin itirazların reddi gerekmiştir.<br>3-Dava tarihinden önce alınan maluliyet raporu ile hükme esas alınan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğuna yönelik davalı vekilinin itirazlarının incelenmesinde:<br>Yukarıda açıklandığı üzere mahkemece hükme esas alınan maluliyet raporu Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre alınmış olup dava tarihinden önce davacı tarafından alınan  15/11/2019 tarihli sağlık kurulu raporu   olayda uygulanması mümkün olmayan  Erişkinler için Engelilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik Hükümlerine göre alınmış olup mahkemeye sunulan ve uygulanması mümkün olmayan aynı yönetmelik hükümlerine göre alınan raporların hükme esas alınamayacağı ve bu nedenle de raporlar arasında çelişkiden bahsedilemeyeceğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi de yersizdir.<br>4-Teminat limitinin aşıldığına yönelik davalı vekilinin istinafının incelenmesinde;<br>Davalılardan ... Sigorta AŞ , kazaya karışan aracın trafik sigortacısı olup, Türk Borçlar Kanununun (TBK) 61. ve 62. maddeleri gereğince tüm tazminattan tek başına (sigorta limitleri dahilinde) sorumludur. Buna göre sigorta şirketi kaza tarihi itibari ile 360.000,00 TL tedavi gideri, 360.000,00 TL sakatlık (sürekli iş göremezlik teminatı limitleri)  ile ayrı ayrı sorumlu olduğundan hükmedilen tazminat miktarlarının teminat limiti dahilinde kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddi gerekir. <br>5-Davalı sigorta vekilinin tedavi giderlerine yönelik istinaf incelemesinde;<br>2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları  nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı\", kanunun geçici 1.maddesi ile de \"Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet  bedelleri  için  bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği\" öngörülmüştür.<br>Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.<br>Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Bunlar faturalandırılmayan giderler olarak da adlandırılır. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderlerin hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.<br>Bu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;<br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.<br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br>Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN  nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu nedenle belgelendirilemeyen zorunlu tedavi giderlerinden davalı sigortanın sorumlu olmadığı yönündeki istinaf itirazları yerinde değildir. <br>6- Davacı vekilinin manevi tazminatın  düşuk  taktir edildiği istinafı yönünden;<br>Hakimin  özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.<br>O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre  manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, tarafların  tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının maluliyet  durumu  , davalının %20 oranındaki kusur durumu ve  olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın  dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla  davacı  vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı  anlaşılmıştır.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ve davalı .. Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmediğinden başvurunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği  esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br><br><br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekili ve davalı .... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,<br>2-Alınması gereken 24.743,88 TL harçtan peşin alınan 6.185,97 TL harcın mahsubu ile bakiye 18.557,91‬ TL harç giderinin davalı ... Sigorta A.Ş.'den tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>3-Davacı tarafça yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden taraflar  üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına<br>Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın maddi tazminat yönünden kararın taraflara tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, manevi tazminat yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.<br> 15/11/2023<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> e-imzalı<br><br>Üye<br><br> e-imzalı<br><br>Üye<br><br> e-imzalı<br><br>Katip<br><br> e-imzalı<br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"694c4d6989a4c759","SID":"2dbede13da564571"}}