{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1597 <br>KARAR NO: 2023/1049<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/10/2019<br>NUMARASI: 2018/1190 Esas - 2019/882  Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/10/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı ... vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil banka tarafından davalı borçlular ..., ... ve ... müşterek ve müteselsil kefaletiyle ... Sanayi A.Ş. lehine ticari kredi kullandırılmış ve kredi ödemelerinin yapılmaması sonucu, 31.10.2017 tarihinde Gebze .... Noterliği’nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesapların kat edildiği ve ödeme yapılması gerektiği muhataplara ihtar edilse de herhangi bir ödeme yapılmaması sonucu, borçlular aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı dosyasından başlatılan icra takibi; 9.276,70-TL nakit 102.690,00-TL gayrinakit olmak üzere toplam 111.966,70-TL(faiz ve masraflarımız hariç) alacağımızı teşkil ettiğini, başlatılan icra takibi ile ilgili olarak borçlular ...Ticaret ve Sanayi A.Ş, ..., ... ve ..., haksız ve dayanaksız bir şekilde 18.12.2017 tarihinde borca ve fer'ilerine itiraz ettiğini, davalı borçluların icra dosyasına yapmış oldukları haksız ve hukuki dayanaktan yoksun itirazın iptaline, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra takibinin takip  talebindeki şartlarla devamına, davalı borçlular aleyhinde alacağımızın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar  tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan alınmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalılara dava dilekçesi usulüne uygun tebliğ edilmiş ise de; davalılar tarafından cevap dilekçesi ibraz edilmediği anlaşılmıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tüm dosya kapsamı ve toplanılan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; Davacı banka tarafından davalı borçlular ..., ... ve ...'un müşterek ve müteselsil kefaletiyle ... Ticaret ve Sanayi A.Ş. lehine ticari kredi kullandırıldığı, davalı tarafça kredi ödemelerinin yapılmaması nedeniyle 31.10.2017 tarihinde Gebze .... Noterliği’nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesapların kat edildiği, davalı borçlular tarafından ödeme yapılmadığından bahisle borçlular aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı dosyası ile icra takibine girişildiği, davalı tarafın takibe vaki itirazının iptali istemi ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.Dosya kapsamına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bulunan 26.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere; Davacı banka ile davalı kredi borçlusu ... Tic. ve San. A.Ş. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, anılan sözleşmeyi davalı kefillerin de müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, işbu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin öngörülen süre içinde ödenmemiş olduğu, davalı kefillerin sorumluluğunun sözleşmede gösterilen kefalet limiti tutarı olan 2.000.000,00-TL olduğu, temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan asıl borç toplamının 8.596,67-TL olduğu, hesaplanan ana para borcunun kefalet limitinden daha düşük seviyede olması nedeniyle davalı kefillerin borcun tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davacı bankanın takip tarihi itibariyle nakdi alacağının; asıl alacak olarak 8.596,67-TL, işlemiş temerrüt faizi olarak 242,37-TL ve %5 BSMV'si 12,12-TL, ihtarname gideri olarak 419,82-TL olmak üzere; toplam 9.270,98-TL olduğu, asıl alacağa takip tarihinden itibaren tamamen tahsil edilinceye kadar yıllık %28,08 oranında ve devamında TCMB 3'er aylık periyotlar dahilinde yayımladığı tebliğleriyle deklere edilen değişen oranlarda işleyecek temerrüt faizi ve bu faiz üzerinden % 5 gider vergisi (BSMV) ile birlikte talep edilebileceği anlaşılmıştır. Davacı tarafın gayrinakdi çek taahhüt bedelinin depo talebi yönünden ise; davacı bankanın bedelinin depo edilmesini istediği çeklerin eski baskılı çek yapraklarından olduğu, eski baskılı çeklerden doğan yasal sorumluluğun 30.06.2018 tarihinde sona erdiği anlaşılmakla davacı bankanın çek taahhüt bedeli depo talebinin yerinde olmadığı anlaşılmış, davalı taraf aleyhine koşulları oluştuğundan alacağın %20'si üzerinden hesap edilen icra inkar tazminatına hükmedilerek, davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya mündericatında müvekkili ile davacı banka arasında imzalanan sözleşme incelenmiş ve bir rapor tanzim edilmişse de ilgili raporda istenilebilecek faiz oranı ile alakalı olarak ayrıntılı bir açıklamada bulunulmadığını, yerel mahkeme tarafından da konunun özünün araştırılmadığını, banka ve sigorta muameleleri vergisinde vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi için bir muamele yapılması ve bu muamele sonucunda lehe nakden veya hesaben para kalması gerektiğini, yani vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi için gelirin tahsilinin şart olmadığını, bankaca faiz tahakkukunun yapılarak gelir hesaplarına alınmasının yeterli olacağını, işbu sebepten dolayı banka tarafından ilgili verginin ödenip ödenmediğinin araştırılması gerekmekte olduğundan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu,  ödemesi gereken/tahakkuk edecek borçlar, taksit tutarı, sigorta prim bedelleri, talimatlı fatura ödemeleri ile her nevi ücret, komisyon ve masrafların, mevduat hesaplarında yeterli bakiye bulunmaması ve müşterinin yazılı talimatı olması halinde, banka tarafından kredili mevduat hesabına borç kaydedilmek suretiyle kendisinden tahsil edilebileceğini, davacı banka tarafından müvekkili hesabına borç kaydı yapılıp tahakkuk ettirilmiş ve tekerrüre düşürülmesi adına tebliğ edilmiş bir borç bulunmadığını, ayrıca alınan kefaletin hukuka aykırı olduğunu, resmi şekil şartlarını da taşımadığını, kefil olma şartlarının tamamının kefil el yazısı ile yazılarak onaylanması gerektiğini, fakat davacı banka tarafından dosya mündericatında bulunan sözleşmede ilgili hususun eksikliği gözler önünde olduğunu, borcun doğumunun dahi şüpheli olduğu göz önüne alındığı kabul edildiğinde kefilin kefalet yükümlülüğünün olup olmadığının araştırılmamış olmasının hukuki bir eksiklik olduğunu, yargılamanın hukuka aykırı olarak tamamlandığının net bir göstergesi olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının bozulmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın öncelikle faiz oranlarının hukuka aykırı olduğunu belirttiği iddialarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili banka ile karşı taraf arasında imzalanan sözleşmede faiz oranları ve buna ilişkin bilgilerin detaylı bir şekilde yer aldığını, tarafların sözleşmede yer alan bu şartlarda mutabık kalarak sözleşmeyi imzaladıklarını,  sözleşmelerde yasal faiz oranlarına aykırı bir hüküm koyulmasının müvekkili banka nezdinde mümkün olmadığını, davalı tarafın iddialarının bu noktada gerçek dışı olduğunu, davalı taraf ile müvekkili banka arasında tanzim edilen kredi sözleşmesindeki kefaletin resmi şekil şartlarını taşımadığını iddia edildiğini, söz konusu genel kredi sözleşmesinin kefalet kısmında tüm kefillerin el yazısı ve imzasının bulunduğunu, şekil şartlarında bir eksiklik olmadığının açıkça ortada olduğunu, davalı tarafça borcun kaynağının dahi yeterli şekilde incelenmediğini, sadece zaman kazanmak için bu iddiaları ortaya atıldığını, bu hususa ilişkin olarak ne ihtarnamenin tebliğinden sonra ne takibe itiraz edilirken ne de mahkeme aşamasında bir itirazda bulunulmadığını, bu aşamada itiraz edilmesi iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olduğunu, itibar edilmesinin mümkün olmadığını, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan ilamsız icra takibine borçluların itirazının iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılardan kefil ... vekili tarafından yasal süresi içinde yukarıdaki nedenler ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalının kefaletinin geçerli olup olmadığı ve davalının iptaline karar verilen miktar kadar borcu  bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davalı ... A.Ş. ile davacı arasında genel kredi ve teminat  sözleşmesi  imzalandığı, diğer davalıların sözleşmeyi  müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları  anlaşılmaktadır. Davacı takip alacaklısı borçlu davalılar hakkında  İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile toplam 9.276,70 TL nakdi alacak ve 102.690,00 TL gayri nakdi (çek depo bedeli talepli)  başlatılan icra takibine davalılar tarafından itirazda bulunmuşlar ve eldeki itirazın iptali davası açılmıştır. Davaya  davalılar tarafından cevap dilekçesi  ve delil sunulmamıştır. Dosyada toplanan deliller ile alınan bilirkişi raporuna göre davalı şirketin kullandığı kredi miktarı,  merkez bankasının kredi kartlarına ilişkin belirlediği faizler baz alınarak uygulanacak faiz oranı ve miktarı ile BSMV belirlenmiş, denetime elverişli hesaplama yapılmış olmakla davalının bu yönlere ilişkin istinafı yerinde görülmemiştir.  Davaya konu kredi ve kefalet sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinin birinci fıkrası; \"Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır.\" hükmünü içerir. Anılan yasal düzenlemede, öngörülen bu şekil kuralı, bir geçerlilik (sıhhat) şartı olup, her zaman ileri sürülebilir. Açıklanan nedenle davalının kefaletin geçerli olmadığına yönelik itirazı  savunmanın genişletilmesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi, kefaletin geçerlilik şartlarının mahkeme tarafından resen dikkate alınacağı şüphesizdir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Teselsül karinesi” başlıklı 7. Maddesi; “(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar.  Ancak,  kefil  ve  kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.(2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de  birinci fıkra hükmü geçerli olur.” hükmünü haizdir. Adi işlerde birden fazla borçludan her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olması için bu yönde beyanlarının olması aranırken, ticarî hayatta hız, güven ve kredi düzeninin korunması gibi çeşitli sebeplerle TTK’nın 7/1. maddesinde kural olarak teselsül karinesine yer verilmiş, birlikte borç altına giren kişilerin kanun gereği müteselsil sorumluluğa tâbi tutulmaları esası kabul edilmiştir. Müteselsil sorumluluğun söz konusu olması için öncelikle sözleşmenin borçlu tarafında birden fazla gerçek ve/veya tüzel kişinin bulunması gerekir. Teselsül karinesi için işin, borç altına girenlerin tamamı yönünden ticarî iş niteliğini haiz olmasına gerek bulunmamaktadır. Borcun borçlulardan en az biri için ticarî iş olması yeterli olup, müteselsil sorumluluk için birden fazla borçlunun, alacaklı veya alacaklılara karşı birlikte borç altına girmeleri gerekir.  Ticarî bir borca, asıl veya müşterek borçlular yanında, ayrıca kefalet de verilmiş olabilir. Az yukarıda açıklanan teselsül karinesi, TTK’nın 7/2. maddesi uyarınca ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Yine müteselsil kefalet karinesinin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur. Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Bir başka ifadeyle kefilin birden fazla olması hâlinde gerek kefiller arasında gerekse kefillerle borçlular arasında müteselsil sorumluluk söz konusu olur.Somut olaya bakıldığında; Taraflar arsındaki sözleşmenin davacı ve davalı asıl borçlu yönünden ticari iş niteliğinde bulunduğunda duraksama yoktur. Sözleşmedeki  davalının kefaletine ilişkin bölüm incelendiğinde kefalet limitinin 2.000.000,00 TL olarak el yazısı yazılmış olduğu, kefalet tarihinin 17/07/2017 olarak yine el yazısıyla yazıldığı görülmektedir. Davalının müteselsil kefil olduğuna dair kaydın ise el yazısıyla yazılmayıp matbu olarak yazıldığı tespit edilmiştir. Bu durumda TBK hükümlerince kefaletin geçersiz olduğu düşünülebilir ise de söz konusu kefalet bölümünde, kefaletin müteselsil kefalet olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda TTK’nın 7. maddesinde düzenlenen ticarî teselsül karinesi uyarınca ticarî borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekmektedir.  Her ne kadar “müteselsil kefil” sözcüğü davalı ...’un kendi el yazısı ile yazılmamış ise de, somut olaydaki ticarî iş kapsamındaki kefaletin müteselsil kefalet olmadığına ilişkin aksine sözleşmede hüküm bulunmaması karşısında, TTK’nın 7/2. maddesinde ticarî işlerde müteselsil kefalet ile ilgili özel düzenleme nedeniyle, TBK’nın müteselsil kefalete ilişkin düzenlemeleri somut olaya uygulanamayacağından davalının  kefaletinin müteselsil kefalet olduğunun  ve kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının bulunduğu kabul edilmekle ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair kararı sonucu itibarıyla doğru bulunmuştur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden doğru olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun  reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 633,30 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 103,92 TL nispi ve 54,40 maktu olmak üzere toplam 158,32‬ TL harcın mahsubu ile bakiye  474,98‬ TL harcın davalı ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,3-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.19/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"526256c2ad716c34","SID":"52852bffaad7fe10"}}