{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/03/2022<br>NUMARASI\t\t:  Esas -  Karar<br><br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: ... - (T.C. Kimlik No: ...) <br>VEKİLİ\t: Av. ... -<br><br>DAVALI\t:  <br>VEKİLLERİ\t: Av. ... - <br>\t  Av. ... - [<br>DAVA\t\t: Tazminat <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 09/10/2023<br>YAZIM  TARİHİ\t: 10/10/2023<br>  Taraflar arasında görülen davada Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br>DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin hırdavat alım-satım işi ile uğraştığını, bu ticareti sırasında bazı tahsilatlarını nakit, bazı tahsilatlarını ise veresiye veyahut kambiyo evrakına bağlı olarak gerçekleştirdiğini, gerçekleştirdiği satış işleminden kaynaklı olarak, keşidecisinin ... olduğu, 20.12.2012 keşide tarihli, 25.07.2013 vadeli ve 13.000,00 TL bedelli bir adet senedin bulunduğunu, müvekkilinin, tahsilatlarının daha düzenli olabilmesi adına, bu kambiyo evrakını davalı banka şubesine teslim ettiğini, bu teslimden sonra alacağının tahsilini bekleyen müvekkilinin senedin vadesi geldiğinde alacağının tahsili için banka şubesine gittiğini ancak, davalı banka şubesinin alacağa konu kambiyo evrakının davalı banka uhdesindeyken kaybolduğu bilgisinin verildiğini, senet bedelinin tahsil edilememesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, bu zararın davalının kusurundan kaynaklandığını ileri sürerek, senet bedeli 13.000,00 TL'nin 25.07.2013 vade  tarihinden itibaren  işleyecek reeskont faiziyle  tahsiline, dava dışı borçlu aleyhine başlatılan icra takip masrafları 1.087,50 TL ve peşinen ödenen 27.70 TL olmak üzere toplam 1.115,20 TL' nin dava tarihinden işleyecek faiziyle  tahsiline karar verilmesini talep ve dava  etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili, meydana gelen zarar ile senedin ziyaı arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını  savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, \"...Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; davalı uhdesindeyken kaybolan senet dolayısıyla zarar meydana geldiğine dair iddialara yönelik ispat külfeti davacı üzerinde olup, ilgili senedin keşidecisinden tahsilat yapılamamasında davalının kusurunun bulunduğuna dair muteber herhangi bir delilin olmaması, salt senedin kaybedilmesi hususunun ilgili senede ilişkin zayi nedeniyle iptaline karar verilmesi karşısında davalının sorumluluğunu doğuracak bir eylem niteliğinde olmaması , yine  senet üzerinde keşideci haricinde ciranta kayıtlarının olduğuna dair soyut beyanlar dışında herhangi bir muteber delil sunulmaması karşısında ilgili senet borcunun tahsil edilememesi ile davalının senedin kaybedilmesine yönelik eylemleri arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığından ispatlanamayan davanın reddine ...\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davaya konu bononun davalı bankanın uhdesindeyken kaybolduğunu, borçlulara ihbarname gönderilemediği gibi cirantalara da başvuru imkanı kalmadığını, senedin müvekkiline ciro yolu ile geçtiğini, dava konusu bononun kaybedilmesinin akabinde ise, davalı banka tarafından Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. ve ... K. sayılı kararı ile davaya konu bono yönünden iptal kararı verildiğini, keşideci ile müvekkili arasında doğrudan bir ticaret olmaması, senedin ciro yolu ile elde edilmesi nedeniyle keşideciye ait herhangi bir kimlik veyahut fatura bilgisinin de müvekkilinde bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin müşterisinden aldığı evrakta kaçıncı ciro olduğunun dahi belirli olmadığını, davalı bankanın, tahsil için kendisine teslim edilen senedin suretini dahi almadığı için müvekkilinin kime karşı işlem yapacağını dahi bilmediğini, davalı bankanın müvekkilinin taşınır bir malına zarar verdiğini, mahkemece ise, uğranılan zarar ile davalının kusuru arasında illiyet bağının olmamasından bahsedildiğini, müvekkilinin zararının, bankanın kusurundan kaynaklanmadığının iddia edilmesi ve bunun kabul edilmesinin hukuka ve vicdana aykırı olduğunu, bononun tahsil için tahsil cirosuyla bankaya verildiğine göre davalının vekil hamil durumunda olduğunu, vekilin BK'nın 506 maddeleri uyarınca vekil edenine karşı vekaleti iyi bir şekilde ifa ile mükellef olup, ihmal ve dikkatsizliğinden doğan zararlardan da sorumlu olacağını, müvekkilinin ortaya çıkan ve dava tarihi itibariyle giderilmemiş olan zararına davalı vekil hamilin özensizliğinin yol açtığını, davalı bankanın, müvekkilin takibi geç başlattığından bahsettiğini ancak, vadenin 25.07.2013 olduğu ve iptal zayi başvuru tarihlerinin ise 9.6.2014 tarihi olduğunu, davalı bankanın açık kusurlu olduğunu beyan ederek yerle mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, davalının kusuru nedeniyle kaybedilen bononun, tahsil edilememesinden kaynaklı uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.<br>İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen  kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Somut olayda, davacı tarafça hamili olduğu bononun  davalı banka şubesine tahsil için verildiği, vade tarihi geldiğinde ise, davalı tarafından kaybedildiğinin söylendiği, davalı bankanın bononun iptali için dava açtığı ve zayi nedeniyle iptaline karar verildiği, bononun davalının kusuru nedeniyle kaybolduğundan davalıya ihtarname gönderilerek bono bedelinin talep edildiği ancak, davalı tarafından bono borçlusuna başvurulması gerektiğinden bahisle ihtara olumsuz cevap verildiği, sonrasında dava dışı keşideci aleyhine takip başlatıldığı ve takibin semeresiz kaldığı, ilgili icra dosyasından aciz belgesi alındığı, davalının kusurlu eylemi neticesinde zarara uğranıldığından davalı tarafından tazmini gerektiği iddia edilmiş, davalı tarafından ise, davacının zararı ile eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, bunun varlığının davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği savunulmuştur.<br>Mahkemece de, davacının zararı ile davalının eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Ancak, somut uyuşmazlıkta uygun illiyet bağının varlığının davacı tarafça ispatlanması gerektiği,  uygun illiyet bağının varlığı için davalının eylemi olmasaydı davacının, dava konusu bononun vade tarihinden sonra davacının; gerek temel ilişkiye dayanarak senedi devraldığı kişiye, varsa diğer cirantalara ve keşideciye müracaatı halinde, alacağını tahsil etme imkanı bulunmakta ise; davalı eylemi ile davacı zararı arasında illiyet bağının varlığının, aksi durumda, alacağını alma imkanı yoksa ise, illiyet bağının bulunmadığının kabulü gerektiği, dosya içeriğinde, bonoların vade tarihleri itibariyle bono keşidecisinin ödeme gücünün bulunup bulunmadığı hususunun araştırılmadığı, açılan davanın tazminat davası olduğu dikkate alınarak yukarıda açıklana hususlar çerçevesinde davacıya ispat imkanın tanınıp, tüm deliller toplandıktan sonra değerlendirme yapılması gerekirken eksik incelemeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi  yukarıda  açıklandığı üzere; <br>1- Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile; Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/03/2022 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,<br>2- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>4- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>5- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>6- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4 maddesi gereğince kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/10/2023 tarihinde oy çokluğu ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.<br><br><br>     Başkan ...                 Üye ...                        Üye ...                   Katip ...<br>         e-imzalıdır                    e-imzalıdır                         e-imzalıdır                      e-imzalıdır<br>                                               (muhalif)<br><br><br><br><br>\tMUHALEFET ŞERHİ: Dava, davalının kusuru nedeniyle kaybedilen bononun, tahsil edilememesinden kaynaklı uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.<br>İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen  kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Yukarıda da açıklandığı üzere; Somut olayda, davacı tarafça hamili olduğu bononun  davalı banka şubesine tahsil için verildiği, vade tarihi geldiğinde ise, davalı tarafından kaybedildiğinin söylendiği, davalı bankanın bononun iptali için dava açtığı ve zayi nedeniyle iptaline karar verildiği, bononun davalının kusuru nedeniyle kaybolduğundan davalıya ihtarname gönderilerek bono bedelinin talep edildiği ancak, davalı tarafından bono borçlusuna başvurulması gerektiğinden bahisle ihtara olumsuz cevap verildiği, sonrasında dava dışı keşideci aleyhine takip başlatıldığı ve takibin semeresiz kaldığı, ilgili icra dosyasından aciz belgesi alındığı, davalının kusurlu eylemi neticesinde zarara uğranıldığından davalı tarafından tazmini gerektiği iddia edilmiş, davalı tarafından ise, davacının zararı ile eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, bunun varlığının davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği savunulmuştur.<br>Mahkemece de, davacının zararı ile davalının eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Somut uyuşmazlıkta,  ispat yükü davacı üzerinde olup, davacının zararı ve zarar ile davalının eylemi arasında illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerektiği  yani, davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bonoların kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil etmemesi arasında doğrudan illiyet bağının ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerektiği, başka bir deyişle, uygun illiyet bağının varlığı için davalının eylemi olmasaydı davacının, dava konusu bononun vade tarihi itibariyle alacağına kavuşma ihtimalinin bulunması gerektiği, eğer dava konusu bono kaybedilmeseydi dahi davacının gerekli hukuki yollara başvurmasına rağmen alacağına kavuşmasının mümkün olmadığı sonucuna varılıyorsa illiyet bağının varlığından bahsedilemeyeceği,  Yargıtay 11. HD'nin 2011/7913 E-8314 K. , 2014/9142 E-2015/5967 K., 2016/693 E-2017/3369 K, 2015/15330 E-2017/2742 K. sayılı ilamlarının da bu doğrultuda olduğu  bu itibarla, davacının kendi beyanı ile de ciro yoluyla kendisine geçtiği anlaşılan bononun davalı tarafından kaybedilmesi ile uğranıldığı iddia edilen zarar arasında illiyet bağının varlığının ispat edilemediği, davacının ticari ilişki içerisinde olduğu kendisinden önceki cirantaya da başvurabileceği gibi, bononun iptali kararı sonrası keşideci aleyhine başlattığı icra takibinin de karardan yaklaşık 1 yıl sonra başlatıldığı, bu nedenle davacının tüm yasal yolları tükettiğinden ve zararın davalının eyleminden kaynaklandığından  bahsedilemeyeceği, bu nedenle mahkemece verilen davanın reddine dair karar yerinde olduğundan davacı vekilinin  istinaf isteminin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan  reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın heyetin aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.<br><br><br><br><br>Üye ...<br>e-imzalıdır <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1a44430e388cb626","SID":"2891ca6009d3f926"}}