{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   ... HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/... - 2023/...<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  ... HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/... <br>KARAR NO\t: 2023/...<br>KARAR TARİHİ\t: 09/11/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>KATİP\t\t:...<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA\t... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ \t\t<br>KARAR TARİHİ\t: 21/03/2023<br>NUMARASI\t: 2021/... Esas 2023/... Karar <br><br>DAVACI \t: ... - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALI \t: ... SİGORTA A.Ş -...<br>VEKİLİ\t:Av. ...<br>DAVA\t:Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 09/11/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:09/11/2023<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 18.12.2020 tarihinde davalı sigorta şirketi bünyesinde ... poliçe numarası ile Zorunlu Trafik sigortalısına ait ... plakalı aracın çarpması sonucunda ağır bir şekilde yaralandığını, ... sevk ve idaresindeki ... plakalı araç; Konya İli, ... İlçesi, ... Mah, ... Sokak üzerinde hareket halinde iken karşıdan karşıya geçmekte olan müvekkiline çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini, ... plakalı araç sürücüsü hız sınırlarına aykırı bir şekilde çok hızla hareket ettiğini, ve yolun mevcut durumu da göz önüne alındığında müvekkilinin görme imkanı olmayan bir yerde aniden müvekkiline çarptığını, kazanın ardından müvekkilinin bacağı, leğen kemiği, beli ve kaburgaları dahil olmak üzere pek çok kemiği parçalı kırığı meydana geldiğini, müvekkiline yapılan ameliyat sonunda vida ve platin takıldığını,  müvekkilinin tüm tedavi ve ameliyatları ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapıldığını,   kaza ile ilgili olarak Konya Cumhuriyet Savcılığının 2021/... Haz. Numaralı dosyasının açıldığını, dosyanın halen derdest olduğunu, iş bu dava açılmadan önce davalı sigorta şirketlerine KTK 97. Madde uyarınca gerekli başvuru 03.02.2021 tarihinde yapıldığını, başvuru davalıya 04.02.2021 tarihinde ulaştığını, 2021 T ... numaralı hasar dosyası açıldığını,  davalı sigorta şirketine başvuru yapıldıktan sonra davalı şirket aleyhine Arabuluculuk Daire Başkanlığına Dava Şartı Arabuluculuk kapsamında başvuru yapıldığını ve 2021/... numaralı dosyası açıldığını, anlaşma sağlanamadığına ilişkin tutanak tutulduğunu, iş bu kazaya konu trafik kazası nedeni ile; HMK 107. maddesine göre yargılama sırasında belirlen ecek olan bedele artırılmak üzere şimdilik; müvekkilin tedavi ve iyileşme süresince çalışamamaktan (geçici iş göremezlikten) kaynaklı kazanç kaybı olan 50,00 TL, kaza sonucu oluşan/oluşacak olan maluliyet (sürekli iş göremezlik, meslekte kazanma güç kaybı) olarak 50,00 TL, SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinden kaynaklı masraflarına karşılık  tazminatlarına istinaden 50,00 TL olmak üzere toplam 150,00 TL maddi tazminatın sigorta şirketine başvuru tarihi olan 04.02.2021 tarihinden itibaren işleyecek olan faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile haklı dava ve taleplerinin kabulü ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini mahkememizden talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekili 22/02/2023 tarihli dava değerinin artırılması talepli dilekçesinde özetle; Müvekkili ... lehine geçici iş geçici iş göremezlik ile ilgili olarak dava dilekçesinde talep ettiği  50,00 TL'nin 4.138,73 TL artırarak 4.188,73 TL olarak davalıdan tahsilini, müvekkili ... lehine sürekli iş göremezlik ile ilgili olarak dava dilekçesinde talep ettiği 50,00 TL'nin 243.989,70 TL artırarak 244.039,70 TL olarak davalıdan tahsilini, müvekkil ...  lehine tedavi gideri ile ilgili olarak dava dilekçesinde talep ettiği 50,00 TL'nin 700,00 TL artırarak 750,00 TL olarak davalıdan tahsilini, HMK 106. Ve 107. Maddeler gereğince bedel artırımı mahiyetindeki iş bu dilekçesine ek bir dava mahiyeti taşmaması sebebi ile söz konusu tazminatlara davalıya  başvuru yapmış olduğumuz 04.02.2021 tarihinden itibaren  (poliçe limiti ile sınırlı olmak şartıyla) işletilecek olan yasal faiz ile birlikte davalıda tahsili ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini  talep etmiştir.<br> Davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkili şirket adına sigorta şirketine kanunda belirtilen  evraklar ile usulüne uygun olarak müracaat etmediğini, dava dilekçesinde bahsi geçen 18.12.2020 tarihli kazaya karıştığı belirtilen, ... plakalı araç, müvekkili şirkete 01.09.2020-2021 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, söz konusu poliçede teminat limiti kişi başı 410.000 TL olduğunu, müvekkili şirketinin sorumluluğu, sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olduğunu, açılan davanın dava şartı eksikliği nedeniyle reddini, geçici iş göremezlik ve tedavi gideri tazminatı ZMMS poliçe teminatı kapsamında yer almadığından bu taleplerin reddini, müvekkili şirketin temerrüde düşmemiş olması ve diğer anılan gerekçelerle faiz talebinin reddi ile aleyhlerine yargılama ücreti ve vekalet ücretine hükmedilmemesini mahkememizden talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya ... Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/... Esas 2023/... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Temerrüt tarihi ve faiz değerlendirmesinde, 2918 Sayılı Kanun'un 99. maddesinde, sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel sartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluslarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar. Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı 2918 Sayılı KTK'nun 98/1, 99/1,  ZMMS Genel Şartlarının B.2-c maddesi uyarınca hak sahibine kaza ve zarara ilişkin tespit tutanağının ve bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya başvurmasından itibaren 8 iş günü sonunda tazminat miktarını ödememesi halinde, bu tarihte, böyle bir başvurunun yapılmaması halinde ise dava tarihinde temerrüde düşeceğinden, temerrüt faizine bu tarihten itibaren hükmedilmesi gerekir.<br>Faizin ticari avans faiz / yasal faiz olup olmayacağı değerlendirmesinde, kazaya sebebiyet veren ve davalı sigorta şirketinin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ile teminat altına alınan aracın ticari vasıfta olmaması nazara alınarak yerleşik Yargıtay uygulaması gereği yasal faize hükmedilmesi gerekmiştir.<br>Yukarıda izah edilen, değerlendirilen ve açıklanan sebeplerle ve Anayasa’nın 138. maddenin 1. Fıkrası \"Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak, vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.\" hükmü gereğince ; davacının davası ve talepleri hakkında ; <br>Davacının davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE; <br>Davacının geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zarar için 4.188,73 TL, sürekli iş  göremezlik süresinde uğradığı maddi zarar için 165.508,87 TL, tedavi giderinden doğan maddi zarar için 750,00 TL olmak üzere 170.447,60 TL'nin temerrüt tarihi olan 17/02/2021 tarihinden itibaren ( poliçe limiti olan 410.000,00 TL sakatlanma ve ölüm ve 410.000,00 TL sağlık gideri teminatı dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,\" şeklinde hüküm kurulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, KTK 97 uyarınca sigorta şirketine kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğini, müvekkil sigorta şirketinin, üçüncü kişilerin uğramış olduğu bedeni zararlardan, sigorta poliçesinde belirtilen azami limitlerle ve işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında maddi tazminat ile sorumlu tutulabileceğini, davacı ...'ın kaza tarihinde 18 yaşından küçük olduğu için geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dosyada mevcut raporun davacının bizzat muayenesi yapılmaksızın yalnızca evraklar üzerinden değerlendirilerek yetkisiz kurum tarafından hazırlandığını, dosyada erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmelik usul ve esaslarına uygun rapor alınmasının gerektiğini, geçici iş göremezlik, geçici bakıcı ve tedavi gideri tazminatı poliçe teminatı kapsamında olmadığını, 2918 sayıl Karayolları Trafik Kanunu uyarınca genel şartlar ile belirlenen TRH 2010 mortalite tablosu ve %1,8 teknik faiz oranının esas alınmasının gerektiğini, davacıların ceza yargılaması sırasında şikayetlerinden vazgeçmeleri ya da uzlaşma bildirimlerinin mahkemece ceza dosyasından tetkil edilerek araştırılmasının gerektiğini, davanın haksız fiile dayandığından uygulanması gereken faizin yasal faiz olduğunu, ancak müvekkil şirket yönünden temerrüt gerçekleşmediğinden müvekkil şirketin faiz, yargılama gideri vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını, tüm bu nedenlerle Konya ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/... Esas sayılı davada vermiş olduğu 21/03/2023 tarih ve 2023/... Karar sayılı kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kusur dağılımında hata yapıldığını, yapılan yargılama sonunda davalı sigortalısına ait aracın %25 oranında kusurlu olduğu kabulü ile hüküm tesis edildiğini, oysaki kazanın tamamen davalı sigorta şirketi sigortalısına ait aracın kusuru ile meydana geldiğini, davalı şirket sigortalısı araç sürücüsünün sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın, kaza mahallinde karşıdan karşıya geçmekte olan müvekkile çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini, İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hükme esas alınan aktüer raporunun hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesince hükme alınan maluliyet yönetmeliği ile hesaplama tekniğinin de hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tamamen kabulüne, her türlü yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesinin talep ve beyan etmiştir. <br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle tazminata ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacı ve davalı sigorta tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.<br>-Davalının zamanaşımı itirazında; <br>18/12/2020 kaza, 24/03/2021 dava tarihlerine göre iki yıllık kısa zamanaşımı süresinin dahi olayda dolmadığı görüldüğünden buna yönelik itiraz da yersizdir. <br>-  Davalının, davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı, dolayısıyla temerrüt ve yargılama giderlerine ilişkin istinafı;<br>2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir.<br>Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br> 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br> 2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup;<br> 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. <br>Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasın nedeniyle  davacının, dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurduğu, sigorta şirketinin buna binaen hasar dosyası açtığı  bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.<br> Dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, buna ilişkin hasar dosyası da oluşturulduğu, davalı sigortanın talebi karşılamadığı, dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde  yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği, temerrütün de bu tarih itibariyle oluştuğu, dolayısıyla davalının yargılama giderlerinden sorumlu olacağı açıktır. Bu sebeplerle, Davalı vekilinin itirazı yerinde değildir. <br>-  Davacı vekilinin kusura yönelik itirazında;  <br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br>Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, \"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur\"  denilmektedir.<br>Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile mahkemece alınan ATK raporuna göre, davalı araç sürücüsünün tali derecede yüzde yirmi beş,  davacı yayanın ise asli şekilde yüzde yetmiş beş oranda kusurlu olup, kabul edilen kusur oranının olayın oluşuna ve tüm delillere göre uygun olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının buna yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir. <br>-Davacının gelirine ilişkin itirazlarında; <br>İlk derece mahkemesince yapılan araştırma ve gelen belgelere göre davacının meslek lisesi öğrencisi olduğu anlaşılmaktadır.<br>Davacının meslek lisesi mezunu olması halinde, en az asgari ücret düzeyinde gelir elde edeceği açık olsa da; eğitim aldığı alana göre iş bulma imkanı ve elde edilecek kazanç vs. konusunda yeterli araştırma yapılmadan hesaplamanın yapıldığı rapora göre karar verilmesi eksik inceleme mahiyeti taşımaktadır.<br>Bu durumda mahkemece; davacının kaza tarihinden önce meslek lisesi öğrencisi olup çırak olarak da çalıştığı bildirildiğine, maluliyetten önce kaza tarihindeki duruma göre değerlendirme yapılması gerekeceğine göre, okuduğu ilgili okuldan öğrenim bilgilerinin istenmesi, kaza tarihi itibariyle kaçıncı sınıf öğrencisi olduğu, kaza olmasaydı mezun olacağı muhtemel tarihin ve mezun olması halinde eğitim aldığı alana göre yapabileceği işin ne olduğunun sorulması; gelen bilgilere göre, davacının mezun olduğunda yapacağı mesleğine göre elde edebileceği gelirin saptanması için emsal gelir araştırması yapılması,kişinin mezun olduktan bir müddet sonra iş bulabileceği değerlendirilerek  ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından mezuniyetinden itibaren ne kadar sürede iş bulabileceği, emsal gelirinin ne kadar olacağı gibi hususların sorulması; bu tespitlerden sonra davacının belirlenen geliri üzerinden kazanılmış haklara da halel gelmemek kaydıyla, davacının tazminatın belirlenmesi için aktüerya uzmanı bilirkişiden denetime elverişli, ayrıntılı rapor alınarak karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve davacının bu istinaf sebebi belirtilen gerekçeyle yerinde bulunmuştur.<br>-Kamu düzeni yönünden maluliyet ve davalı sigortanın aktüer hesaplamasına yönelik yapılan incelemede;<br>             AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>           Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>          Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>           Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>            Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>           Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>          Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>               Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>             AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>               Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>              Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>                 Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>                Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br>              Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları.<br>                  Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>                   Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Ayrıca; <br>Yargıtay HGK 17/06/2015 tarih 2013/17-2423 Esas,2015/1661 Kararında da belirtildiği üzere eğer sağlık kurulu raporunda belirlenen maluliyet oranı ile mahkemece alınan adli tıp heyet raporundaki maluliyet oranı arasında \"fahiş  fark varsa\" bu çelişki Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından giderilmelidir.<br>Somut olayda, Mahkemece yargılama aşamasında ... ... Üniversitesi Tıp Fakültesi heyeti raporunda davacının yaralanmasında, önce ilk verilen raporda kalıcı sakatlığının % 17 olduğunun belirtildiği, sonra verilen raporda ise yine aynı uygun yönetmeliğe göre verilen raporda % 21 oranında çalışma gücünü kaybettiği belirlenmiştir. <br>Bu nedenle, aynı heyetten alınan ATK heyet raporları arasında misli fark bulunmuş olması hususları birlikte nazara alınarak anlatılan sebeplerle, yine Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"ne uygun olarak, davacının yaralanmasına neden olan davaya konu kazaya bağlı yaralanması nedeniyle oluşan maluliyetin belirlenerek, raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Kurumu Uzmanlar Komisyonu tarafından giderilmesi gerektiğinden, davalının maluliyete yönelik itirazı yerindedir. <br>Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre tazminat bilirkişisinden, maluliyet raporu ve gelir durumu değişmesi halinde yukarıdaki esaslara uygun PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemi baz alınarak yeniden rapor tanzimi sağlanarak, aksi halde bu esaslara uygun alınmış aktüer raporu hükme esas alınmak suretiyle,  sonucuna göre hüküm kurulması usul ve yasaya uygun olup buna yönelik davalıların istinafı yerinde değildir. <br>-Davalı sigorta vekilinin  geçici iş göremezliğin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, tedavi giderlerinin   teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.<br>-Davalının, geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazında; <br>Davacının olay tarihinde 18 yaşının altında olduğu sabittir. Haksız fiil sorumluluğunda zarar verenin sorumlu tutulabilmesi için fiil, zarar ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Zararın  ise haksız fiiller yönünden TBK.nın 54. Maddesinde belirtildiği şekilde  kazanç kaybı olabileceği gibi çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi de bir zarar olarak kabul edilmiştir. İş gücü kaybı sebebiyle uğranacak tek kalem zarar, gelir kaybına ilişkin olan değildir. Dava konusu olayda da davacı her ne kadar 18 yaşın altında ve gelir getiren bir işte çalışmıyor olsa da geçici iş göremezlik tazminatı için onsekiz yaşın altında kalınan dönem için herhangi bir işte çalışmaması zararının olmadığı şeklinde yorumlanması haksız fiilin zarar ilkesi ile bağdaşmaz. Zarar gören bu dönem içinde günlük işlerini yerine getirememesi, öz bakımını sağlayamaması da bir zarardır. Bu dönem içinde küçüğün zararının bulunmadığı ve bu süre için tazminat hesabı yapılmaması zarar veren lehine olup zararın sadece maddi olarak gelir azalması ve kazanç kaybı  olduğu sonucunu doğurur. Zarar hesabında pasif dönem için dayanak  teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, küçüklerin sürekli iş göremezliğinin bulunması halinde kabul edildiği gibi eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi  için de kabul edilmelidir. (Aynı yönde) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/9064 E- 2014/8672 K. Sayılı 29.5.2014 tarihli ilamı.<br>Bu nedenle mahkemece,  iyileşme döneminde efor tazminatı kapsamında, geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesine yönelik itirazlar yerinde bulunmamaktadır. <br>-Davalının ceza soruşturmasında uzlaşmasının araştırılmadığı itirazında; <br>5271 sayılı CMK' nun 253/17. bendinde; \"Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder. \" CMK' nun 253/19. bendine  göre ise  \"... Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi,9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.\" hükmü yer almakta olup, anılan Kanun maddesinin 253/19. bendine göre uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Bu yasal düzenleme ışığında da uzlaşma raporunu düzenlenmekle davalının tazminat davası açma hakkı bulunmamaktadır.Uzlaşma raporu da ilam mahiyetinde olacağından aksinin aynı kuvvetteki belge ile ispatlanması gerekir. <br>Ancak; Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 Tarihli ve E: 2023/43, K: 2023/141 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan \" Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;...\" ibaresi iptal edilmiştir. Bu nedenle, uzlaşma bulunsa dahi artık tazminat davası açılmasına engel durum bulunmayacağından, buna yönelik itiraz reddedilmiştir. <br> Bu nedenlerle, davacı ve davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi  kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,  <br>4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09/11/2023<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>...Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Katip<br>...<br> <br><br>                     Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9d83ad6e6edbd24c","SID":"8ad1d3d6234ca77f"}}