{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   ... HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/... - 2023/...<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  ... HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/...<br>KARAR NO\t: 2023/...<br>KARAR TARİHİ\t: 09/11/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>KATİP\t\t:...<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 06/12/2022<br>NUMARASI\t: 2020/... Esas 2022/... Karar <br><br>DAVACI \t: ...- ...  .../ KONYA<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVALI \t: 1- ... - ... .../ KONYA<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALI \t: 2- ... SİGORTA A.Ş -  .../ İSTANBUL<br>VEKİLİ\t:Av....<br>DAVALI \t: 3- ... - ...  .../ KONYA<br>VEKİLİ\t:Av. ...<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t : 09/11/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:09/11/2023<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; 10.08.2020 tarihinde Konya ili ... Caddesi istikametinde ...'nın işleteni olduğu ... poliçe numarası ile davalı sigorta şirketine sigortalı ve aynı zamanda davalı sigorta şirketine ... poliçe numarası ile “Genişletilmiş Kasko”lu ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'nın alkol ve uyuşturucu madde etkisindeyken kullandığı aracın, ... plaka sayılı tır ile çarpışması sonucu müvekkilin kızı ... 16 yaşında iken vefat ettiğini, müvekkil kendisi engelli olup kızının desteği ile ayakta kaldığını, müteveffa ..., aynı zamanda bir güzellik merkezinde çalışıp annesine ve kardeşine hep destek olduğunu, ...'nin ölümü ile davacı müvekkil büyük bir desteğini kaybettiğini, olay yerinde trafik ekiplerince tutulan kaza tutanağına göre; davalı sigorta şirketinde sigortalı aracın sürücüsü ..., alkollü araç kullanmak ve hız sınırlarını 6950'den fazla aşmak suretiyle kazaya sebebiyet vermekten tam kusurlu bulunduğunu, zira kaza ...'nın önünde seyir halinde olan ... plaka sayılı tırın sol arka kısmına çarpması sonucu meydana geldiğini, davalı sigorta şirketinde sigortalı aracın sürücüsünün % 100 kusurlu olması sebebiyle meydana gelen kazada müvekkilin kızının ölümüne sebebiyet verilmesi nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatının tarafımıza verilmesi davalı sigorta şirketinden istendiğini, davalı şirket, kendi hesapladığı 42.474,29 TL tazminat ödemiş başkaca bir ödeme yapmadığını, ... plaka sayılı araç aynı zamanda ... poliçe numarası ZMMS ile davalı sigorta şirketine sigortalıdır (söz konusu poliçe davalı sigorta şirketinden istenmelidir). Aracın sürücüsü ..., alkol ve uyuşturucu madde etkisindeyken araç kullanmak ve hız sınırını %50'den fazla aşmak suretiyle olay yerinde trafik ekiplerince tutulan kaza tutanağına göre tam kusurlu bulunmuştur. Davalı sigorta şirketine sigortalı aracın sürücüsünün 100 kusurlu olması sebebiyle davalı, destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olduğunu, ancak davalı şirket arabuluculuk görüşmelerinde, kendi hesaplayıp ödediği 42.474,29 TL tazminattan başkaca bir ödeme yapmayacaklarını söylediğini, bu sebeple de işbu davayı açma zorunluluğu hâsıl olduğunu, somut olayımızda hatır taşımacılığı olduğu düşünülse dahi bu denli bir hakkaniyet indirimi yapılması söz konusu olamaz. Nitekim davalı şirket sorumlu olduğu tazminat miktarının yarısını bile ödemediğini, diğer davalılar tarafından ise müvekkilin manevi tazminat alacağı hususu anlaşılmış olup taksitler halinde davacı müvekkile ödenecektir. Fakat müvekkilin destekten yoksun kalma tazminat alacağı devam etmektedir. Fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birliktte ... Sigorta A.Ş. ve diğer davalılardan müteselsil sorumluluk esasına göre alınıp davacı müvekkile verilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekili 09/03/2022 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; Fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutmak kaydıyla 120.460,445 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte ... Sigorta A.Ş. ve diğer davalılardan müşterek ve müteselsilen alınıp davacı müvekkile verilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalılardan ... Anonim Sigorta Şirketi vekilinin cevap dilekçesi özetle; ... plakalı araç müvekkil şirket ... Sigorta tarafından 04.02.2020- 2021 vadeli ... no.lu Zorunlu Mali Mesuliyet (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, müvekkil şirket tarafından havale ile davacı vekili Av. ...'a 07.10.2020 tarihinde 42.474,29 TL, ...'ya 07.10.2020 tarihinde  43.423,79 TL ödeme yapılarak sorumluluk yerine getirildiğini ve davacı yan tarafından da bu ödemeyi takiben ibraname imza altına alındığını, sorumluluğunu yerine getiren müvekkile karşı ikame edilen işbu haksız ve mesnetsiz davanın bu nedenle reddine karar verilmesini, ayrıca dava konusu olayda taşımanın niteliğinin, menfaat karşılığı olmadan yapılan hatır taşımasına dair Yargıtay içtihadı uyarınca değerlendirilmesini talep ettiklerini, bu itibarla taşımanın hatır için olup olmadığı, tarafların yakınlığı, varsa hatır için taşımanın kimin arzusu ve ne amaçla yapıldığı, yani olayın özel şartları göz önüne alınarak araştırılmasının gerektiğini, bu araştırma neticesi tazminat, hakkaniyete uygun bir oranda indirilmesinin gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkil şirketin sorumluluğu trafik poliçesindeki limitler ve sigortalıların kusuru ile sınırlı olduğunu, dosyada kusur durumuna ilişkin herhangi bir resmi belge bulunmadığından yapılacak yargılamada  araçların kusur durumlarının tespit edilmesi gerekmediğini, ceza dosyası ve varsa kusur durumunu gösteren bilirkişi raporu celp edildikten sonra 10.08.2020 tarihinde meydana gelen kazada kusur durumlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesini talep ettiklerini, açılmış olan haksız ve mesnetsiz davanın geçerli ibraname ile yapılan ödeme neticesinde zararlar karşılandığından reddine, mahkeme Masraf ve Vekalet Ücretinin davacı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya ... Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/... Esas 2022/... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Faizin ticari avans faiz / yasal faiz olup olmayacağı değerlendirmesinde, kazaya sebebiyet veren ve davalı sigorta şirketinin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı ile teminat altına alınan aracın ticari vasıfta olmaması nazara alınarak yerleşik Yargıtay uygulaması gereği davacının talebi de değerlendirilerek yasal faize hükmedilmesi gerekmiştir.<br>Bu itibarla davacının ve müteveffanın dosyaya yansıyan sosyal ve ekonomik durumlarına uygun olarak düzenlenen aktüerya hesap raporuna göre davacının destek tazminatı talebinin kabulü gerekmiştir. <br>Davalı vekillerinin arabuluculuk son tutanağı olan kısmi anlaşma olduğu ve anlaşma metninde \"Başvurucu vekili ... ve ...'dan 50.000,00 TL manevi tazminat talebinin bulunduğunu, ... ve ...'dan maddi tazminat talep etmediklerini, maddi tazminata ilişkin olarak hem trafik sigorta poliçesi hem de kasko poliçesine göre poliçe limiti dahilinde dava açacaklarını beyan etmiştir.\" ve yine \"müzakereler sonucunda başvurucu ... vekili Av. ... ile karşı taraflar ... vekili Av. ... ve ... ödenecek olan manevi tazminat yönünden anlaşmaya varmışlardır. ... Sigorta A.Ş.'ne karşı poliçeler limiti dahilinde maddi tazminata ilişkin olarak ... Sigorta A.Ş.'ne dava açacaklarını beyan etmiştir.\" hükümleri gereğince ... ve ... yönünden maddi tazminat taleplerinin yerinde olmadığı yönünde itirazları olsa da ilgili arabuluculuk tutanakları incelendiğinde davalılar yönünden açıkca maddi tazminat davasından feragat edildiğine dair beyan bulunmadığı nazara alınarak davalıların itirazları kabul görülmemiş; <br>Davacının davasının KABULÜ İLE;<br>Davacı ...' un kızı ...' un trafik kazası neticesi vefatı nedeniyle; Destekten yoksun kalma tazminatı talebi yönünden davacının talebinin dava dilekçesi ve ıslah dilekçesine bağlı kalınarak ve davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 5.000,00 TL'nin davalı zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketi ... Anonim Türk Sigorta Şirketi yönünden (poliçe teminat miktarı 410.000,00 TL ile sınırlı olmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) temerrüt tarihi olan 27.08.2020 tarihinden, diğer davalılar yönünden ise kaza tarihi olan 10.08.2020 tarihinden itibaren, 115.460,45 TL' nin ise 09.03.2022 ıslah tarihinden itibaren  işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya VERİLMESİNE,\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Sayın mahkemece verilen 115.460,45 TL'nin faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihinden itibaren başlatılmasının usul ve hukuka aykırı olduğunu, faiz başlangıç tarihinin; ... Anonim Türk Sigorta Şirketi yönünden temerrüt tarihi olarak kabul edilen 27.08.2020 tarihinden itibaren, diğer davalılar yönünden ise kaza tarihi olan 10.08.2020 tarihinden itibaren işlemesi gerektiğini, Sayın mahkemenin aksi yöndeki kararının hukuka, hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulüne, Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/... Esas 2022/... karar sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve istinaf gerekçeleri doğrultusunda davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ... Anonim Türk Sigorta Şirketi vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; sigortalı araç sürücüsüne atfedilecek kusurun olmadığını, müteveffanın sigortalı araç sürücüsünün alkollü olduğunu bilerek araçta yolculuk yaptığını, emsal Yargıtay kararları uyarınca en az %20 müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılmadığını, mahkeme kararına dayanak bilirkişi raporunda yanlış hesap tablosunun kullanıldığını, anne baba için belirlenen destek paylarının olması gerekenin üzerinde olduğunu, ceza yargılamasında uzlaşmanın bulunup bulunmadığının araştırılmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/... Esas 2022/... Karar sayılı ve 06/12/2022 tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacı ve davalı sigorta tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.<br>-Davalının kusur itirazında; <br>Dava konusu olaya ilişkin olarak kaza sonrası düzenlenen Trafik Tespit Tutanağında ve davalının tarafı olmadığı ceza dava dosyasında alınan ATK raporuna göre, davalı sürücünün tamamen kusurlu olduğunun belirtildiği; istinaf dilekçesi ile davalı sigortanın buna itirazda bulunduğu, ceza dosyasındaki bu rapor dışında mahkemece herhangi bir kusur raporu alınmadan, bu rapor hükme esas alınarak karar verildiği görülmüştür. <br>Bu nedenle, mahkemece hükme esas alınan, davacı ile dava dışı sürücü arasında görülen ceza dava dosyasında,  davalı sigortanın  taraf olmadığı, davacıların desteği araçta yolcu olup kusurunun bulunamayacağı ancak davalı sigortanın müteselsil sorumluluğu için sigortalısının az da olsa kusurunun varlığının gerekliliği gözetilerek;  istinafa konu bu dosyada davalının, kusura ilişkin itirazları da değerlendirilerek ve buna ilişkin tüm deliller toplanarak;  trafik tespit  tutanağı, ceza kusur raporu ve tüm deliller çerçevesinde irdeleme yapılarak, kusur konusunda yeni bir rapor alınmadan, yukarıda sözü edilen raporun davalıyı bağlayacağı kabulü yerinde değildir. (Nitekim Yargıtay 17 hd 'nin 2007/... sayılı 2012/... esas   2012/... karar sayılı ve 2016/... esas 2016/... karar sayılı ilamları)Aksinin kabulü savunma hakkı ihlali oluşturacaktır. Bu sebeple, buna yönelik davalı itirazı yerindedir. <br>- Kamu düzeni gereği ve davalı istinaf sebebi nedeniyle aktüer raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/... esas 2019/... sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan  raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olmakla, bu husus da  kaldırma sebebi yapılmıştır. <br>Kabule göre ise, destek hesabının süreleri ve paylarının hesabının Yargıtay kararlarına ve usule uygun olması nedeniyle, buna göre hesap yapılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik davalı sigortanın itirazlarının yerinde olmadığı görülmüştür. <br>Bu itibarla, davacı ve davalı sigorta vekilinin kamu düzeni sebebiyle istinaf taleplerinin kabulü gerekmiştir.<br>- Davalı tarafça müterafik kusura yönelik itirazda; <br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. <br>Somut olayda davalı sigorta vekili, vefat edenin emniyet kemeri takmadığının ve desteğin alkollü sürücünün aracına bilerek binmesi hususlarının araştırılmadığını ve indirim yapılmadığını savunmuştur. Olaya ilişkin soruşturma dosyası ve eldeki dosya kapsamı incelenerek, emniyet kemeri takılıp takılmadığı, takılmış ise bunun ölümde etken olup olmadığının ve alkollü araca bilerek binilmesi hususlarının değerlendirilip karar yerinde tartışılarak, sonucuna göre tazminat miktarından da iki hususun birlikte bulunması halinde dahi en fazla % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılacağı gözetilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz bulunduğundan buna yönelik davalı vekilinin itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir. <br>- Davalının hatır indirimi itirazında;<br>6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının, \"Tazminatın belirlenmesi\" üst başlıklı 51/1 maddesi hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.<br>Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen, Türk Borçlar Yasasının 52.maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. \"Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı\" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır.<br>Anılan madde kapsamında yer alan indirim sebeplerinden bir kısmı; zarar verici fiile rıza, ortak veya kişisel kusurdur. Zarar gören, zararlandırıcı olayın sebep olacağı zarara önceden razı olabilir. Zarar gören, zarara açık veya örtülü bir irade beyanıyla razı olabileceği gibi, rızanın, diğer bir takım olgulardan da çıkarılması mümkündür. Makul bir insanın aynı şartlarda kendi yararı gereğince yapmaması gereken harekette bulunması da, zarar görenin ortak kusurunu ifade etmektedir. Zarar görenin bu kusuru, illiyet bağını kesmeyecek yoğunlukta ise tazminattan bir indirim sebebidir. Burada da hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak, hakkaniyet düşüncesiyle indirim yapabilecektir.<br>Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın  yararına olmalıdır. <br>Müterafik kusur ise; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582)<br>Buna göre, hatır taşıması indirimi için kural olarak hatır taşıması şartlarının varlığı yeterli iken, müterafik kusur indirimi için zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında kusurlu olmasını ifade etmektedir.(Yargıtay 17 HD. 2014/21879 E- 2016/11087 K.)\t<br>Somut olayda davacıların desteğinin hatır taşıması kapsamında araçta bulunması hususları konusunda mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme bulunmadığından, buna yönelik itirazın da kabulü ile kararın kaldırılması gerekmiştir. <br>-Davalı sigortanın ödemeye  ilişkin itirazlarında; <br>2918 sayılı KTK'nun 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu  husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekir.<br>Somut olayda, her ne kadar davalı sigorta tarafından daha önce ödeme yapıldığı, yapılan ödeme tarihine göre ödemenin yeterli olduğu itirazında bulunulmuş ise de, yapılan ödemeye ilişkin davalı tarafından herhangi bir ibranameye dayalı olarak alındığı iddia ve ispat edilmediği, buna göre yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olup ödeme tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek bakiye tazminat alacağı belirlenmesi gerektiğinden; aktüer bilirkişi tarafından sunulan ve PMF yaşam tablosuna göre sunulan bilirkişi raporunda belirtilen hesaplamada bir eksiklik de bulunmadığından, buna dair istinaf itirazı reddedilmiştir.  <br>-Bunun dışında, davalının itirazı kapsamında SGK'dan gelen yazı cevabına göre mahsubu gerektirir herhangi bir ödeme de bulunmadığından, genel ve soyut nitelikteki bu itiraz da isabetli değildir. <br><br>- Davacının faiz başlangıcına dair itirazında; <br>Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir.  Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. <br>Buna göre, faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olamayacağı, sigorta dışındaki davalılar yönünden istem gibi kaza tarihinin faizde esas alınması gerektiğinden, buna yönelik itirazın kabulü ile bu yönden de kararın kaldırılması gerekmiştir. <br>-Davalının ceza soruşturmasında uzlaşmasının araştırılmadığı itirazında; <br>5271 sayılı CMK' nun 253/17. bendinde; \"Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder. \" CMK' nun 253/19. bendine  göre ise  \"... Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi,9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.\" hükmü yer almakta olup, anılan Kanun maddesinin 253/19. bendine göre uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Bu yasal düzenleme ışığında da uzlaşma raporunu düzenlenmekle davalının tazminat davası açma hakkı bulunmamaktadır.Uzlaşma raporu da ilam mahiyetinde olacağından aksinin aynı kuvvetteki belge ile ispatlanması gerekir. <br>Ancak; Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 Tarihli ve E: 2023/.., K: 2023/... Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan \" Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;...\" ibaresi iptal edilmiştir. Bu nedenle, uzlaşma bulunsa dahi artık tazminat davası açılmasına engel durum bulunmayacağından, buna yönelik itiraz reddedilmiştir. <br><br> Bu nedenlerle, davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,  <br>4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>7-Konya ... İcra Dairesinin 2023/... Esas sayılı dosyasına davalı ... Anonim Türk Sigorta Şirketi tarafından sunulan; ... numaralı,  200.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09/11/2023<br><br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br> Katip<br>...<br> <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"52763f1ab9040990","SID":"4fbf51ec133a19d0"}}