{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1612 <br>KARAR NO\t: 2023/1178<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 12/11/2019<br>NUMARASI\t: 2019/97 Esas - 2019/1058  Karar<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/11/2023<br>Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının, davacı şirketle  imzaladığı iş akdi ile çalışmaya başladığını, 08.12.2015 tarihli istifa dilekçesi ile 3600 gün prim ödeme süresini tamamladığını belirterek işten ayrıldığını, kendisine bütün yasal haklarının ödendiğini, davalının çalıştığı süre içindeki görevinin, davacı şirkete ait LeaseFlex adlı leasing yazılımının profesyonel hizmetler ekibinin yöneticiliği olduğunu, yöneticilik öncesi aynı yazılımın kritik modüllerinden ödeme planı sorumluluğunu yürüttüğünü, ürünün tüm teknik özelliklerine sahip olup müşterilerle doğrudan iletişim içinde olduğunu, istifaen ayrıldıktan sonra iş akdindeki rekabet yasağı hükümlerine aykırı olarak rakip bir şirkette çalışacağının istihbar edildiğini ve kendisine rekabet yasağı ve uymaması halinde uygulanacak  cezai şart hükümlerinin Beşiktaş ... Noterliği'nden çekilen 13 Nisan 2016 tarih ... yevmiye nolu ihtarname ile hatırlatıldığını, buna rağmen davalının rakip şirket ... A.Ş'de leasing yazılımı yazmak için kurulan ekipte görev alarak çalışmaya başladığını, davalının iş akdinde yer alan rekabet yasağı hükümlerine aykırı davrandığı için bu davanın açıldığını, davacının davalıdan olan 107.507,16 TL cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, rekabet yasağı kaydına ilişkin davaların mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu, davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini ayrıca ilk itiraz olarak mahkemenin yetkisine itiraz edildiğini, esasa ilişkin olarak rekabet yasağı kaydının, yer, süre yönünden herhangi bir sınır içermediğinden geçersiz olduğunu, yine rekabet yasağının bağlayıcı olmadığını, davalının davacı şirketin müşteri çevresi ve iş üretim sırları hakkında bilgi sahibi olmadığını, davalının çalıştığı şirket ile davacının kullandığı yazılımın farklı yazılım programları olduğunu ve cezai şartın aşırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ..ceza koşulu içeren sözleşme hükmü geçersiz olup bu geçersizlik, hakimin müdahalesiyle giderilebilecek nitelikte bir geçersizlik değildir. TBK'nın 420/1. maddesindeki düzenleme emredici bir hüküm olup, kamu düzenini ilgilendirdiğinden, hakim tarafından resen dikkate alınması gerekir.Olayımızda, rekabet yasağını ve buna bağlı olarak ceza koşulunu düzenleyen sözleşmede, sadece işçi aleyhine ceza koşulu getirildiği, bunun karşılığında işverene bir yükümlülük getirilmediği, azami bir süre öngörülmediği ve yer yönünden sınırlama yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle sözleşmedeki ceza koşulu geçersiz olup, geçersiz sözleşmeye dayalı alacak talebi yerinde değildir.\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin gerekçeli kararından önce 818 Sayılı Borçlar Kanununu irdelemediğini, bu değerlendirmelerin dosya ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, rekabet yasağı sözleşmesinin işçi - işveren ilişkisi sonlandıktan sonra kanunda belirtilen şartlarda hüküm ifade edeceğini ve cezai şartın da iş akdi bittikten sonra doğacağı tartışmasız bir şekilde açık iken 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlükte iken işten ayrılan davalıya karşı  açılan davada 818 sayılı BK nu hükümleri irdelemenin hiçbir hukuki ve maddi temeli olmadığını, davalı ile imzalanan iş akdi 6101 sayılı TBK 444 madde hükümlerine uygun iken Mahkemece TBK 445/1 hükümlerine dayanarak davayı esastan reddetmenin hiçbir hukuki temeli olmadığını, TBK 445/1 maddesinde sınırlandırmaların yer almadığını, bu maddeye dayanarak davanın esastan reddinin kanunen verilmeyen bir yetkinin kullanılması olduğunu, Mahkemenin kararına gerekçe gösterdiği TBK 420/1, hizmet sözleşmesinde işçi aleyhine konulan cezai şartın geçersiz olduğunu, davadaki ihtilafın hizmet sözleşmesi nedeni ile doğmadığını, huzurdaki davanın hizmet ilişkisi sonlandıktan sonra rekabet yasağı hükümlerine aykırılık nedeni ile açılmış bir dava olduğunu, hizmet ilişkisi nedeni ile olsa Asliye Ticaret değil, İş Mahkemelerinde görüleceğinin de açık olduğunu, Mahkemenin dosyaya sundukları emsal bilirkişi rapor ve ek raporu, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/452 sayılı dosyanın gerekçeli kararını irdelemeden hüküm kurduğunu, dosyanın bilirkişiye gönderilmesi taleplerini de reddettiğini, istinaf taleplerinin kabulüne, usul ve kanuna aykırı Mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE :Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 444 vd. maddelerinde düzenlenen  ve iş sözleşmesi ile kararlaştırılan işçinin rekabet etme yasağını ihlal etmesi nedeniyle rekabet yasağı kaydına bağlanan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. <br>İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, rekabet etme yasağı kaydının geçerli olup olmadığı ve davalının eylemlerinin rekabet yasağını ihlal niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.<br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Taraflar arasında 19.06.2000 tarihli İş Sözleşmesi başlıklı sözleşme imzalandığı, hizmet akdinde davalının göreceği işin yazılım uzmanı olarak yazıldığı ve sözleşmenin rekabet yasağı başlıklı c maddesinde; ''Şirketin sahip olduğu  fikri haklara ilişkin yazılım (iş akışı, CRM. hizmet yönetimi, e-eğitim, leasing) ve proje yönetimi konularında görev alan çalışan işten ayrıldıktan sonra asgari 1 yıl aynı konuda hizmet veren bir firmada çalışmamayı kabul eder'' ;  mali yükümlülükler başlıklı b maddesinde ise; ''Bu sözleşmenin gizlilik ilkeleri ve rekabet yasağı maddelerinde belirlenen koşulları ihlal eden çalışanın iş sözleşmesi, mehil tayinine gerek olmaksızın feshedilir. Böyle bir durumda Çalışan, o tarihteki geçerli aylık brüt ücretinin 12 katını cezai şart olarak Şirket'e derhal nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir'' hükmünün düzenlendiği tespit edilmiştir.İş sözleşmesinin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348/1. maddesinde, iş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki tarafın, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebileceği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, rekabet memnuniyetine dair olan şartın, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise caiz olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi Eski Borçlar Kanunu yürürlükteyken imzalanmış ise de davalı 08.12.2015  tarihinde yani 6098 sayılı TBK yürürlüğe girdikten sonra hizmet akdini istifa suretiyle sona erdirmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. Maddesinde, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı; aynı Kanun'un 4. Maddesinde ise, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.Taraflar arasında Eski Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu dönemde akdedilen hizmet sözleşmesinde; işçinin, işten ayrıldığı takdirde 12 ay süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü, davalının işten ayrıldığı 2015 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır. Bu durumda 6101 sayılı Yasa'nın 4.maddesindeki düzenleme uyarınca dava konusu rekabet yasağı ve cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü konusunda Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 11.HD.'nin 16.03.2016 tarih ve 2015/6975 E.- 2016/2969 K. sayılı kararı).6101 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444 maddesinde; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”, devam eden 445. maddesinde ise; “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” düzenlemesi mevcuttur.Taraflar arasındaki sözleşmede asgari 1 yıllık rekabet yasağı süresi öngörülmüş, rekabet yasağının geçerli olacağı yer açıkça belirlenmemiş, \"aynı konuda hizmet veren firmada\" geçerli olacağı ifade edilmiştir. TBK'nın 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer ve zaman sınırlaması öngörüldüğü gibi aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir .(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı Kararı).Gerek 6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi ve gerekse de mülga 818 sayılı BK’nın 348. maddesi ile mer'i hukuk düzeni içerisinde yerini bulan ve kısaca rekabet yasağı olarak adlandırılan davaya konu sözleşme, kanun ile düzenlenmiş bir sözleşme olup içeriğinin sınırlandırılması da yine kanun hükmü ile sağlanmış, 6098 sayılı Kanun’un 445. ve 818 sayılı Kanun’un 349. maddelerinde bu yolda hükümlere yer verilmiştir. Bu bağlamda, içeriği ve sınırları kanunla düzenlenmiş bir sözleşmenin, doğrudan, Anayasa’nın çalışma hürriyetine ilişkin hükümleri ile bağdaşmadığı şeklinde bir değerlendirme yapılmak suretiyle geçersiz addedilmesi mümkün değildir. Bu yöndeki bir değerlendirme ancak bu hususun Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’nde yöntemince ileri sürülmesi, anılan mahkemece bu yönde bir karar verilmesi ve Anayasanın 153. maddesi çerçevesinde mümkündür. Davalı,  davacı şirkette  yazılım uzmanı olarak görev almış  ve davacı şirketin leasing yazılımına dair  bilgilere sahip olmuştur.  08.12.2015 tarihli dilekçe ile 01.08.2000 tarihi itibariyle başlamış olduğu görevinden  ayrılmak istediğini belirtip, istifa etmiştir. Davalının, dava dışı şirkette 28.03.2016 tarihli iş sözleşmesi imzalayarak dava dışı şirkette kıdemli iş danışmanı (iş tanımına; yazılım projelerinde müşteri gereksinim analizi faaliyetlerini yerine getirir veya analiz faaliyetinin yerine getirilmesinden ve çıktıların kalitesinden sorumludur. Geliştirilecek yazılım projesinin kavramsal tasarımını oluşturur. Proje kapsamında üretilen çözümün uçtan uca sorumluluğunu üstlenerek Proje Yöneticisini destekler şeklindedir) pozisyonunda leasing yazılımları alanında işe başladığı  dosya içerisine alınan SGK kayıtlarından ve  dava dışı .... A.Ş'ye yazılan müzekkere cevabından anlaşılmıştır. Bu haliyle rekabet yasağı sözleşmesindeki rekabet yasağı kaydı anılan kanuni düzenlemeye uygun olup geçerlidir. Dosya kapsamı itibariyle davacı ile dava dışı  ... A.Ş. firmasının her ikisinin de İstanbul İlinde, aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı müşteri çevresini hedefleyen rakip firmalar olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre her ne kadar sözleşmede rekabet yasağı yer olarak sınırlandırılmamış ise de rekabet yasağının yer itibariyle İstanbul sınırlarında geçerli olduğunun kabulü gerekir.Davalı taraf, rekabet yasağı sözleşmesiyle hizmet sözleşmesinden sonra 1 yıl süre ile işverenin iş alanına giren başka bir rakip işletmede çalışmayacağını taahhüt etmesine rağmen, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip firmada, iş akdinin sona erdiği 08.12.2015 tarihinden itibaren 1 yıl geçmeden  çok kısa bir süre sonra \"kıdemli iş danışmanı\" olarak  çalışmaya başlamasının davacı şirketteki pozisyonu itibariyle ortak müşteri portföyü ve benzer ürün isim ve içerik bilgilerine sahip olarak  davacı şirketin gizli bilgilerine sahip olarak ekonomik alanda davacı şirketi önemli ölçüde zarar yönünde etkileyebileceği sonuç ve kanaati hasıl olmakla somut olayda davalı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden davacının cezai şart talebi yerinde (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/8396 E. - 2016/3470 K. sayılı, 30.03.2016 tarihli kararı) olup, mahkemece bu husus göz ardı edilerek davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebilir. Davalının son brüt ücreti 8.858,93 TL olup,  iş sözleşmesinde gizlilik maddesi ve rekabet yasağına aykırı davranılması nedeniyle cezai şart brüt maaşın 12 katı olarak kararlaştırılmıştır.Davalının bir süredir çalıştığı yazılım sektörü yoğun olarak İstanbul ve çevresinde faaliyet göstermektedir. Bu nedenle rekabet yasağı süresince davalının başka sektörlerde iş bulma olanağı kısıtlıdır. Ayrıca rekabet yasağı kaydına ilişkin davacı iş verenin üstlendiği karşı bir edim de bulunmamaktadır. Buna göre davalının bir aylık ücreti, diğer sektörlerde iş bulma ve geçimini temin imkanı, hizmet süresi ve rekabet yasağının süresi ile işverenin üstlendiği karşı bir ediminin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde cezai şarttan 3/4 oranında tenkis yapılarak davanın kısmen kabulüne ve yine davacının, TBK'nın 182/2. maddesi uyarınca, tenkis edilen cezai şart tutarını önceden takdir ve tespit etmesi de mümkün olmadığından cezai şartın dairemizce fahiş görülerek tenkisi nedeniyle takdir hakkı kullanılarak TBK'nın 182/son maddesini uygulamak suretiyle yapılan indirim miktarı vekalet ücretinin hesabında dikkate alınamayacağından, reddolunan kısım üzerinden davalı lehine karşı vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmemiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/18-421 Esas, 2009/526 Karar sayılı 18/11/2009 günlü içtihadı). HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı vekilinin  istinaf başvurusunun HMK 353/(1)b.2 maddesi uyarınca kabulüyle ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından fahiş olduğu anlaşılan cezai şarttan takdiri indirim yapılarak davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KISMEN KABULÜ ile  26.876,79 TL'nin dava tarihi olan 09/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,2-Başlangıçta peşin olarak alınan 1.835,86 TL harcın alınması gerekli olan 1.835,95 TL harçtan mahsubu ile bakiye 0,09 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3- Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu  başvuru harcı 29,2 TL, peşin harç 1.835,96 TL , posta ve tebligat gideri 187,90 TL olmak üzere toplam 2.053,06 TL yargılama giderinin  davalıdan alınarak davacıya  verilmesine, 4-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 17.900 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya  verilmesine, 5-Cezai şart tutarında takdiren indirim yapılarak hüküm kurulmakla TBK'nın 182.maddesi gözetilmek suretiyle ret edilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama gideri takdirine yer olmadığına, 6-Karar kesin olduğundan  HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı  tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına  8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta ve tebligat gideri 50,80 TL olmak üzere toplam 199,40 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 02/11/2023<br>\t<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3b6fcd1a75974fd3","SID":"09739149cc7a55bc"}}