{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi  Esas-Karar No: 2023/1120 - 2023/1466<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t: 2023/1120 <br>KARAR NO\t: 2023/1466<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 05/06/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/373 Esas 2023/391 Karar<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t:  <br>DAVALI\t: <br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat ( Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 08/11/2023<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 27/11/2023<br><br><br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile  anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ...'ın kayıt maliki ve sürücüsü olduğu,  davalı şirkete sigortalı araç ile davacının yolcu olarak bulunduğu aracın 26/06/2017 tarihinde neden oldukları kaza sonucu davacının yaralandığını, maluliyetinin meydana geldiğini, zararlarından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, sürekli ve geçici iş göremezlik için ayrı ayrı 10,00 TL, tedavi gideri, estetik ameliyat gideri ve ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile ayrı ayrı 10,00 TL olmak üzere toplam 50,00 TL'nin davalıdan tahsili istemiştir.<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile  araç işleteni ve sürücüsü olan dava dışı ... arasında 23/11/2017 tarihinde uzlaşmaya varıldığını, CMK nın 253/19 maddesine göre uzlaşmaya varılması dolayısı ile  sigortalının/işletenin poliçe  kapsamındaki sorumluluğunu üstlenen ve bu nedenle müteselsil sorumlu olan davalı şirketten de talepte bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. <br><br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davadaki talebin davalıya sigortalı araç ile davacının yolcu olarak bulunduğu aracın neden olduğu kaza sonucu yaralanan davacıda oluşan bedensel zararlar ile tedavi giderlerinin davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu, davacının yaralanması ile sonuçlanan trafik kazası nedeni ile Elmadağ C. Başsavcılığı'nın 2017/1454  sayılı suç soruşturma dosyasında,  davacının maddi ve manevi hiç bir talepte bulunmaksızın, bedelsiz olarak dava dışı sigortalı araç sürücüsü ve işleten ile uzlaşmayı kabul ettiği, bu uzlaşmada sigorta şirketi ile ilgili talepler saklı tutulmadan anlaşmaya varıldığı, davacının bedelsiz olarak uzlaşmaya vardığı, sigortalı aracın sürücüsü ve işleteni olan dava dışı ...'ın zarara neden olduğu iddia edilen araç için trafik sigorta poliçesi düzenleyen davalı şirket ile davacıya karşı poliçe kapsamında yer alan ve dava dilekçesine konu talepler yönünden  birlikte müteselsilen sorumlu olduğu, davacının müteselsil sorumlulardan dava dışı sürücü ve işleten yönünden karşılıksız uzlaştığı ve sigorta şirketine ilişkin talep haklarını saklı tutmadığı için CMK nın 253/19 maddesi uyarınca artık diğer müteselsil sorumlu olan davalı sigorta şirketinden maddi tazminat talebinde bulunma hakkını kaybettiği gerekçesi ile;  “5721 sayılı Yasa'nın 253/19, 6100 sayılı Yasa'nın 114/2, 115/2 maddeleri uyarınca davanın reddine,” karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın hatalı olduğunu Antalya Bam 4 H.D. kararında da açıklnadığı üzere, uzlaşmada sigorta hakkında dava haklarından açıkça vazgeçildiğinin  belirtilmediğini, bu nedenle sigorta şirketinin sorumluluğunun devam ettiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen karardaki kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınılık olarak, HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde; <br>\tDava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir. İlk derece mahkemesi; davadan önce davacının, sigortalı araç sürücüsü ile ceza soruşturması sırasında uzlaştığından bahisle, CMK'nın 253/19 maddesi gereğince sürücü hakkında dava açılamayacağı gibi müteselsil sorumlu davalı sigorta şirketi hakkında da dava açılamayacağından davanın HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri gereğince reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tYerel mahkeme tarafından davanın, bir kısım suç teşkil eden eylemler yönünden CMK'da kabul edilen ve alternatif çözüm yolu olan uzlaşma/uzlaştırma ile eylemin faili ile mağduru olan davacının uzlaşmış olmaları nedeniyle TBK'nın 166 ve 168. maddesi de gözetilerek, davacının haksız eylem neticesinde zararlarını CMK'nın 253/19 maddesindeki düzenleme nedeniyle talep edemeyeceğinden bahisle  davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. <br>\tMahkemece karar verildiği tarihteki uzlaşmanın sonuçlarını düzenleyen CMK'nın 253/19 maddesinde  “(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.”  denilerek, uzlaşmanın ceza yargılaması ve hukuk yargılaması açısından sonuçları düzenlenmiş, ilgili düzenlemede \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" denilerek, uzlaşma sağlanması durumunda kesin kes hukuk mahkemesinde aynı  eylem nedeniyle tazminat davası açılmayacağı kabul edilmişken, ilgili düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle yapılan iptal başvurusu üzerine  Anayasa Mahkemesi'nin, E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023 tarihli, 18/10/2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren iptal kararı ile ilgili maddedeki  \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" hükmünün iptaline karar vermiştir. \t<br>\tAnayasa Mahkemesi İptal gerekçesinde;<br>\t\"12. Anayasa’nın 13. maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz' denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.<br>\t13. Kanunilik ölçütü uyarınca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.<br>\t14. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması icap eden bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.<br>\t15. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkraları uyarınca hangi suçlar hakkında uzlaşmanın sağlanabileceği belirlidir. Kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar soruşturma konusu suç nedeniyle açılacak tazminat davalarıdır. Kuralın lafzında herhangi bir sınırlama bulunmadığından uzlaşmanın sağlanması durumunda maddi tazminat talebinin yanı sıra manevi tazminat talebiyle de yargı mercilerine başvurulması mümkün değildir. Başka bir ifadeyle kural hem maddi hem de manevi tazminat davalarını kapsamaktadır. Buna göre kuralın uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar yönünden kapsamı da belirlidir.<br>\t16. Bu itibarla kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi davaların açılamayacağı hususlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>\t17. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.<br>\t18. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmektedir. Yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yükü ile karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir (AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32). <br>\t19. Uzlaşma, tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi yöntemlere ilişkin yasal düzenlemeler uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılmasının yanı sıra yargının iş yükünün hafifletilmesine de hizmet etmektedir (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2006/106, K.2009/124, 1/10/2009). Başka bir deyişle uzlaşma kurumu sayesinde şüpheli işlediği fiilin sonuçlarını giderme imkânı elde etmekte, devlet ise yaptırım uygulamak için yapacağı birçok giderden kurtulmaktadır (AYM, E.2013/20, K.2013/50, 3/4/2013).<br>\t20. Kuralda suç teşkil eden fiilin gerçekleştirilmesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlığın alternatif uyuşmazlık çözüm yoluyla ortadan kaldırılması ve bu suretle yargının iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın devlete yüklediği ödevler bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir.<br>\t21. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.<br>\t22.Ceza soruşturması kapsamında uzlaşmanın sağlanması hâlinde tazminat davası açılamamasının yargının iş yükünün hafifletilmesine katkıda bulunacağı açıktır. Ayrıca ceza soruşturması kapsamındaki uzlaştırma işlemlerinde hukuk uyuşmazlığını sona erdirebilecek nitelikteki hükümlerin öngörülmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla kuralın yargının iş yükünün hafifletilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.<br>\t23. Anılan Kanun’un itiraz konusu kuralın yer aldığı 253. maddesinin (5) numaralı fıkrasında uzlaşma teklifinde bulunulması hâlinde kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçlarının anlatılacağı belirtilmiştir. Buna göre ilgililere uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda tazminat davası açamayacakları yönünde bilgi verilecektir. Bu itibarla kişinin tazminat davası açamayacağının bilincinde olmadan uzlaşması ihtimalinin önüne geçebilecek önemli bir güvencenin bulunduğu anlaşılmaktadır.<br>\t24. Diğer yandan anılan maddenin (17) numaralı fıkrasında Cumhuriyet savcısının, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlemesi hâlinde uzlaştırma raporunu veya ilgili belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza edeceği belirtilmek suretiyle uzlaşmanın ilgililerin özgür iradeleriyle gerçekleşmesine ayrıca bu kapsamdaki edimin de hukuka uygunluğunun sağlanmasına yönelik bir hüküm de öngörülmüştür. <br>\t25. Uzlaşma sürecinde suç nedeniyle ortaya çıkan tüm sonuçların öngörülebildiği ve gerçek zararın belirlenebildiği durumlarda uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının anayasal bir soruna sebep olmayacağı açıktır. Zira anılan süreçte öngörülebilen ve hesaplanabilen zararlar yönünden uzlaşılması durumunda ilke olarak uyuşmazlık ortadan kalkmış olacaktır.<br>\t26. Buna göre uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının katlanılamayacak bir külfet olmadığından söz edebilmek için soruşturma konusu suç nedeniyle uğranılan zarar uzlaşma görüşmeleri esnasında en azından yaklaşık olarak belirlenebilmelidir. Başka bir ifadeyle gerçek zararın altında kalan bir edim karşılığında uzlaşan kişinin edimi aşan kısım yönünden tazminat davası açmaktan vazgeçmiş sayılabilmesi için uzlaşma sürecinde zararı öngörebilmesi gerekir. <br>\t27. Suç teşkil eden fiil nedeniyle uğranılan zararın uzlaşma süreci içinde bilinmesinin her durumda mümkün olmayacağı, özellikle maluliyet oranı gibi teknik bazı verilere ihtiyaç duyulan hâllerde uzlaşma süreci içinde zararın sağlıklı şekilde belirlenebilmesinin güçleşeceği açıktır. Başka bir ifadeyle taraflara uzlaşmanın sağlanmasının sonuçları hakkında bilgi verilmesi öngörülmüş ise de teknik birtakım verilerle ve ayrıntılı hesaplamalarla ortaya konulabilecek zararın uzlaşma görüşmeleri esnasında belirlenmesi mümkün olmayabilir. Buna göre ilgililerin uzlaşmanın sağlanması durumunda edimi aşan ve tazminat davasına konu edilemeyecek zarara ilişkin her durumda eksiksiz ve doğru bilgiye sahip olabilecekleri söylenemez. <br>\t28. Bu bağlamda uzlaşma görüşmeleri esnasında sağlıklı şekilde belirlenmesi güç veya öngörülmesi mümkün olmayan zararlara ilişkin açılacak davalar yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın sağlanması durumunda tazminat davası açılamayacağını düzenleyen kuralla ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir. Başka bir deyişle kuralda yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamıştır.<br>\t29. Bu itibarla kuralın orantılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır\"  denilerek, İlgili düzenleme iptal edilmiştir. <br>\tT.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. (Yargıtay 4 H.D. 2022/7266 E 2022/16129 K.)<br>\tBu nedenle; görülmekte olan davada uygulanacak olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle mahkemenin iptal sonrası oluşan mevzuat çerçevesinde değerlendirme ve karar vermesi gerekliliği,  Anayasa Mahkemesinin kararının geriye yürümezliğine aykırı bir durum değildir.<br>\tSomut olayda ilk derece mahkemesi tarafından; davacı tarafından açılan davada, tarafların uzlaştıklarından bahisle CMK'nın 253/19 maddesi gereğince dava açılmayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararında, Uzlaşmanın içeriği, mahiyeti, uzlaşma tarihi itibariyle zararın belirlenip belirlemeyeceği ve buna göre hakkın özünden vazgeçmeye yönelik olup olmadığı, değerlendirilmemiştir.<br>\tBu durumda; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı, uzlaşılan hususlar ve uzlaşmanın mahiyet ve amacı değerlendirilmek suretiyle, taraflar arasındaki uzlaşmanın hakkın özünden vazgeçme mahiyetinde olup olmadığı, iptal kararındaki gerekçeler de değerlendirilmek suretiyle, TBK'nın genel hükümleri de nazara alınarak, taraflar arasındaki (sürücü ve davacı arasındaki) uzlaşmaya yönelik anlaşmanın tüm tazminat hakları açısından hakkın özünden vazgeçme sonucunu doğurmayacağının, kabulü halinde, davaya konu talepler açısından taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.           <br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklandığı üzere değerlendirme yapılarak dava hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırıma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM \t\t: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 05/06/2023 tarihli 2022/373 Esas 2023/391 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>Kararın kaldırılma sebebine göre, davacı  vekilinin sair istinaf taleplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davacıya iadesine,<br>4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, <br>5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 08/11/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br>\t\t\t<br><br>Başkan<br>Üye <br>Üye <br>Katip<br> <br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"76641a7d3f826f94","SID":"2fc5f28309c8fad4"}}