{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2021/1431 Esas 2023/1486  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/1431 <br>KARAR NO\t: 2023/1486<br><br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t\t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>TARİHİ\t\t: 08/04/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/745 Esas 2021/248 Karar<br>ASIL DAVA YÖNÜNDEN<br>DAVACI \t\t      <br>VEKİLLERİ\t:<br>DAVALI \t:<br>DAVA\t: Limited Şirket Ortaklığından Çıkarma<br>DAVA TARİHİ\t: 08/07/2020<br>KARAR TARİHİ\t : 26/10/2023 <br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t : 27/11/2023<br><br>\tTaraflar arasındaki haklı nedenle şirketin feshine ilişkin asıl davanın limited şirket ortaklığından çıkarmaya ilişkin birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı, asıl dosyada davacı vekili ile birleşen dosya davacı vekili süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile kardeşleri ...'nun davalı şirketi kurduklarını, ...'nun hissesini satarak şirketten ayrıldığını, ...'nun vefat ettiğini, mirasçıları ..., ... ve ...'nun halen şirket ortağı olduğunu, ...'nun vefat ettiğini ve mirasçılarından ...'nun halen şirket ortağı olduğunu, 12/02/2014 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul ve 2014/001 sayılı kararla şirketi temsil ve ilzam konusunda şirket ortaklarının karar aldıklarını, bu toplantıya şirket ortakları ..., ...'nun katıldığını, ...'nun müdürler kurulu başkanı olarak atanmasıyla ... ve ...'nun münferit imza yetkisi ile müdür olarak on yıllığına seçildiklerini, şirket ortakları arasında 13/06/2016 tarihli bir protokol imzalandığını, protokolün konusunun şirket tasarrufu ile edinilen ve ... adına kayıtlı olan ya da son 6 ay içinde ...'dan üçüncü kişilere devredilen taşınmaz varlıklar ile taşınır varlıklara, alacaklara, şirketi temsil ve idaresine ilişkin olarak tarafların üstlendikleri hak ve yükümlülüklerin belirlenmesine, taşınır ve taşınmaz malların taksimine ilişkin karşılıklı taahhütler olarak kararlaştırıldığını, protokolde sözü geçen taşınmazların şirket malı olmadığını, tarafların 13/06/2016 tarihindeki protokole atıf yaparak 14/06/2016 tarihinde düzenlemiş oldukları ortakların ibrası konusunu içeren ek protokol ile birbirlerini ibra ettiklerini, protokol hükümlerinin müvekkili tarafından yerine getirildiğini, müvekkiline hiçbir zorunluluğu olmadığı halde adına kayıtlı kıymetli taşınmazları şirkete ve diğer ortaklara devrettiğini, buna rağmen diğer ortaklar tarafından 14/06/2016 tarihinde çağrısız genel kurul yapıldığını, bu genel kurul toplantısında müvekkili, ... ve ...'nun 10 yıl süre ile müdür olarak atandığını, ...'nun müdürler kurulu başkanı olarak seçildiğini, şirketin tüm işlem ve yetkilerinin çift imzaya tabi olacağına karar verildiğini, müvekkilinin yönetim yetkilerinin elinden alındığını, alınan bu kararların sonucunda müvekkiline muhalif olan yeğenlerinin şirketin iş ve temsilinde elde ettikleri çift imza yetkisi ile hakim duruma geçtiklerini, müvekkilinin şirket işlerinden dışlanarak, kendisine hiçbir şekilde bilgi vermeden güven sarsıcı işlemlerde bulunduklarını, diğer iki ortak bir araya gelip çift imza yetkisi ile şirketi temsilen bütün iş ve işlemleri gerçekleştirerek, müvekkiline limited şirket müdürü olarak şirketi temsil yetkisinin kullandırmadıklarını, müdürler ... ve ...'nun özen ve bağlılık yükümlülükleri gereğince asli görev ve borçları yerine getirmedikleri gibi kişisel menfaatlerine şirkette kayıt dışı işlem yaparak şirketi zarara uğrattıklarını, Kanundan ve sözleşmeden doğan eşitlik ilkesine de aykırı hareket ettiklerini, yönetim yetkilerini kötüye kullandıklarını, diğer ortakların babaları ile birlikte bu şirketi kurup bu günlere getiren, diğer ortakların amcası olan müvekkilini gösterdiği tüm iyi niyete rağmen şirket yönetiminden dışlayarak pasif hale getirdiklerini, kendisine hiçbir şekilde şirket yönetimi hakkında şirket hesaplarından ve alım satımlardan bilgi verilmeyerek, şirkette bir masada oturur hale getirerek gizli saklı işlemler yaptıklarını, anlaşmazlığın iyi niyet çerçevesinde çözülmesi için arabulucuya başvurarak karşı tarafa şirketten çıkma isteğinin bildirildiğini, bu toplantılarda da şirketten çıkma isteğinin kabul edilmediğini, amcalarının ortaklıktan ayrılması halinde şirketin iş yapamayacağı, zor duruma düşeceği yönünde, kendi menfaatlerine gerekçeler ileri sürdüklerini, müvekkilinin payını vermeyi kabul etmediklerini, müvekkilinin ortaklık payını yok etmeyi amaçladıklarını, delil tespiti yapıldığını, bu tespit sırasında da şirket kayıtları ve stok tespitini yapmak isteyen mahkeme heyeti ile bilirkişilere zorluk çıkarıldığını, bu tespite göre fabrika ve satış işyerlerinde kayıt dışı olan, şirketin envanterine kayıtlı olmayan çok miktarda makina, stok mal ve üretilen mallar bulunduğunun belirlendiğini, çok cüzi bir mal ve makinanın şirket envanterine kaydedildiğini, şirket ortaklarının şahsi hesaplarına ulaşılamadığını, ortaklardan ..., ..., ... ile diğer ortakların yurt içinde yerleşik bankalardaki açık yada kapanmış son beş yıla ait hesap hareketlerinin, şahsi hesapların mahkeme tarafından istenilmesi, alınan malların ve üretilen malların kimlerden alındığı ve kimlere satıldığı, bunların nakliyesine ait faturaların araştırılması halinde şirket kayıtlarına girmeyen satış bedellerinin ortaklar üzerinden yürütüldüğü ve şirketin büyük zarara uğratıldığının anlaşılacağını, şirketin bu günlere gelmesi, itibar kazanması ve piyasadaki marka değerinin oluşmasının müvekkilinin sayesinde olduğunu, piyasadaki insanların şirket üretiminde diğer ortaklardan ziyade müvekkilini tanıdığını, diğer ortakların hem müvekkilini şirket yönetiminden dışlamak hem de müvekkilini sembolik olarak  şirkette tutmak istediklerini, müvekkilinin şirkette kalmasının şirket temsiline güvenin yitirilmesinden dolayı beklenemeyeceğini belirterek haklı sebeplerle davalı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin aile şirketi olduğunu, ..., ..., davalı ... ve ... ortaklığı ile kurulduğunu, tüm ortakların %25 hisseye sahip olduklarını, müvekkili  şirket ortaklarından ...'nun 1997 yılında vefat ettiğini, hisseleri mirasçılarına intikal ettiğini, ...'nun murisi ...'na ait  hisseleri müvekkili şirket nezdinde tek başına temsil ettiğini, şirket ortaklarından ...'nun vefatından hemen önce sahip olduğu hisseleri 1997 yılında ... adına tanzim edilen vekaletname ile davalıya devredildiğini, ...'nun şirketi tek başına temsil etmesi için yetkilendirildiğini, ...'nun ortaklıktan ayrıldığını, müvekkil şirketi münferiden temsil konusunda davalı ile ...’nun yetkisi bulunduğunu, 04/03/2014 tarihinde yayınlanan ticaret sicil gazetesindeki karar ile müvekkil şirketi münferiden temsil konusunda davalı ile ...’na yetki verildiğini, davalının müdürler kurulu başkanı olarak seçildiğini, bu yolla müvekkil şirketi temsil yetkisine haiz olan ...'nun 11/11/1997 tarihinde tüm yetkilerini davalıya devretmiş olduğundan davalının anılan tarihten 14/06/2016 tarihine kadar şirketi tek başına idare ettiğini, 2016 yılında yaşanan yönetim değişikliğinden sonra müvekkili şirket tarafından yapılan araştırmalarda davalının müvekkili şirkete ait bazı gelirleri kendi hesaplarına aktardığının tespit edildiğini, müvekkilinin elde edeceği gelirlerden mahrum kalmasına sebebiyet verdiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, müvekkili şirketin şimdilik 50.000,00 TL alacağının davalıdan faizi ile tahsiline, müvekkilinin şirketin uğramış olduğu zarar için şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan faizi ile tahsiline, müvekkilinin uğramış olduğu manevi zarar için 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tCEVAP<br>\tDavalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin haklı nedenle feshini gerektirecek herhangi bir sebebin bulunmadığını, akdedilen protokolün müvekkili şirketin ticari faaliyetleri neticesinde elde ettiği gelirlerden satın alınan ancak davacının kendi adına tescil edilen ve/veya davacı tarafından edinilmiş olan ve/veya protokol tarihinden 6 ay öncesine kadar devretmiş olduğu taşınmazların müvekkil şirket ortaklarına iade amacıyla akdedildiğini, protokolde tüm taşınmazların davacı yanca hak sahiplerine protokolde belirlenen şartlarla iade edildiğini, davacının müvekkili şirketi feshetmesi sürecini başlatanın protokol olup, davacının protokolü tek cümleyle açıklama sebebinin protokol ile müvekkili şirketin elde etmiş olduğu gelirler ile satın aldığı veya edindiği taşınmazları kendi adına tescil ettirmiş olduğu gerçeğini saklamak olduğunu, ek protokol kapsamında asıl protokolün kısmen davacı yanca yerine getirilmemesi sebebiyle tarafların ibrasının gerçekleşmediğini, her ne kadar davacı temsil yetkisinin elinden alındığını iddia etmiş ise de, çift imza ile şirketi temsil yetkisine haiz olan davacının diğer iki müdürden birisiyle şirketi temsil edebileceğini, iddiaları ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğunu, stok kayıtları ile müvekkili şirketin mizan ve mali tablolarının örtüştüğünü, yine Ankara Sanayi Odasınca tanzim edilen şirketin envanterini gösteren kapasite raporuyla bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda yer alan beyanların birbirini teyit ettiğini bildirerek şirketin fesih talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tBirleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dayandığı vakıaları somutlaştırmadığını, müvekkili hakkında sorumluluk davası açılmasında genel kurul kararı alınmasının dava şartı olduğunu, müvekkili hakkında dava açılmasına ilişkin genel kurul kararı bulunmadığını, müvekkilinin ibra edildiğini, tazminat ve alacak taleplerinin zaman aşımına uğradığını, mal varlığı zararlarının manevi zarar kapsamına girmediğini, müvekkilinin ortaklıktan çıkarılma talebinin şartlarının oluşmadığını bildirerek birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davalı şirketin 16/06/2016 tarihli genel kurulunda 10 yıl süre ile müştereken ..., ... ve ...'nun temsile yetkili kılındığı, şirketin müdürler kurulu başkanının ... olarak seçildiği, davacının müdürler kurulunda yer aldığı, çift imzayla yönetime katılma imkanının bulunduğu, bu suretle yönetim yetkisinin olmadığından bahsedilemeyeceği, çift imzayla yetkili olan davacının imzalarının bulunduğu 2016-2019 yıllarına ait ...Şubesi'ne yazılan birçok talimatın olduğu, davacının şirketten dışlandığı ve kendisine bilgi verilmediği iddialarının sübuta ermediği, davacının şirket yetkilileri ... ve ...'nun görevlerini yerine getirmediklerine yönelik iddiasını ispata yarar somut bilgi ve belge sunmadığı, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2019/171 D.İş sayılı dosyasıyla hazırlanan raporda açıkça hammadde, malzeme, demirbaş ve sarf malzemelerinin tespitinin yapılmadığı, kısa zamanda tespit yapılmasının mümkün olmadığının beyan edildiği, bu suretle anılan raporun eksik incelemeye dayandığı gibi yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda şirket kayıtlarıyla fiili tespitin örtüştüğünün bildirildiği, ASO tarafından hazırlanan kapasite raporuyla envanterinin birbirini tuttuğu, TTK'nun 636/3. maddesi kapsamında doğruluk ve güven kurallarına göre ortaklığın devam etmesinin davacıdan beklenilmeyecek şekilde haklı bir nedenin somut olayda var olmadığı, TTK'nun 621/1-h maddesi uyarınca ortağın haklı sebepler dolayısı ile şirketten çıkartılması talebiyle mahkemeye başvurulabilmesi için temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun birarada bulunduğu, genel kurulda karar alınması gerektiği, somut olayda davalı şirketin 23/12/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısının 6 numaralı kararı ile belirlenen çoğunluk ile karar alındığı, ortaklıktan çıkartılma talebine ilişkin özel dava şartının somut olayda gerçekleştiği, TTK'nun 640. maddesi uyarınca haklı sebebin her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi zorunlu olup, haklı sebebin çıkartılması istenen ortağın şahsından kaynaklanması gerektiği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda davalı ...'nun davacı şirket yetkili temsilcisi olduğu sırada 2013 yılında davacı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren... A.Ş.'yi tek pay sahibi olarak kurması ve yine 13/06/2016 tarihli protokolün konusunun şirket tasarrufu ile elde edilen ve fakat ... adına kayıtlı olan ya da son 6 ay içinde ...'ndan 3.kişilere devredilen taşınmaz varlıklar ile taşınır varlıklara, hak ve alacaklara şeklinde gösterilmesi karşısında protokolün şirket kaynakları ile davalı adına kayıtlı olan mal varlığı unsurlarının paylaşımının öngörüldüğü, protokolde imzası olan davalının ise somut maddi vakayı protokole imza atmakla kabul ettiği, bu suretle şirket kaynaklarıyla mal edindiği protokolle belirlenen davalının, limited şirket ortaklığından çıkartılması için haklı nedenin var olduğu belirtilmiş ise de, davalının tek hisse sahibi olduğu ....A.Ş.'yi 2013 yılında kurduğu, anılan şirketin tasfiye halinde olduğu, davacı şirketin ortakları arasındaki yakın akrabalık ilişkisi gözönünde bulundurulduğunda, davalının anılan şirketi kurduğunun diğer ortaklar tarafından bilinmemesinin, davacı şirket tüzel kişiliğinin bu durumdan haberdar olmamasının mümkün bulunmadığı, şirketin kuruluş tarihinden yaklaşık 7 yıl sonra ortaklıktan çıkartılma davasının açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, aradan geçen yaklaşık 7 yıllık süre içerisinde davacı şirket ortaklarının duruma zımnen rıza gösterdiğinin kabul edilmesi gerektiği, TTK'nun 396. maddesi uyarınca açılan bir tazminat davasının varlığının dahi iddia edilmediği, ayrıca 2016 yılında akdedilen protokol içeriğine göre makul bir süre içerisinde anılan protokol nedeniyle ortaklıktan çıkartılma davası açılması halinde protokol içeriğine konu maddi vakıa haklı sebep olarak kabul edilebilecek idiyse de, protokol tarihinden itibaren yaklaşık 4 yıl sonra anılan protokole istinaden ortaklıktan çıkartılma isteminde bulunulmasının yine hakkın kötüye kullanılması kapsamında kaldığı, aradan geçen 4 yıllık süre içerisinde davacı şirket ortaklarının davalıyı anılan eylemlerinden dolayı affettiğinin kabul edilmesi gerektiği, her ne kadar davacı davalının kurduğu şirketin borçlarını davacı şirkete ödettiği, bir çok çekin davacı şirket hesapları yerine davalının hesaplarına aktarıldığı iddia edilmişsede ibraz edilen bilirkişi heyet raporunda anlaşılacağı üzere somutlaştırılmayan iddialara ilişkin olarak şirket kayıtlarının incelenemediği belirlenmekle anılan iddiaların ispat edilemediğinin kabulünün gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tAsıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ortak tarafından dava tarihinden önce başvurulan arabuluculuğun konusunun ortaklıktan çıkma ve çıkma payının ödenmesi olduğunu, anılan belgedeki talebin açıkça davacı ...'nun müvekkil şirkette ortak olarak yer almak istemediğini, ancak müvekkil şirketin diğer ortaklarını zor durumda bırakmak amacıyla ve kötü niyetle fesih talepli dava ikame etmiş olduğunu ortaya koyduğunu, davacı ...'nun asıl talebinin ortaklıktan ayrılmak olduğu açık ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde sabit iken, açılan davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, şirketin feshi yerine alternatif uyuşmazlık yollarının uygulanmasının TTK'nun 636/3. maddesi ruhuna uygun olacağının hüküm altına alındığını, davacı ortağın talebi olup olmadığına bakılmaksızın fesih yerine ortaklıktan çıkarılma  yönündeki alternatif çözümün değerlendirilmesi gerektiğini, davacı ...'nun müvekkil şirket ortaklığında bulunmak istemediğini, diğer yandan müvekkil şirket tarafından alınan 23/12/2019 tarihli genel kurul kararı ile de davacı ...'nun ortak olarak müvekkil şirkette bulunmasının diğer ortaklar tarafından da istenmediğinin açıkça ortaya konulduğunu, hem davacı yanın hem de müvekkil şirket ortaklarının davacı ...'nun müvekkil şirket ile olan ortaklık ilişkisinin sona ermesi yönünde bir irade uyuşması mevcut iken, bu irade uyuşmasının tarafların ortak kabulünün ve TTK'nun 636/3. maddesi hakkında Yargıtay'ın istikrar kazanan uygulamalarının yok sayılarak hem asıl davanın hem de birleşen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, somutlaştırılmayan bu iddialarla ilgili olarak şirket kayıtlarının incelenmesinin mümkün olmadığını, bu hükümden tespit edildiği üzere birleşen davanın davacısı olan şirketin kaynakları ile davalı ... adına kayıtlı olan bazı malların paylaşıldığını, ortaklıktan çıkarılmak istenen davalı ...’nun altında imzası bulunan protokolde ifade edilen bu durumu kabul ettiğinin tespit edildiğini, protokole konu malların taksim edildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığını, başkaca nedenlerle protokolde ifade edilen ibralaşmanın gerçekleşip gerçekleşmediği meselesinin ise şirket kaynakları ile mal edinen ortak ile diğer ortaklar arasındaki güven ilişkisinin etkilendiği durumuna halel getirmeyeceğini, ortaklıktan çıkartmak istenen ortağın davacı şirket ile aynı konuda faaliyette bulunan başka bir şirket kurması ve yönetmesi ile şirket kaynakları ile mal edinmesinin TTK'nun 640/3. maddesi anlamında haklı sebep oluşturduğunu, TTK'nun 621/1. maddesi uyarınca gerekli olan çoğunlukla çıkarma davası için gerekli genel kurul kararı alındığını, müvekkil şirket tarafında açılan davada davalı ...’nun şirket ortaklığının sona erdirilmesi gereken koşulların ve haklı sebeplerin mevcut olduğunu, bilirkişi heyeti tarafından tanzim olunan raporda davalı ...’nun müvekkil şirket yönetimini tek başına yürütmüş olduğu, tüm söz hakkının kendisinde olduğu bir dönemde, müvekkil şirket ile aynı faaliyet kolunda tek ortaklı olarak bir şirket kurmasının bağlılık ve rekabet yasağına aykırı olduğunun beyan edildiğini, şirket yöneticilerinin sorumluluklarına yönelik TTK'nun 626. maddesine göre şirket müdürleri ve yönetimle görevli kişilerin, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlü oldukları gibi, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacaklarının düzenlendiğini, bu düzenlemeye göre davalı ...’nun müvekkil şirket yönetiminde iken aynı alanda faaliyet gösteren kendine ait tek ortaklı bir şirket kurması ve dava karar tarihi itibariyle halen şirketi feshetmemiş olmasının ortaklıktan çıkarılması için haklı gerekçelerden olduğunu, bunun yanında müvekkil şirket ortakları tarafından davalı ... hakkında 2016 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulduğunu, bu şikayet kapsamında soruşturmanın yürümeye devam ettiği bir aşamada davalı ...’nun ile müvekkil şirket ortakları arasında şirket tasarrufu ile edinilen ve fakat davalı ... adına kayıtlı olan ya da son 6 ay içinde davalı ...’ndan 3.kişilere devredilen taşınmaz varlıklar ile taşınır varlıklara, hak ve alacaklara, şirket temsil ve idaresine ilişkin olarak tarafların üstlendikleri hak ve yükümlülüklerin belirlenmesine, taşınır ve taşınmaz malların taksimine ilişkin karşılıklı taahhütleri konulu 13/06/2016 tarihli protokol imzalandığını, anılan protokol ile müvekkil şirketin ticari faaliyetleri sonucunda elde etmiş olduğu gelirlerden satın alınan ancak davalı ...’nun kendi adına tescil edilen ve/veya ...’nca edinilmiş olan ve/veya protokol tarihinden 6 ay öncesine kadar devretmiş olduğu taşınmazları müvekkil şirket ortaklarına iade etmek amacıyla yapılmış olduğunu, bu iadeye ilişkin şartların belirlenmiş bulunduğunu, ...’nun kendi mülkiyetinde olan bir kısım taşınmazları ortaklara iade ettiğini, protokol içeriği incelendiğinde ...’nun müvekkil şirketin gelirleri ile bu taşınmazları edindiğini kabul ettiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayetten vazgeçilmesi ve Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davadan feragat edilmesi karşılığında müvekkil şirket gelirleri ile edinmiş olduğu ve ancak kendi adına tescil ettirmiş olduğu taşınmazları müvekkil şirket ortaklarına iade etmeyi kabul ettiğinin görüldüğünü, müvekkili şirket ortakları ile davalı ... arasında imzalanan protokolde belirlenen tüm taşınmazların ... tarafından hak sahiplerine protokolde belirlenen şartlar kapsamında iade edildiğini, davalı ... ile müvekkili şirket ortakları arasında akdedilen işbu protokolün dahi davalı ...’nun müvekkil şirket gelirlerini kendi hesaplarına aktarmış olduğunun tek başına ispatı niteliğinde bulunduğunu, protokol hükmünde tespit edildiği üzere birleşen davanın davacısı olan şirketin kaynakları ile ... adına kayıtlı olan bazı malların paylaşıldığını, ortaklıktan çıkarılmak istenen ...’nun altında imzası bulunan protokolde ifade edilen bu durumu kabul ettiğinin tespit edildiğini, protokole konu malların taksim edildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığını, başkaca nedenlerle protokolde ifade edilen ibralaşmanın gerçekleşip gerçekleşmediği meselesinin ise, şirket kaynakları ile mal edinen ortak ile diğer ortaklar arasındaki güven ilişkisinin etkilendiği durumuna halel getirmeyeceğini, bu durumun bilirkişi raporu ile belirlendiğini, şirket kaynaklarının şirket müdürü ... tarafından kullanılmış olmasının kendisine duyulan güvenin yok olmasına sebebiyet verdiğini, şirket ortaklığının devamında bir fayda kalmadığının açık ve tereddüde yer bırakmayacağının bilirkişi raporunda ifade edildiğini, davalı ... tarafından gerçekleştirilen eylemlerin şirket yöneticisinin sorumluluğu ile bağdaşmaması sebebiyle şirket ortaklığına devam etmesinin müvekkil şirket ortaklarından beklenemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. <br>\tAsıl davada davacı birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  kanuna aykırı oluşturulan bilirkişi heyeti marifetiyle hazırlanan rapora değer verilerek karar verilmesinin doğru olmadığını, hukuk öğrenimi gördüğü anlaşılan ...'in hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğu belgelendirilmeden ticaret hukuku öğretim üyesi sıfatıyla görevlendirilmesinin kanun hükmüne açıkça aykırılık teşkil ettiğini, hukuk kurallarını re'sen araştırıp bulma ve olaya uygulamanın zaten hakimin işi olduğunu, listede yer almadığı halde anılan kişinin bilirkişi seçilmesinin kanuna aykırılık teşkil ettiğini, dava yönünden haklı sebebin gerçekleştiğini, ortaklığın devam etmesi doğruluk ve güven kurallarına göre beklenemiyorsa, haklı sebep gerçekleştiğini, ayrıca TTK'nun 636/3. maddesinde her ne kadar haklı sebepler ifadesi ver alıyorsa da, davanın kabulü için tek bir haklı sebebin meydana gelmesinin dahi yeterli olduğunu,  cevap dilekçesindeki beyanlardan şirketin yöneticisi ve ortağı olan yeğenlere kurucu ortak olan müvekkilinin davalı şirkette varlığının husumet derecesinde göze battığının görüldüğünü, davalı şirket yöneticisi çift imza yetkisine sahip ... ve ... isimli yeğenler avukatları marifetiyle gönderdikleri ihtarname ile müvekkilinin açtığı fesih ve kendilerinin açtıkları ortaklıktan çıkarma davasını bahane ederek müvekkilinin kullanmakta olduğu şirkete ait aracın şirkete iadesini istemekten çekinmediklerini, gerçek durumun çift imza yetkisine sahip yönetici ortaklar ... ve ...'nun hasmane tavırlarını sürdürdüklerin, ..., ... ve ...'nun on yıl süre ile şirket müdürü olarak seçildiğini, hemen akabinde ...'nun müdürler başkanı olarak atandığını, şirketin temsil edileceği hususun da uzun bir metin halinde yazıldıktan sonra bu yetkilerin şirket müdürlerinin çift imzayla yetkili kılınmasına karar verildiğini, mahkemenin gerekçesinin tam tersine, çift imza yetkisini alan ... ve ...'nun bu tarihten sonra şirket müdürü olan müvekkilini hiçbir işe karıştırmadıklarını, 2016 yılından sonra bir kısım banka işlemlerinde zaruret duyulması nedeniyle imzasının alınmasının işlere karıştırıldığı şeklinde yorumlanamayacağını, müvekkilinin alım satım ve müşteri ilişkilerine karıştırılmadığını, şirketin faaliyetlerinin geliştirilmesi, ileriye yönelik program ve fizibilite çalışmaların dahil edilmediğini, görüşünün dahi alınmadığını, haklı sebeplerden bir diğerinin ise şirket müdürleri ..., ...'nun şirketi kendilerine aşırı derecede borçlu hale getirdiklerini, şirketin ortaklarına olan borçlarının müvekkiline 293.175,00 TL, ...'na 1.447.870,44 TL, ...'na 989.825,00 TL, ...'na 134.100,00 TL, ...'na 80.000,00 TL olduğu belli iken, mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda 31/12/2020<br>tarihi itibariyle şirketin ortaklara borçlarının müvekkiline 100.000,00 TL azalarak 193.175,00 TL, ...'na 272.250,00 TL artarak 1.775.620,44 TL, ...'na artarak 1.358.700,00 TL ...'na 58.87500 TL artarak 192.975,00 TL, ...'na 80.000.00 TL olduğunun görüldüğünü, şirket borçlarının önemli bir kısmının şirket müdürü ...'na artarak 1.75,620,44 TL ve yine şirket müdürü ...'na artarak 1.358.700,00 TL'yi bulması karşısında şirketin, ortak yöneticilere yüksek miktarda borçlandırılmasının sebepleri ve alınan bu borç paraların şirket tarafından nerelere ne maksatla harcandığının, şirkete banka kanalıyla bu kadar ödeme yapılıp yapılmadığının bilirkişiler tarafından araştırılması gerekirken, bilirkişilerin sadece şirketin borçları kapsamında ortaklara olan borçlarını belirlediklerini, nakdi sıkıntısı olmayan şirketin, müdür ortaklar ..., ...'na olan borçlarının reel olmadığını, bu şirket müdürlerinin şirketi kendilerine borçlu hale getirmelerinin asıl amacının şirketten çıkmak isteyen müvekkilinin şirket payını düşürmeye matuf kötü niyetli davranış olduğunun mahkemece gözden kaçırıldığını, davalı tarafın talebine ve yararına olacak bir biçimde TTK'nun 640/3 maddesi doğrultusunda çıkarılma yönünden değerlendirme yapmadan taleplerinin reddine karar verildiğini, mahkemenin birleşen dava yönünden red kararı davaya cevaplarımıza uygun olup doğru gerekçeye dayandığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının asıl dava yönünden kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tAsıl dava; limited şirketin haklı nedenle feshi, birleşen dava ise limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkarma, alacak, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tAnkara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/171 D. İş sayılı tespit dosyası, anılan dosyada makine mühendisi ve mali müşavir bilirkişi heyetinden alınan 10/12/2019 tarihli tespit raporu, davalı şirket ticaret sicil kaydı, davalı şirket 23/12/2019 ve 14/06/2016 tarihli genel kurul kararları, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin davalı şirket hakkındaki kapasite raporu, 13/06/2016 tarihli protokol, 14/06/2016 tarihli ek protokol, yargılama aşamasında mali müşavir, gayri menkul değerleme uzmanı, makine mühendisi, hukukçu ve marka uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 02/03/2021 tarama tarihli rapor dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tBirleşen davaya ilişkin davanın birleşme kararından sonra yapılan yargılama sırasında, 15/10/2020 tarihli celsede birleşen davada davalı aleyhine açılan sorumluluk davasına konu alacak, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden açılan birleşen davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydına karar verilmiş olup, işbu davada birleşen davaya ilişkin haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkartılması talebine ilişkin yargılamaya devam edilmiştir. <br>\tDavalı şirketin ticaret sicil dosyasından, şirketin 2.025.000,00 TL sermayesi bulunduğu, 648.000,00 TL sermaye karşılığı 6.480 payının ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının  ...'na, 688.500,00 TL sermaye karşılığı 6.885 payının ...'na ait olduğu anlaşılmıştır. <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi heyeti raporunda, asıl dava yönünden fesih koşullarının oluşmadığı, birleşen davada limited şirket ortaklığından çıkarılma koşullarının oluştuğu, karar tarihine en yakın öz varlığının rayiç değere göre çıkarılmak istenen ...'nun payının 1.747.098,96 TL olduğu, davalı şirketin 20.250 adet hissesinden 6.885 adedini davacı ...'na ait bulunduğu, şirket kayıtlarıyla fiili tespitin örtüştüğü, ASO tarafından hazırlanan kapasite raporu ile envanterin birbirini tuttuğu, davacı ...'nun şirketi yönettiği sırada 2013 yılında dava dışı ... ... A.Ş.'yi tek pay sahipli olarak kurduğu, kurulan şirketin amaç ve konusunun birleşen dosya davacısı şirket ile aynı olduğunu, şirketin halen ticaret sicilinden terkin edilmediği, birleşen davada davacı, çıkarılmak istenen ortağın kurduğu şirketin borçlarını müvekkili şirkete ödettiği, birçok çekin müvekkili şirket hesapları yerine ortaklıktan çıkarılmak istenen kişinin hesaplarına aktarıldığını ifade etmişse de buna ilişkin bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı, somutlaştırılmayan bu iddialarla ilgili olarak şirket kayıtlarının incelenmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasında akdedilen protokol ile birleşen davanın davacısı olan şirketin kaynakları ile davalı ... adına kayıtlı odlan bazı malların paylaşıldığı, ortaklıktan çıkarılmak istenen ortağın davacı şirket ile aynı konuda faaliyette bulunan başka bir şirket kurması ve yönetmesi ile şirket kaynaklarıyla mal edinmesinin haklı sebep oluşturduğu, buna ilişkin genel kurul kararı alındığı yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tAsıl davada davacı yan şirket yetkililerinin işlemleri nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını, kişisel menfaatlerini gözeterek iş ve işlemler gerçekleştirdiklerini, yönetim yetkilerini kötüye kullandıklarını, müvekkilinin yönetim yetkilerinin elinden alındığını, şirket hesaplarından ve alım satımlarından kendisine bilgi vermeyerek gizli işlemler yaptıklarını, şirketten çıkma isteğinin kabul edilmediğini, limited şirketin feshi için haklı sebep koşulunun gerçekleştiğini iddia etmiş, asıl davada davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Birleşen davada davacı yan davacının tek başına şirketi yönetim sürecinde şirketin gelirlerini kendi şahsi hesabına aktararak şirketi elde edeceği gelirlerden mahrum bıraktığını, şirketin bazı gelirlerini kendi hesaplarına aktardığını, şirket ortaklığından çıkarılması için haklı sebep koşulunun gerçekleştiğini iddia etmiş, birleşen davada davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tAsıl davada uyuşmazlık, limited şirketin haklı nedenle feshi koşullarının oluşup oluşmadığı, tefrik sonucu birleşen davada uyuşmazlık haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkarma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tAsıl ve birleşen davada davacılar vekillerinin istinaf itirazları incelendiğinde, davacı ...'nun davalı ... ... Ltd. Şti. ortağı olduğu, şirketin 2.025.000,00 TL sermayesi bulunduğu, 648.000,00 TL sermaye karşılığı 6.480 payının dava dışı ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının dava dışı ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının dava dışı ...'na, 229.500,00 TL sermaye karşılığı 2.295 payının dava dışı ...'na, 688.500,00 TL sermaye karşılığı 6.885 payının davacı ...'na ait olduğu dosya içeriğiyle sabittir. <br>\tAsıl dava yönünden, 6102 Sayılı TTK'nun 636/3. maddesi uyarınca, haklı sebeplerin varlığı halinde, her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemenin istem yerine, davacı ortağa payın gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği, aynı Yasa'nın 638/2. maddesinde ise, her ortağın haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabileceği, mahkemenin istem üzerine dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebileceği düzenlemeleri mevcuttur.<br>\tTürk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin feshinde haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplerin neler olabileceğine madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK'nun 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldığı ifade edilmiştir. <br>\tDoktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında \"şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması\", \"şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması\", \"şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi\", \"azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması\", \"azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi\" ve \"pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması\" şirketin feshi açısından örnek olacak şekilde haklı sebep olarak sayılmıştır. <br>\tHakim her somut olayda haklı sebep bulunup bulunmadığını durumun özelliğine  göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. <br>\tÇamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. <br>\tLimited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebepler de haklı sebep olarak ileri sürülebilir. <br>\tHaklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteliği ve ortaya çıkardığı sorunlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. <br>\tAsıl davada somut olayda, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile şirket kayıtlarıyla fiili tespitin örtüştüğünün, ASO tarafından hazırlanan kapasite raporuyla envanterinin birbirini tuttuğu tespit edilmiştir. <br>\tDosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerden davacının davalı şirketin 16/06/2016 tarihli genel kurulunda alınan karar ile 10 yıl süre ile dava dışı ... ve ...'yla birlikte müştereken davalı şirketi temsil yetkisi bulunduğu, davacının müdürler kurulunda yer aldığı sabittir. Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere davacının anılan tarihlerde çift imzayla yönetime katılma hakkı bulunmaktadır. Davalı şirketin 2016-2019 yıllarına ilişkin ...Şubesine yazdığı birçok talimattan çift imzayla şirketi temsil yetkisi bulunan davacının imzaları bulunmaktadır. <br>\tDavacı ortağın doğruluk ve güven kurallarına göre haklı bir nedenin somut olayda var olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Alınan bilirkişi raporunda da asıl dava yönünden haklı nedenle limited şirket fesih koşullarının gerçekleşmediği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tHal böyle olunca, mahkemece asıl davada davacının davalı şirketi 16/06/2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle çift imzayla temsil yetkisi bulunduğu, anılan yetki çerçevesinde bankaya yazılan birçok talimatta davacının imzasının yer aldığı, davacının şirketten dışlandığı ve kendisine bilgi verilmediği, diğer şirket yetkililerinin görevlerini yerine getirmediklerine yönelik iddiasını ispata yarar herhangi bir somut delil sunmadığı, asıl davaya ilişkin bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gözetilerek asıl dava yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.  <br>\tBirleşen dava yönünden, 6102 Sayılı TTK'nun çıkarılma başlıklı 640/3. maddesinde, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması halinin saklı olduğu, aynı yasanın genel kurulunun yetkileri başlıklı 616/1-h. maddesinde bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hususunun genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayıldığı, yine aynı yasanın önemli kararlar başlıklı 621/1-h. maddesinde ise bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için de genel kurul kararıyla temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabileceği düzenlenmiştir.<br>\tTTK'nun 640/3. maddesi gereğince haklı sebebe dayalı olarak limited şirket ortağının şirketten çıkarılması için dava, ancak şirket tarafından ve genel kurulun bu konuda vereceği bir karar üzerine açılabilecektir. <br>\tBirleşen davada somut olayda davalı şirketin 23/12/2019 tarihli genel kurul kararıyla davalı ...'nun şirket ortaklığından çıkarılması için mahkemeye başvurulmasına karar verilmiş olup, anılan karar TTK'nun 621/1-h maddesinde yer alan karar nisabına uygun olarak alınmıştır. <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda birleşen davada davalının haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkarılma koşullarının oluştuğu yönünde kanaat bildirilerek birleşen dosya davalısının çıkarılma payı hesaplanmıştır.<br>\tBirleşen dosya davalısı dava dışı ... ... A.Ş.'yi tek ortaklı olarak 2013 yılında kurmuştur. Davacı şirketin ortakları arasında yakın akrabalık ilişkisi bulunmakta olup, anılan şirketin davalı tarafından kurulduğunun diğer ortaklar tarafından bilinmemesi mümkün değildir. 2013 yılında davalı tarafından anılan şirket kurulduktan sonra işbu birleşen dava aradan 7 yıl geçtikten sonra 2020 yılında açılmıştır. Davalı aleyhine TTK'nun 396. maddesine dayalı olarak herhangi bir tazminat davası açıldığı da ileri sürülmemiştir. Geçen süre gözetildiğinde ise davalı tarafından anılan şirketin kurulmuş olmasının limited şirket ortaklığından çıkarmada haklı sebep oluşturduğu iddiasının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gibi, diğer ortakların aradan geçen süre içerisinde mevcut duruma zımnen rıza gösterdiklerinin kabulü gerekir. Davacı şirket tarafından anılan şirket borçlarının davalı tarafından davacı şirkete ödettirildiğine ilişkin iddia ileri sürülmüş ise de bu iddia somutlaştırılmadığı gibi, iddianın ispatına yarar herhangi bir bilgi ve belgede dosyaya sunulmamıştır. <br>\tÖte yandan, birleşen dosya davalısı şirketin ortakları ile davalı ortak arasında 13/06/2016 tarihli protokol ve 14/06/2016 tarihli ek protokol imzalanmıştır. Protokol içeriğinden davacı şirket gelirleri ile davalı ortağın mal edindiği anlaşılmakta ve bu durumun limited şirket ortaklığından çıkarılma için haklı sebep oluşturduğu kabul edilebilecek ise de, protokol tarihi ile birleşen dava tarihi arasında yaklaşık 4 yıllık süre geçmiştir. Protokol tarihinden 4 yıl geçtikten sonra protokole dayalı olarak işbu birleşen davanın açılması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gibi, davacı şirket ortaklarının davalı ortağı protokoldeki eylemlerinden dolayı affettiğinin kabulü gerekir. <br>\tHal böyle olunca, mahkemece, birleşen davada haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkarma koşullarının gerçekleşmediği gözetilerek bilirkişi raporundaki görüşten ayrılmak suretiyle birleşen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl dava ile birleşen davanın ayrı ayrı reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden asıl dosya davacısı vekili ile birleşen dosya davacısı vekillinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Asıl davada davacı vekili ile birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Asıl davada davacıdan alınması gerekli olan 269,85 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 210,55 TL'nin asıl davada davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Birleşen davada davacıdan alınması gerekli olan 269,85 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 210,55 TL'nin birleşen davada davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/10/2023<br><br>Başkan - ...              Üye - ...                      Üye - ...              Zabıt Katibi - ...<br>...          ...       ...        ... <br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9e8e86ce39b25500","SID":"a75f236c1540a9a3"}}