{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1570 <br>KARAR NO: 2023/1054<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/02/2020<br>NUMARASI: 2019/421 Esas - 2020/145  Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/10/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin hala %2.5 (yüzde iki buçuk) ortağı olan müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütmekteyken taraflar arasında imzalanan 07.08.2018 tarihli Sulh Protokolüne istinaden 16.08.2018 tarihi itibarıyla davalı şirkette bulunan tüm görevlerinden ayrıldığını, hal böyleyken 29.03.2019 tarihinde gerçekleştirilen (Büyükçekmece ... Noterliği 01.04.2019 T. ... Y. Nolu) 2018 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısında aldığı 6 nolu kararda, müvekkilinin ibra edilmemesine, müvekkil dışındaki yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine karar verildiğini,  kararın bu yönüyle müvekkilin kişisel sorumluluğuna sebep olma potansiyeline sahip olduğunu, genel kurulun bu kararı usul ve yasaya aykırı olup iptali, iptal talebi kabul edilmediği takdirde hükümsüzlüğünün tespiti gerektiğini, müvekkilinin hiç bir dönem davalı şirketi temsil ve ilzamda tek başına yetkili olmadığını, alınan kararlarda imzası bulunan diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilirken yönetim kurulu başkanı olan müvekkilin ibra edilmemesi dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, 29.03.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 6 no.lu karar ve devamında; müvekkil ile birlikte aynı karar/kararlara imza atan yönetim kurulu üyeleri ibra edilmişken ve müvekkilinin yönetim kurulu başkanı olduğu döneme ilişkin bilançolar onaylanmışken müvekkilin ibra edilmemesinin gerekçesinin  ortaya konulmadığını, davalı şirketin  denetime tabi sermaye şirketi olduğunu, şirket genel kurulunun 29.03.2019 tarihinde gerçekleştirilen 2018 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında alınan 6 ve 11 nolu kararların uygulanması müvekkili ve davalı şirket açısından geri dönülemez zararlar doğuracağından ve özellikle 11 nolu karar gereğince davalı şirketin faaliyet izninin iadesi hem şirkete hem de müvekkil dahil tüm hissedarların zararına yol açacağından anılan kararların yürütmesinin durdurulmasını talep ettiklerini, 29.03.2019 tarihinde gerçekleştirilen 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 6 ve 11 nolu kararların  yürütmesinin tedbiren durdurulmasına, 29.03.2019 tarihinde gerçekleştirilen 2018 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında alınan 6 nolu kararın müvekkilin ibra edilmemesine ilişkin kısmının ve 11 nolu kararın iptaline, iptal talebi kabul edilmediği taktirde 29.03.2019 tarihinde gerçekleştirilen 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 6 nolu kararın müvekkilin ibra edilmemesine ilişkin kısmının ve 11 nolu kararın geçersizliğinin / hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemelerine ilişkin genel kurul kararlarının iptalinin ancak yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılması ile mümkün olacağını, ibra edilmeyen yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmadıkça , önceki bir aşamada böyle bir dava açmanın mümkün olmadığı son derece açık olduğunu, davacı vekilinin atıfta bulunduğu 07.08.2019 tarihli protokol  İş Kanunu Hükümleri çerçevesinde iş akdinin sona erdirilmesine ilişkin olup, Türk Ticaret Kanunu bağlamında Yönetim Kurulu Başkanı olan davacının şirket ortaklarına karşı olan hukuki statüsü ile hiç bir ilgisi olmadığını, söz konusu protokolün davacının bordro ile İş Kanunu hükümleri çerçevesinde hizmet verdiği grup şirketleri ile olan işçilik alacaklarına İlişkin bir sözleşme olduğunu, bu sözleşmede yer alan ibra hususu hukuken asla şirket ortakları ile yönetim kurulu arasındaki ilişkiyi bağlamadığını, şirket yönetim kurulu üyelerinin yönetim kurulu üyesi sıfatı ile ortaklara karşı olan sorumlulukları Türk Ticaret Kanununda açıkça belirtildiğini, bu nedenle davacının iddia ettiği şekilde iş akdinin sona erdirilmesinin şartlarını düzenleyen bir protokolün, yönetim kurulu üyesinin bu sıfatla yaptığı iş ve işlemler çerçevesinde ortaklara karşı olan TTK kapsamındaki sorumluluklarını ortadan kaldıran hukuki bir yönü olmadığını,  davacının ibra edilmemesine dair Genel Kurul Kararı toplantıya katılan tüm hissedarların oybirliği ile aldıkları bir karar olduğunu, davacı aynı zamanda hissedar olması nedeniyle usulüne uygun olarak yapılan davete icabet edip genel kurula katılmamış, temsilci dahi göndermemiş, faaliyet dönemine ilişkin bilgi vermekten kaçınmış, bunun yerine hiçbir usulde yeri olmayacak şekilde noterden müvekkil şirkete ihtarname keşide ederek genel kuruldan mesnetsiz olduğunu, davacının ibra edilmemesine dair Genel Kurul Kararı toplantıya katılan tüm hissedarların oybirliği ile aldıkları bir karar olduğunu, müvekkili şirketin 2004 yılında ... şirketler grubu bünyesine , söz konusu şirketin hisselerinin eski hissedarlarından satın alınması suretiyle katılmış olup, davacı, müvekkil şirketin şirketler grubu bünyesine katılmasından sonra müvekkil şirkette 2018 yılı Ağustos ayına kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüğünü, müvekkilinin adeta tek başına sevk ve idare eden davacının sorumlu olduğu dönemler incelendiğinde; 2016 yılında şirketin 8.756.000 TL ticari zarar beyan ettiği, bu zararın en önemli nedeninin ... firmasına ihracat faktoring nedeniyle herhangi bir teminat olmaksızın sağlanan 6.520.253 TL plasmanın tahsili imkansız hale gelmesi ve neticesinde şüpheli alacak karşılık giderine kaydedilmesi olduğu görüldüğünü, davacı vekilinin TTK 1524/1 gereği alınan kararın hükümsüz olduğu ve genel kurul kararının tescil ve ilanının yapılmadığına dair beyanları da mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu,  genel kurul kararı tescil ve ilan olunmak üzere İstanbul Ticaret Siciline verilmiş, karar 09.04.2019 tarihinde tescil edilmiş ve 15.04.2019 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davacı müşterek imza ile ile birlikte diğer yönetim kurulu üyeleri ile birlikte imza attıkları işlerden dolayı sadece kendisinin ibra edilememesi nedeniyle talepte bulunduğu dikkate alınmış olup diğer  yönetim kurulu üyeleri ibra edildiği halde davalı şirketin çift imza ile temsil ve ilzam edilen şirkette davacı başkan sıfatıyla ibra edilmemiştir. Somut olayda bilanço ve kar,zarar hesaplan hazır bulunanların oybirliği ile kabul edildiği ve diğer tüm yönetim kurulu üyeleri ibra edildiği halde herhangi somut olguya dayanmadan davacı yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesinin tutanaklara yansıyan bilgilere göre objektif bir kritere dayanmadığı ayrıca kararda hiçbir somut tespite yer verilmediği ve ibra etmemeye esas teşkil eden zararların açıklanmadığı gibi şirketin sermayesine ve sözleşmelere ilişkin kararların yönetim kurulu tarafından onaylandığı ve davacının tek başına işlem yapmadığı dikkate alındığında; davacının tek başına şirkete zarar vermesinin söz konusu olamayacağı için diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine karşın kendisinden ibra kararının davacı yönünden de verilmemesinin takdirin denetimsiz olduğu anlamına gelmez anonim şirketlerde şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hukuki ilişkide yönetim kurulu üyelerinin ortaklığın yönetimi ve iş yılı sonunda hesap verme yükümlülüğü bulunmakla birlikte, ibra edilmeyi talep haklarının da bulunduğu, genel kurulun ibra konusunda geniş taktir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetkinin sınırsız olmayıp genel kurulda şirketçe sorun tespit edilmeyen bir bilanço ve yıllık raporlara göre de  yönetim kurulunun ibra edilmesi gerektiği kanaatine varılmış olup ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılmasının dürüstlük kurallarına aykırı düşeceği dikkate alınmış ve  bu haliyle alınan kararın  dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi sebebiyle  iptali şartlarının oluştuğundan bu gündem maddesi yönünden talebin kabulü ile iptaline karar vermek gerekmiştir.11 nolu gündem maddesi yönünden ise genel kurulda şirketin faaliyet ruhsatının iadesine ve buna bağlı prosedürün başlatılmasına karar verilmesine ilişkin 11. Madde yönünden Davaya konu olayda soz. konusu faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin kararın hazır bulunanların oybirliği ile alındığı anlaşılmış olup şirketin 03.07.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul kararı ile BDDK’nm emredici talimatı gereği şirketin faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin ana sözleşme tadili yapılmış olup alına  karar şirketin mali durumuna göre  usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından iptali şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığından iptal talebinin reddine karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle; davanın kısmen kabul  kısmen reddi ile; davalı şirkette  29/03/2019 tarihli genel kurulda alınan 6 nolu gündem maddesinin  iptaline, aynı genel kurulda alınan 11 nolu gündem maddesi yönünden talebin reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçelerinde 29/03/2019 tarihli genel kurulun yapılacağından haberdar olmadıkları yönünde bir iddialarının bulunmadığını, 11 nolu genel kurul kararının iptali taleplerinin 29/03/2019 tarihinde alınan genel kurul kararlarının Türk Ticaret Kanununun 1524. maddenin 1. fıkrası gereğince davalı şirketin internet sitesinde ilan edilmemesi ve Türk Ticaret Kanununun 447/c maddesine göre anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlarının batıl olduğu yönündeki hükme dayalı olarak yapıldığını, Türk Ticaret Kanununun 1524(1). maddesine göre internet sitesinde yayınlanması gereken ilanların yayınlanmaması ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturur ve kanuna aykırılığın tüm sonuçlarının doğmasına yol açar hükmünün bulunduğunu, TTK 1524 maddesinin emredici nitelikte bir düzenleme olduğunu, alınan kararların internet sitesinde yayınlanmamasının tek başına kanuna aykırılığın tüm sonuçlarını doğuracağını, bu sonuçlardan birinin de iptal etmek olduğunu, hatta yok hükmünde sayılmak olduğunu, yasa koyucunun bu konudaki iradesinin açık olduğunu, yerel mahkemenin red kararı ile emredici yasal düzenlemenin hilafına karar verildiğini, davalı şirket genel kurul kararlarının emredici kanunun hükmüne rağmen yayınlanmamasının sırf hissedarları değil 3. şahısları da etkileyeceğini, denetime davalı şirketin genel kurul kararlarının yayınlanmasının alenilik ilkesine de aykırı olduğunu, bu bakımdan da yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca hissenin değerlerini korumak için mücadele eden müvekkilinin iyi niyetli olmadığından bahsetmenin mümkün olamayacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın 29/03/2019 tarihli genel kurulda alınan ibra edilmeme kararını başlı başına dava konusu yapmasında hukuki menfaatinin bulunmadığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğunu, müvekkili şirketin genel kurulunda katılan tüm hissedarların oy birliği ile aldığı kararla davacı tarafından 2018 yılı faaliyet dönemine ilişkin iş ve işlemler için ibra edilmediğini, ancak hakkında sorumluluk davası açılmasına dair bir genel kurul kararının da alınmadığını, genel kurula katılmayan, temsilci dahi göndermeyen, yaptığı işlemleri savunmayan ve bu konuda her türlü izahattan kaçınan davacının genel kurulda şirket hissedarlarınca ibra edilmemesini dürüstlük kuralına aykırı görmesinin tamamen haksız olduğunu, yerel mahkemenin bu savunmalarını tamamen görmezden geldiğini, ayrıca şirket hissedarı sıfatı olan yönetim kurulundaki tek kişi olan davacının bu çerçevede şirketin yönetiminde kredi kullandırmalarında şirketin sevk ve idaresi ile ilgili tüm kararların alınmasında kendisinin tek söz sahibi olarak davrandığını, bunu da şirketin profesyonelce yönetildiği ve şirket hissedarlarının şirket iş ve işlemlerden uzak durmaları gerektiği savına dayandırıldığını, dava dilekçesinde kendisinin de diğer yönetim kurulu üyeleri gibi tek imza yetkisine sahip sıradan bir üye olduğunu ifade etmesinin tamamen kötü niyetli bir beyan olduğunu, davacının iş ve işlemleri ile oluşan olumsuz finansal tablo karşısında şirketin kaynak bularak faktoring işlemleri yapmaya devam etmesinin olanaksız hale geldiğini, esasen şirketin Nisan 2018 döneminden bu yana da yeni faktoring işlemi yapamadığını, yine ibranın tek taraflı bir müessese olduğunu, şirket hissedarlarının tamamının davacının yönetim kurulu başkanı sıfatı ile yapmış olduğu işlemler nedeniyle şirketin zarara uğradığını gördükleri için davacıyı ibra etmediklerini, davacı tarafın genel kurula katılıp kendisini savunma sorumluluğunu dahi gösteremediğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. <br>GEREKÇE: Dava; davalı Anonim Şirketin 29/03/2019 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan 6 ve 11 nolu kararların TTK 445 ve devamı maddeleri uyarınca iptaline bunun yerinde görülmemesi haline bahsi geçen kararların geçersizliğinin / hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 6 numaralı  kararın iptaline, 11  numaralı kararına yönelik iptal talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı ve  davalı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davalı şirket 25.000.000,00 TL sermayeli, 6 ortaklı bir şirket olup, şirket ortakları ... A.Ş'nin 12.385,345 TL, ... A.Ş'nin 6.073.138 TL, ... A.Ş'nin  5.830.194 TL,  ... 2.549 TL,  ... 1.274 TL  ve davacı ...'ın 707.500,00 TL değerinde kayıtlı sermaye paylarına sahip oldukları, davacının hisse oranının %2.83 olduğu, davalı şirkette 16 Ağustos 2018 tarihine kadar yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Genel kurulda oyların 24.2289.951 TL sermaye payının asaleten ve vekaleten temsil edildiği, davacının genel kurul toplantısına asaleten veya vekaleten katılmadığı, dolayısıyla iptalini istediği genel kurul karalarında olumsuz oyu ve muhalefet şerhinin bulunmadığı,  şirkete daha önce gönderdiği ihtarnamede toplantıya katılamayacağını bildirip bazı hususların genel kurul tutanağına geçmesini talep ettiği, toplantıda alınan dava konusu kararların katılanların oy birliği ile alındığı görülmektedir. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir.Yine 6102 sayılı TTK'nun butlan sebeplerini düzenleyen 447. Maddesi \"(1) Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır.\" düzenlemesini içermektedir. Dosya ibraz edilen 29/03/2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantı tutanağının 6. Maddesi  ile yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşülüp oylandığı, \"yapılan oylama sonucunda 16/08/2018 tarihine kadar yönetim kurul başkanı olarak görevde bulunan ...'ın ibra edilmemesine, diğer yönetim kurulu üyeleri olan ..., ..., ..., ... ve ...'in ibra edilmelerine hazır bulunanların oy birliği ile karar verildi. Yönetim kurulunun ibrası maddesinde ilgili yönetim kurulu üyesi oy kullanmamıştır.\" şeklinde karar alındığı görülmüştür. Genel kurul toplantı tutanağının 11. Maddesi ile: \"mevcut piyasa koşulları çerçevesinde şirketin faaliyet ruhsatının iadesine, bunu takiben gerekli ana sözleşme tadillerinin  yapılabilmesi için izin başvurularının yapılmasına, ve izinlerin alınmasını müteakip şirketin genel kurulunun yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılmasına, bu süreçte şirket hisselerinin üçüncü şahıslara devrine yönelik üçüncü  şahıslardan bir teklif gelmesi halinde bu teklifin de genel kurulda görüşülebilmesi için genel kurlun olağanüstü  toplantıya çağrılmasına hazır bulunanların  oy birliği ile karar verildi.\" şekline karar alındığı görülmüştür. Öncelikle kararların butlan nedeniyle geçersizliği yönünden değerlendirme yapılması gerekmiştir. Genel kurul kararları da bir hukuki işlem olmakla borçlar hukukundaki  sözleşme serbestisi sınırlarına tabidir. Borçlar hukukuna göre butlan bir hukuki işlemin hukuk düzeni tarafından öngörülen geçerlilik şartlarını içermemesi nedeniyle başlangıçtan itibaren hüküm ve sonuç doğurmamasıdır. Geçersiz hukuki bir işlem, sözleşme ya da karar kurucu unsurları içermekle birlikte geçerlilik unsurlarından kamu düzenini ilgilendirecek derecede önemli olanları içermemesi halidir.  Geçersizlik halleri genel kural niteliğindeki TBK 27 maddede düzenlenmiştir. Anonim şirket genel kurul kararları yönünden TTK 447. Maddesinde tahdidi olmayan örnek kabilinden özel düzenleme bulunmaktadır.Davacı vekilince 11 numaralı kararın anonim şirketin yapısını bozması nedeniyle TTK 447. maddesine aykırılık teşkil edeceği ve genel kurul kararının şirketin internet sitesinde yayınlanmasının kanuna açık aykırılık oluşturması nedeniyle 6 Ve 11 numaralı kararların  hükümsüz oldukları yönündeki istinaf istemi; alınan kararların %97 sermaye oranıyla alındığı, bu oranla TTK  529 maddesi gereği şirketi sona erdirme kararı dahi alınabileceği, şirketin bilahare faaliyet konusunun da değiştirildiği, bahsi geçen kararların alınmasının genel kurulun yetkileri dahiline olduğu, alınan kararların  anonim şirketin yapısını bozduğundan ve  sermayenin korunmasına ilişkin ilkeye aykırı düştüğünden bahsedilemeyeceği, genel kurulu kararının internet sitesinde yayınlanmamış olmasının alınan kararın hükümsüzlüğünü doğurmayacağı anlaşılmakla davacının bu yöne ilişkin istinaf talepleri yerinde görülmemişir. Davacı şirketin 16 Ağustos 2018 tarihine kadar yönetim kurulu başkanlığını yürütmüş olması ve  kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğunu gerektirebilecek nitelikte olması, ayrıca ibra edilmemeye ilişkin karar yönünden  TTK 446/1 maddesi uyarınca  dava açmak için gerekli muhalefet şerhinin tutanağa geçirilmesine zorunlululuğu bulunmaması  nedeniyle davacının iptal davası açmaya hakkı bulunduğu anlaşılmıştır. Türk Ticaret Kanunu’nun  1524. ve Geçici 8. maddelerinde, \"Bu kanunun 397 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca denetime tabi olan anonim ortaklıklardan 1524 üncü maddenin yürürlüğe girdiği 01.07.2013 tarihinden önce kurulup da internet sitesine sahip olanların 01.07.2013 tarihinden itibaren ve 01.07.2013 tarihinden sonra kurulacak olanların ise, kuruluşlarının ticaret siciline tescilleri tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmalarının ve bu sitenin belirli bir bölümünü ortaklığın kanunen yapılması gereken ilanlarının yayınlanmasına özgülemelerinin zorunlu olduğunu; ayrıca 1524 üncü maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere uyulmamasının “..ilgili kararların iptal edilmelerinin sebebini oluşturacağı (ve) kanuna aykırılığın tüm sonuçlarının doğmasına yol açacağı...” hükme bağlanmıştır.Eldeki uyuşmazlıkta davalı şirketin bakanlar kurulunun 2018/11597 sayıl kararına yer aldığı üzere 5411  sayılı bankacılık kanunu uyarınca BDDK nın düzenleme ve denetime tabi şirketlerden olan faktoring şirketi olduğu, TTK 397/4  ve 1524 madde kapsamında internet sitesi açmaları zorunlu şirketlerden olduğu, davalı şirketin internet sitesinin bulunduğu, ancak genel kurula çağrı ilanının ve genel kurulda alınan kararların internet sitesinde yayınlandığına ilişkin bir verinin dosyaya sunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, 1524. maddenin birinci fıkrasında belli ortaklıkları internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü ortaklıkça kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek yükümlülüğünden söz edilmektedir. Bu yükümlülüğün genel kurul veya yönetim kurulu kararlarıyla veya bunların geçerliliğiyle doğrudan hiç bir ilgisi yoktur  (Bkz. Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Onikilevha,  İstanbul 2017, sf.375 vd.).Genel kurula çağrı ilanının internet sitesinden yapılmadığından çağrının usulsüz olduğu düşünülse dahi, bu  durumda usulsüz de olsa bir davet ve ilan bulunduğundan alınan kararların iptalinin sağlanabilmesi için çağrının usulüne göre yapılmaması ve gündemin gereği gibi ilan edilmemesi sonucu oluşan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir. Eldeki uyuşmazlıkta davacının fiilen haberdar olduğu, toplantıya katılmayacağına dair noter ihtarı ile davalı şirketi bilgilendirdiği, davacının %2.83'lük   sermaye payı ve dava konusu genel kurul kararlarının ise toplantıya katılanların oybirliğiyle alındığı dikkate alındığında; çağrının usulüne göre yapılmaması ve gündemin gereği gibi ilan edilmemesi sonucu oluşan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasına etkili olmadığının ve dolayısıyla alınan kararların bu sebeple iptali şartlarının oluşmadığının kabulü gerekir.Kaldı ki davacının iddiası genel kurul çağrısını usulüne uygun olmadığı değil,  iptali istenilen genel kurulda alınan kararların internet sitesinde yayınlanmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun 1524. Maddeleri uyarınca 31 Mayıs 2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliğin 6.3.h maddesi uyarınca \"Şirketin genel kurul toplantı tutanağı ile imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun toplantı tutanağı genel kurul tarihinden itibaren en geç beş gün içinde internet sitesine konur.\" hükmünü içermekte, ayrıca TTK'nın  422/2. Maddesi \"(2) Yönetim kurulu, tutanağın noterce onaylanmış bir suretini derhâl ticaret sicili \"müdürlüğüne\" vermek ve bu tutanakta yer alan tescil ve ilana tabi hususları tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür; tutanak ayrıca hemen şirketin internet sitesine konulur.\"  denmiştir. Genel kurul kararının bu madde kapsamında internet sitesinde yayınlanmamış olmasının genel kurul kararının geçerliliğiyle doğrudan hiç bir ilgisinin bulunmamaktadır. TTK m. 1524/2 kapsamında açılacak iptal davasında da dürüstlük kuralı denetiminin yapılması gerektiği, yeterli çoğunlukla alınmış, kanuna ana, ana sözleşmeye uygun alınmış, iyi niyet kuralların aykırılık içermeyen genel kurul kararının tek başına TTK 1524 madde gereği şirketin internet sitesine konulmadığı gerekçesiyle iptali yerinde olmayacağından bu yöne ilişen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri ya da daha önce alınan bir ibra kararının yine genel kurul marifeti ile geri alınması halinin başlı başına iptal davasına konu edilmesi durumunda, yerleşik yargı kararlarına göre davacıların hukuki yararlarının bulunmadığı kabul edilmekte; hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri hakkında ayrı bir sorumluluk davasının makul bir süre de açılıp açılmadığının beklenmesi gerektiği belirtilmektedir. Zira yönetim kurulu üyelerinin  görevleri  ile  ilgili  iş ve işlemlere  ilişkin inceleme  ve  değerlendirmeler sorumluluk davasında  somuta  indirgenmek  suretiyle  ele  alınarak  sonuca  bağlanmakta ve sorumluluk davası açılmaksızın sırf ibra etmeme yönündeki kararlar, ilgililer hakkında herhangi bir hukuksal sonuç meydana getirmemektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/03/2013 tarih, 2013/1578 E. 2013/4933 K. Sayılı ilamı). Somut olayda davacının ibra edilmemesine  dair karar alınmış ise de davacı yönetim kurulu başkanı hakkında genel kurul kararına dayalı olarak açılmış bir sorumluluk davası bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınmaksızın, işin esasına girilerek genel kurulda alınan 6 no.lu kararın iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/1700 esas 2022/5128 K sayılı ilamı, İstanbul BAM 12. Hd.2021/54. 2023/1142 k. Sayılı ilamı )İlk derce  mahkemesi kararının gerekçesinde emsal olarak alınan Yargıtay 11. HD.2018/2563 e. 2019/3905 sayılı kararında ilik derece mahkemesince ibraya ilişkin genel kurul kararının iptali üzerine tarafların istinaf yoluna başvurdukları Samsun  BAM 3. Hukuk Dairesinin 2018/423 e: 2018/463 K. Sayılı ilamı ile tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar verildiği, kararın eldeki uyuşmazlığa emsal teşkil etme ihtimali  bulunan yönetim kurulunun ibrasına ilişkin asıl dava yönünden davalı şirketçe temyiz edilmeyip bu davada davalı gösterilen şirket ortağı davalılar tarafından temyiz edildiği, Yargıtay kararının sonuç bölümüm 1. Maddesinde \" .. Temyiz isteminde bulunanların sıfatına göre davalıların temyiz hakkı bulunmadığı anlaşılmakla davalılar ... vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği, birleşen ve eldeki davaya emsal olmayan  tazminat davasının reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararı üzerine verilen istinaf isteminin reddine ilişkin samsun BAM kararına yönelik temyiz talebinin reddine karar verildiği görülmekle eldeki uyuşmazlığa emsal teşkil etmediği belirlenmiştir. İlk derece mahkemesince 11. Numaralı genel kurul kararının iptaline ilişkin talebin reddine dair verilen karara yönelik davacı vekilinin istinafı yönünden yapılan değerlendirmede;  dosyaya alınan denetime elverişli bilirkişi raporu, ve dosyaya sunulan uzman mütalaası ve toplanan deliler ile bahsi geçen faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin kararın hazır bulunanların oybirliği ile alındığı, toplantı ve karar nisabının %97,15 olduğu, TTK 421 maddesindeki nisaba aykırılık bulunmadığı, bu nisap ile ortakların ortaklığı sona erdirme kararı dahi alabileceği, bu madde ile alınan kararın sırf davacıyı zarara uğratmak kastıyla alındığının ispat edilmediği anlaşılmış olup şirketin 03.07.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul kararı ile de  BDDK’nm emredici talimatı gereği şirketin faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin ana sözleşme tadili yapıldığı belirlenmiş olup alınan  kararda şirketin mali durumuna göre  usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin 11. Maddenin iptali talebinin reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine,  davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın  REDDİNE,2-Başlangıçta peşin olarak alınan 44,40 TL harcın, alınması gerekli olan 269,85 TL harçtan mahsubu ile bakiye 225,45 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-Yargılama sırasında davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Yargılama sırasında davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine, 7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta gideri 48,50 TL olmak üzere toplam 197,10‬ TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.19/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7e7545b5202b2d2f","SID":"3dad521fd4ed84ae"}}