{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/650 Esas <br>KARAR NO: 2023/1653 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2021/385 Esas - 2021/765 Karar <br>TARİHİ: 06/10/2021<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 26/10/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin ... Anonim Şirketi unvanlı şirkette 1/2 pay sahibi ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğunu, Şirkete ait Ticaret Sicil Kayıtları müvekkili tarafından 18/06/2021 tarihinde incelendiğinde, 31/05/2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24/05/2021 tarihli 2021/304E. - 2021/569 K. sayılı kararı ile yönetim kurulu üyelerinden ... ’a tek başına genel kurulu toplamaya ilişkin yetki verildiği ve bu yetkiye istinaden 15/06/2021 tarihinde saat 10.00’da ... Mahallesi ... Sokak No:... Üsküdar/İSTANBUL adresinde toplantının gerçekleştirileceğinin ilan edildiği görüldüğünü,  akabinde 15/06/2021 tarihli sadece ...’ın katılımıyla gerçekleşen toplantıda yönetim kurulu üyelerinden ...  15/06/2024 tarihine kadar tek başına yönetim kurulu üyesi ve temsile yetkili kişi olarak seçildiğini ayrıca müvekkili olan ...’nin de önceki üyeliği ve temsil yetkisi hukuka aykırı bir şekilde sona erdirildiğini, bu kararın 18/06/2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edildiğini, tescile delil olarak da Beykoz .... Noterliği’nin 15/06/2021 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdikli genel kurul kararı gösterildiğini, ...San. Tic. A.Ş.’nin 15/06/2021 tarihinde yapılmış olan genel kurul toplantısına davete ilişkin çağrı usulüne uygun olarak yapılmadığını, zira   incelendiğinde görüleceği üzere ne şirkete ait internet sitesinde herhangi bir duyuru veya çağrı yer almadığını  ne de bir diğer yönetim kurulu üyesi, 1/2 pay sahibi ve temsile yetkili kişi olarak müvekkiline çağrı davet kağıdı gönderilmediğini, kanunun emredici hükümleri ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde alınan işbu genel kurul kararının yok hükmünde olduğu sabit olduğunu,  ...'ın her ne kadar mahkemeden yetki alarak genel kurulu toplamış olsa da yapılan bu toplantı çağrı usulüne uyulmamış olması sebebiyle hukuka aykırı olduğunu, bu toplantıda alınan kararların da yok hükmünde olduğunu, ...'ın, mahkemeden aldığı yetkiyi kötüye kullanarak kanunun emredici hükümlerine aykrılık teşkil edecek şekilde pay sahibi müvekkilini şirketten uzaklaştırmak gayesi ile bu işlemleri yaptığını tüm bu nedenlerle hukuka aykırı bir şekilde yapılan genel kurul toplantısı sonucu alınan 15/06/2021 tarihli kararların davacı müvekkil ve şirket adına daha fazla zarara mahal vermemesi adına yürütmesinin geri bırakılmasına, usulüne uygun çağrı yapılmayarak, yasal sürelere uymayarak ve TMK m.2 dürüstlük kuralına aykırılık nedenleri ile hukuka aykırılığı sabit olan 15/06/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararın Yok hükmünde olduğunun tespitine, bu doğrultuda da alınan söz konusu hukuka aykırı genel kurul kararı ile doğmuş olan her türlü sonucunun iptali ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 446. Maddesine göre iptal davası açılabilmesi için toplantıya katılınması ve alınan kararlara karşı olumsuz oy kullanılması ve bu kararlara karşı muhalefet şerhlerinin kullanılması gerektiğini, aksi takdirde pay sahibinin genel kurula katılmaksızın genel kurul kararlarının iptalini isteyemeyeceği ortada olduğunu, genel kurul usulüne uygun davet edilmiş ve yine usulüne uygun bir şekilde icra edildiğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarına bu halde genel kurul kararının geçerli olduğu açık olduğunu, bu halde yokluk ve butlandan bahsedilemeyeceğini,  davacıların ayrıca genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu da iddia ve ispat etmeleri gerekmekte olduğunu tüm bu nedenlerle davacı tarafından açılan davanın reddi ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 06/10/2021 tarih 2021/385 Esas - 2021/765 Karar sayılı kararında;\"Dava; davalı şirketin 15/06/2021 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemine ilişkindir.Anonim şirketlerde genel kurul iptali davası 6102 sayılı TTK'nun 445. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.TTK 445. maddesine göre, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları iptal edilebilir.İptal davası, TTK 446 maddesi uyarınca, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu veya kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri tarafından  açılabilir.Genel kurul toplantısına çağrı usulü ise TTK'nun 414. maddesinde açıklanmıştır. Anılan madde hükmü gereğince, genel kurul, toplantıya esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değenlendirildiğinde; davacının, davalı şirkette % 50 oranında pay sahibi olduğu ve dava konusu toplantı tarihi ve gündemin ticaret sicil gazetesinin 31/05/2021 tarihli nüshasında ilan edildiği, davacıya iadeli taahhütlü mektupla yapılan çağrının ise toplantı tarihinden 5 gün önce 10/06/2021 tarihinde postaya verildiği, gönderinin davacı tarafından teslim alınmadığı, dava konusu genel kurul 15/06/2021 tarihli olup, sicilde ilanın ana sözleşme ve yasaya uygun şekilde toplantıdan iki hafta önce yapıldığı ancak mektupla yapılan bildirimde bu sürenin aşıldığı anlaşılmakla, çağrıda eksiklik olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, çağrının usulüne uygun yapılmaması çağrıya dair bir eksiklik olup, pay sahibi davacıya iptal davası açma hakkı vermekle birlikte tek başına bu aykırılık genel kurul toplantının iptali sonucunu doğurmaz. (Yargıtay11. Hukuk Dairesi . 2016/6268 E. 2018/353 K sayılı  17.1.2018 tarihli, 2016/5401 E. 2017/4832 K sayılı  28.9.2017 tarihli kararı)Çağrıdaki usulsüzlüğün yaptırımı, genel kurula katılmayan ortağa kararlara muhalefet şerhi yazdırmadan süresinde dava açma hakkı vermesidir. Bunun dışında alınan kararların kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğunun davacı tarafından ayrıca kanıtlanması gerektiği gibi çağrı usulsüzlüğü nedeniyle toplantıya katılamamanın, kararın neticesine etkili olduğunun saptanması zorunludur.Anonim şirket genel kurulunda toplantı ve karar nisabı TTK 418 .maddesinde düzenlenmiş olup, genel kurul kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanacağı ve  kararların toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı hükmünü içermektedir.Hazırun cetveli incelendiğinde; davalı şirketin sermayesi ve payların toplam itibari değeri 50.000.000,00 TL olup, davacı dışında sermayenin %50 'lik kısmına gelen diğer pay sahibinin hazır olduğu halde toplantı yapıldığı ve kararlarında oy birliği ile alındığı anlaşılmaktadır. Dava konusu genel kurulda, pay sahibi ...'ın yönetim kurulu üyesi olarak atanmasına karar verilmiştir. Bu kararın niteliği ve içeriğine göre, ağırlaştırılmış nisaba tabi kararlardan olmadığı görülmektedir. Şirketin esas sözleşmesinde de yasadan farklı bir nisap öngörülmüş olmadığından genel kurulda alınan bu kararın, TTK'nun 418 .maddesindeki toplantı ve karar nisabına uygun olarak alındığı sonucu ortaya çıkmaktadır.Davada, çağrıdaki usuli eksikliğe dayanılmış olup, başkaca hiçbir iptal nedeni ileri sürülmemiştir. Yukarıda izah edildiği üzere TTK 446. maddesinin amir hükmü ve yerleşik yargı kararlarına göre, çağrıdaki usulsüzlük, tek başına, kararın iptali nedeni olamaz. Kararın iptali için, çağrıda eksiklik olmakla birlikte bu ihlalin kararın alınmasında etkili olması gerekmektedir. Davacının, davalı şirkette % 50  pay sahibi olduğu, alınan kararların içeriğine, mevcut toplantı ve karar nisabına göre çağrı eksikliğinin sonuca etkisi olmadığı gibi  alınan kararın TTK 445. maddesinde iptal nedenleri olarak sayılan  yasa, ana sözleşmeye veya dürüstlük kurallarına aykırı olduğu da davacı tarafından kanıtlamadığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, Davanın REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptali talebiyle açılan davada, mahkemece davannın reddine dair karar verildiğini, kararın hatalı olduğunu, Davada sadece çağrıdaki usulî eksikliğe dayanılmadığını; davada, genel kurulun TTK 414.madde düzenlemesine aykırı olarak 1 gün erken yapılmış olması, çağrının iadeli-taahhütlü mektupla değil de ‘alma haberli APS’ ile yapılmış olması ve dürüstlük kuralına aykırı hareket edilmiş olması sebeplerine de dayanıldığını; yerel mahkemenin henüz davada ileri sürülen sebepleri ve istemi dahi tespit edemediğini, Davacı müvekkili ... , ...Sanayi Ticaret Anonim Şirketi (bundan sonra ... olarak anılacaktır) unvanlı şirkette %50 pay sahibi ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğunu; şirkete ait Ticaret Sicil Kayıtlarının müvekkili tarafından 18/06/2021 tarihinde incelendiğinde, 31/05/2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24/05/2021 tarihli 2021/304E. - 2021/569 K. sayılı kararı ile yönetim kurulu üyelerinden ...’a tek başına genel kurulu toplamaya ilişkin yetki verildiğini ve bu yetkiye istinaden 15/06/2021 tarihinde saat 10.00’da ... Mahallesi ...  Sokak No:... Üsküdar/İSTANBUL adresinde toplantının gerçekleştirileceğinin ilan edildiğinin görüldüğünü, Akabinde 15/06/2021 tarihli sadece ... ’ın katılımıyla gerçekleşen toplantıda yönetim kurulu üyelerinden ...'ın 15/06/2024 tarihine kadar tek başına yönetim kurulu üyesi ve temsile yetkili kişi olarak seçildiğini, ayrıca müvekkili ...’nin de önceki üyeliği ve temsil yetkisinin hukuka aykırı bir şekilde sona erdirilmiş olup bu kararın 18/06/2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edildiğini; tescile delil olarak da Beykoz ....Noterliği’nin 15/06/2021 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdikli genel kurul kararı gösterildiğini, TTK’nın 414.maddesinin, (Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.) genel kurul toplantısının en erken ne zaman yapılabileceğini, çağrının ne zaman yapılması gerektiğini ve çağrının şeklini açık bir biçimde düzenlediğini, Davalı şirketteki mezkur genel kurul toplantısı için 31.05.2021 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilân yayınlandığını; Genel kurul'un ise 15.06.2021 tarihinde yapıldığını; TTK 414’te, çağrının, ilân ve toplantı günleri hariç olmak üzere toplantı tarihinden 2 hafta önce yapılması gerektiğinin belirtilmekte olduğunu; bu durumda sürenin 01.06.2021 tarihinde Salı günü başlamakta olduğunu; Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.92/2 (Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter.) düzenlemesine göre 15.06.2021 tarihi Salı gününün sona ermesiyle birlikte TTK 414 ile öngörülen 2 haftalık sürenin de sona ermekte olduğunu; bu durumda genel kurulun yapılabileceği en erken tarihin 16.06.2021 tarihi olduğunu; yerel mahkemenin ise bu iddialarını hiçbir şekilde dikkate almaksızın sanki 15.06.2021 tarihinde yapılan genel kurulda TTK 414 ile düzenlenen 2 haftalık süreye uyulmuş gibi davranmasının oldukça garip olduğunu, Genel kurul ilânı 31.05.2021 tarihinde yapılmış olsa da, davacı müvekkile 10.06.2021 tarihinde tebligat çıkarıldığını, söz konusu tebligatın 14.06.2021 tarihinde müvekkilinin adresine ulaştığını fakat müvekkili adreste olmadığından tebligatı alamadığını; tebligatın müvekkilinin adresine ulaşma tarihinin, genel kurulun yapıldığı tarihten 1 gün önce olduğunu; doktrinde de bu durumun genel kurul kararlarının iptal sebebi olarak görülmekte olduğunu; TTK 414 ile öngörülen iki haftalık sürenin, müvekkile yapılacak tebligat için de geçerli olduğunu; aksi durumun TTK 414’ün düzenlenme amacına aykırılık oluşturacağını,Davacı müvekkile yapılan tebligatın alma haberli APS ile gönderilmiş olduğunu; halbuki TTK 414'ün, açık bir şekilde iadeli-taahhütlü bir tebligatın geçerli olacağını düzenlemekte olduğunu; hatta öyle ki eTTK 368.maddesinde sadece taahhütlü bildirim yeterli iken YTTK’da bu hususun özellikle iadeli-taahhütlü olarak güncellendiğini; fakat yerel mahkemenin garip bir şekilde dava ve beyan dilekçelerindeki bu iddialarına itibar etmediğini, konuyu araştırma gereği duymadığını, ilgili mercilerden bu gönderinin türünün ne olduğuna dair bilgi talep etmediğini, gerekçeli kararına da “davacıya iadeli taahhütlü mektupla yapılan çağrının ise” şeklinde bir ifade kullanarak peşinen bu gönderinin iadeli-taahhütlü olduğunu kabul ettiğini; halbuki, https://...gov.tr internet adresi üzerinden gönderi kodu sorgulanarak bu gönderinin iadeli-taahhütlü olmadığının tespit edilebileceğini; bu URL adresi üzerinden gönderi kodu sorgulanmasıyla gelen ekranın sağ tarafında “Ek Hizmetler” sekmesinde eğer gönderi iadeli-taahhütlü gönderilmişse “Taahhütlü” yazmakta olduğunu; davalı tarafın dosyaya sunduğu gönderi kodu sorgulandığında, gönderinin iadeli-taahhütlü olmadığının ortaya çıktığını; yerel mahkeme iadeli-taahhütlü olmadığını iddia ettikleri gönderinin neden iadeli-taahhütlü olduğuna dair hiçbir gerekçe sunmayarak müvekkilinin gerekçeli karar hakkını ihlâl ettiğini ve eksik incelemeye dayalı bir karar verdiğini, Bundan sonraki kısım için TTK 446/1-b düzenlemesinin dikkate alması gerektiğini; bu düzenlemeye göre toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahiplerinin iptal davası açabileceklerini; davacı müvekkilinin şirkette %50 pay sahibi olduğunu; şirketin de toplam 2 pay sahibinin bulunmakta olduğunu; davacıya yapılan çağrının usule aykırı olması sebebiyle davacının bu genel kurula katılamadığını; eğer davacıya usulüne uygun bir tebligat yapılmış olsaydı, davacının söz konusu genel kurula katılarak 15.06.2021 tarihinde alınan kararlarla ilgili olarak aksi yönünde görüş bildireceğini ve bu kararların alınamayacağını; yerel mahkemenin “Davacının, davalı şirkette % 50  pay sahibi olduğu, alınan kararların içeriğine, mevcut toplantı ve karar nisabına göre çağrı eksikliğinin sonuca etkisi olmadığı” gerekçesini hangi matematiksel temele dayandırdığını anlayamamakta olduklarını, 15.06.2021 tarihinde yapılan hukuka aykırı genel kurul ile davacı müvekkilinin ...’teki yönetim kurulu yetkileri elinden alındığını; bu genel kurul kararına dayanılarak 16.06.2021 tarihinde tek pay sahibinin ... olduğu ...Sanayi Ticaret A.Ş.’de (bundan sonra ... olarak anılacaktır) bir genel kurul tertip edildiğini ve davacı müvekkilinin bu şirketteki yönetim kurulu yetkilerinin de elinden alındığını; 17.06.2021 tarihinde ise diğer iştirak şirket ... A.Ş.’de (bundan sonra ... olarak anılacaktır) genel kurul yapıldığını ve tüzel kişi temsilcisi olan davacı müvekkilinin bu görevinden de alındığını; salt bu olayların dahi aşağıda aktarılan diğer olaylardan ayrık olarak dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmakta olduğunu, Davalı şirketin, yaptığı bu hukuka aykırı genel kurullar ile aldıkları kararları, davacı müvekkilinin iştirak şirket ...’nın faaliyet alanının kira sözleşmesini başkasına devrettiğinden bahisle yaptığını iddia etmekte olduğunu; olayın detaylı bir izahata ihtiyacı olduğunu; davacı müvekkilinin, diğer yönetim kurulu üyesi  ... ile şifahen görüştüğünü, şirketin en temel gideri olan kira borcunu dahi ödeyemeyecek kadar borca batık olunması sebebiyle İcra ve İflas Kanunu m.179 ve m.345/a hükümleri gereği şirketin iflasını istemek konusunu mutabık kalındığını; bu görüşmede ...’nın faaliyet gösterdiği alandan çekilme konusunun da görüşüldüğünü, görüşme sonucunda faaliyet alanından çekilmeye karar verildiğini; hâlihazırda oldukça yüklü bir borç söz konusu olup, iflas sürecinde bu borcun artmasının engellenmek istendiğini; müvekkilinin de bu toplantıya istinaden kiralayan ... Ticaret A.Ş. (bundan sonra EPP olarak anılacaktır) ile bir Tasfiye Protokolü ve Tahliye Taahhüdü imzalayarak faaliyet alanından çekildiğini; ...'nin de bu alanı ... Ticaret A.Ş.’ye kiraladığını, müvekkilinin de faaliyet alanından çekilirken ... ile yer teslim tutanağı imzaladığını; tam da bu işlemden sonra aniden ... ve ağabeyleri ...  ile ... harekete geçerek, sanki şifahen hiç böyle bir görüşme yapılmamış, iflas işlemlerine başlama ve faaliyet alanından çekilme konusunda mutabık kalınmamış gibi davranarak müvekkilinin kusurlu olduğunu iddia edip her mercide ilginç davalar açmaya başladığını; fakat ...’nın borca batık olmasının, şirkete birçok icra takibi yapılması ve şirketin kira borcunun ödenmediğinin noterden çekilen bir ihtarname ile kabul edilmiş olduğu anlamına geldiğini; bu emarelerin, müvekkilinin, ... ile yukarıda bahsettikleri konularla ilgili olarak bir görüşme yaptığına en büyük delili olduğunu; ... ve ağabeylerinin ise müvekkilini bu işlemlerden sorumlu tutup kusurlu göstermeye çalışarak şirketten uzaklaştırmayı amaçladıklarını,  Müvekkilinin, karşılaştığı bu durum karşısında şüpheye kapıldığını ve ... ile ağabeylerinin neden böyle bir yola giriştiğini idrak etmeye çalıştığını; bu sebeple bazı araştırmalar yaptığını ve gerek hukuka aykırı gerek suç niteliğinde gerek dürüstlük kuralına aykırı olan bazı fiillerin şirkette icra edildiğini öğrenmeye başladığını; dava ve beyan dilekçelerinde de delilleriyle yer aldığı üzere; şirketlerin hesaplarını boşaltma, alacaklılardan mal kaçırma, hayali ihracat, şirket taşınırlarının diğer yönetim kurulu üyesi ...’ın ağabeylerine devri, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ve eşi Emine ERDOĞAN’ın adını kullanarak bankalardan kredi çıkartma vaadiyle piyasadaki batık tacirlerden ve davalı şirketin proje ortaklarından (... Limited Şirketi’nden) haksız menfaat elde etme, şirket sermayelerinin ödenmesinde usulsüzlük, müvekkilinden habersiz şekilde davalı şirket adına taşınmaz alımı, şirket bilançolarına yansımamış gelirlere habersizce el koyma, hukuka aykırı işlem yapmayı kabul etmeyen şirket çalışanlarının iş akdini sonlandırma, müvekkilin şirketten bilgi almasını engellemek için şirkete ait sunucuların ve e-posta servisinin değiştirilmesi, başka şirketlerle birlikte yapılan girişimler için ilgili mercilere gönderilen teminat ödemelerinin herkesten habersiz şekilde geri alınarak kullanılması ve çok büyük gelir elde edilecek bu projelerin sabote edilmesi gibi birçok eylemin gerçekleştirildiğinin ortaya çıktığını; diğer yönetim kurulu üyesi ...’ın amacının, müvekkili şirketten uzaklaştırarak bu eylemlerin ortaya çıkmasını önlemek olduğunu; ...’ın ağabeyi ... tarafından müvekkile silahlı bir saldırı gerçekleştirildiğini; müvekkili bu konuların hepsiyle ilgili olarak suç duyurularında bulunduğunu; fakat müvekkilinin şirketlerle olan fiili bağı silahlı saldırıyla, hukuki bağının ise davaya konu hukuka aykırı genel kurulla sona erdiğini; bu sebeple yeni delil toplayamamakta olduğunu, Davalı şirketin esas sözleşmesinde, sermayenin en geç 26.04.2020 tarihine kadar ödeneceği bilgisi yer almakta ise de, yönetim kurulu üyesi ...'ın 11.10.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde ödenmemiş sermayeler yönünden ıskat işlemi tesis edileceğini ihtar ettiğini; 26.04.2020 tarihine kadar ödenmesi gereken sermayenin henüz ödenmemiş olmasıyla ilgili olarak, davacı müvekkilinin yönetim kurulundan uzaklaştırır uzaklaştırmaz ödenmeyen sermayelere ilişkin 11.10.2021 tarihinde ıskat işlemi tesis edileceğini ihtar etmenin de açıkça dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Tüm bu hususların delilleriyle birlikte dava ve beyan dilekçelerinde yer aldığı hâlde,  yerel mahkemenin HMK m.145’i dikkate almaksızın ve delillerine itibar etmeksizin davalarını reddettiğini; gerekçe olarak da iptale konu genel kurul kararının dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğunun ispat edilememesinin öne sürüldüğünü; dava dosyasına sundukları delillerin yargılamayı uzatma amacını taşımadığını; söz konusu delillerin, davalı şirketteki hukuka aykırı genel kurulla davacı müvekkilin şirketteki yönetim kurulundan neden alındığına ve nasıl dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğine ilişkin olduğunu; yerel mahkemenin tüm bu anlatımlarının içerisinde dürüstlük kuralına aykırılık oluşturan bir fiil olmadığı yönündeki gerekçesinin oldukça isabetsiz olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, açtıkları işbu davadaki istemleriyle ilgili olarak sadece genel kurul kararının iptali yönünden bir karar verildiğini; dava dilekçelerinde de görüleceğini, söz konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitinin istemlerinde de mevcut olduğunu; fakat yerel mahkemenin bu konuyu gerekçeli kararına konu etmediği gibi bu konuyla ilgili olarak bir karar da vermediğini; bu yönüyle de yerel mahkeme kararının usule ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, (Yargıtay 11. HD, 2018/353E. - 2019/2685K.)İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davalarının kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin 15/06/2021 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduklarının tespiti ile iptali istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili 21/06/2021 tarihli dava dilekçesinde; dava konusu genel kurul toplantısına çağrının TTK'nun 414/1 maddesinde düzenlenen usule uygun yapılmadığını, 31/05/2021 tarihli sicil gazetesinde, toplantının 15/06/2021 tarihinde yapılacağının ilan edildiğini, ancak TTK'nun 414 maddesi uyarınca ilan ve toplantı günleri hariç ilanın en az toplantıdan iki hafta önce yapılmasının zorunlu olduğunu, buna göre toplantı en erken 16/06/2021 tarihinde yapılabilecek iken bir gün önce yapıldığını, yine şirketin internet sitesinde ilan yapılmadığı gibi, %50 pay sahibi olan davacıya toplantının iadeli taahhütlü mektupla bildirilmediğini, bu şekilde toplanan genel kurulda davacının yönetim yetkisinin elinden alındığını, ortaklıktan doğan haklarının kısıtlandığını, kararların dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek, kararların yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptalini talep etmiştir. Tedbir talebine yönelik sunulan 29/06/2021 tarihli dilekçede ise; davalı şirketin tek pay sahibi olduğu dava dışı ... A.Ş. Şirketi genel kurulunun 16/06/2021 tarihinde tek ortakla toplanarak, davacının bu şirketteki yönetim kurulu başkanlığı yetkisinin  sona erdirildiği ve diğer ortak ... ile kardeşi ...'ın yönetim kurulu üyesi seçildikleri, bu kararın yok hükmünde olan davalı şirketin iş bu davaya konusu 15/06/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararına dayalı olarak yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı vekili 19/07/2021 havale tarihli cevap dilekçesinde; davalı şirketin diğer ortağı ...'ın İstanbul Anadolu 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/304 esas, 2021/569 Karar sayılı 24/05/2021 tarihli kararına dayalı olarak aldığı yetkili ile dava konusu toplantıyı gerçekleştirdiğini, genel kurul toplantısının çağrı usulüne uyularak yapıldığını, davalıya toplantı gününün iadeli taahhütlü gönderi ile bildirildiğini, sicil gazetesinde ilan yapıldığını, davacının toplantıya katılmadığı için TTK'un 446/1-a ve b bentleri uyarınca dava açma hakkı bulunmadığını, kaldı ki çağrıdaki usulsüzlüğün yokluk yaptırımına tabi olmadığını, kararların iptali koşullarının da mevcut olmadığını,  bu toplantıya dek kendisi de şirketin yetkilisi olan davacının kötü niyetle iptal davası açtığını, davalı şirketin tek ortağı ve iştiraki olan ... Şirketi'nin gemi söküm faaliyeti ile uğraştığını ve bu iş için kiraladığı tek bir taşınmaz bulunduğunu, davacının, davalı şirketin haberi olmaksızın, bu taşınmazın kiralanmasına ilişkin kira sözleşmesinin kendi yeğeninin şirketi olan ... Şirketi'ne devredileceğine dair kiraya verene ihbarname gönderdiğini ve tahliye taahhüdü imzaladığını, bu nedenle ... Şirketi'nin gemi söküm yetkilerinin ilgili bakanlıklarca iptal edildiğini, bu konu ile ilgili çağrı yapılmasına rağmen yönetim kurulu toplantılarına da katılmayan davacının kötü niyetli olduğunu savunmuş, davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından; davacıya gönderilen çağrı davetinin toplantıdan iki hafta önce gönderilmemiş olması nedeniyle usulsüz olduğu, bu nedenle davacının iptal davası açma hakkı bulunduğu, çağrı usulsüzlüğünün tek başına iptal sebebi olmadığı, toplantıda alınan kararların nitelikli nisap gerektirmedikleri, toplantı ve karar yeter sayılarının sağlandığı, kararların dürüstlük kuralına aykırı olduğunun da ispat olunamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davalı Şirketin sicil kayıtları ile dosya kapsamı incelendiğinde; 02/03/2017 tarihinde tescil edilerek kurulan şirketin esas sözleşmesi ile davacı ve diğer ortak ...'ın, üç yıl süre ile ve münferit temsil yetkisini haiz olacak şekilde yönetim kurulu üyesi seçildikleri, 29/07/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyesi seçimi yapılmadığı, dava konusu genel kurul toplantısından önce yapılan son genel kurul toplantısının da bu olduğu,  İstanbul Anadolu 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/304 esas, 2021/569 Karar sayılı 24/05/2021 tarihli kararı ile diğer ortak ...'a TTK'nun 410/2 fıkrası uyarınca görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilebilmesi amacıyla ve bu gündemle sınırlı olmak üzere toplantı yapma izin ve yetkisi verildiği, ... tarafından bu gündemle 15/06/2021 tarihinde toplantı yapılacağının 31/05/2021 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, davacıya 10/06/2021 tarihinde PTT kanalıyla ve APS kurye ile toplantı günü ve gündeminin gönderildiği, ancak gönderinin iade edildiği anlaşılmıştır. Dava konusu 15/06/2021 tarihli genel kurul toplantısının; sicil kayıtlarına göre %50'şer paya sahip iki ortaktan birinin katılımı ile toplandığı, böylece şirket esas sermayesinin yarısının toplantıda temsil edildiği,  1 nolu karar ile divan heyeti ve divan başkanının seçildiği, iki nolu karar ile davalı şirket yönetim kuruluna üç yıllığına ve tek üye olarak ... seçildiği, kendisine ücret ödenmemesine de karar verildiği, toplantıda oylanan başka karar bulunmadığı görülmüştür. Anonim Şirketlerde genel kurul toplantılarına çağrı usulünü düzenleyen TTK'nun 414/1 maddesi uyarınca; genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. Somut olayda; davacıya 10/06/2021 tarihinde haberleşme kaydı içeren APS kurye ile toplantı yer ve saatinin gönderildiği, teslim edilemeyen gönderinin iade edildiği,  iadeli taahhütlü mektupla gönderim yapılmadığından davacıya haber kağıdı da bırakılmadığı, bu nedenle çağrının usule aykırı olduğu, öte yandan 15/06/2021 tarihinde yapılacak toplantı için, ilan ve toplantı günleri hariç tutulduğunda, en geç 30/05/2021 tarihli sicil gazetesinde gündem ile toplantı yer ve saatinin ilan edilmesinin gerektiği, zira TTK'nun 414/1 fıkrasında 15 günlük değil, iki haftalık süre düzenlendiği,  toplantı ilanı ile toplantı günü arasında iki haftadan bir gün eksik süre bulunduğu, çağrının bu nedenle de usulsüz olduğu anlaşılmıştır.  Ne varki ilk derece mahkemesinin farklı gerekçe ile çağrının usulsüz olduğunu, davacının iptal davası açma hakkı bulunduğunu kabul etmiş olması  karşısında;   davacı vekilinin çağrının usulsüzlüğüne ilişkin mahkemece gerekli değerlendirmelerin yapılmadığı yönündeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin çağrı usulsüzlüğünün, toplantıda alınan kararların yoklukla malul kılacağını, mahkemece bu yönde değerlendirme yapılmadığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; mevcut ancak usule uygun yapılmamış bir çağrının hukuki yaptırımı yokluk değildir. Diğer ifade ile  çağrı geçersizliği ile usulsüzlüğü farklı kavramlar olup, genel kurul toplantısına davetin asgari koşullarının oluştuğu ancak eksikliğin bulunduğu hallerde çağrı usulsüzlüğü söz konusu olacak; ancak bu durum ilgili genel kurulda alınan kararları yoklukla malul kılmayacaktır(bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/1941 esas, 2020/435 karar sayılı 15/01/2020 tarihli; 2016/6268 Esas, 2018/353 karar sayılı, 17/01/2018 tarihli; 2016/3299 esas, 2017/7390 karar sayılı, 19/12/2017 tarihli ilamları). Çağrı usulsüzlüğünün hukuki sonuçları ise TTK'nun 445 ve 446 maddeleri çerçevesinde ortaya çıkacaktır.  TTK'nun \"iptal sebepleri\" başlıklı 445 maddesi uyarınca; aynı kanunun 446 maddesinde sayılan kişiler, genel kurulda alınan kararların kanun veya şirket esas sözleşmesine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesi ile kararların iptalini talep edebilirler. TTK'nun \"iptal davası açabilecek kişiler\" başlıklı 446 maddesinde ise, bu davayı açma hakkının kimlere ait olduğu düzenlenmiştir.  TTK'nun 446/1-a bendine göre toplantıya katılıp  olumsuz oy kullanan ve muhalefetini tutanağa geçiren pay sahibi, olumsuz oy kullandığı kararla ile ilgili iptal davası açabilir. TTK'nun 446/1-b bendine göre; toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açma hakkını kazanacaktır. Somut olayda, davalı şirket esas sermayesinin %50 payına sahip davacının, çağrı usulsüzlüğü nedeniyle toplantıya katılamadığı ve dava açma hakkı bulunduğu anlaşılmıştır.  İki ortaklı davalı şirkette, davacının pay oranı itibariyle  toplantıya katılsaydı alınan kararlara etki edebileceği(etki prensibi); diğer ifade ile toplantıya katılıp alınan kararlara olumsuz oy kullanması halinde, karar nisabının sağlanmasının mümkün olmadığı  açık olup, dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların bu nedenle iptaline karar verilmesi gerekirken, mahkemece toplantı ve karar nisabının sağlandığı, kararların dürüstlük kuralına aykırı olduğunun da ispat olunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi haklı bulunmuştur. Yukarıda açıklanan gerekçelerle; davacının istinaf başvurusunun  kısmen kabulüne, toplanacak başka delil ve yapılacak tahkikat işlemi bulunmadığından, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davalı şirketin 15/06/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kararların yoklukla malul olduklarının tespiti isteminin reddine, bu toplantıda  alınan 1 ve 2 nolu kararların iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/10/2021 tarih ve 2021/385 Esas - 2021/765 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,  Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; Davanın kısmen kabulüne, 2- Davalı şirketin 15/06/2021 tarihli olağan üstü genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduklarının tespiti isteminin reddine, 3- Davalı şirketin 15/06/2021 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 1 ve 2 nolu kararların İPTALİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4-Dairemiz karar tarihi itibariyle alınması gereken 269,85 TL  karar harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30- TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan toplam 127,10-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 172,3‬0-TL posta/ tebligat giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca tarifenin 13/1 maddesi de dikkate alınarak takdir edilen 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,9-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 54,00-TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gidiş- dönüş gideri olmak üzere; toplam 216,1‬0-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep  halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1.maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde  temyiz yolu açık olmak üzere 26/10/2023 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. <br>MUHALEFET ŞERHİ  Dava konusu genel kurul toplantısına çağrının usulsüz olduğu dosya kapsamı ile sabit olup, çağrı usulsüzlüğünün, toplantıda alınan kararları yoklukla malul kılmayacağı, Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; mevcut ancak usule uygun yapılmamış bir çağrının hukuki yaptırımının yokluk olmadığı, diğer ifade ile  çağrı geçersizliği ile usulsüzlüğünun farklı kavramlar oldukları, genel kurul toplantısına davetin asgari koşullarının oluştuğu ancak eksikliğin bulunduğu hallerde çağrı usulsüzlüğünün söz konusu olacağı tartışmasızdır (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/1941 esas, 2020/435 karar sayılı 15/01/2020 tarihli; 2016/6268 Esas, 2018/353 karar sayılı, 17/01/2018 tarihli; 2016/3299 esas, 2017/7390 karar sayılı, 19/12/2017 tarihli ilamları). Çağrı usulsüzlüğünün hukuki sonuçları ise TTK'nun 445 ve 446 maddeleri çerçevesinde ortaya çıkacaktır.  TTK'nun \"iptal sebepleri\" başlıklı 445 maddesi uyarınca; aynı kanunun 446 maddesinde sayılan kişiler, genel kurulda alınan kararların kanun veya şirket esas sözleşmesine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesi ile kararların iptalini talep edebilirler. TTK'nun \"iptal davası açabilecek kişiler\" başlıklı 446 maddesinde ise, bu davayı açma hakkının kimlere ait olduğu düzenlenmiştir. Gözden kaçırılmaması gereken husus, bu maddede iptal sebeplerinin değil, kimlerin hangi hallerde iptal davası açabileceklerinin düzenlendiğidir. Yoksa bir genel kurul kararının iptal edilebilmesi için, TTK'nun 445 maddesine aykırılığın, dava açma hakkı bulunan kişi tarafından ispatı zorunludur.  TTK'nun 446/1-a bendine göre toplantıya katılıp  olumsuz oy kullanan ve muhalefetini tutanağa geçiren pay sahibi, olumsuz oy kullandığı kararla ile ilgili iptal davası açabilir. Somut olayda davacının toplantıya katılmadığı çekişme konusu değildir ve anılan bende göre dava açma hakkı yoktur. İşte davacının ileri sürdüğü, mahkemece ve dairemizce varlığı tespit edilen çağrı usulsüzlüğünün hukuki sonucu kendisini TTK'nun 446/1-b bendinde yer alan düzenlemede gösterecektir. Anılan hükme göre; toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açma hakkını kazanacaktır. Somut olayda, davalı şirket esas sermayesinin %50 payına sahip davacının, çağrı usulsüzlüğü nedeniyle toplantıya katılamadığı, pay oranı itibariyle  toplantıya katılsaydı alınan kararlara etki edebileceği (etki prensibi) açık olduğuna göre; davacı TTK'nun 446/1-b bendi uyarınca iptal davası açma hakkını haizdir. TTK'nun çağrı usulsüzlüğüne bağladığı hukuki sonuç da bundan ibarettir. Dava açma hakkını haiz olduğu tespit edilen davacının, genel kurul toplantısında alınan kararların TTK'nun 445 maddesinde düzenlenen sebepler nedeniyle iptal edilebilir olduklarını ispatı zorunlu olup, davacının katılmadığı genel kurulda alınan kararlara pay oranı itibariyle etki edebiliyor olması hali, tek başına kararların iptali sonucunu doğurmaz. TTK'nun 446 maddesinin, iptal davası açma hakkı bulunanların kimler olduğunu düzenlediği, TTK'nun 446/1-b bendinde, toplantıya katılmayan pay sahibinin hükğmde sayılan hukuka aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olması halinde iptal davası açma hakkı kazanacağının belirtildiği, diğer ifade ile toplantıya katılmayan pay sahibinin dava hakkı kazanmasının, hem anılan bentte sayılan aykırılıklardan birinin varlığına, hem de bu aykırılığın kararın alınmasına etkili olmasına bağlı olduğu, iki koşulun bir arada bulunması halinde toplantıya katılmayan pay sahibinin yalnızca iptal davası açma hakkı kazandığı, TTK'nun 445 maddesinde ayrıca düzenlenen iptal sebeplerinin  varlığını ispat yükünün ortadan kalkmadığı açıktır. Bu kabul, etki prensibinin dava açma hakkını kısıtlayacak şekilde yorumlanması gibi görünse de, kanun metninde \"etki\"kavramının kapsamı açıklanmış değildir.  Dava açma hakkının etki prensibi nedeniyle kısıtlanmaması için bu prensibinin, yalnızca toplantıya katılmayan pay sahibinin pay oranının kararlara \"matematiksel\" etkisi ile sınırlı görülmemesi, usulsüz çağrı nedeniyle toplantıya katılamayan pay sahibinin, nisabı etkileyecek pay oranına sahip olmasa dahi, genel kurulun iradesine etki edebileceği başka koşulların bulunduğunu ortaya koyması halinde de \"etkili olma\" koşulunun gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu halde dahi,  çağrı usulsüzlüğünün kararlara etki ettiğini ortaya koyup dava açma hakkını kazanan pay sahibinin TTK'nun 445 maddesi koşullarının oluştuğunu ispat yükü ortadan kalkmayacaktır. Açıkladığım gerekçelerle, davacının genel kurulda alınan kararlara, yalnızca pay oranı itibariyle etki edebilecek olduğu gerekçesi ile iptal koşullarının oluştuğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyor, muhalif kalıyorum.26/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc3169386b5d8550","SID":"52117363096c6fe7"}}