{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/124 <br>KARAR NO: 2023/1772<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 13/10/2022<br>NUMARASI: 2022/103 E. - 2022/698 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Alım Satım)<br>Taraflar arasında görülen menfi tespit davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, davasında özetle; müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında kambiyo senedine dayalı olarak takip yapıldığını, takibin dayanağı olan senedin taraflar arasındaki taşınmaz satışına ilişkin cayma akçesi olarak verildiğini, bu konuda 23/11/2018 tarihli ''ALIM SATIMA İLİŞKİN OLARAK TARAFLAR ARASINDA CAYMA AKÇESİNİN VERİLMESİNE DAİR AKİT'' başlıklı sözleşme düzenlendiğini, bu sözleşme ile davalının davacıya 200.000,00 TL cayma bedeli ödediğini, satım akdini tek taraflı olarak tamamlamaması veya satışı gerçekleştirememesi ihtimaline binaen aldığı bedel karşılığı bir adet teminat senedin davalıya verildiğini, davalının satış bedelini ödemediğinden satışın gerçekleştirilemediğini, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, takibe konu senet ile taraflar arasında akdedilen sözleşme dışında borç ilişkisinin olmadığını, senedin vade tarihi ile sözleşme tarihinin aynı olduğunu, senet üzerindeki bedel ile sözleşmede adı geçen bedelin aynı olduğunu, teminat senedi niteliğinde bulunduğunu, bu nedenlerle icra dosyasında müvekkili adına 98 adet taşınmaz ve dört adet araç üzerine haciz işlemi uygulandığını, iki adet taşınmaz için kıymet takdiri yapıldığını belirterek; öncelikle icra takibinin teminatsız olarak durdurulmasına, mahkeme aksi kanaatte ise icra dosyasına haciz konulan ve kıymet takdiri yapılan  taşınmazların borcu karşılayacak miktar olduğunu haciz baki kalmak üzere takibin durdurulmasına, kabul edilmediği takdirde teminat mukabilinde icranın tedbiren durdurulmasına, takibe konu senedin ve takibin iptali ile davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının iddialarının asılsız olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme bulunmadığını, bu hususta davacının iddia ettiği sözleşmenin tarih kısmında tahrifat bulunduğunu, senette de teminat senedi olduğuna dair ibarenin bulunmadığını, takibe konu borcun para borcu olduğunu, bu noktada senedin kambiyo vasfına sahip  olduğunu belirterek, haksız davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesinekarar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Bilindiği üzere menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak alacaklıdadır. Ancak kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğundan borçlu olmadığının ispat yükümlülüğü davacı-borçlu tarafa aittir. Davacı taraf bononun teminat bonosu olduğunu yahut gerçek bir borcu yansıtmadığını 6100 Sayılı HMK'nin 200 ve 201. maddeleri gereği yazılı delil ile ispatlamalıdır. Zira karine olarak bir kambiyo senedinin mevcut bir borcun ifası veya itfası amacıyla verildiği kabul edilir.Kambiyo senetleri birer ödeme aracıdır. Borçlu,  bononun  teminat bonosu olduğu yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamalıdır.Bu konuda tanık dinletilmesi de mümkün değildir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2019 tarih ve 2018/2939 esas, 2019/4786 karar sayılı kararı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 19/01/2016 tarih ve 2015/7912 esas, 2016/285 karar sayılı kararları )Yukarıda yapılan açıklamalar, toplanan deliller ve yapılan yargılamaya göre somut olaya bakıldığında; öncelikle İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra takibine dayanak yapılan senedin TTK'nin 776. maddesi hükmünde öngörülen zorunlu unsurları içerdiğinden Bono niteliğinde kambiyo senedi olduğu anlaşılmıştır. Dava ve takibe konu bono unsurları itibari ile geçerli bulunmaktadır. Sebepten bağımsız olarak soyut bir hukuki işlem şeklinde olan senetten dolayı borç altına giren kişilerin gerçekte borç ilişkisinin bulunmadığına yönelik iddialarını ispat etmesi gerekmektedir.  Bu anlamda genel karine gereğince borç ikrarı anlamı taşıyan bonodan dolayı alacaklı hamilin alacağını ispat etmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu anlaşıldığına göre davacı bu bononun bedelsiz olduğunu dava değeri de gözetildiğinde HMK'nin 200. maddesi uyarınca aynı kuvvet ve mahiyetteki yazılı delillerle ispat etmelidir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere;  bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için ise; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. Senet üzerine yazılacak olan 'teminattır' ibaresi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. 'teminat senedidir,' 'devredilemez', 'ciro edilemez', ibareleri tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir.  Bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu senede açıkça atıf yapan yazılı bir belge ile ispatlamalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar ve yapılan yargılamaya göre icra takibine konu bonunun unsurları itibariyle tamam olduğu ve kambiyo vasfı taşıdığı, iddiaya göre 23.11.2018 tarihli Alım Satıma İlişkin Olarak Taraflar Arasında Cayma Akçesinin Verilmesine Dair Akid incelendiğinde dava konusu bonoya bütün unsurlarıyla atıf yapan ve bononun teminat amaçlı verildiğini gösteren bir açıklama yer almadığı, olayda tanık dinlenmesinin ve tanık beyanlarının hükmü esas alınamayacağı anlaşılmıştır. Böylece davacının, kambiyo senetlerinin hukuki niteliğine göre  savını ispat edemediği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Bunun üzerine davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline dayandığından bu husus kendisine hatırlatılmış ve yemin teklifi üzerine usulüne uygun olarak yapılan işlemler sonucunda davalı duruşmaya gelerek yemini kabul ile, dava konusu bononun teminat amaçlı verilmediğine ve bonodan dolayı alacaklı olduğuna dair yeminini eda ve sebat etmiştir.  Binaenaleyh, 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190, 200, 225 vd. maddeleri gereğince ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiştir. Davanın reddine karar verilmesi nedeniyle davacı tarafın ihtiyati tedbir talebi gereğince verilen tedbir kararının uygulanmış olması karşısında alacağın tahsilinin gecikmesinden doğan zarar kapsamında  2004 sayılı İİK'nin 72/IV maddesi gereğince tazminat talebinin kabulüyle; asıl alacağın %20'si olan  40.000,00 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine de karar verilmesi gerekmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesine göre tamamen davacı taraf sorumlu tutulmuş ve 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir...\" gerekçesiyle, davanın reddine ve İİK'nın 72/4 maddesi uyarınca %20 oranında hesaplanan icra inkar tazminatının davacıdan alınıp davalıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU NEDENLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davaya konu senet üzerinde teminat ibaresinin bulunmasının veya sözleşmede senede atıf yapılmış olmasının zorunlu olmadığını, Yargıtay yerleşik içtihadı uyarınca, bir bononun teminat senedi olarak verildiğinin kabulü için o bono üzerinde teminat olarak verildiğine dair kayıt bulunmasının zorunlu olmadığını, bu hususun ayrı bir sözleşme ile kanıtlanmasının mümkün olduğunu, sözleşmede de teminat ibaresinin yazılmasına gerek olmadığını, harici bir sözleşme ile senedin teminat amaçlı düzenleneceğinin kararlaştırabileceğini, somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiğini, somut olayda ise taraflar arasında taşınmaz satışına dair sözleşme olup bu ilişki haricinde müvekkilinin davalıya borçlu olmasını gerektiren bir hukuki ilişki bulunmadığını, alım satıma ilişkin sözleşmedeki imzaya davalı tarafın bir itirazının bulunmadığını, sözleşmede cayma akçesi kararlaştırıldığını, mahkemenin bu hususu  göz ardı ettiğini, tarafların aralarındaki tek hukuki ilişkinin bu taşınmaz satım ilişkisi olduğunu, başka bir hukuki ilişkinin varlığına dair davalı tarafça herhangi bir delil veya belge sunulmadığını, sözleşme ile senet tanzim tarihlerinin aynı olmasının, senedin teminat senedi olarak verildiğini ispatladığını, Takibe konu senede ilişkin paranın davalı tarafından davacıya borç olarak verildiğine ilişkin iddianın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının oğlu olan tanığın duruşmadaki beyanında babasının ilk okulu bile okumadığını, sadece adını ve soy adını atıp imza atabildiğini söylediğini, diğer tanığın ise davalının bu zamana kadar ev almadığını ve sadece hamallık yaptığını söylediğini, davacının ise uzun yıllardır ticari hayatta etkin bir kişi olup varlıklı olduğunu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında müvekkilinin davalıdan borç para almasının hayatın olağan akışı ile uyumlu olmadığını, Yargıtay içtihadı uyarınca davalının, alacağının başka bir sebepten kaynaklandığını yani ödünç ilişkisinden kaynaklandığını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, somut olayda davalının ödünç ilişkisini kanıtlayan bir belge sunmadığını, Davalının, taraflar arasındaki alım satım sözleşmesi uyarınca yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının daire satış bedelinin bakiyesini ödememesi nedeniyle taşınmaz devrinin gerçekleşmediğini, sözleşme uyarınca davalının vermiş olduğu cayma akçesini geri isteyemeyeceğini, davalının bu durumu bildiği için gerçeği gizleyerek senedin alınma nedenini kabul etmediğini, senedin veriliş nedeni konusunda açık bir beyanda bulunmaktan kaçındığını, bu konudaki ısrarlı sorulaca cevap vermediğini, sadece davayı kazanmak amaçlı olarak yalan ve gerçek dışı hikaye uydurduğunu, davalı tarafın boş olan düzenleme tarihini vadeden önceki bir tarihe atmış olmasının ilk derece mahkemesinde davayı kazanmasına neden olduğunu, diğer delillerin yok sayılmasının hukuka aykırı olduğunu, Hem istinaf dilekçesinde hem de yargılama sırasında sundukları Yargıtay kararları ışığında ve izah edilen sebepler doğrultusunda davanın kabulü gerekirken reddine karar verildiğini, Açıklanan bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, İİK'nın 72. maddesi uyarınca, kambiyo senedine dayalı icra takibine karşı, senedin teminat senedi olduğu iddiasıyla açılmış bir menfi tespit davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarfından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davaya ve takibe konu senedin taraflar arasında imzalanan \"ALIM SATIMA İLİŞKİN OLARAK TARAFLAR ARASINDA CAYMA AKÇESİNİN VERİLMESİNE DAİR AKİD\" başlıklı, 23.11.2018 tarihli sözleşme uyarınca davalıya satacağı daire karşılığında 200.000,00 TL cayma akçesi aldığını, aldığı bu para karşılığında satışın gerçekleşmeme ihtimaline göre davalıya teminat olarak 23.10.2018 tanzim tarihli, 200.000,00 TL tutarlı davaya konu bonoyu verdiğini, sözleşmede satım akdinin yapılmasından alıcının vazgeçmesi hâlinde ödediği 200.000,00 TL'yi yani cayma akçesini geri talep etmeyeceğini kabul ettiğini, sözleşme düzenlendikten ve cayma akçesi alındıktan sonra davalının dairenin satış bedelinin bakiyesini ödememesi nedeniyle sözleşme hükmü uyarınca artık davalının bu bedeli geri talep etme hakkının ortadan kalktığını, buna rağmen davalının elindeki teminat senedini haksız olarak icra takibine koyduğunu iddia ederek menfi tespit talebinde bulunmuştur. Davalı ise senedin teminat senedi olduğuna dair iddiayı kabul etmediklerini çünkü sunulan sözleşmede teminat senedi verildiğine dair bir ibare bulunmadığı gibi senet üzerinde de teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmadığını, davacının senet vade tarihi ile sözleşme tarihinin uyuştuğundan bahsetmiş ise de sözleşme tarihinde oynama yapıldığının gözle görüldüğünü, kaldı ki bu hususun dahi sonuca etki etmeyeceğini, tacir olduğunu iddia eden davacının basiretli davranmakla yükümlü olduğunu, davaya konu senedin sözleşmeyle ilgisinin bulunmadığını, taşınmaz satışına dair herhangi bir sözleşmenin dosyaya ibraz edilmediğini, müvekkilinin sözleşmeye aykırı davrandığına ilişkin iddianın asılsız olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre senedin teminat senedi olduğu iddiasının yazılı delillerle kanıtlanması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davaya konu 23.11.2018 vade tarihli, 200.000,00 TL tutarlı, 23.10.2018 tanzim tarihli bononun incelenmesinde; lehtar olarak davalı ...'ün, borçlu olarak davacı ...'ın yer aldığı, davacının imzalarının senet üzerinde mevcut olduğu, senet metninde, senet bedelinin \"nakden\" alındığına dair kayıt bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının teminat senedi iddiasına delil olarak dayandığı   \"ALIM SATIMA İLİŞKİN OLARAK TARAFLAR ARASINDA CAYMA AKÇESİNİN VERİLMESİNE DAİR AKİD\" başlıklı, 23.11.2018 tarihli sözleşme incelendiğinde; davacı ...'ın satıcı davalı ...'ün alıcı olarak gösterildiği, satışa konu gayrimenkul olarak ... Cad., ... Mah. No. ... D...'ün gösterildiği, senet metninin bir paragraftan ibaret olup senet metninde davalının davacıya 200.000,00 TL cayma akçesi verdiği, alıcının akit yapmaktan vazgeçmesi halinde ödemiş olduğu cayma akçesinin geri ödenmesini talep edemeyeceğini kabul ettiği, satıcının ise aldığı bedeli ileride gerçekleşecek satım bedelinden tenzil edeceğini, satım akdinin yapılmasından kendisinin vazgeçmesi halinde ise cayma bedelinin iki katını alıcıya ödemeyeceğini kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Senedin düzenleme tarihi olarak 23.11.2018 tarihi yer almakla birlikte ay kısmında \"10\" rakamının üzerinden \"1\" yazılmak suretiyle \"11\" haline getirildiği, senet metninde yapılan bu değişikliğin taraflarca paraf edilmediği görülmüştür.  Görüldüğü üzere 23.11.2018 tarihli sözleşmede, davacının 200.000,00 TL cayma akçesi aldığı belirtilmekle birlikte bunun için bir teminat senedi düzenlendiğine dair veya herhangi bir şekilde bono düzenlendiğine dair herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Ayrıca bono metninde bono bedelinin \"nakden\" alındığı yazılıdır. İlk derece mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, bir bononun teminat senedi olarak verildiğini ispat yükü menfi tespit talebinde bulunan davacı uhdesindedir. Davacı bu iddiasını kanıtlamak üzere 23.11.2018 tarihli sözleşmeye dayanmış ise de bu sözleşmede teminat senedi verildiğine dair bir kayıt bulunmadığı gibi senet metninde yer alan \"nakden\" ibaresi de davacının teminat senedi iddiasının aksini göstermektedir. Senet metninde yer alan \"nakden\" ibaresi senet tutarının davalıya nakit olarak ödendiğini ve senet vadesinde geri ödenmesi gerektiğini gösteren bir kayıttır. Senedin önünde veya arkasında teminat amaçlı verildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Senetteki \"nakden\" ibaresinin aksinin tanıkla ispat edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla dosyada dinlenmiş olan tanık beyanlarına itibar edilmesi HMK'nın 201. maddesi uyarınca hukuken mümkün değildir. Davacı, senedin vade tarihi ile sözleşmenin tanzim tarihinin aynı olduğunu ileri sürmüştür. Sözleşmenin tarih kısmında yapılan değişiklik taraflarca imzalanmamıştır. Bu durumda senedin tanzim tarihinin ve sözleşmenin tanzim tarihinin farklı olduğu davacının kendi kabulündedir. Yani davacının sunduğu sözleşme örneğine göre, sözleşme, bono verildikten sonra düzenlenmiştir. Oysa sözleşmede, teminat bonosu verildiğine dair bir kayıt yoktur. Davacı vekili, çeşitli Yargıtay kararlarına atıf yaparak senet metninde veya sözleşmede teminat olarak verildiğine dair kayıt bulunmasının zorunlu olmadığının kabul edildiğini, somut olayda teminat senedi iddiasının kanıtlandığının kabulü gerektiğini ileri sürmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere gerek senet metninde gerekse sözleşmede teminat senedi alındığına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Kaldı ki mahkemenin hatırlatması üzerine davacı vekili, senedin teminat senedi olduğuna dair iddiasını ispat bakımından yemin deliline dayanmış, davalı, teklif edilen yemini eda etmiştir. Kaldı ki bononun tarih kısmında değişiklik yapılmamış haliyle sözleşmenin ve bononun aynı tarihte düzenlendiğinden hareketle senedin teminat senedi olarak verildiğinin kabulü hâlinde bile, yani senet bedelinin sözleşme ile ödenen cayma akçesinin teminatı olarak verildiği kabul edilse dahi taraflar arasında resmi şekilde yapılmış bir taşınmaz satışı mevcut olmadığından ve taraflar arasında adi şekilde yapılan cayma akçesi verilmesine dair sözleşme resmî şekil şartını taşımadığından geçersiz olup, bu durumda dahi davacının aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerektiği açıktır (TBK m.237 ve m.77 f.2). Nitekim davacının kendisi de taraflar arasında resmî şekilde yapılmış bir satım sözleşmesi bulunmadığını kabul etmektedir. 23.11.2018 tarihli sözleşmenin bir ön sözleşme niteliğinde olduğunun kabulü halinde dahi bu sözleşmenin de TBK'nın 29. maddesi uyarınca resmî şekil şartına uyularak yapılması gerektiğinden, adi şekilde yapılan ön sözleşmenin geçersiz olduğu açıktır. Bu durumda tarafların geçersiz sözleşme uyarınca aldıklarını iade etmeleri gerekir  O hâlde, bir an için davacının teminat senedi iddiası yerinde görülse bile senedin teminat fonksiyonunun gerçekleştiği ve davalının alacak talebinin haklı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim bu husus davalının ikinci cevap dilekçesinde de açıkça savunma olarak ileri sürülmüştür. Bu nedenlerle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, dosya istinaf aşamasında iken ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiş ise de işin esası incelenmiş olup esas hakkında verilecek hüküm dava değerine göre kesin olacağından, ihtiyati tedbirin kaldırılması yönünde ayrıca karar verilmesine gerek kalmayacaktır. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 189,15 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.02.11.2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4588bbfaf1c782be","SID":"ec2815072a599a0e"}}