{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1878 <br>KARAR NO: 2023/1534<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2018/1079  <br>KARAR NO: 2020/109<br>KARAR TARİHİ: 25/02/2020<br>DAVA: Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)<br>KARAR TARİHİ: 25/10/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkillerinin ödeme güçlüğüne düştüğünden bahisle, İİK 285 ve TTK 286 maddeleri hükümleri gereği müvekkili hakkında alacaklarıyla konkordato akdetmesini sağlamak amacı ile konkordato mühleti verilmesini ve konkordatonun tasdikini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, \" ... Kesin mühletin devam ettiği aşamada davacı borçlu şirketin teknik ve mali açıdan faaliyetlerinin durma noktasında olduğu, davacı şirketin sürekli bir zararının söz konusu olduğu,mevcut kaynak yetersizliği ve hakedişlerin yapılamaması nedeniyle faaliyet sürekliliğinin tehlikede olduğu,sermaye artırımı ve gayrimenkul satışlarının projede yer aldığı halde gerçekleştirelemediği, davacı olan şirketin projede açıklanan kaynak ve sermaye artışı noktasında sunmuş olduğu finansal enstrümanların nereden ve nasıl bulanacağına dair somut hiçbir gerekçe sunmadığı,davacı şirketin satış ve kar hedeflerine ulaşmasının mümkün olmadığı, davacı şirketin ticari faaliyetlerinin sürdürülemez hale geldiği,21/01/2020  tarihli kök rapor ve akabinde sunulan ek raporlar ile sabit hale gelmiştir. Esasen konkordato komiser heyetinin 13/12/2019 tarihli rapor içeriği ve önceki rapor içerikleri de mevcut bu durumun uzun aylardan beri devam etmekte olduğunu göstermektedir. Davacı şirketin sermaye artışı ve kaynak noktasındaki enstrümanlar konkordato projesinde öngörmesine rağmen sermaye artışı ile ilgili davacı şirketi bağlayacak somut bir önerinin bir yıllık kesin mühletin sona erdiği son güne kadar dahi ortaya koymadığı gibi sermaye artışına ait kaynağın davacı borçlu şirket yönünden nereden ve nasıl bulunacağı noktasında somut bir gerekçenin  dahi belirtilmediği açıktır.Konkordato komiser heyetinin 13/12/2019 tarihi ve sonrası itibariyle hazırlamış oldukları tüm kök ve ek raporlarda, davacı şirketin faaliyetlerinin mali ve teknik açıdan durma  noktasında bulunduğu,davacı şirketin satışlarının büyük ölçüde düştüğü,faaliyet zararlarının artmaya devam ettiği,hatta mevcut hali ile ileride adi alacaklıların alacaklarını alma ihtimalinini dahi büyük risk taşıdığı,bu yöne ilişkin finansal,muhasebesel açık verilerin belirtildiği göz önünde tutulduğunda  davacı şirketin dayanmış oldukları ön projenin gerçekleşemeyeceği ve daha önemlisi konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşıldığı kabul edilmelidir.Kaldı ki mevcut taahhütlere ve aradan geçen süreye rağmen sermaye taahhütleri yerine getirilmemiş,somut ve ciddi bir adım atılmamıştır. Zaten bu nedenle de konkordato komiserleri ısrarlı şekilde konkordato projesinin başarıya ulaşmayacağını belirtmişlerdir. Bu haliyle kesin mühletin davacı şirket yönünden devamı kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelere ve kanun koyucunun amacına aykırıdır. Bu haliyle davacı şirket yönünden konkordatonun başarı şansının bulunmadığı, esasen hükmün verildiği tarih itibariyle geçen uzun süreye rağmen konkordato sürecinin devam etmesinin adi alacaklılar yönünden ileride telafisi imkansız durumlara yol açabileceği,davacı borçlu şirketin mal varlığının korunması açısından iflasın açılmasında bu yönüyle yarar bulunduğu,konkordato komiser heyetinin raporlarından anlaşılmaktadır.Konkordato komiser heyetinin mevcut verilerine itibar etmeye engel herhangi bir olumlu durumun varlığı hüküm tarihi itibariyle tespit edilememiştir.Davacı gerçek kişilerin konkordatoya ilişkin tüm projeleri, komiser raporlarında da açıkça belirtilmiş olduğu üzere kefil oldukları borçlu şirketin başarıya ulaşmasına bağlı tutulmuştur.Bu haliyle yargısal uygulamada da kabul olunduğu üzere davacı gerçek kişilerin kendilerine münhasır ve farklı bir konkordato projeleri mevcut değildir.Bir başka deyişle davacı gerçek kişiler konkordato taleplerinin başarıya ulaşmasını kefili oldukları,davacı borçlu şirkete bağlı tutmuşlardır.Davacı borçlu gerçek kişilerin konkordato taleplerini, davacı şirketin konkordato taleplerine bağlı bulunması,davacı şirketin konkordato taleplerinin başarılı olamayacağının özellikle 21/01/2020 tarihli kök raporda ve devamında açıkça ortaya konulmuş olması karşısında davacı gerçek kişilerin dahi konkordato taleplerinin başarıya ulaşamayacağı benimsenmiştir.Bu haliyle bu kişilerin yönünden talebin reddi gerekir.Zaten komiser heyeti raporları ile davacı gerçek kişilerin dahi mühletten yararlandırılmamasını açıklamışlardır.Hal böyle olunca gerek davacı şirket ve gerek davacı gerçek kişiler yönünden konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu ihtimali gözetilerek davacılara bir yıllık kesin mühlet verildiği,ancak bir yıllık kesin mühletin özellikle son iki ayı itibariyle davacı borçlu şirketin ve davacı gerçek kişilerin konkordato projesinin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı yönünde konkordato komiser heyetinin ısrarlı,açık,gerekçeli ve denetime elverişli rapor sundukları,hatta davacıların komiser heyetinin talimatlarına uymadığı,daha önemlisi mevcut sürecin devamının adi alacaklıların dahi alacaklarını alamamalarına  yol açacağını açıkladıkları,yine yukarıda izah edilen vakıalar ile bu raporun uyum arz ettiği gerçeği karşısında davacı borçlu şirket ve davacı gerçek kişi yönünden kesin mühletin uzatılmaması, kesin mühletin kaldırılması bu yöne ilişkin talebin ret olunması zorunludur.Bilindiği üzere İİK m.297 hükmüne göre kesin mühletin kaldırılmasının sonuçlarının takdiri açısından davacı gerçek kişilerin birinci  sınıf tacir olup olmadıklarının tespiti yönünden komiser heyeti görevlendirilmiş,komiser heyeti raporlarında  gerçek kişilerin birinci sınıf tacir olmadıklarını belirtmiş,buna mukabil davacı şirketin ise güncel ve fiili olarak borca batık olduğunu tespit etmişlerdir. İİK m.292. hükmüne göre iflasa tabi olan  borçlu  şirket yönünden kesin mühletin verilmesinden sonrası maddede belirtilen hallerin gerçekleştiği kabul olunmakla gerek davacı şirket ve gerekse gerçek kişiler yönünden kesin mühletin kaldırılması, öte yandan davacı şirket hakkında ise şirket güncel ve fiili batıklık  nedeniyle davacı borçlu şirketin re'sen iflasına karar verilmesi yasal zorunluluktur. \" gerekçesiyle ... Tic. Ltd. Şti. ile ... ve ...  tarafından ileri sürülen konkordato taleplerinin ayrı ayrı reddine,  ... San. Tic. Ltd. Şti.'nin iflasına karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Müvekkil şirket ve ...  alacaklısı ... Bank A.Ş. tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasında ihtiyati haciz kararı uygulanarak müvekkil  ... ait taşınmazlara 26.11.2018 tarihinde haciz konulduğunu ve bu hacizden dolayı taşınmazların satışından elde edilecek paranın şirket alacaklılarına ödenmesi söz konusu olamadığını,  başvuru tarihinden 12 gün sonra verilen 3 aylık geçici mühlet kararı usul yönünden hukuka aykırı olduğunu, konkordato talebimizde müvekkillerimize ait taşınmazların satışı neticesinde elde edilen paranın ortaklar olarak şirkete sermaye olarak verileceği ve şirketin borçlarını ödeyeceği şeklinde proje sunmamıza rağmen taşınmazların satışı ile ilgili hiç bir işlem yapmadığı gibi ... Bank A.Ş. tarafından konulan usulsüz haczin müvekkilimiz ... ait taşınmazların satışına engel olduğu yönündeki itirazları dikkate almamış olması usul yönünden hukuka aykırı olduğunu,  Müvekkillerimiz ... ve ... ile ilgili borçlar şirket borçlarına kefil olmaları sebebi İle doğmasına rağmen borçları ve borçları karşılayacak mal varlığı olup olmadığını tespit etmeden müvekkillerimizin alacaklıları yönünden toplantı yapılıp yapılmayacağına karar vermeden Konkordato projesi hazırlatmadan müvekkillerimizin 21.01.2020 tarihli raporda başarıya ulaşamayacakları tespit edildiğinden talebin reddine karar verdiğini, oysa dosyada mevcut  28.12.2018 tarihli gayrimenkul rayiç değerleri yönünden verilen rapora göre müvekkilimiz ... ait taşınmazların değeri 7.490.000,00 TL, müvekkilimiz ... ait taşınmazların değeri 6.900.000,00 TL olarak tespit edildiğini, bu nedenle iki müvekkilimiz yönünden şirkete kefil oldukları borçlar yönünden taşınmazların borçları karşılamayacağı görüşü doğru olmadığını, bu nedenle verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Dava, İİK.nun 285 ve devamı maddelerince açılan konkordato talebine ilişkindir.Borçlu şirketin, dava tarihi itibariyle İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'na kayıtlı olduğu, ticari merkezinin Eyüpsultan/İstanbul adresinde bulunduğu, davacı gerçek kişilerin yerleşim yerinin de Eyüpsultan/İstanbul olduğu, davanın İİK.nun 285/3 ve 154/1.maddesinde öngörülen yetkili mahkemede açıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece, davacı vekilinin vekaletnamesinde eldeki davayı açmak üzere özel yetkisine istinaden konkordato geçici mühleti verilmesi talebi üzerine davacılar hakkında 26/11/2018 tarihinde 3 ay süreyle geçici mühlet kararı verildiği, 3 kişilik  konkordato geçici komiser heyeti görevlendirildiği, 25/02/2019 tarihli duruşmada, bir yıl süre ile kesin mühlet kararı verildiği, komiser heyetinin nihai raporu sonrası bir yıllık kesin mühletin son günü 25/02/2020 tarihinde  kesin mühlet kararları kaldırılarak talep eden borçlu şirket ile gerçek şahısların  konkordato taleplerin reddine, şirketin iflasına karar verilmiştir.Mahkemece atanan konkordato geçici komiser heyetinden alınan 18/02/2020 tarihli nihai raporu ile nihai raporu tamamlayıcı nitelikteki 25/02/2020 tarihli ek raporda  özetle \"  Davacı şirketin faaliyetlerinin 2019 yılında bir önceki döneme göre yaklaşık % 80 oranında azaldığı,  düzenlenen faturaların da (yurtiçi satışlar) önceki döneme ait işlerden kaynaklanan hasılat olduğu, firmanın yeni iş almakta zorlandığı, konkordato sürecininde bunda etkili olduğu, sabit maliyetlerini dahi karşılayamayacak durumda oldugu ve dolayısıyla mali ve teknik olarak faaliyetin durma noktasında olduğu, söz konusu faaliyet sonuçları ile proje kapsamındaki borç tasfiyelerinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı,Davacı şirket, ... ve  ... 12.12.2019 tarihinden sonra komiser ücretlerini mahkeme veznesine depo etmedikleri, yapılan şifai uyarılara ise ekonomik sıkıntılar, şirketin ve şahıslarının ödeme gücünü kaybetmeleri nedeni ile yerine getiremeyeceklerini ifade ettikleri, Davacı şirketin dava dilekçesi ekinde yer alan konkordato projesinde iyileştirme tedbiri olarak öne sürdüğü sermaye artırımı iş bu rapor tarihine değin yapılmadığını, ... kendisi ve eşine ait gayrimenkulleri şirket borçlarına teminat olarak gösterdiğini, ayrıca bu gayrimenkuller ve şirkete ait gayrimenkullerin satışı ile hem üzerlerinde yer alan borçların ödenmesi, artık değerinde nakdi olarak işletmeye sermaye taahhütlerinin yerine getirilmesinde kullanılacağı ifade edilse de söz konusu taahhütler yerine getirilmediği,Sonuç olarak; ..., şirket ortağı ve yönetici olmadığı gibi  başkaca bir şirkette veya kurumda ortak yönetici sıfatlarını bulunmadığından  tacir sayılamayacağı, iflasa tabi olmadığı,  proje kapsamı borçların ödenmesi konusunda üzerine kayıtlı gayrimenkullerin satışı hariç bir katkısının olmayacağı, günümüze değin bu yönde herhangi bir satışın gerçekleşmediği bu sebeple konkordato hükümlerinin kaldırılması gerektiği,  ... borçlu şirketin kısa ve uzun vadeli olmak üzere tüm banka borçlarına kefaleti ve gayrimenkulleri ipotekli olup, dolayısıyla davacı asil tüm malvarlığı ile kefili olduğu şirketin borçlarından sorumlu kişi olduğu, ...  VUK 176. Maddesinde belirtilen hükümlere ve TTK hükümlerine göre raporumuzun 1. Maddesinde yer alan açıklamalar doğrultusunda tacir veya tacir sayılma şartlarına haiz olmadığından dolayı tacir olmadığı ve tacir sayılamayacağı, şahsi gelirinin yalnızca davacı şirket karlılıklarından ibaret olduğu, şahsi gelirleri ile davacı şirketin borçlarını ödemeketen uzak olduğu, üzerinde kayıtlı gayrimenkullerin satışını yapamadığından dolayı sermaye artırımına gidemediği, iflasa tabi olmaması nedeni ile mevcut konkordato hükümlerinin kaldırılması gerektiği,... Ltd. Şti açısından; faaliyet konusu itibarıyla dönem sonlarında ve iş bitimlerinde hesaplanabilen karlılıkları sonucunda sürekli bir zararın söz konusu olduğu, öz kaynaklarında başlangıcı itibariyle  itibarıyla cidda azalma meydana geldiği, firmanın faaliyet sürekliliğinin; yeni iş alınamaması, kaynak yetersizliği, konkordato durumu dolaysıyla hakkedişlerini yapamaması nedeni ile tehlikeye girdiği, konkordato projesinde yer alan sermaye artırımı ve gayrimenkul satışlarının gerçekleştirilmediği, şirketin konkordato projesini gerçekleştirme olasılığının mevcut işleyişi, faaliyetleri, karlılığı, sermaye artırım ve gayrimenkul satışlarının olmaması nedeni ile başarıya ulaşamayacağı, 2004 sayılı İİK gereği davacı şirketin iflasına karar verilmesi gerektiği \" yönünde tespit ve  görüş bildirilmiştir. İİK 287. Maddesinde borçlunun iyileşmesi ve konkordatonun tasdiki ihtimalinin “ konkordatonun başarı şansı “ kavramı altında ifade edildiğine yer verilmiştir. Başarı olasılığı kavramından anlaşılan husus, konkordato projesinin gerçekleşme şansına sahip görülmesidir. Bu  sonuca, borçlunun durumu, malvarlığı gelirleri ve taahhütlerini yerine getirmesine engel olan nedenler gözetilerek, objektif verilere göre konkordato başarı olasılığı yargıç tarafından belirlenecektir. (Konkordato ve Yeniden Yapılanma Hukuku -Av.Sümer Altay, sayfa 112, 1. Cilt).İsv.İİK ‘da da konkordato mühletinin amaçlarından biri olarak açıkça,\" borçlunun iyileşmesi \" kavramına yer verildiği, buna göre, geçici mühletin, açıkça iyileşme ümidi görülmüyorsa, yani konkordatonun tasdikine gerek kalmaksızın iyileşme yahut konkordato ihtimali yoksa kaldırılacağı ifade edilmiştir. Ancak burada iyileşmeden söz edebilmesi için bilançosal bir iyileşme yeterli olmayıp başarılı bir iyileşme için yapısal (gerçek) bir iyileşmenin varlığı aranmalıdır. Bu sebeple konkordato talebi, sadece zaman kazanmaya yönelik bir talep olmayıp sürekli ve kalıcı bir iyileşme olasılığını konkordato projesi yardımıyla inanılır kılmalıdır. Bu nedenle ön proje sadece dilek ve temenniler içeren soyut bir belge olarak anlaşılmamalı, mahkeme tarafından kesin mühlet verilebilmesi için ön projenin nasıl başarılı olacağı açıklanmalıdır. ( Selçuk Öztek / Ali Cem Budak, Müjgan Tunç Yücel, Serdar Kale, Bilgehan Yeşilova, Yeni konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019 s. 187 )   İİK'nın 286/1-a maddesinde \" borçlunun talebiyle birlikte  borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda, alacaklıların alacaklarından  hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren ön proje ibraz etmesi\" gerektiği ifade edilmiştir. Bu şekilde borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için mali kaynağın nasıl sağlanacağı net bir şekilde açıklanmalı ki projenin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ve kayıtlarla uygun olup olmadığı değerlendirebilmelidir. Dolayısıyla 286/1- a bendinde, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve ödemelerini yapabilmesi ifadesi ile konkordatonun amacının da bir anlamda ifade bulduğunun kabülü doğru olacaktır. Mali kaynağın nasıl temin edileceği kapsamında, Selçuk Öztek / Ali Cem Budak, Müjgan Tunç Yücel, Serdar Kale, Bilgehan Yeşilova, Yeni konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019 s. 184-185 de  ifade edildiği gibi  \"ortakların yeni sermaye getirmeleri, kişisel malvarlıklarını paraya çevirerek şirkete getirmeleri, sermaye artırımı yaparak yeni ortak almaları, işletmenin bir bankadan kredi bulması ilk akla gelenlerdir.\" Bu nedenle ön proje, maddenin 1. fıkranın a bendinde sözü edilen bütün unsurları içermelidir. Belirtilen  yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olayı değerlendirmek gerekecektir. Borçlu şirket tarafından sunulan projede; bilançonun pasifinde yer alan kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamı 38.862.123,19 TL'den ortaklara borç tutarı olan 11.722,89 TL ve ödeme yükümlülüğü oluşturmayan yıllara yaygın hakediş bedelleri hesabındaki 19.215,61 TL düşüldüğünde konkordatoya tabi borç tutarının 19.635.237,69 TL olduğu, konkordatonun tasdiki ile birlikte 3 yıl boyunca faaliyetlerden elde edilecek 13.719.375,16 TL ön görülen kar, ticari alacaklar ve hak edişlerden yapılacak 1.171.177,27 TL tahsilat ve şirket ortağı ... ait taşınmazların satışından elde edilecek gelir ile 6.000.000,00 TL tutarındaki sermaye artışı sayesinde borcun faizsiz şekilde 3 yıllık sürede ödeneceği taahhüt edilmiştir. Dosya kapsamına göre; konkordato komiseri heyeti raporunda ayrıntılı açıklandığı belirtildiği üzere borçlu şirketin faaliyetinin durma noktasına geldiği, faaliyetlerinden zarar ettiği, bilançoda dikkat çeken bir diğer hususta 2019 yılında bir önceki döneme kıyasla özkaynak miktarında yaklaşık %30'luk düşüş yaşandığı, sabit maliyetlerini hatta komiser ücretlerini dahi karşılayamayacak durumda olduğu anlaşılmış olup, davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde bu hususa ilişkin bir itirazı bulunmadığı görülmüştür.Borçlu şirket vekili, geçici mühlet kararının geç verilmesi nedeniyle şirket ortağının taşınmazına konulan haciz nedeniyle satışının yapılamadığını, taşınmazların  taşınmazların satışı neticesinde elde edilen paranın ortaklar olarak şirkete sermaye olarak verileceği ve şirketin borçlarının ödenebileceğini ileri sürmüş ise de mahkemece,İİK. 286. maddesinin a-b-c-d ve e bendinde tanımlanan belgeler  eksiksiz olarak  tamamlanması için talep eden şirket vekiline süre verildiği, söz konusu belgeler tamamlandıktan sonra verilen geçici mühlet kararının yerinde olduğu görülmüştür. Öte yandan şirket ortağına ait taşınmaz satışından elde edilen gelirle sermaye artışı öngörülmüş ise de, taşınmazlar üzerinde ipotekler bulunduğu, şirketin faaliyetinin durma noktasına geldiği, faaliyetlerinden zarar ettiği, özsermayesini ciddi oranda kaybettiği gözetildiğinde taşınmazların ipotekten ari satışında dahi borçlarını karşılayabilecek durumda olmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, borçlu şirketlere ait ön  projenin, yasada tanımlanan şekilden uzak olup ve somut veriler karşısında başarıya ulaşma ihtimali bulunmamaktadır.İİK'nın 292 maddesinde kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması ve aynı kanunun 287/5 maddesinde aynı hükümlerin geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanabileceği hususları düzenlenmiştir.  Mahkemece, İİK'nın 292. Maddesi uyarınca konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılması nedeniyle davacı şirketin iflasına karar verilmiştir. İİK.nun Geçici Mühlet başlıklı 287/5.maddesi  \"291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.\" hükmünü içermektedir.Yine aynı yasanın Kesin Mühlet İçinde Konkordato Talebinin Reddi ile İflâsın Açılması başlıklı 292.maddesi gereğince: \"İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:a)Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsab)-Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa c)-Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsad)-Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederseİflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.\" hükmüne yer verilmiştir.Bu sebeplerden ilki borçlunun mal varlığının koruması için iflasına açılmasının gerekli olmasıdır. Özellikle borçlunun işletmesinin devamı, önemli ve hissedilir ölçüde, aktiflerin azalmasına ve pasiflerin artmasına yol açmaktaysa ve bu durum konkordato süreci içinde geri dönüşü olmayana bir aktif pasif dengesizliğine yol açacağı öngörülüyorsa; iflasın derhal açılması ile borçlunun mal varlığının tasfiye sağlanmak suretiyle daha iyi bir tatmin elde edileceği tahmin ediliyorsa, işletmenin devamı mümkün gözükmüyor yahut çok düşük bir ihtimal ise, malvarlığının korunması için kesin mühlet kaldırılarak iflasın açılması zorunludur. ( Selçuk Öztek/ Ali Cem Budak, Müjgan Tunç Yücel, Serdar Kale, Bilgehan Yeşilova, Yeni konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019 s. 315 - 316 ). İkinci olarak kesin mühletin verildikten sonra konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşılması halinde konkordato talebinin reddi ile borçlunun iflasına resen karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda borçlu şirketin iflasına karar verilebilmesi için mahkemenin konkordatoyu tasdik etmeyeceğinin aşikar olması, yani tasdik şartlarının mevcut olmadığının önceden anlaşılması gerekmektedir. Örneğin, komiser raporunda borçlunun mali ve finansal verilerinin iyileşmeyi imkansız hale getirdiği anlaşılıyorsa, borçlunun iflasına karar verilebilecektir.  Üçüncü  olarak borçlunun 297 nci maddeye aykırı davranması veya komiserin talimatlarına uymaması halinde borçlu şirketin iflasına karar verilebileceği düzenlenmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, kesin mühlet içinde borçlu şirketin iflasına karar verilebilmesi için borca batıklığın şart olmadığı, 292. Madde de belirtilen şartların gerçeklemesi halinde konkordato talep eden şirketin iflasına karar verileceği düzenlenmiştir. Buna göre borçlu şirketin faaliyetinin durma noktasına geldiği, sabit giderlerini hatta komiser ücretlerini dahi karşılayamayacak durumda olduğu, öz sermayesi ciddi oranda azaldığı,  konkordatonun başarayı ulaşma ihtimali bulunmadığı, mevcut durum itibariyle birikmiş borcun ileride kapanması mümkün gözükmediği, bu haliyle  daha fazla aktif-pasif dengesizliğine yol açacağı anlaşılmıştır. Bu durumda İİK 292/1-a,b bendleri gereğince borçlunun mal varlığının korunması gerektiği ve konkordatonun başarıya ulaşmayacağı sübut bulduğundan borçlu şirket hakkında iflas kararı verilmesi yerindedir. Gerçek Şahıslar Yönünden; konkordato talep eden şirketin borçlarına kefil ve rehin olunması nedeniyle konkordatoya başvurulmuş olup borçlu şirketinin projesinde sermaye artışı suretiyle ödeme kaynağı olarak gösterilen gerçek şahıslara ait ipotekli taşınmazlar haricinde kendine özgü hiçbir konkordato tedbiri ve hedefi içermediği,  tamamen borçlu şirketin ön projesi üzerine temellendirildiği, alacaklılara sunulan bir proje bulunmadığı, sırf alacaklıların icra takibine maruz kalmamak için konkordato talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle borçlu gerçek şahısların , İİK 286. maddesinde aranan şartları karşılayan belgeleri dosyaya sunamadıkları, sunulan ön projede de konkordatonun başarısının borçlu şirketin konkordatosunun başarısına bağlandığı, kendilerine özgü konkordato tedbiri ve hedefi içermediği, bu açıdan da ön projelerin uygulanabilir olmasının mümkün gözükmediği, borçluların, sadece alacaklıların icra tehdidinden kurtulmak amacı ile konkordato talep etmelerinin bu müessesenin amaçlarına uygun düşmediğinden ilk derece mahkemesince konkordato taleplerin reddi ile borçlu şirketin iflasına dair verilen kararın  esas ve usul yönünden hukuka uygun bulunmuştur. Açıklanan nedenle, yasal düzenlemeler ve özellikle konkordato kurumun niteliğide göz önünde bulundurarak mahkemece konkordato taleplerinin reddine, borçlu şirketin iflasına ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun kabul edildiğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının ayrı ayrı Hazineye irat kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından, davacılar tarafından yatırılan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın davacılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacılara ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, İİK'nın 308/a maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.25/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1daf36b01c14f361","SID":"280ad2ea84a90767"}}