{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/392 <br>KARAR NO\t\t: 2023/1746<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15.10.2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/272 E. - 2020/445 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 30.11.2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 30.11.2023<br><br>\tİzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.10.2020 tarih 2019/272 E. - 2020/445 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, davacının maliki olduğu araç ile davalıların maliki ve ZMM sigortacısı olduğu aracın karıştığı kazada davacının aracının zarar gördüğünü, kusurun karışı tarafta bulunduğunu, davalıların oluşan zararı karşılaması gerektiğini, bilirkişi marifetiyle tespit edilen 25.947,29-TL zararın giderilmediğini, belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00-TL hasar 2.000,00-TL değer kaybı olmak üzere toplam 12.000,00-TL maddi tazminatın davalılardan  tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı ... vekili, kusurun davacıda olduğunu, davacının aşırı hızlı araç kullandığını, davacıya yeşil ışık yanması halinde dahi bu denli hasra meydana gelmeyeceğini, kusur oranlarının belirlenmesi gerektiğini, araçta meydana gelen hasarın diğer davalı sigorta şirketi tarafından karşılanması gerektiğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDavalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili, davalı sigorta şirketinin  poliçe limiti olan 36.000,00-TL sınırlı olmak üzere sigoralı araç sürücüsünün kusuru oranında gerçek zarar nispetinde sorumlu olduğunu, kazada sigortalının kusurunun bulunmadığını, onarıma ilişkin bir faturanın sunulmadığını, değer kaybının genel şartlara göre hesaplanması gerektiğini, araçta değer kaybı oluşmayacağını, avans faiz talep edilemeyeceğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hasar bedeli yönünden  davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talep ile değer kaybı yönünden açılan davanın reddine, karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacı ve davalı ... tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili,  mahkeme gerekçesinin yanlış olduğunu, gerekçede davada taraf olmayan kişiler ve tespit edilmeyen alacak kalemlerine yer verildiğini,  kaza tarihi kusurlu aracın trafik poliçesini yaptıran dolayısıyla sorumlu olan sigorta şirketini, bilirkişi rapor tarihini, talep ettiğimiz alacak kalemleri ile bilirkişi raporunda tespit edilen alacaklar kalemleri ve taraf isimlerin yanlış olduğunu, bedel artırım dilekçesinde % 100 kusura göre hesaplanmış alacak talep edilmişken mahkemenin neden kısmen kabul kısmen ret verdiğinin anlaşılmadığını, davacı lehine iki kere vekalet ücretine hükmedildiğini, olayın oluşumunda davalının % 100 oranında kusurlu olduğunu, bilirkişi raporunda % 50 kusura göre yapılan hesaplamanın kabulünün mümkün olmadığını, tanığın dinlenmediğini, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili, kararın gerekçe kısmında davanın taraflarının ve taleplerin davaya ilişkin kaza tarihinin huzurdaki dava ile ilgili olmadığını, hüküm kısmında davacı lehine iki defa vekalet ücretine hükmediğini, davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak davalı lehimize avukatlık ücreti takdir edilmesi gerektiğini, kusur değerlendirmesi mahkeme gerekçesinde yer verilmediğini, bilirkişi tarafından hem hangi tarafın ışık ihlali yaptığının tespit edilemediği belirtilmiş hem de varsayıma dayalı olarak davalının % 100 asli ve tam kusurlu olduğunun tespitinin yerinde olmadığını, davacı hız limitine uymuş olsa idi ne davalının aracında ne de davacının aracında böyle bir maddi hasar söz konusu olmayacağını, davalının kazanın bu denli hasarlı gerçekleşmesinde kusuru bulunduğunu, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, trafik kazası nedeni ile davacının aracında oluşan hasar, değer kaybı ve mahrumiyet zararının işletenin hukuki sorumluluğu ve ZMMS kapsamında tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>\t1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine \"adil yargılanma\" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (AYM, Birinci Bölüm, Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017,).<br>\t3. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir, Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz (AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden olabilecektir. Bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur.(Anayasa Mahkemesi, Sencer Başat ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014 )<br>\t4. Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne  var  ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile  tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından  kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. <br>\t5. Eldeki dava dosyasında,  tefhim edilen kısa kararda davanın kısmen kabulü ile 11.375,00-TL maddi tazminatın kabulüne, fazlaya ve değer kaybına ilişkin talebin reddine karar verilmiş olmasına rağmen gerekçede dava konusu trafik kazasının oluşumunda davalı sigorta şirketinin sigortalısı olan .... plakalı araç sürücüsü ...'ün % 100 oranında asli ve tam kusurlu olduğu, davaya konu ... plakalı aracın hasar onarım miktarının 19.250,00-TL yedek parça bedeli, 3.650,00-TL işçilik bedeli ve 4.122,00-TL KDV bedeli olmak üzere toplamda 27.022,00-TL olduğunu, aracın yapılan piyasa araştırması neticesinde rayiç değerinin 53.500,00-TL ve sovtaj değerinin 27.000,00-TL olması nedeniyle onarım bedelinin rayiç değerinin % 50'sini aşması nedeniyle onarımının ekonomik olmayacağı, bu nedenle pert-total işlemine tabi tutulması gerektiği, pert-total işlemine tabi tutulduğunda gerçek zararının rayiç değeri ile sovtaj değeri farkı miktarının 26.500,00-TL olduğunu mütalaa ettiği, davacı vekilinin 06/02/2020 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava değerini 16.500,00-TL'ye arttırdıklarını ve 26.500,00-TL tazminat bedelinin ekspertiz tanzim tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiklerini beyan ettiği anlaşılmakla, davacı vekili tarafından sunulan 06/02/2020 tarihli dilekçenin bedel arttırım dilekçesi olarak kabulü doğrultusunda açılan davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmek sureti ile kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur.<br>\t6. İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.<br>\t7. İstinaf incelemesi yapılan yukarıda yazılı kararın gerekçesinde, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillere, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin çelişkili olduğu anlaşıldığından HMK’nın 297. maddesinde belirtilen şekilde ve denetime elverişli gerekçe içerir ve denetlenebilir bir hüküm olduğundan söz edilemez.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.\t<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı ve davalı ...'in istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.10.2020 tarih 2019/272 E. - 2020/445 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>\t5-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde istinaf yoluna başvuranlara iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 30.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ba57ae5b20162f71","SID":"9f2bb1c0ccd431c2"}}