{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/1846 <br>KARAR NO: 2023/1288<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 25/10/2019<br>NUMARASI: 2018/1018 E. - 2019/1067 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/11/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden müvekkili şirket aleyhine davalı tarafından 22/12/2017 tanzim tarihli, 30/04/2017 vade tarihli ve 22/12/2017 tanzim tarihli, 30/05/2017 vade tarihli senetlere dayanılarak takip başlatıldığını, ancak müvekkilinin davalı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, müvekkilinin zarara uğramaması amacıyla takibin dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurulması ile borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından başlatılan takibin kesinleşmiş olduğunu, davacının itirazında haksız olduğunu, takip konusu senetlerin kambiyo senedi vasfına haiz olmadığı için ilamsız icra takibi başlatıldığını, davacı tarafından senetlerdeki imzanın inkar edilmediğini, davacının müvekkilin iyi niyetinden yararlanarak senetlerdeki keşide tarihini vade tarihinden sonraki bir tarih yazarak senetlerin kambiyo vasfını kaybetmesine sebep olduğunu, müvekkil tarafından farklı tarihlerde nakit para verildiğini, bakiye 49.400,00 TL alacağı bulunduğunu, takibe konu senedin kambiyo vasfını taşımamakta ise de yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İlk Derece Mahkemesince; \"Mahkememizin 2 nolu celsesi ara kararında bilirkişi inceleme gün ve saati ihtaratlı olarak taraflara tebliğ edilmiş olup yapılan ihtarata rağmen davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarını dosyaya sunmadığı, davacı borçlu tarafça sunulan ticari defter ve kayıtların teknik mali bilirkişi incelemesinde, davacı kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil vasfında olduğu, davaya ve takibe konu 2 adet bononun ticari kayıtlarında bulunmadığı anlaşılmıştır. Takibe dayanak bonoların incelenmesinde, davacı şirketin bonolarda keşideci olduğu, davalı ...'in ise lehtar ve yetkili hamil olduğu, bonolar da malen kaydının bulunduğu görülmüştür. Ancak yargılama sırasında davalı vekilince gerek cevap dilekçesinde gerekse de bilirkişi raporuna beyan itiraz dilekçesinde elden davacıya nakit olarak borç para verildiği ve kalan bakiye 49.400 TL alacağın bulunduğu belirtildiğinden ispat yükü borç sebebinin talil edilmesi nedeniyle davalı aleyhine değişmiştir. Bu kapsamda da borç para karşılığı bonoların verildiği iddiasının davalı tarafça yazılı belgelerle ispat edilmesi gerekeceğinden dosya kapsamına sunulan delil listesinde böyle bir yazılı belgeye dayanılmadığından ve açıkça yemin deliline de dayanılmadığından davalı tarafça iddia edilen husus ispatlanamadığından davanın kabulü ile\" davacının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında takibe konu 30/04/2017 vade tarihli, 45.000 TL bedelli ve 30/05/2017 vade tarihli, 49.400 TL bedelli bonolardan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibe konu bonoların doğrudan davacı keşideciden alınmış olması nedeniyle davalı lehtar alacaklının davacının borçlu olmadığını bilebilecek durumda olması nedeniyle takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılmakla davacının borçlu olmadığı miktar üzerinden tespit edilen % 20 oranındaki 21.680,54 TL kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin adı geçen kararında kambiyo vasfında olmayan dava konusu bonolarda malen kaydının bulunduğunu ancak cevap dilekçelerinde taraflar arasında para alışverişi olduğunu belirttiğinden ispat yükünün müvekkil aleyhine el değiştirdiğini, bu kapsamda borç para karşılığı verilen bonoların verildiği iddiasının taraflarınca yazılı delille ispat edilmesi gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verildiğini, taraflarınca dava konusu bonoların para alışverişi nedeniyle verildiği öne sürülse de davacının tamamen kötü niyetli olduğunun yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, müvekkilin 85 yaşında olup gözleri dahi iyi göremediğini, davacının müvekkilin iyi niyetinden faydalanıp keşide tarihini vade tarihinden sonraki bir tarih yazarak senetlerin kambiyo vasfını yitirmesine bilerek sebep olduğunu, bononun üzerine malen mi nakden mi yazıldığının müvekkilin bilgisi dahilinde olmadığını, davacının da bono üzerindeki imza ve yazıları inkar etmediğini, davacının takip konusu bonoların borcun varlığını ispat etmeye yeterli olmadığından bahisle borcun doğmadığını iddia ettiğini, Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu İİK 72. maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasında alacaklı tarafından borçlu aleyhine 27.12.2017 keşide tarihli, 30.04.2017 vade tarihli 45.000,00 TL bedelli senet ve 27.12.2017 keşide tarihli, 30.05.2017 vade tarihli 49.400,00 TL bedelli senede istinaden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe konu senetlerde düzenleme tarihinin vade tarihinden sonrasına ait olması sebebiyle kambiyo senedi vasfını yitirdiği ve senet üzerinde malen kaydı bulunduğu görülmüştür.Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi raporunda davacıya ait defterlerin HMK 222 maddesi gereğince delil vasfına haiz olduğu, dava konusu senetlerin davacı defter ve kayıtlarında bulunmadığı, davacının defter kayıtlarına göre davalıya İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında yapılan takibe konu senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespit edildiği belirtilmiştir.Somut olayda takip konusu senetlerin kambiyo senedi vasfına haiz olmadığı, alacaklı tarafından ilamsız icra takibi baştatıldığı, takip konusu belgelerin kambiyo senedi vasfına haiz olmadığından ispat yükümlülüğünün davalı alacaklı üzerinde olduğu, davalı alacaklı tarafından alacağın varlığı ispatlanamadığından ve davacı şirketin defterlerinde de borç kaydı mevcut bulunmadığından alacağın varlığı  sübut bulmadığı anlaşılmış olup mahkemece menfi tespitin kabulüne dair  verilen karar hukuken isabetlidir.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2019 tarih ve 2018/1018 E., 2019/1067 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.404,99 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 1.851,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.553,59‬ TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,  6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5fb7bf73bb2cf22b","SID":"781a2e6d4aafffbd"}}