{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/398 <br>KARAR NO: 2023/1583<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/10/2019<br>NUMARASI: 2015/1174 Esas - 2019/1021 Karar<br>DAVA: Haksız Rekabetin Tespiti ve Önlenmesi<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/10/2023<br>Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin Anayasa'nın 135. maddesine göre 1618 sayılı kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğine haiz meslek birliği olduğunu, aynı kanundaki düzenlemeler doğrultusunda seyahat acentalığı mesleği ile ülke turizminin korunması ve geliştirilmesi amacıyla her türlü önlemi almak konusunda yetkisinin bulunduğunu, TTK'nın 56/3, HMK'nın 113. maddeleri ve Danıştay kararları doğrultusunda dava açmaya yetkili olduklarını, Türkiye'de seyahat acentalığı faaliyetinde bulunmak için TÜRSAB'a üye olma, Bakanlık'tan işletme belgesi alma, bakanlığa teminat ödeme zorunluluğunun bulunduğunu, bunun dışında acentelerin üyesi olduğu müvekkili meslek birliğine üye kayıt ücreti ve aidat ödeme zorunluluğunun olduğunu, Seyahat Acentaları Yönetmeliği'nin 5.maddesinde, seyahat acentalarının hizmet alanlarının düzenlendiğini, Hollanda Amsterdam'da kayıtlı ...com ... unvanlı davalı şirketin,  www...com internet adresi üzerinden online otel rezervasyonu ve satışını gerçekleştirdiğini, davalının faaliyetinin seyahat acentalığı faaliyeti kapsamında olduğunu, davalının çalıştıkları ülkelerde destek sağlamak ve bazı durumlarda müşteri hizmetleri sunmakla görevli destekleyici şirketlerden yararlandığını, ...com ...'nin dünyadaki hiçbir destekleyici şirketi mesken tutmadığını, destekleyici şirketlerin ...com işlem veya hizmet sorumlusu olarak yetkisinin bulunmadığını, davalılardan ... Ltd Şti'nin ... şirketinin destek şirketi olduğunu, davalı ...'nin, www...com internet sitesi üzerinden rezervasyon yapan kullanıcıları olan müşterilerine karşı sorumluluk yüklenmediğini, tüm sorumluluğun rezervasyon yapılan konaklama tesisine ait olduğunu, ihtilaf halinde Hollanda Hukuku'nun ve Amsterdam Mahkemeleri'nin görevli olduğunun belirttiğini, davalıların sürekli olarak tüketicinin algısında gizli fırsatlardan ve indirimlerden yararlandırıldığı şeklinde TKHK'nun 61. maddesinde düzenlenmiş olan reklam ilkelerine aykırı, tüketiciyi aldatıcı mahiyette reklam yaptığını, tüketiciye karşı sonuçları ve kriterleri açıklanmamış ve doğruluğu herhangi bir mercii tarafından kanıtlanmamış veya denetlenmemiş reklamlar ile saldırgan satış yöntemlerini kullanarak faaliyette bulunduğunu, davalıların ülkedeki mevzuatlara aykırı olarak otel konaklaması gerçekleştirdiğini, internet sitesinde yer alan otellere garanti oda uygulamasını dayattığını, bu sebeple birlik üyelerinin konaklama talebinde bulunan müşterilerine karşın zor durumda kaldığını, otellerin seyahat acentası ile anlaşması olmasına rağmen bu uygulama sebebi ile oda satışı gerçekleştiremediğini, davalıların faaliyetlerinin TTK'nın 54-55 maddelerine açıkça aykırı olduğunu, birçok Avrupa ülkesinde ..., ... gibi web siteleri üzerinden çevrim içi otel rezervasyonu yapan şirketler hakkında vergi incelemeleri, haksız rekabet eylemleri ile rekabetin korunması hakkındaki kanun hükümlerine aykırılık nedeniyle açılan davaların olduğunu, davalıların Türkiye'deki  faaliyetlerinin de vergilendirilmediğini, buna karşılık konaklama satışı yapan birlik üyesi acentaların gelirinden vergilendirme yapıldığını, sırf bu nedenle dahi eşit koşullarda rekabetin imkansız olduğunu, davalıların 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında soruşturulması için Rekabet Kurumu'na 19.01.2015 tarihinde müracaat edildiğini, 23.07.2015 tarihinde soruşturma açıldığını, Rekabet Kurumu'nun 11.01.2017 tarihinde verdiği karar ile davalılar hakkında 4054 sayılı kanunun 4.maddesi kapsamında en iyi fiyat garantisi uygulaması nedeniyle 2.543.992,85-TL ceza verdiğini, yine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketici'nin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından 6502 sayılı Kanun'un 77/12 maddesi gereğince davalıların faaliyetlerine yönelik reklamları ile ilgili olarak durdurma cezası verildiğini, davalılar hakkında birliklerine birçok tüketici şikayetinin geldiğini, davalıların üyeleri olan seyahat acentalarına yönelik haksız çevrim içi konaklama rezervasyonu gerçekleştirme ve satış uygulamalarını TTK'nın 54. maddesi ve \"dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar\" başlıklı 55. maddesi ile ilgili maddelerine aykırı haksız fiillerinin haksız rekabet oluşturduğunu belirterek bu hallerin tespitine ve önlenmesine, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı ... Ltd Şti vekili; müvekkilinin diğer davalı şirketin destek şirketi olduğunu, kuruluş amacının ...'a günlük bazda yardımcı olmak, Türkiye'de yer alan konaklama tesislerinin ve ortaklarını ... ile sözleşme imzalaması amacıyla teşvik etmek, sözleşme imzalamış konaklama acentalarına yerel destek sağlamak şeklinde faaliyetleri olduğunu, bu sebeple herhangi bir internet sitesinin sahibi olmadığını, sunuculuğunu yapmadığını ve kontrol etmediğini, herhangi bir arabuluculuk hizmeti vermediğini, ... adına ya da onun için sözleşmesel ilişkiye girmeye ya da başka bir şekilde temsile yetkili olmadığını, herhangi bir ticari sözleşmeyi imzalamadığını, diğer davalıya dahili destek sağladığını, turizm ve seyahat sektörü içerisinde faaliyette bulunmadığını, bu sebeple çevrim içi otel rezervasyonu ve satışı nedeniyle TTK'nın ilgili maddeleri kapsamında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, seyahat acentası olmadığı için seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu olmadığını, TTK kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı bir ticari faaliyette bulunmadığını, davacı tarafın dayandığı vakaları ispata elverişli bir biçimde somutlaştırmakla yükümlü olduğunu, bu şirkete ait otel kayıtlarının ticari sır niteliğinde olduğunu, uyuşmazlıkla ilgisi bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; davalının Hollanda yasaları çerçevesinde kurulmuş genel merkezi Amsterdam'da bulunan bir limited şirketi olduğunu, şirketlerin işletmiş olduğu internet sitesinin katılımcı konaklama tesislerinin odalarını rezervasyon için erişilir kıldığını, siteyi ziyaret eden ziyaretçilerin rezervasyon yapabildiğini, ...'un rezervasyonu konaklama tesisine gönderdiği ve akabinde teyidini tüketicilere gönderdiği bir çevrim içi rezervasyon sistemi işlettiğini, herhangi bir oda satın almadığını veya satmadığını, tüketicinin doğrudan konaklama tesisine ödeme yaptığını, şirketin konaklama tesislerinden elde ettiği gelirin tüketicinin konaklama tesisinde kaldıktan sonra konaklama tesisi tarafından kendilerine ödenen bir komisyondan müteşekkil olduğunu, konaklama tesisinin fiyatlarına müdahale etmediklerini, bu nedenle faaliyetlerinin seyahat acentalarının faaliyetlerinden farklı olduğunu, ... şirketinin seyahat acentası olmadığını, bu sebeple seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu tutulamayacağını, dolayısıyla davacının iddialarının aksine Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan faaliyet belgesi almak buna ilişkin teminat bedeli ödemek, davacı birliğe üye olmak ve üye aidatı ödeme yükümlülüklerinin olmadığını, usuli yönden yargılamanın Hollanda Mahkemeleri'nde ve Hollanda Hukuku uygulanmak suretiyle görülmesi, tüketici şikayetleri yönünden Tüketici Mahkemesi'nde görülmesini talep ettiklerini, davalı şirketin TTK kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyette bulunmadığını, davalı şirketin bilgi toplumu hizmetleri sağlayıcısı olduğunu, Avrupa Birliği E-Ticaret Yönergesi şartları altında faaliyet gösterdiğini, ... tarafından sunulan en iyi fiyat garantisi uygulamasının sadece ...'a özgü olmayıp bu uygulamanın aynı veya farklı sektörlerde birçok gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılan bir uygulama olduğunu, en iyi fiyat uygulamalarının tatil rezervasyonlarının yapıldığı neredeyse tüm platformlarda kullanıldığını, bunlara ilişkin evrakları sunduklarını, davacının davasını dayandırdığı Rekabet Hukuku ihlallerinin gerçeği yansıtmadığını, en iyi fiyat garantisiyle ilgili hususların 4054 sayılı yasa ve Rekabet Hukuku'nun ikincil mevzuatında işaret edilen \"en çok kayrılan müşteri/ülke\" klozlarının bir parçası olduğunu, bugüne kadar Türk Rekabet Kurumu'nun bu klozların rekabeti kısıtlayıcı olduğuna dair verilen bir kararının olmadığını, davacının benzer uygulamalarının birçok Avrupa devleti tarafından haksız rekabet nedeniyle mahkum edildiğine ilişkin iddiaların manüpülatif ve gerçek dışı olduğunu, davacının davalı ... şirketinin iyi imajını ve itibarını lekelemek için gerçek olmayan iddialar ileri sürdüğünü, ...'nin hiçbir şekilde agresif satış taktikleri uygulamadığını, davacı tarafça talep edilen ihtiyati tedbir talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin seyahat acentası olmaması, seyahat acenta faaliyeti göstermemesi ve haksız rekabete yol açacak haksız fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyetlerde bulunmaması, davacının zararına sebebiyet verebilecek herhangi bir eyleminin bulunmaması, davacının zarar iddiasının somut delillerle ispatlayamamış olması nedeniyle tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek haksız ve mesnetsiz davanın usul ve esasa ilişkin itirazları kapsamında reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davalıların www...com adresli internet sitesi üzerinden konaklama tesislerini müşterilere rezerve ettirmesinden sonra müşteriler ile konaklama tesisleri arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu, diğer davalı ...Ltd. Şti.'nin tek ortağının davalı ...'nin olduğu, davalı ...'nin www...com adresli internet sitesi üzerinden doğrudan organik bağı olan diğer davalı ...Ltd. Şti. aracılığıyla daha önceden konaklama tesisleri ile imzalanmış oldukları sözleşme gereğince odaların pazarlanmasını yaparak odaların satışını yaptıkları, her ne kadar davalı ... ile diğer davalı ...Ltd. Şti. iki ayrı şirket olarak gözükse de bu şirketlerin organik bağ içerisinde olduğu, Türkiye'deki faaliyetleri açısından tek bir şirket olarak hareket ettikleri, davalı ...Ltd. Şti.'nin sermayesinin 100.000-TL olduğu, tek ortak olarak davalı ...'nin 99.500-TL sermayeye sahip olduğu, bu durumda menfaat sahibinin inançlı üyeye talimat verebilecek güce sahip olduğu, alınan kararları etkileyebileceği gözetildiğinde fiili organ olarak kabul etmek gerektiği, TTK m.40/4. Fıkrası gereğince merkezi yurt dışında bulunan işletmelerin Türkiye'deki şubelerinin başına tam yetkili bir ticari mümessilin atanmasının zorunlu olduğu, hakim ortak konumunda olan davalı Hollanda merkezli şirketin fiilen diğer davalı ... Ltd. Şti. aracılığıyla Türkiye'deki faaliyetleri açısından konaklama tesisleriyle sözleşmeler yaparak konaklama tesislerinin pazarlanması konusunda yukarıda belirtildiği üzere ticaret sicil kaydı kapsamındaki faaliyet konusu dahilinde ticari faaliyet yürüttüğü, dolayısıyla davalı ...Ltd. Şti'nin fiilen ticari mümessil olarak görev yaptığı, bu itibarla  her iki davalı şirketin sorumluluğuna gidilebileceği, pasif husumet ehliyetinin davalı   ...Ltd. Şti. yönünden de mevcut olduğu, davalı ...'nin otellerle imzaladığı sözleşmede yer alan \"otomatik ödeme\" yönteminin \"...'u doğrudan konaklama tesisinin banka hesabından herhangi bir miktar tahsilat yapması için yetkilendirmek üzere konaklama tesisinin bankasına verdiği talimat anlamına gelecektir\" şeklinde ifade edildiği, bu tanım gereğince müşterilerin konaklama ücretini doğrudan otele yapmış olmaları halinde dahi davalı şirketin, otelin hesabından aracılık yaptığı hizmetin ücretini doğrudan olarak alabileceği, somut olayda organik bağ içerisindeki davalı şirketlerin her ikisinin müvekkil olan oteller ile üçüncü kişi olan müşteriler arasında internet adresi üzerinden sözleşme yapılmasına Türkiye'deki oteller açısından devamlılık arz edecek şekilde aracılık yaptıkları, davalılar organik bir bağ içerisinde digital işyeri niteliğindeki internet adresi üzerinden Türkiye'deki konaklama tesislerini pazarlayarak müşterilere satarak kar elde ettikleri, sözleşme hükümleri gereğince internetten rezervasyon yapılınca konaklama tesisi ile doğrudan müşteri sözleşme ilişkisine girdikleri, dosyaya celp edilen otellerle yapılan sözleşmeler incelendiğinde sadece tek bir rezervasyon işlemi için bu faaliyetin yapılmadığı, otellerle en az 1 yıllık sözleşmeler imzalandığı, dolayısıyla devamlılık unsurunun da somut olayda gerçekleştiği, ücretin otel çıkışında müşteri tarafından doğrudan otele ödenmesinin aracı acente özelliğini değiştirmeyeceği, çünkü önemli olan hususun sözleşmenin kurulmasının sağlanarak ücrete hak kazanılması olduğu, yine ücretin kim tarafından ödendiğinin aracı acentelik faaliyeti açısından bir önemi bulunmadığı, üçüncü kişi olan müşterilerin otellere vermiş olduğu ödemeden davalı ...'nin otellerle imzaladığı sözleşme gereğince belirli bir oranda komisyon adı altında ücrete hak kazandığı, Rekabet Kurulu Kararına göre davalıların faaliyeti nedeniyle konaklama tesisi pazarlanması piyasasında elde edilen komisyon gelirleri yönünden 2010 yılından bu yana %40 pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde aynı ihtiyaçları karşılayan aynı türde ürün veya hizmet üretilerek aynı tüketici kesimine hitap eden seyahat acentelerinin faaliyetlerini objektif olarak etkileyecek nitelikte olduğu, dolayısıyla haksız rekabet için davalıların faaliyetinin hukuki vasfının bir öneminin bulunmadığı, vergi uzmanlarının raporuna göre davalı Türkiye'de kurulu ... şirketinin Hollanda merkezli ... şirketinin Türkiye'deki sabit işyeri ve şubesi olması nedeniyle dar mükellef kurum olarak davalı Hollanda merkezli şirketin vergi ödemesi gerekeceği, fiili şube ve ticari temsilci gibi hareket eden Türkiye merkezli şirketle fiilen ortak hareket eden Hollanda merkezli şirketin vergi ziyaına sebep olarak Türkiye'deki seyahat acentelerine kıyasla ve sektör payı itibariyle bu durumun rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak etkileyeceği, davalıların vergi ödememe nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, seyahat acentelerinin hem otellerden yer ayırttıktan sonra fatura düzenlenmesi nedeniyle vergi ödemekte hem de bu ayırt edilen otel odalarının müşterilere pazarlanmasından sonra gelir vergisi ödemekteyken davalıların tüm vergileri anlaşmış olduğu otellerin ödenmesinden sonra doğrudan komisyon olarak ücretini aldıkları, davalıların internet sitesi üzerinden pazarladıkları konaklama tesisleri nedeniyle vergi ödememeleri nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, Türkiye'de aynı sektörde faaliyette bulunan seyahat acentelerinin 1618 Sayılı Kanun'u m.10/e gereğince Bakanlıkça belirlenecek teminatı yatırmak zorunda olduğu, m.12 gereğince zorunlu sigorta yaptırmaları gerekeceği, m.19 gereğince gerçeğe aykırı ve yanıltıcı tanıtma ve reklam yapamayacağı, m.21 gereğince mesleki sır kapsamındaki kişisel hususları gizli tutmak zorunda olduğu, m.24 gereğince Bakanlık denetimine tabi olarak idari para cezası yaptırımı ile seyahat acentesi belgesi iptali ile faaliyetten men kararları ile karşılaşacağı, m.30 gereğince yaptırımlara maruz kalacağı, buna karşılık seyahat acenteliği faaliyetinde bulunan davalıların tüm bu idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak ekonomik menfaatleri zarar gören veya zarar görme tehlikesi altında olan müşteriler, tüketiciler ve diğer seyahat acenteleri açısından haksız rekabete neden oldukları, Rekabet Kurulu'nun 05/01/2017 tarihli 2015-5-2 dosya sayılı 17-01/12-4 karar sayılı kararında da ...'un konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerdeki incelemeye konu fiyat ve kontenjan paritesi hükümleri ve en iyi fiyat garantisi uygulaması hükümleri nedeniyle sözleşmelerin 4054 Sayılı Kanun'un 4. Maddesi kapsamında olduğuna oybirliği ile karar verildiği,  soruşturma kapsamındaki bu sözleşmelerin 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 2. Maddesinde öngörülen pazar eşiğinin aşılması nedeniyle aynı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanamadığına, anılan sözleşmelere 4054 sayılı Kanunun 5. Maddesinde sayılan şartları taşımadığı için bireysel muafiyet verilemeyeceğine, bu nedenle söz konusu sözleşmelerdeki rekabeti kısıtlayıcı hükümlerin ve bunlara ilişkin uygulamaların 4054 Sayılı Kanun'un 4. Maddesi anlamında ihlal teşkil ettiğine, ... 'ne 2.543.992,85-TL idari para cezası verilmesine karar verildiği, davalı ... Ltd. Şti.'nin soruşturma konusu uygulamaların esasları üzerinde herhangi bir karar verici rolünün bulunmaması nedenleriyle soruşturma konusu iddialar bakımından herhangi bir sorumluluğunun olmadığına, bu nedenle adı geçen firmaya idari para cezası verilemeyeceğine karar verildiği, TTK. m. 55/1-b hükmüne göre üçüncü kişi konumunda olan davalıların, otellerle yapmış oldukları sözleşmelere \"geniş mfn\", \"fiyat ve kontenjan paritesi\", \"minimum tahsisat\" ve \"en iyi fiyat garantisi\"ne ilişkin hükümler koyarak aynı konaklama sektöründe faaliyet gösteren seyahat acentelerinin otellerden ayırt etmek için almış oldukları fiyatlara da dolaylı olarak müdahale ederek kendi lehlerine ekonomik menfaat elde etmelerine sebebiyet verdiği, otelllerin ... ile sözleşme süreleri boyunca otellerin çevrimiçi ve açık portallardan diğer piyasadaki seyahat acentelerine verilen fiyatla aynı veya daha iyi fiyat ve özelliklerin verilmesinin kararlaştırıldığı, (m. 2.2.1), yine diğer seyahat acentelerinin sahip olmadığı şekilde otellerin minumum sayıda odayı rezervasyon için ve hatta talep edilmesi halinde odaların müsaitlik durumunun sağlanmasının sözleşmede şart olarak koşulduğu (2.2.2), \"En iyi fiyat garantisi\"nin ...'un bir oda için en iyi fiyatı sunduğuna ve aynı check-in ve check-out tarihlerinde, aynı rezervasyon koşullarına sahip eşdeğer bir odanın internette bulunamayacağına dair ...'un verdiği taahhüt anlamına geldiği, sözleşmenin 2.5.6 hükmünde konuğun en iyi fiyat garantisi kapsamında geçerli bir talebi olması durumunda ...'un ivedilikle otele bu talebi ileteceğinin ve taleple ilgili bilgileri konaklama tesisine sunacağının, konaklama tesisinin -mümkün olabildiğince- daha sonraki rezervasyonlarda nispeten düşük fiyat geçerli olacak şekilde ... platformunda verilen fiyatları derhal düzenleyeceği, konuğun check-out işlemini gerçekleştirdiğinde konaklama tesisinin odayı düşük fiyattan rezervasyona açacağının ve (i) konuktan düşük fiyatı tahsil etme suretiyle rezervasyon fiyatı ve düşük fiyat arasındaki farkı kapatacağının ve (ii) iki fiyat arasındaki farkı konuğa (nakit olarak) ödeyeceğinin düzenlendiği, tüm bu düzenlemelerin Türkiye'deki seyahat acentelerinin sahip olamadığı hakların davalılara verilmesini sağladığı, davalıların bu sözleşme şartlarıyla pazar sektör payı itibariyle rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak ekonomik yönden olumsuz etkileyerek haksız rekabete neden oldukları, davalıların \"... olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz\", \"en düşük fiyatlar\", \"... hem şehirlerde hem de deniz kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir\" ve benzeri şeklindeki reklamlar nedeniyle Reklam Kurulu'nun 14.06.2016 tarihli kararıyla \"Kuruma reklama konu iddiaların doğruluğunu ispatlayacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin gönderilmemesi nedeniyle inceleme konusu tanıtımlarda doğruluğu ispat edilemeyen, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar edici nitelikte ifadeler kullanılması nedeniyle tüketicilerin yanıltıldığı, dürüst rekabet ilkelerine aykırı davranılarak benzer firmalar arasında haksız rekabete yol açıldığı ve izinsiz olarak seyahat acenteciliği faaliyetinde bulunulduğu gerekçesiyle 1618 S. Kanunun 4. Maddesi, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nin m. 5/1, m. 7, m. 9/1 ve 4, m. 32, 6502 S. Kanunun m. 61 , m. 63 ve m. 77/12 hükümleri gereğince davalı Türkiye'de kurulu limited şirketin anılan reklamlarının durdurulması cezası verildiği, bu kararın itiraz üzerinde Ankara 14. İdare Mahkemesi'nin 03.03.2017 T. 2016/3408 E. 2017/804 K. sayılı kararı ile kesinleştiği, davalının yaptığı karşılaştırmalı reklamın, objektif ve ölçülebilir olmadığı için dürüstlük kurallarına ve Ticari Reklam Yönetmeliğine aykırı olduğu, hoş görülebilir abartının üstünde üstünlük iddiası içeren reklamlardaki iddianın doğruluğunun reklam anında ve reklam veren tarafından ispat edilmiş olması gerektiği, kesinleşen reklam durdurma cezasına konu olan reklamların, davalıların reklama dayalı üstünlük iddiasını kanıtlayacak somut, ölçülebilir ve objektif bir bilgi ve belgeye dayalı olmadığı, davalıların kendi iş ürününü rakip ürünlere nazaran haksız yere öne geçirmeye dönük \"en iyi\" ibareli reklamların haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, haksız rekabetin tespitine, A-Davalıların faaliyetlerinin \"Seyahat Acenteliği\" faaliyeti olduğunun tespiti ile davalıların vergi ödemeyerek, işyeri açmak için gerekli izinleri almayarak \"Digital ve Sabit İşyeri\" açma yoluyla faaliyette bulunarak ve idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak denetlenmelerini engellemek suretiyle iş şartlarına uymayarak, davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerde \"Geniş MFN\", \"Fiyat ve Kontenjan Paritesi\", \"Minimum Tahsisat\" ve \"En İyi Fiyat Garantisi\"'ne ilişkin haksız rekabete neden olan hükümlere yer vererek, davalıların www...com adresli internet sitesinde haksız rekabete neden olan reklamlara yer vererek haksız rekabete neden olduklarının tespitine, B-Davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerdeki  \"Geniş MFN\"ye, \"Fiyat ve Kontenjan Paritesi\"ne, \"Minimum Tahsisat\"a ve \"En İyi Fiyat Garantisi\"'ne ilişkin tüm hükümlerin sözleşmelerden çıkarılmasına, Davalıların \"... olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz\", \"en düşük fiyatlar\", \"... hem şehirlerde hem de deniz kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir\" ve benzeri şeklindeki haksız rekabete neden olan reklamların www...com adresli internet sitesinden ve tüm online uygulamalardan kaldırmalarına, 29/03/2017 tarihli ara karar ile verilen \"davalıların ... internet adresi üzerinden veya oluşturacakları başka bir adres üzerinden Türkiye de yerleşik otel, konaklama tesislerinin pazarlaması ve pazarlanmasına aracılık edilmesi yönündeki faaliyetlerinin durdurulmasına\" şeklindeki İstinaf incelemesi sonrası 500.000 TL bedelli nakdi veya kesin-süresiz teminatın davacı tarafından yatırılması üzerine verilen ihtiyati tedbir kararının 500.000-TL teminat karşılığında kaldırılmasına karar verilmiştir.Davacı vekilinin, ihtiyati tedbir kararının teminat karşılığında kaldırılmasına ilişkin kısmı yönünden tavzih talebinin 14/01/2020 tarihli ek kararla reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Davacı vekili tavzih isteminin reddine ilişkin ek karara yönelik istinaf dilekçesinde; mahkemece tavzih isteminin taraf teşkili sağlanmadan reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, ayrıca ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin kararın, asıl kararın infazını etkileyecek nitelikte olduğunu, ilk derece mahkemesinin kararındaki 2 nolu hüküm fıkrasının tavzihi neticesinde hükmün 1-A bendinde belirtilen fiillerin düzeltilmesi sağlandıktan sonra uygulanmasına karar verilmesi gerektiğini, tavzih talebi ile talebin reddine ilişkin gerekçenin alakasız olduğunu belirterek ek kararın kaldırılması ile tavzih kararı verilmesini talep etmiştir. 2-Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili ...'un diğer müvekkili ...'ye destek hizmetleri sunduğunu, müvekkili ...'nin yalnızca misafir tarafından yapılan rezervasyonu konaklama tesisine, rezervasyon teyidini ise misafire gönderdiğini, müvekkili ...'nin oda satın alamayacağı gibi oda satamayacağını, misafirden herhangi bir değişiklik ya da iptali durumunda ücret talep edemeyeceğini, odanın fiyatına ek rezervasyon ücreti ekleyemeyeceğini, misafirin kredi kartından ücret tahsilatı yapamayacağını, müvekkili iki şirketin ticari faaliyetlerinin aynı olmadığını, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduğunu, ...'un iş tanımı ve rolü, müvekkili ... tarafından üstlenilen ticari aktiviteleri içermediğini, sadece desteklediğini, müvekkili ...'nin amacı aracılık faaliyeti dolayısıyla kar elde etmek iken ...'un aracılık faaliyetinin bulunmadığını, müvekkili ...'nin faaliyetlerini icra edebilmesi için ihtiyaç duyacağı destek hizmetlerini sağladığını, bu hususun Rekabet Kurumu kararında da açıkça vurgulandığını, ...'un sorumluluğuna gidilmediği halde mahkemece herhangi bir gerekçe göstermeksizin Rekabet Kurumu kararını görmezden geldiğini, müvekkili ...'nin faaliyetlerinden diğer davalı ...'u da sorumlu tuttuğunu, ancak gerekçede Rekabet Kurumunun bu tespitine rağmen gerekçede hiç bir açıklama yapılmadığını, mahkemenin şirketlerin amacından yola çıkarak iki ayrı şirketi tek bir şirket haline getirdiğini, pay sahiplerinin aynı olması nedeniyle iki şirketin tek bir şirket kabul edilerek diğer şirketin faaliyetlerinden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, savcılık tarafından ... soruşturma sayılı dosyada da ...'un müvekkili ...'nin faaliyetlerinden sorumlu tutulmadığını, buna rağmen mahkemenin iki şirketin birbirlerinin faaliyetlerinden sorumlu tutmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, mahkemece fiili organ teorisinin de ters uygulandığını, mahkemece müvekkili ...'un sanki müvekkili ...'nin çoğunluk hissesine sahipmiş ve ...'yi etkilebilirmişçesine ...'u sorumlu tuttuğunu, oysa tam tersine müvekkili ...'nin ...'un çoğunluk hissesine sahip olduğunu, dolayısıyla fiili organ teorisinin somut olayda uygulanma yeri olmadığını, ayrıca fiili organ kurumu ile fiili şube kurumu arasında hiç bir ilişki bulunmadığını, bu hususun mahkemece de ortaya konulamadığını, şubelerin tüzel kişiliğinin bulunmadığını, ancak mahkeme ...'u şube kabul ederek bu şirketin tüzel kişiliğini de inkar ettiğini, mahkemece hem fiili organ hem de fiili şube nitelendirmesi yaparak birbiri ile çelişen sonuçlara yol açtığını, yine ...'un müvekkili ...'nin ticari temsilcisi kabul edilmesinin başlı başına mesnetsiz bir kabul olduğunu, mahkemenin ticari temsilcinin ancak gerçek kişiler olabileceği gerçeğini de gözardı ettiğini, bilirkişilerce ...'un aracılık faaliyeti sağlamadığının, turizm acentesi olmadığının, eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediğinin yerinde bir şekilde tespit edildiğini, ancak mahkemece bilirkişilerin vardıkları sonucun tam tersine karar verildiğini, müvekkili ...'nin seyahat acentesi olmadığını, dolayısıyla müvekkilinin faaliyetlerinin seyahat acenteliği bakımından haksız rekabet oluşturmadığını, müvekkili ...'nin ticari faaliyetlerinin 1618 sayılı kanunda düzenlenen ticari faaliyetlerden son derece farklı olduğunu, müvekkili ...'nin seyahat acenteleri tanımı içerisinde yer alan hizmetleri sunmadığını, müvekkilinin Kanunun 5. Maddesinde kaleme alınan hizmetlerin hiç birisini sağlamadığını, müvekkili ...'nin katılımcı konaklama tesislerinin odalarını rezervasyon için erişilir kılabildiği, internet sitesinin ziyaretçilerinin söz konusu konaklama tesislerinde rezervasyon yapabildiği ve ...'nin yalnızca rezervasyonu konaklama tesisine ardından teyidini ise konuğa gönderdiği bir çevrimiçi rezervasyon sistemi işlettiğini, müvekkilinin herhangi bir odayı satın almamakta veya geri satmamakta olup konukların müvekkiline hiçbir ödeme yapmadığını, konukların ya konaklamalarının karşılığını doğrudan konaklama tesisine ödediklerini ya da  ödemeyi ... internet sitesi üzerinden rezervasyon anında gerçekleştirmeleri halinde konukların ödediği bu bedelin ... tarafından doğrudan konaklama tesisine aktarıldığını, yani ... tarafından hiçbir şekilde konaklama bedeli alınmadığını, konaklama tesislerinin konuk, konaklama tesislerinde kaldıktan ve ödemeyi yaptıklan sonra ...'ye bir komisyon ödediğini, ayrıca mahkemenin gerekçeli kararının aksine, ...'nin seyahat, ulaşım hizmetleri, paket programlar, turist rehberleri, geziler, toplantılar veya yiyecek ve içecek hizmelleri sağlayan veya bunları tüketiciler için satın alan bir kuruluş olmadığını, müvekkilinin bu hizmetler için yalnızca ziyaretçiler ile ilgili servis sağlayıcıları arasında bir aracı görevi üstlendiğini, seyahat acentelerinin ise bu servisleri satın alıp tüketicilere geri satan bir kuruluş olduğunu, benzer şekilde, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın güncel bir kararında, ev sahiplerinin evinin bir bölümünü veya tamamını kiralamasını sağlayan, ev sahiplerini ve kiracıları bir araya getiren bir platform olan ...'nin, bir 'bilgi toplumu hizmeti' olduğuna ve bu nedenle Fransa'da emlakçıların uyması gereken düzenlemelere uymak zorunda olmadığına hükmettiğini, müvekkili ...'nin aracı acente mi yoksa simsar mı olduğu hususunun eldeki dava açısından bir öneminin bulunmadığını, mahkemenin görüşlerine atıf yaptığı hukukçu bilirkişi ...'ın vardığı sonuca aykırı bir karar verdiğini, müvekkili ...'nin faaliyetlerinin seyahat acentelerini etkilemediğini, büyük seyahat acentelerinin kârlarının mütemadiyen arttığını, seyahat acentelerinin zarara uğramasının söz konusu olmamasına rağmen mahkemenin tedbiri devam ettirdiğini, vergi ödenmemesinin iş şartlarına uymamak ve dolayısıyla haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceğini, TTK'nın m.55/1-e maddesinin bu şekilde yorumlanmasının haksız rekabet teşkil edecek hallerin kapsamının makul ve mantıklı bir şekilde genişletilmesi anlamına geleceğini, her bir kurala uygun davranmamanın aynı zamanda haksız rekabet sorumluluğunu doğurmaya yol açacağını, yalnızca belirli bir alandaki rakipler için uygulanabilir olan türden kanunlara ve yönetmeliklere aykırı davranmanın iş şartlarına uymama olarak değerlendirilebileceğini, genel kanun ve yönetmeliklere uymamanın TTK'nın 551/1-e maddesinin kapsamı dışında kaldığını, Yargıtay'ın uygulamasının da bu yönde olduğunu, müvekkili ...'nin vergi ödemesi gerektiği kabul edilse bile eyleminin haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkili ...'nin denetimlerden kaçınmadığını, bu hususun Rekabet Kurumu, vergi idaresi ve Reklam Kurulu tarafından verilen cezalardan açıkça görüldüğünü, Geniş MFN, Fiyat ve Kontejan Paritesi, Minimum Tahsisat ve En iyi Fiyat Garantisi hükümlerinin haksız rekabet teşkil etmediğini, mahkemenin müvekkili ...'nin en iyi fiyat garantisi ve fiyat kontenjan paritesi hükümlerinden sorumlu tutulmasının dayanaktan yoksun olduğunu, bu hükümler nedeniyle seyahat acentelerinin olumsuz etkilendiği belirtilmekte ise de bununla ilgili olarak bir belge sunulmadığını, aksine seyahat acentelerinin gelirlerinin arttığını, Rekabet Kurumunun gerçekleştirdiği denetim sonrasında Geniş-MFN hükümlerinin değiştirildiğini ve bu hükümlerin yerinde dar MFN hükümlerinin getirildiğini, dar MFN hükümlerinin Rekabet Kurumu tarafından hukuka uygun bulunduğunu, bu nedenle hukuka uygun bulunan dar MFN hükümlerine dayanarak haksız rekabetten söz edilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca mahkemenin en iyi fiyat garantisi ile ilgili olarak atıf yaptığı Ankara 2. İdare Mahkemesi kararının henüz kesinleşmediğini, yine müvekkili ...'nin internet sitesinde yer alan reklamların haksız rekabet teşkil etmediğini, reklamların halihazırda durdurulduğu da dikkate alındığından haksız rekabete karar verilmesinin doğru olmadığını, en iyi fiyat garantisi reklamlarının haksız rekabet teşkil etmediğinin bilirkişi raporları ile sabit olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Feri müdahiller ...A.Ş. ile ...Ltd Şti vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, haksız rekabetin tespiti ve men'i istemine ilişkindir. Davacı vekili; davalıların www...com isimli internet sitesi üzerinden Türkiye'de bulunan otellerle anlaşarak tüketicilere yönelik çevrimiçi otel rezervasyonu ve satışı yaptığını, bu şekilde 1618 S.lı Kanuna aykırı olarak mevzuatta öngörülen gerekli izinleri almaksızın ve iş yeri açmaksızın idari ve hukuki denetimden, vergisel yükümlülüklerden kaçınarak seyahat acentelerine münhasır faaliyetlerde bulunduğunu, internet sitesinde \"en iyi fiyat garantisi\", \"% 20 indirimden hemen faydalanın\", \"kimse duymasın sizi sırrımıza ortak ediyoruz\", henüz satışın yapılmadığı aşamada \"bir sonraki satışa indirim kazandınız\"  şeklindeki tüketicileri yanıltıcı açıklamalara yer verildiğini ve saldırgan satış yöntemleri kullanıldığını belirterek haksız rekabetin tespitini ve önlenmesini talep etmiştir. Davalılar vekili ise; davalılardan ...'in misafirlerle otelleri çevrimiçi platformda bir araya getirdiğini, müvekkili ...'in oda almadığını ve satmadığını, müşterilerden herhangi bir şekilde tahsilat yapmadığını, konaklama hizmeti alan misafirlerin konaklama bedelini hizmetin sonunda ilgili otele ödediğini, müvekkilinin ise bu aşamada sadece komisyon aldığını, herhangi bir acentelik faaliyetinin bulunmadığını, 1618 sayılı kanuna tabi olmadığını, diğer müvekkili ...'un davalı ...'in destek şirketi olduğunu, kuruluş amacının ...com'a günlük bazda yardımcı olmak, Türkiye'de yer alan konaklama tesislerinin ve ortaklarını ...com ile sözleşme imzalaması amacıyla teşvik etmek, sözleşme imzalamış konaklama acentalarına yerel destek sağlamak şeklinde faaliyetleri olduğunu, www...com isimli internet sitesi üzerinde hiç bir yetkisinin bulunmadığını, herhangi bir internet sitesinin sahibi olmadığını, sunuculuğunu yapmadığını, herhangi bir arabuluculuk hizmeti vermediğini, ... adına ya da onun için sözleşmesel ilişkiye girmeye ya da başka bir şekilde temsile yetkili olmadığını, herhangi bir ticari sözleşmeyi imzalamadığını, diğer davalıya dahili destek sağladığını, turizm ve seyahat sektörü içerisinde faaliyette bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davalıların faaliyetlerinin \"Seyahat Acenteliği\" faaliyeti olduğunun, davalıların vergi ödemeyerek, işyeri açmak için gerekli izinleri almayarak \"Digital ve Sabit İşyeri\" açma yoluyla faaliyette bulunarak ve idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak denetlenmelerini engellemek suretiyle iş şartlarına uymayarak, davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerde \"Geniş ...\", \"Fiyat ve Kontenjan Paritesi\", \"Minimum Tahsisat\" ve \"En İyi Fiyat Garantisi\"'ne ilişkin haksız rekabete neden olan hükümlere yer vererek, davalıların www...com adresli internet sitesinde haksız rekabete neden olan reklamlara yer vererek haksız rekabete neden olduklarının tespitine, davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerdeki \"Geniş MFN\"ye, \"Fiyat ve Kontenjan Paritesi\"ne, \"Minimum Tahsisat\"a ve \"En İyi Fiyat Garantisi\"'ne ilişkin tüm hükümlerin sözleşmelerden çıkarılmasına, davalıların \"... olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz\", \"en düşük fiyatlar\", \"... hem şehirlerde hem de deniz kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir\" ve benzeri şeklindeki haksız rekabete neden olan reklamların www...com adresli internet sitesinden ve tüm online uygulamalardan kaldırmalarına karar verilmiştir. 1-Öncelikle davalılar tarafından yürütülen faaliyetlerin hukuki niteliğinin tespit edilmesi gerekmektedir: TTK'nın 102/1 maddesinde acente; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse olarak tanımlanmıştır. Tanım maddesinden de anlaşılacağı üzere acente, ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etme veya bunları tacir adına yapma şeklinde faaliyet gösterebilir. Bunun dışında acentelik faaliyet süreklilik arz etmektedir ve faaliyetlerin meslek halinde icra edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık bahsi geçen tanımda faaliyetin belli bir yer ya da bölge içinde gösterilmesinden bahsedilmiş ise de TTK m.104'de tekel hakkının tarafların anlaşması ile kaldırılabileceği öngörüldüğünden münhasırlık acenteliğin bir unsunu olarak kabul edilmemektedir (Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 2018, s.217). Kanun'un 102/3 maddesinde taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemelerin saklı olduğu belirtilmiştir. Seyahat acenteleri ile ilgili düzenlemelere ise 1972 tarihli 1618 Sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu ile 2007 tarihli Seyahat Acentaları Yönetmeliği ve 2018 tarihli Seyahat Acentaları Yönetmeliğinde yer verilmiş olup, bir firmanın seyahat acentesi olarak faaliyet gösterip göstermediği özel nitelikteki bu kanun (ve yönetmelik) hükümlerine göre belirlenmelidir. TTK anlamında acente olarak kabul edilen ve turizm sektöründe faaliyet gösteren her müessesenin 1618 sayılı Kanun kapsamında seyahat acentesi olarak kabulü mümkün değildir. 1618 Sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu'nun m. 1/e bendinde seyahat acentası; \"Kâr amacı ile turistlere turizm ile ilgili bilgiler vermeye, paket turları ve turları oluşturmaya, turizm amaçlı konaklama, ulaştırma, gezi, spor ve eğlence hizmetlerini görmeye yetkili olan, oluşturduğu ürünü kendi veya diğer seyahat acentaları vasıtası ile pazarlayabilen ticarî kuruluşu ifade etmektedir. Aynı tanım, 2007 tarihli Seyahat Acentaları Yönetmeliği'nin 4-ğ maddesinde; 2018 tarihli Seyahat Acentaları Yönetmeliğinin 3/1-h maddesinde de yer almaktadır. Kanunda seyahat acenteleri gördükleri hizmet bakımından üç grupta düzenlenmiştir (m.3). A grubu seyahat acentelerinin Kanun'un 1. maddesinde yer alan yukarıda zikredilen tanımda belirtilen faaliyetleri gösteren acenteler olduğu, B grubu seyahat acentelerinin uluslararası kara, deniz ve hava ulaştırma araçları ile (A) grubu seyahat acentalarının düzenleyecekleri turların biletlerini satan acenteler olduğu, (C) Grubu seyahat acentalarının yalnız Türk vatandaşları için yurt içi turlar düzenleyen acenteler olduğu, (B) ve (C) grubu seyahat acentalarının kendi hizmetleri dışında kalan diğer seyahat acentalığı hizmetlerini göremeyeceği, ancak kendilerine (A) grubu seyahat acentalarının verecekleri hizmetleri görebilecekleri düzenlenmiştir. Kanunda ve Yönetmelikte, seyahat acenteliğinin tanımında yer verilen \"tur\" ve \"paket tur\" kavramlarına da açıklık getirilmiştir. Bunun dışında Kanundan farklı olarak Yönetmeliğin 5. Maddesinde seyahat acentaları tarafından görecekleri hizmetler ayrıntılı olarak gösterilmiş, bunlardan münhasır faaliyet olarak tanımlanan hizmetlerin seyahat acentası olmayan kişi ve kuruluşlar tarafından yapılması yasaklanmıştır. Yönetmeliğin 5. Maddesinde seyahat acentalarına münhasır hizmetler şu şekilde sayılmıştır: \"1) Münferit veya gruplar için bir programa bağlı ya da programsız gecelemeli veya gecelemesiz yurt içi/yurt dışı tur veya paket turları tanıtır, oluşturur, pazarlar veya satar, 2) Kara, deniz ve hava ulaştırma araçlarının ve bu araçlara sahip işletmelerin rezervasyonunu yapar, biletlerini satar, 3) Seyahat acentalarının ürettiği hizmetlerin tamamını ya da bir kısmını ürün sahibiseyahat acentası tarafından yetki verilmek suretiyle satar, 4) Transfer yapar, 5) Kâr amacıyla konaklama, ulaşım, gezi, yeme-içme, eğlence sağlayan, sportif faaliyetler, kongre-konferans, dinî, sağlık, eğitim, kültürel, bilimsel ve meslekî inceleme, teşvik veya destek amaçlı seyahat ve bunun içinde yer alan hizmetleri organize etmeyi, sağlamayı, pazarlamayı, gerçekleştirmeyi içeren paket tur veya turları düzenler, satar, 6) Kâr amacıyla ikram, teşvik veya destek amaçlı olarak bedelsiz sunulmak üzere bedelini bizzat ödeyen kişi ya da kuruluşun yapacakları hizmetleri oluşturur, pazarlar veya satar.\" Davalıların hukuki statüsünün yukarıda bahsedilen düzenlemelere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. \"...\", konaklama tesislerinin, uygunluk durumlarını ve ilgili oda fiyatlarını yükledikleri ve tüketicilerin tesislerle ilgili tüketici yorumlarını da okuyarak kendi tercihleriyle doğrudan konaklama tesisinden oda ayırtabildiği bir çevrim içi rezervasyon platformu hizmeti sunmaktadır. Bu hizmetin sunumuna ek olarak ..., rezervasyonu konaklama tesisine, ardından teyidini ise konuğa göndermektedir. Tüm bu hizmetler, bir çevrimiçi rezervasyon sisteminin işletilmesi olup hizmetlerin tamamı ... internet sitesi üzerinden yapılmaktadır. Rekabet Kurumu tarafından da tespit edildiği üzere; platform üzerinde yer alan oda fiyatları, konaklama tesisleri tarafından belirlenmekte olup, ..., herhangi bir odayı kendi adına almamakta ve satmamaktadır. Yine konaklama tesisine ilişkin bilgiler ve fotoğraflar da konaklama tesisi tarafındarı platforma yüklenmektedir. Konuklar, platform üzerinden bir rezervasyon yapmak suretiyle, konaklama tesisi ile bağlayıcı nitelikte bir hukuki ilişkiye girmektedirler. Konaklama ödemeleri, konaklayan misafirlerce doğrudan konaklama tesisine yapılmakta olup ...'a herhangi bir ödeme yapılmamaktadır. Konaklama tesisleri, konuk tesiste konakladıktan ve ödemeyi yaptıktan sonra ...'a belli bir oranda komisyon ödemesi yapmaktadır ve bu ödeme ...'un bu faaliyetten elde ettiği geliri oluşturmaktadır. ...com, arasında sözleşme ilişkisi bulunan konaklama tesisleri ile ilgili  konaklama tesisleri ile müşterilerin doğrudan bulabildiği çevrim içi rezervasyon platformu hizmeti sunmakta olup, sözleşme ilişkisi bulunduğu konaklama tesislerinden bağımsız olarak hareket etmektedir. Ticari işletme niteliğine sahip olduğundan kuşku bulunmayan konaklama tesisleri ile ilgili sözleşmelere aracılık faaliyeti yürütmektedir. ... kendi platformunda otelleri sergilemekte, potansiyel müşterilere bu ortama erişim sağlayarak bunları oteller ile buluşturmakta ve otellerin platform üzerinden müşteriler ile sözleşme imzalamasını sağlamaktadır. Dolayısıyla ...'un yürütmüş olduğu faaliyet bir ticari işletmenin veya onun ürünlerinin tanıtımının yapılması ve bundan da ileri sözleşmelere aracılık etme niteliğine sahiptir. Faaliyetin sürekliliği, acenteliği, simsardan ayıran unsur olup ... ile oteller arasındaki sözleşmelerle faaliyetin devamlılığının amaçlandığı, arızi olarak hareket edilmediği, dolayısıyla süreklilik unsurunun gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ...'un ana faaliyet konusu platformu aracılığıyla otellerin müşteriler ile yapacağı sözleşmelere aracılık etmektir. Bu bakımdan ... faaliyetlerini meslek halinde icra ettiği kabul edilmelidir. Dolayısıyla ...'un TTK. m. 102/1 de öngörülen acentecilik unsurlarını taşıdığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak yukarı da açıklandığı üzere seyahat acentaları TTK'dakinden farklı olarak 1618 sayılı Kanunda özel olarak düzenlenmiştir. ...'un yürüttüğü faaliyetlerin seyahat acentelerine münhasır bırakılan faaliyetlerden olmadığının 1618 sayılı Kanuna göre incelenmesi gerekmektedir. 1618 Sayılı Kanunda ve Yönetmelikte turizm sektöründeki aracılık faaliyetlerinin seyahat acentalığı hizmetleri kapsamında yer almadığı ileri sürülmektedir. Kanunda verilen seyahat acentesinin tanımında ise, seyahat acentelerinin kendisinin oluşturduğu ürünü kendi adına pazarlamasının dışında diğer seyahat acentaları vasıtasıyla pazarlayabileceğinden de bahsedilmiştir. Bu durumda aracılık faaliyetlerinin seyahat acenteliği faaliyeti olarak değerlendirilemeyeceği ileri sürülmekte ise de seyahat acenteliğinin kanunda yer verilen tanımında aracılık faaliyetlerinin de zikredildiği anlaşılmaktadır. Bunun dışında B grubu seyahat acenteliği faaliyetinde ise A grubu seyahat acentelerinin düzenlediği turların biletlerini satabileceği belirtilmiş olup bahsi geçen tanım, aracı acenteliğin tanımına uymaktadır. Diğer bir ifade ile A grubu yetkili acenta tarafından oluşturan turların biletlerinin satışı için B grubu yetki aranmaktadır. Ancak başka bir acentenin düzenlediği turların bilet satışı için aracılık faaliyeti Kanun kapsamında alınmış olmasına göre daha fazla organizasyon ve maliyet gerektiren A sınıfında yer alan hizmetlere aracılığın Kanun kapsamında olduğunun evleviyetle kabulü gerekir. Bunun dışında seyahat acenteliğine münhasır faaliyet olarak Yönetmelikte münferit veya gruplar için bir programa bağlı ya da programsız gecelemeli veya gecelemesiz yurt içi/yurt dışı tur veya paket turların tanıtılmasından (m.5/1-a) bahsedilmiştir. ... kendi platformunda otelleri sergilemekte, otellerle ilgili puanlamalara, müşteri yorumlarına yer vermektedir. Potansiyel müşterilere bu ortama erişim sağlayarak bunları oteller ile buluşturmakta ve otellerin platform üzerinden müşteriler ile sözleşme imzalamasını sağlamaktadır. Konaklama tesislerinin müşterilere rezerve ettirilmesiyle müşteriler ile konaklama tesisleri arasında sözleşme ilişkisi kurulmaktadır. ... ile oteller arasında devamlılık esasına dayalı bir ilişki bulunmakta; aynı zamanda sözleşme ilişkisi bulunduğu konaklama tesislerinden bağımsız olarak hareket etmektedir. Davalıların yürüttüğü bu faaliyetin Yönetmeliğin bu hükmünde belirtilen ve münhasır faaliyet olarak gösterilen \"tanıtım\" kapsamında kaldığı; bundan da ileri, sözleşmelere aracılık niteliğinde olduğu, aralarında sözleşme ilişkisi bulunan konaklama tesislerine ait ürünlerin pazarlamasının yapıldığı açıktır.  Dolayısıyla davalı ...'un 1618 sayılı kanun ve yönetmelik kapsamında seyahat acenteliğine münhasır olarak düzenlenen faaliyette bulunduğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. 2-Davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının incelenmesinde; a) TTK’nın 55/1-e maddesinde, “kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.” denilmek suretiyle “iş şartlarına uymamak” haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. İş ve ticaret hayatında geçerli olan kanun, sözleşme veya ticari örf ve adet kurallarına aykırı davranılmasına ve bu kurallarla getirilen yükümlülükler ihlal edilmek suretiyle ticari faaliyette bulunulmasına hukuk düzenince cevaz verilmemiş, rekabetteki dengenin haksız olarak hareket eden lehine bozulacağı ve rakiplere karşı haksız bir avantaj elde edileceği düşünülerek bunun gibi davranışlar haksız rekabet olarak kabul edilmiştir. Çünkü her şeyden önce iş hayatı için geçerli olarak kurallara riayet edilmemesi halinde kurallara uyarak belli bir maliyete ve yükümlülüklere katlanan işletmeler daha yüksek bir fiyat politikası belirlemek zorunda kalacaklar ve iş şartlarına uymayarak üretim maliyetini düşüren işletmelere karşı rekabette geriye düşmeleri söz konusu olacaktır. Türk hukukunda, iş şartlarına uymama şeklindeki haksız rekabet halinin ilk defa yer aldığı 6762 S.lı Türk Ticaret Kanunu’nun gerekçesinde hükmün uygulama alanının iş hukukuna ait kuralların ihlali ile ilgili olduğu ifade edilmiş ise de (TBMM Zabıt Ceridesi T.29.06.1956, C.12, S.198, s.21) Türk hukukunda doktrin, hükmü sadece iş hukuku yönüyle ele almamış, “iş şartları” kavramı geniş yorumlanarak iş hayatını kapsayan ve rakipler için de geçerli olan tüm hukuki düzenlemelerin ihlali bu kapsamda değerlendirilmiştir. İş hukukuna ilişkin düzenlemelerin yanında vergi, çevre ve gıda mevzuatı gibi iş hayatı bakımından düzenleyici nitelikteki kuralların ihlaline yönelik davranışlar da hükmün kapsamında kabul edilmiştir. (Ülgen, Teoman, Helvacı, Kendigelen, Kaya, Ticari İşletme Hukuku, 2019, s.466-467; Domaniç, 1988, s.245; İmregün, Kara Ticareti Hukuku, s.84; Arkan, s.358) Yargıtay da, hükmün uygulama alanını iş hukuku mevzuatına aykırılıklarla sınırlı tutmamıştır. Dolmuş hattında izin verilenden daha fazla araç çalıştırılması (Yarg. 11.HD. T.02.03.2020, E.2019/2866, K.2020/2223), izinsiz ekmek üretimi yapılması (Yarg. 11.HD. T. 26.06.2013, E.2012/15770, K.2013/13387), belirlenen hat güzergâhı dışında minibüse yolcu alınması (Yarg. 11.HD. T.17.02.2016, E.2015/7249, K.2016/1583), esnaf ve sanatkârlar odası tarafından belirlenen asgari fiyattan daha düşük fiyatla saç kesimi yapılması (Yarg. 11. HD. T.25.03.2015, E.2014/19105, K.2015/4154), tek kullanımlık cam ambalajların piyasaya yeniden sunulması (Yarg. 11.HD. T.01.05.2001, E.2001/1828, K.2001/3862) gibi haller TTK m.55/1-e (6762 S.lı TTK m.57/10) kapsamında haksız rekabet kabul edilmiştir. Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamalarında ruhsatsız olarak faaliyette bulunan işletmelerin, ruhsatlı olarak bu işi yapanlara karşı haksız rekabet eyleminde bulundukları kabul edilmektedir (Yarg. 11.HD. T.25.04.2016 2015/9705 E. 2016/4563 K.; T.20.06.2017, E.2016/862, K.2017/3893). Bu kapsamda düğün salonu işletme ruhsatı olmadan ve yetkili merciden izin alınmadan davacı Esnaf Odasının faaliyet konusu içindeki bir konuda faaliyet gösterilmesinin, davacı Esnaf Odasının mensupları aleyhine haksız rekabet oluşturduğu, ödedikleri KDV farklılığının dahi davacı aleyhine haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna varılmıştır (Yarg. 11. HD. T.09.05.2013, E.2012/9239; K.2013/9493). Öğretide bakanlıktan izin alınmadan kurs açılması (Arkan, s.358),  izinsiz taksi veya dolmuş işletilmesi (Suluk – Karasu – Nal, s.431), vergi ödememe (Kaynak, Haksız Rekabet Suçu, s.207; Domaniç, 1988, s.245; İlhami Güneş, Haksız Rekabet, s.422; İ. Yılmaz Aslan, Ticaret Hukuku Dersleri, s.137; Karahan, Ticari İşletme Hukuku, s.249; Poyraz, İş Şartlarına Uymamak Suretiyle Haksız Rekabet, s.113, 118, 119-120; Çınar Karabağ, Haksız Rekabet, s.94) gibi eylemlerin bu bent kapsamında haksız rekabet oluşturduğu ifade edilmektedir. 1618 Sayılı Kanun'un 24. maddesi uyarınca seyahat acentaları Kültür ve Turizm Bakanlığının denetimine tabidir. Yine Kanunda seyahat acenteleri için bazı yükümlülükler öngörülmüştür. Seyahat acentelerinin Bakanlıktan faaliyet belgesi alması zorunludur. Aynı zamanda teminat yatırması ve TÜRSAB'a üye olması ve aidat ödemesi zorunluluğu bulunmaktadır. Yine Kanunda paket turlarla ilgili sigorta zorunluluğu öngörülmüştür. Bunun dışında 6502 Sayılı TKHK'nın 51. maddesinde paket tur satıcıları ile aracılığı ile ilgili sorumluluk düzenlemelerine yer verilmiştir. Yukarı da belirtildiği üzere davalı ...'nin herhangi bir yetki belgesi almaksızın 1618 Sayılı Kanun ve buna Kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmeliğin 5. Maddesinde seyahat acentalarına münhasır faaliyette bulunduğu, sektörde geçerli olan iş şartlarına uymayarak TTK'nın 55/1-e maddesi kapsamında haksız rekabete neden olduğu anlaşılmaktadır. Diğer davalı ...'un diğer davalı tarafından işletilen \"...\" adlı internet sitesi üzerinde bir yetkisinin ve bahsi geçen uygulamalar ile ilgili karar verici rolünün bulunmadığı Rekabet Kurulu kararında da ifade edilmektedir. Ancak Davalı ...'un ise 50-TL sermayesi ...com Limited isimli tüzel kişiye, 99.950-TL hissesinin ise diğer davalı şirkete ait olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ...'un, hakim ortağı konumundaki ... adına konaklama tesisleri ile sözleşmeler yaparak konaklama tesislerinin pazarlanmasına aracılık ettiği, konaklama tesislerinin platformda yer alması için gerekli alt yapının sağlanması ve sistemin işlemesi için gerekli hizmetleri verdiği dikkate alındığında davalı ...'un diğer davalı ... ile aynı amaç için faaliyet gösterdiği ve ...nin haksız rekabet teşkil eden fiillere iştirak ettiği, ...nin Türkiye'deki faaliyetini ... olmadan gerçekleştiremeyeceği, ...nin haksız rekabet oluşturan eylemlerden davalıların birlikte sorumlu oldukları sonucuna varılmaktadır. Nitekim davalı şirket hakkında idarece re'sen tesis edilen mükellefiyet işleminin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 6. Vergi Mahkemesi'nin 30/05/2019 tarih ve E:2018/1141, K:2019/856 sayılı kararıyla \"Türkiye'de yerleşik olan ... Ltd. Şti.'nin de davacı şirketin Türkiye'de çevrim içi rezervasyon hizmeti faaliyetinde bulunduğu ve bu faaliyetini icra ettiği www...com internet sitesinin \"işyeri\" olduğu, davacının bu işyeri aracılığıyla Türkiye'de sunduğu ve Türkiye'de elde ettiği gelirlerine ilişkin hizmetleri nedeniyle davacı adına re'sen tesis edilen vergi mükellefiyeti işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı\" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, anılan Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusu ise İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesi'nin 24/09/2020 tarih ve E:2019/3089, K:2020/1304 sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Dolayısıyla davalıların 1618 Sayılı kanun gereği alınması gereken izinleri almadan faaliyet göstermelerinin haksız rekabet oluşturduğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.b) Diğer taraftan Danıştay 4. Daire'nin 20/09/2022 tarihli 2022/826 E. 2022/4862 K. Sayılı kararında \" ...Olayda, davacı şirketin Türkiye'deki veya yurt dışındaki müşterilere Türkiye'de sunduğu konaklama hizmeti rezervasyonuna ilişkin hizmetlerin ve bu suretle Türkiye'deki otel vb. işletmelerden komisyon geliri elde edilmesine yönelik hizmetlerin ifa edildiği www...com internet sitesinde; davacı şirketin %99,95'ine sahip olduğu Türkiye'de yerleşik olan ... Ltd. Şti. (...) tarafından, Türkiye'den kayıtlı olan konaklama birimleri hakkında yaptığı araştırmalar sonucuna göre şartları taşıması durumunda aktif hale geliyor olması, yine ...'nin gerekli gördüğü takdirde konaklama biriminin görünürlüğünü askıya alabilmesi, internet sayfasının ... tarafından Türkçeye çevrilmesi, Türkiye'den kayıtlı olan konaklama birimlerine ait bilgilerin güncellenmesi, içeriklerinin kontrolü, düzenlenmesi, konaklama birimleri ile davacı şirket arasındaki iletişimin yürütülmesi, davacı şirket ile konaklama birimleri arasında platformda yer almaları için gerekli alt yapının hazırlanması, aralarındaki bağlantının kurulmasının sistemin sorunsuz işlemesi için gerekli olan tüm hizmetlerin ... tarafından yapılıyor olması, yine konaklama birimleri ile ilgili rezervasyon sorunlarının çözülmesi işlemlerinin ... aracılığıyla yapılıyor olması, davacı şirket hakkında yapılan soruşturma yada kovuşturmalarda ...'nin de taraf ve muhatap olması, adı geçen sitede ...'nin davacı şirketin müşteri hizmetleri ve ofisi olarak gösterilmesi, davacı şirketin Türkiye'de ki rezervasyon işlemlerini ... olmadan gerçekleştiremeyeceği, dolayısıyla ... tarafından yapılan faaliyetlerin davacının elde ettiği ticari kazançta, sadece hazırlayıcı ve yardımcı faaliyetler olarak görülemeyeceği, söz konusu faaliyetlerin teşebbüsün bütün ticari faaliyetinin bizzat önemli ve kayda değer bir parçasını teşkil ettiği hususunun açık bir şekilde ortaya konulduğu anlaşılmış olmakla, söz konusu internet sitesinin Anlaşmanın 5. maddesinin 4. fıkrası uyarınca işyeri olarak kabul edilmesi gerekmektedir ...\" denilmiştir. Danıştay'ın bu kararı ile <<davacı şirketin Türkiye'de bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadığı, Türkiye'de elde ettiği ticari kazancın, Anlaşma hükümleri uyarınca Türkiye'de vergilendirilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı bulunan cezalı tarhiyatın iptaline>> ilişkin mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalıların vergi ödememe eyleminden ziyade, ticari faaliyetlerini vergi mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklere tabi olmayacak şekilde icra etmesi, böylelikle vergi yükümlülüğüne tabi olarak aynı hizmeti veren veya aynı sektörde faaliyet gösteren işletmelere nazaran mali açıdan avantaj sağlaması söz konusudur. Bu durumda davalıların elde ettiği gelire bağlı olarak vergi mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeden faaliyette bulunarak sektörde vergi yükümlülüğüne tabi olarak aynı hizmeti veren işletmelere karşı haksız rekabete neden oldukları açıktır. Bu bakımından davalılar eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. c) TTK’nın 55/1-a,5 maddesinde, “Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek” haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. Anılan hüküm karşılaştırma yapmayı yasaklamamakta, sadece karşılaştırmanın gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde yapılması halinde karşılaştırmanın hukuka aykırı olduğunu ve haksız rekabet teşkil ettiğini düzenlenmektedir. Karşılaştırmalı reklamlar; gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde yapılması haksız rekabete sebebiyet vermekle birlikte, karşılaştırmalı reklamlar ile ilgili ayrıntılı hükümlere 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer verilmiştir. 6502 S.lı K.nun 61’inci maddesinde “…(5) Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir…” denilmek suretiyle karşılaştırmalı reklam yapılmasına cevaz verilmiş, “…(6) Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür…” denilerek karşılaştırmalı reklam yapana bununla ilgili olarak ispat yükümlülüğü getirilmiştir. Maddenin 8’inci fıkrasında ise ticari reklamlara ilişkin getirilecek sınırlamalar ile bu reklamlarda uyulması gereken usul ve esasların yönetmelik ile düzenleneceği belirtilmiş, 10.01.2015 tarihli 29232 sayılı Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde karşılaştırmalı reklam tanımlanarak bu reklamların ne şekilde yapılabileceğine dair usul ve esaslar düzenlenmiştir. Karşılaştırmanın yapılış tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde, muhatabın yanlış kanaat edinmesine ve hataya düşmesine sebep olabilecek, muhatapta yanlış izlenim bırakabilecek nitelikteki karşılaştırmalar yanıltıcıdır. Karşılaştırma doğru verilere dayansa dahi gerçek ve nesnel verilerin çarpıtılmasından dolayı muhatabının yanılmasına neden olabilecek nitelikte ise yine aldatıcılıktan söz edilebilir (Nomer Ertan, Haksız Rekabet Hukuku,  s.220) Davalıların \"... olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz\", \"en düşük fiyatlar\", \"... hem şehirlerde hem de deniz kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir\" şeklindeki reklamlar nedeniyle Reklam Kurulu'nun 14.06.2016 tarihli kararıyla \"Kuruma reklama konu iddiaların doğruluğunu ispatlayacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin gönderilmemesi nedeniyle inceleme konusu tanıtımlarda doğruluğu ispat edilemeyen, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar edici nitelikte ifadeler kullanılması nedeniyle tüketicilerin yanıltıldığı, dürüst rekabet ilkelerine aykırı davranılarak benzer firmalar arasında haksız rekabete yol açıldığı ve izinsiz olarak seyahat acenteciliği faaliyetinde bulunulduğu gerekçesiyle 1618 S. Kanunun 4. maddesi, Ticari Reklam Ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nin m. 5/1, m. 7, m. 9/1 ve 4, m. 32, 6502 S. Kanunun m. 61 , m. 63 ve m. 77/12 hükümleri gereğince davalı Türkiye'de kurulu limited şirkete anılan reklamların durdurma cezası verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalının itirazı Ankara 14. İdare Mahkemesi 03.03.2017 T. 2016/3408 E. 2017/804 K. sayılı kararıyla reddedilmiş; davalının idare mahkemesi kararına karşı itirazı ise Ankara BİM 9. İdari Dava Dairesi'nin 10.01.2018 T. 2017/1180 E. 2018/3 K. Sayılı ilamıyla reddedilerek reklam kurulu kararı kesinleşmiştir. Davalılara ait internet sitesindeki reklamlarda, somut fiyat farklarına yer verilmeksizin ve somut bir konaklama tesisi gösterilmeksizin en düşük konaklama fiyatlarından bahsedilmesinin tüketiciler nezdinde en düşük fiyatların davalılarca sunulduğu yönünde algı oluşturacağı açıktır. Konaklama hizmeti veren firmalar ile bu hizmetleri pazarlayan firmaların sayısı dikkate alındığında açıklamanın muhatabı hedef kitle tarafından davalılarca reklamlarda ileri sürülen olguların denetlenme imkanı bulunmadığı gibi verilen hizmetin kapsadığı unsurlara göre dahi fiyatlar değişebileceğinden, davalıların reklama dayalı üstünlük iddiasını kanıtlayacak somut, ölçülebilir ve objektif veriler de paylaşılmadığından bahsi geçen reklamların yanıltıcı olduğunun kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. d) Davalıların konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerde \"Geniş MFN\", \"Fiyat ve kontenjan paritesi\", \"Minimum tahsisat\" ve \"En iyi fiyat garantisi\"ne ilişkin hükümlere yer verilmesi: Rekabet Kurulu'nun 05/01/2017 tarihli 2015-5-2 dosya sayılı 17-01/12-4 karar sayılı kararında da ...'un konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerdeki incelemeye konu fiyat ve kontenjan paritesi hükümleri ve en iyi fiyat garantisi uygulaması hükümleri nedeniyle sözleşmelerin 4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında olduğuna oybirliği ile karar vermiştir. Soruşturma kapsamındaki bu sözleşmelerin 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 2. maddesinde öngörülen pazar eşiğinin aşılması nedeniyle aynı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanamadığına, anılan sözleşmelere 4054 sayılı Kanunun 5. maddesinde sayılan şartları taşımadığı için bireysel muafiyet verilemeyeceğine, bu nedenle söz konusu sözleşmelerdeki rekabeti kısıtlayıcı hükümlerin ve bunlara ilişkin uygulamaların 4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesi anlamında ihlal teşkil ettiğine oybirliği ile karar verilmiştir. Bu nedenle 4054 Sayılı Kanunun 16. maddesinin 3. fıkrası ve \"Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylemler ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik\"in 5. Maddesinin 1. Fıkrasının b bendi ve 2. Fıkrası ile üçüncü fıkrasının a bendi hükümleri uyarınca 2015 yılı mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren .... oranında  olmak üzere ... 'ne 2.543.992,85 TL idari para cezası verilmesine oyçokluğuyla ve davalı ... Ltd. şti.'nin soruşturma konusu uygulamaların esasları üzerinde herhangi bir karar verici rolünün bulunmaması nedenleriyle soruşturma konusu iddialar bakımından herhangi bir sorumluluğunun olmadığına, bu nedenle adı geçen firmaya idari para cezası verilemeyeceğine oybirliği ile karar verilmiştir. Bu karara itiraz üzerine Ankara 2. İdare Mahkemesinin 2017/2049 E. Sayılı dosyasından davalının itirazının reddine karar verilmiş olup bu karara itiraz neticesinde de Ankara BİM 8. İdari Dava Dairesi'nin 17/04/2019 tarihli 2018/2041 E. 2019/794 K. Sayılı ilamıyla davalının itirazının yeniden reddine karar verilmiş, bu karara karşı da davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine dosyanın Danıştay incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. Öncelikle; rekabet hukuku ile haksız rekabete ilişkin kuralların geniş ölçekte rekabeti korumaya yönelik düzenlemeler olduğu söylenebilirse de her ikisinin düzenlediği konular itibariyle birbirlerinden farklı olduğunu belirtmek gerekir: Rekabet hukuku, sadece rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamalar ile hâkimiyetin kötüye kullanılmasına yönelik faaliyetleri incelerken, haksız rekabete ilişkin kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekte, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Nomer Ertan, s.6). Ancak, 4054 Sayılı Kanuna aykırı bir davranışın aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiği haller de bulunabilir. Rekabet hukukunu ihlal eden bir davranışın rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen dürüstlük kuralına aykırı olması, bu kapsamda kişileri zarara ya da zarar tehlikesine maruz bırakması halinde rekabet hukuku ihlalinin yanında haksız rekabetin de meydana gelebileceğini belirtmek gerekir. Sözleşmede yer verilen bu hükümlerin satıcının, bu koşuldan yararlanan alıcı dışındaki alıcılara, daha iyi fiyat ve koşullar sağlamasını engellediği, bu hükümlerin rakiplerin maliyetlerini yükselterek veya pazara giriş engellerini artırarak rakip teşebbüslerin dışlanmasına neden olabildiği, bu koşul sayesinde, pazarda mümkün olan en düşük fiyatı almayı garanti altına alan alıcının, satıcıların vazgeçemeyeceği bir konumda olması halinde diğer alıcılara daha düşük fiyat teklif edilmesinin satıcının kâr maksimizasyonunu azaltacağından, diğer alıcılar çoğunlukla daha yüksek fiyatlardan ürün temin edileceği ve bu durumda diğer alıcıların hiçbir zaman rekabet avantajına sahip olamayacakları anlaşılmaktadır. Bunun dışında pazara yeni girecek potansiyel rakip alıcıların, fiyatta rekabet edebilme olasılığını ortadan kaldırdığı tespit edilmiştir. Davalının 2010 yılında %40 olan ve devam eden yıllarda giderek artan pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde davalıların bahsi geçen uygulamalarının rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyeceği, aynı ihtiyaçların teminine yönelik hizmet veren işletmeleri zarar tehlikesine maruz bırakacağı açıktır. Dolayısıyla davalıların sözleşmelerde \"Geniş MFN\", \"Fiyat ve kontenjan paritesi\", \"Minimum tahsisat\" ve \"En iyi fiyat garantisi\"ne ilişkin hükümlere yer verilmesinin haksız rekabet teşkil ettiğinin kabulünde, bahsi geçen sözleşme hükümlerinin eski hale iade kapsamında TTK m.56/4 kapsamında sözleşmelerden çıkarılmasına, yine haksız rekabete neden olduğu tespit edilen ifadelerin internet sitesinden ve tüm uygulamalardan çıkarılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacının ek karara yönelik istinaf incelemesinde ise; mahkemece hükümle birlikte ihtiyati tedbir kararının HMK m.395 kapsamında teminat karşılığında kaldırılmasına karar verilmiş olup, davacı tarafça ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin kararın davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlere son vermeleri şartıyla uygulanmasına dair tavzih talebinde bulunmuştur. Davacı mahkemenin tavzih talebinin reddine ilişkin ek karara karşı istinaf dilekçesi sunmuş ise de ihtiyati tedbirin değişen durum veya teminatla kaldırılmasına ilişkin HMK 395/2 ve 396/2 maddelerinde, aynı yasanın 394. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına atıf yapılmış, kanun yolunu  düzenleyen  beşinci fıkraya atıf yapılmamıştır. Beşinci fıkraya atıf yapılmamasının sebebi de madde gerekçesinde açıklanmış olup; gerek teminat üzerine verilen kararlara karşı, gerekse durum ve koşulların değişmesi üzerine verilen kararlara karşı kanun yolu öngörülmediği belirtilmiştir. Bu nedenle gerek teminat karşılığı ihtiyati tedbirin kaldırılması gerekse durum ve koşulların değişmesi nedeniyle tedbirin kaldırılması  taleplerine ilişkin olarak verilen  ilk derece mahkemesi kararlarına karşı  kanun yolu açık değildir. Bu durumda ihtiyati tedbirin teminat karşılığında kaldırılması kararı ile bağlantılı tavzih talebinin reddine ilişkin karara karşı da kanun yolu kapalı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalılar vekilinin ve feri müdahiller ...A.Ş. ile ...Ltd Şti vekillerinin istinaf başvurularının HMK.'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 346/1 maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE, Alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından davalılar tarafından peşin yatırılan 44,40-TL harcın mahsubu ile kalan 225,45-TL harcın davalılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacılar tarafından yatırılan 108,80-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı ve davalılar tarafından yapılan istinaf yargı giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 19/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c6882f44e1b3386b","SID":"4643eaf63ac1110e"}}