{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1586 <br>KARAR NO: 2023/1051<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 29/01/2020<br>NUMARASI: 2018/657 Esas - 2020/92  Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/10/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Perpa şubesince dava dışı ... Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan muhtelif kredi sözleşmelerine istinaden kredi kullandırıldığını, diğer davalı/borçlu ...'un ise kredi sözleşmelerini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi hesabının kat edilerek muaccel hale getirilmesi için Beyoğlu .... Noterliği'nin ... yevmiye no'lu ihtarnamesinin keşide edildiği, ancak borcun ödenmediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için icra takibi yapıldığını, davalıların haksız itirazlarının reddi gerektiğini, talep edilen faiz oranının taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri gereği talep edildiği, yasaya ve mevzuata uygun olduğunu, açıkladıkları nedenlerle davalı borçlunun itirazının iptali ile takibin devamına, davalının %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı banka ile ile imzalanan kredi sözleşmelerinden sadece; 12.07.2012 tarihli 900.000,00- TL,  26.11.2013 tarihli 700.000,00- TL bedelli kredi sözleşmelerinde müteselsil kefil olarak  imzasının bulunduğu, davacı yanın iddia ettiği gibi 18.08.2015 tarihli 2.000.000,- TL bedelli kredi sözleşmesine kefil sıfatıyla taraf olmadığını, hesap kat ihtarnamesine konu edilen alacağın 12.07.2012 tarihli ve 26.11.2013 tarihli kredi sözleşmelerine konu olmadığını, müvekkilinin Beyoğlu ... Noterliğince düzenlenen 27/11/2014 tarih ve ... yevmiye nolu Ltd. Şti pay devir sözleşmesi ile şirketteki tüm hisselerini şirketin diğer ortağı ... devrettiğini, kredi borçlusu şirketin hisse devir tarihinden önceki döneme ilişkin bir kredi borcu bulunmadığını, gönderilen ihtarname incelendiğinde takibe konu edilen kredinin 27.04.2017 tarihinde 500.000,00- TL tutarlı eşit taksitli kredi olarak kullanıldığı, 26.12.2017 tarihinde borç bakiyesinin 408.668,71 TL olduğunun görüleceği, söz konusu kredide ...'un herhangi bir kefalet ilişkisinin bulunmadığı, şirket ortaklığından ayrıldığı 27.11.2014 tarihinden sonraki bir tarihte kullandırılan taksitli ticari krediden dolayı sorumlu tutulamayacağı savunmaları ile davanın kötüniyetli ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tüm dosya kapsamı, taraflar arasında akdedilen GKS'ler, davalının asıl borçlu şirketteki payını devri nedeniyle kefaletinin sona erdirilmesine dair banka ile yapmış olduğu yazışmaları, denetime elverişli bilirkişi raporu, toplanan deliller ve icra dosyası birlikte değerlendirildiğinde; davacı bankanın Perpa/İstanbul Şubesi ile dava dışı asıl borçlu ... Dış Tic. Ltd. Şti. arasında muhtelif tarihlerde 10 yıl süreli çerçeve niteliğinde Genel Kredi Sözleşmeleri (GKS) imzalandığı, davalının da söz konusu sözleşmelerde, müteselsil kefil olarak iradesini gösterdiği beyanlarının karşısında gösterilen miktarlarda kefalet limiti ile sorumlu olmak kaydıyla kefalet imzalarının bulunduğu, davalının bu şekilde 26.11.2013 tarihli 700.000,00 TL, 12.07.2012 tarihli 900.000,00 TL tutarındaki Çerçeve niteliğindeki Genel Kredi Sözleşmelerinde (GKS) müteselsil kefil olarak kefalet imzası bulunmakla birlikte, 18.08.2015 tarihli 2.000.000,00 TL tutarındaki GKS'de imzasının bulunmadığı, davalı tarafla davacı banka arasında elektronik ortamda yazışmalar yapılmak suretiyle, davalı ...'un şirket hissesini devrederek şirket ortaklığından ayrılması nedeniyle kefaletinin sona erdirilmesi talebinde bulunulduğu,  davacı .... Perpa Şubesi tarafından 12.12.2014 tarihinde yetkili organlarına iletildiği, ... Bankası A.Ş. İstanbul 1.Bölge Koordinatörlüğü tarafından talebin uygun görülerek \"..Firma kredilerinin teminatına ... kefaletinin alınması talebiniz uygun bulunmuştur.\" denilerek davalının kefaletinin sonlandırıldığı, dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan 500.000,00 TL tutarındaki kredinin 27.04.2017 tarihli olup, takip talebine konu edilen kredilerin davalının kefalet imzası bulunan GKS'ler kapsamında olmayıp 2017 tarihinde kullandırılan ve davacı tarafın kefaletinin sona erdirilmesi talebinin iletilip onay verildiği tarihten sonrasında imzalanan 18/08/2015 tarihli olan yeni tarihli GKS  kapsamında kullandırılmış olduğu, eski tarihli sözleşmeler kapsamında kullandırılan kredilerden devreden herhangi bir borç bulunmadığı, 500.000,00 TL'lık taksitli ticari kredi ödeme planında kefalet imzasının bulunmaması ve ayrıca davacı bankaca kefaletinin sonlandırılması talebine 12.12.2014 tarihinde onay verilerek kefaletin sonlandırıldığı hususları açık olduğundan davalının kefaleti olmayan sözleşme kapsamında kullandırılan söz konusu yeni tarihli kredilerden sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından davanın reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Borçlar Kanunu gereği yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerin, feshinin ve değiştirilmesinin de yazılı şekilde yapılmasının zorunlu olduğunu, kefalet sözleşmesinin tek taraflı beyan ile sonlandırılmasının mümkün olmadığını, kanunun açık düzenlemesi karşısında kefaletin davalının müvekkili bankaya ilettiği e-posta ile sona erdiğinin kabulü ile karar verilmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte kefalet sözleşmesinde değişiklik yapılması yönünde yazışma yapan banka çalışanının bu hususta yetkili olup olmadığının araştırılmadığını, eksik inceleme yapıldığını, davalı tarafın genel kredi sözleşmesi kapsamında ortağı olduğu şirket lehine kefalet sözleşmesi imzaladığını, kendi el yazısı ile ortağı olduğu şirketin müvekkili bankaya doğmuş ve doğacak tüm borçlarından belirlenen limit kapsamında müteselsilen borçlu olacağını kabul ve taahhüt ettiğini, müvekkili bankanın davalının genel kredi sözleşmesinde vermiş olduğu kefaleti kapsamında dava dışı borçlu şirkete krediler kullandırdığını, müvekkili bankanın işbu kredileri kullandırırken davalının mevcut ve geçerli kefalet sözleşmesini teminat olarak değerlendirdiği ve bu gözetilerek kredi tahsisi yaptığının ortada olduğunu, müvekkili bankanın yasal bir gereklilik olmamasına ve salt prosedür olarak birkaç kez dava dışı şirket ile genel kredi sözleşmesi imzalamasının önceki genel kredi ve kefalet sözleşmelerinin geçerliliğini etkilemeyeceğinin de açık olduğunu, davalı tarafın münhasır bir krediye bağlı olarak değil, genel kredi sözleşmesi kapsamında ve doğacak kredi borçlarından da müteselsil sorumlu olacak şekilde kefil olduğunu, işbu hususun yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini, davalının %20'den az olmayacak şekilde kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında yürütülen haksız ve kötü niyetli esas takibin durdurulmasına rağmen durdurulamayan ihtiyati haciz neticesinde müvekkili aleyhine ihtiyati cebr-i icra işlemlerinin davacı tarafın haksız ve kötü niyetli talepleri ile sürdürülmeye devam ettirildiğini, müvekkilinin dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'nin ortağı ve eski müdürü konumunda olduğunu, dava dışı şirket ile davacı banka arasında 12/07/2012 ve 26/11/2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinin imzalandığını, müvekkilinin de bu sözleşmelere müteselsil kefil sıfatıyla taraf olduğunu, müvekkilinin taraf olduğu bu sözleşmelere ait kullanılan kredilerin zamanında ödendiğini, müvekkilinin dava dışı şirketten ayrıldığı ve bu hususu davacı bankaya ilettiği tarihten sonra davacı bankanın dava dışı şirket ile 2015 ve 2017 tarihlerinde tekrar genel kredi sözleşmeleri akdettiğini, akdedilen bu sözleşmelerde de müvekkilinin talebine uygun olarak kefil sıfatıyla imzasının alınmadığını, buna rağmen davacı bankanın icra takibine konu ettiği alacağın ise 27/04/2017 tarihinde kullanılan ve müvekkili ...'un hiçbir şekilde taraf olmadığı başkaca bir krediden kaynaklandığının görüldüğünü, davacı bankanın başlattığı bu icra takibinin açıkça haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı bankanın müvekkili ve dava dışı şirket aleyhine başlattığı icra takibinde dava dışı şirketin mal varlığı sorgusunu yapmadan, ödeme güçsüzlüğü içerisinde olup olmadığının araştırılmasının yapılmadan asıl borçlunun semeresizliğinin tespit edilmeden ve müvekkilinin kullanılan krediye ilişkin olarak kefil sıfatı olmamasına rağmen direkt müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, yalnızca bu durumun varlığının bile davacı bankanın kötü niyetinin göstergesi olduğunu, İİK madde 67/2 kapsamında davacı tarafın kötü niyetli olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kötü niyet tazminatına ilişkin bölümünün bozulmasını, kendileri lehine %20'den az olmayacak şekilde kötü niyet tazminatı ödenmesine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; genel  kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan  ilamsız icra takibine kefil borçlunun  itirazının iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili  tarafından yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; takip konusu kredilerin asıl borçlu ile imzalanan kredi sözleşmelerinden hangisine dayanılarak kullandırıldığı  noktasındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu ve diğer borçlular  hakkında, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \"Beyoğlu ... Noterliğinin 14/03/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, kredi sözleşmeleri\" alacağa dayanak gösterilerek ilamsız icra takibi başlatılmış ve davalının itirazı üzerine takip davalı yönünden  durmuş ve eldeki itirazın iptali davası açılmıştır. Dosyaya asıl borçlu ... LTD.ŞTİ ile davacı banka arasında imzalanan 3 adet Genel Kredi sözleşmesi sunulmuştur. Bu sözleşmelerden 12/07/2012 tarihli 900.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmesinde ve 26/11/2013 tarih ve 700.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmelerinde  davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzanını bulunduğu, 18/08/2015 tarihli 2.000.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmesinde ise davalının kefil olarak imzasının bulunmadığı belirlenmiştir. Tarafların delilleri toplandıktan sonra dosya bankacı bilirkişiye verilmiş alınan raporda; hesap katına ve icra takibine konu edilen asıl alacağa ilişkin 4 kalem kredinin 27/04/2017, 05/07/2017, 24/11/2017 ve 24/11/2017 tarihinde kullandırılan kredilerden kaynaklandığı, 2012 ve 2013 tarihli sözleşmeler kapsamında kullandırılan kredilerden devreden herhangi bir borç bulunmadığı belirlenmiştir. 27/04/2017 tarihinde kullandırılan kredinin geri ödeme planında ve bu kredi için düzenlenen başvuru formunda  davalı kefilin imzasının bulunmadığı da  tespit edilmiştir.Davalı tarafça dosyaya ibraz edilen ve davacı bankanın bölge müdürlüğü ile krediyi kullandıran şube arasında yapıldığı öne sürülen 12 aralık 2014 tarihli  e- mail yazışmasında; şube tarafından bölge koordinatörlüğüne hitaben; şube müşterisi ... firmasının ortaklık yapısının değiştiği, firmaya kullandırılacak kredilerin teminatına kefaleti alınan  ...'un ortaklıktan ayrıldığı, söz konusu ortaklık değişiminden dolayı daha önce kefaleti alınmış olan ...'un  kefaletinin kaldırılmasını talep ettiği bildirilerek ...'un kefaletinin kaldırılması ve sadece %97 ortak  ... kefaletinin alınması hususunda bilgi ve onay istenildiği,  cevaben de \"firma kredilerinin teminatına ...'ın kefaletinin alınması talebinin uygun bulunmuştur\" şeklinde yanıt verildiği görülmektedir. Bilirkişi raporunda bu gerekçe ile davalının kefaletinin sona erdiği görüşü bildirilmiş, davacı tarafça, yazışmanın iç yazışma olduğu, yazışmayı yapanların yetkili olup olmadığı hususun belli olmadığı, kefalet sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiğniden değişikliklerinde yazılı yapılması gerekçeleri ile bu belirlemeye itiraz edilmiştir. Bilirkişi raporunda  bir önceki parağrafta özetlenen tespitleri ile dosyadaki diğer evraklardan takip alacağın davalının kefaletinin bulunmadığı 18/08/2015 tarihli 2.000.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmesine dayanak kullandırılan kredilerden kaynaklandığı sabittir. Davacı tarafça ısrarla kredinin önceki tarihili sözleşmelere dayanılarak kullandırıldığı iddia edilse de bu konuda dosyaya ibraz edilmiş bir delil bulunmamaktadır.  Yine taraflar arasındaki ilişkini seyri, davalının bankaya yaptığı başvuru üzerine bankaca yapılan 2014 tarihli  iç yazışma sonrası 18/08/2015 tarihide yeni bir genel kredi sözleşmesi yapılması, takibe konu kredilerin bu sözleşme tarihinden sonra 2017 yılında kullandırılmış olması, gibi hususlar dikkate alındığında davacının bu iddialarına itibar edilmemiştir. Dosyada toplanan deliler hüküm kurmaya yeterli olmakla  davacı vekilinin banka yazışması hakkında araştırma yapılması gerektiğine ilişkin talebinin eldeki uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamayacağı, davalının sorumluluğunu etkilemeyeceği  sonuca ulaşılmakla ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalının kötü niyet tazminatı talebine ilişkin istinafı yönünden yapılan değerlendirmede; davanın reddine karar verilmiş olmakla birlikte davacının takip başlatmasında ve itirazın iptali davası açmasında kötü niyetli olduğu ispat edilmediğinden mahkemece kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun  reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı  ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından alınması gereken 269,85 TL karar harcının davacı taraftan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 269,85 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 215,45‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.19/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"da3a566649796e86","SID":"4243bdd6b66c6d0e"}}