{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>                     T.C.<br>                 SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2023/1623 <br>KARAR NO\t\t: 2023/1595<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...             (...)<br>ÜYE\t\t: ...             (...)<br>ÜYE\t\t: ...             (...)<br>KATİP\t\t: ...             (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18.07.2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/546 Esas -  2023/419 Karar<br><br>İSTİNAF YOLUNA<br>BAŞVURAN DAVACI\t: ...  -...<br>VEKİLİ\t: Av. ... -...<br><br>DAVALI\t: GÜVENCE HESABI - ...<br>VEKİLİ\t: Av. A,,, - ...<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazm.)<br>BAŞVURU TARİHİ\t: 21.08.2022<br>İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 12.10.2022<br>KARAR TARİHİ\t: 24.11.2023<br>YAZIM TARİHİ\t: 24.11.2023<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;<br><br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı  vekili dava dilekçesinde;  24.12.2006 tarihinde plakası alınamayan bir TIR dorsesinin davacıya çarpması sonucu yaralandığını, bedensel zararlarda zamanaşımı başlangıcının sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun ortaya çıktığı tarih olduğunu, güvence hesabına yaptıkları başvuruya rağmen olumlu dönüş sağlanmadığını beyan ederek şimdilik 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br> Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, somut olayda zamanaşımı süresinin KTK'da düzenlendiğini ve 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımının dolduğunu, ceza zamanaşımının da dolduğunu, 2006 yılında meydana gelen kaza nedeniyle 2021 yılında hala iyileşilemediği beyanının doğru olmadığını, faili meçhul trafik kazasının ispat edilemediğini, davacının kaza sebebi ile meydana gelen arazlar ile kaza arasında nedensellik bağı olmadığını, güvence hesabının tedavi ve bakım giderlerinden sorumlu olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İlk derece mahkemesi tarafından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. \t<br>Yerel mahkemenin bu kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece Adli Tıp Rapor sonuçları çıkmadan acele ile yetersiz inceleme neticesi red kararı verildiğini, davacının maluliyetinin ne zaman kesinleştiğine ilişkin rapor alınmadığını, rapor sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafça Güvence Hesabına başvuru yapıldığını, başvuru evraklarının ulaştığını, ancak başvuru evraklarının ulaşmasından itibaren 15 gün içerisinde taraflarına olumlu dönüş sağlanmadığını, davacı tarafça dava şartı olan arabuluculuğa  15.09.2021 tarihinde 2021/99188 Arabuluculuk numarası ile başvurulduğunu, yapılan görüşmelerin 01.10.2021 tarihinde anlaşmazlıkla sonuçlandığını belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davacının maluliyetinin kesinleştiği tarihin tespiti ile zamanaşımı süresinin hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. <br>6100 sayılı HMK'nun 27.maddesi uyarınca davanın tarafları hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını ayrıca mahkemenin açıklamaları dikkate alınarak değerlendirilmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir. <br>Anayasa’nın 138. ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, Kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. 6100 Sayılı HMK’nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.<br>Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının/hukuki dinlenilme hakkının  ihlâlidir. Hakim, gerekçe sayesinde, verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz.<br>Anayasa’nın 141.maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.<br>HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre; tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Gerekçenin somut dosya içeriği ile uyumlu olması gerekir.<br>Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.(Yargıtay 9.H.D.,10/02/2016 tarih, 2015/34870 Esas,2016/3339 Karar)<br>Somut olayda davalı zamanaşımı itirazında bulunmuş olup mahkemece davalıların zamanaşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir. <br>2918 sayılı KTK'nın 109. Maddesi gereği haksız eylem niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat talepleri zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde kaza tarihinden itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğramaktadır. Davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve ceza kanununda daha uzun bir zamanaşımı süresinin ön görülmüş olması halinde bu sürenin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.<br>Ancak zamanaşımı süresinin tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemli olduğu açıktır. Bu noktada da, zararın ne zaman öğrenildiği önem kazanmaktadır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil, zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. Zararı öğrenme zararın kesin şekilde belli olduğu tarihtir. Yargıtay HGK'un 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 E., 2002/477 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır. <br> Bu durumda soyut öğrenme, kesin bir bilgi edinememe ve zararın unsurlarını (örneğin maluliyet  derecesi ya da ne gibi beden rahatsızlığı oluştuğu)  bilememe durumunda zarar ve sonuçları öğrenilmiş sayılamaz. Bu gibi durumlarda da,  zamanaşımı kesin öğrenmeden sonra başlamalıdır. Aksi takdirde gerçek zarar karşılanmamış ve hak kaybına sebebiyet verilmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi 21.03.2019 tarihli ve 2016/1253 başvuru sayılı kararında kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini, mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğini, kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerektiğini, mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunmasının ihlal oluşturabilceğini, bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı anın mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşıdığını vurgulamıştır.<br>Yargıtay 4.HD'nin 2018/5294 E - 2019/2691 K sayılı 08.05.2019 tarihli kararında özetle; beden gücündeki kaybın oranını yani zararın kapsamını ve yaralanmadan kaynaklanan zararın nihai sonucunu maluliyet raporu ile öğrenileceği ve zamanışımın da öğrenme tarihinden itibaren  başlayacağına vurgu yapılmıştır.  <br> Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zararın öğrenilmesi gerekmekte olup bedensel zararlarda zararın tespit edilebilmesi bakımından tedavinin bitmiş olması gerekir. Tedavi devam ederken sürekli iş göremezlik durumunun mevcut olup olmadığı ve varsa oranının tam olarak tespiti mümkün değildir.<br>Somut olayda;  Dava dilekçesinde davacının tedavisinin uzun yıllar devam ettiği ileri sürülmüş olması karşısında , davacının yaralanması nedeniyle gelişen bir durum oluşup oluşmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor alınması cihetine gidilmiş ise de son celse rapor  ikmal edilmesi beklenilmeden davanın zaman aşımı nedeni ile reddine karar verilmiş olduğu ve önceki celse ara kararlarından dönülmesine ilişkin  bu yönde gerekçeli kararda mahkemenin kanaatine ilişkin herhangi bir irdeleme yapılmadan karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.<br>Şu halde, İlk derece mahkemesince öncelikle davaya konu yaralanma nedeniyle gelişen durum olup olmadığı belirlenmeli bu şekilde maluliyetin doğup zamanaşımının işlemeye başladığı tarih kesin olarak saptanmalıdır. (Yargıtay 17. HD 08/06/2020 tarih, 2019/3194 esas, 2020/3222 karar) Bunun için de davacının tedavisine ilişkin eksik belgeler varsa toplanmalı ve ATK ilgili kurulu ya da üniversitelerin Adli Tıp Ana Bilim Dalı başkanlıklarından davacının kazadaki yaralanması ile ilgili gelişen durum olup olmadığı, gelişen durum var ise bu durumun ne zaman ortaya çıktığı ve tedavinin ne zaman tamamlanıp maluliyetin ne zaman ortaya çıktığı, davacıdaki mevcut sağlık sorunları ile kaza arasında illiyet bağı olup olmadığı konularında ayrıntılı ve denetime elverişli bir rapor alınması gerekir. Bu rapor ile zararın öğrenildiği tarih belirlenip davalının zamanaşımı itirazları bakımından bir değerlendirme yapılmalıdır.<br>İlk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi dairemizce hukuka aykırı bulunmuş ve  H.M.K'nun 353/1-a-6 maddesi kapsamında \"uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması\" olarak nitelendirilmiş olduğundan davacı vekilinin istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.  <br>\t<br>H Ü K Ü M\t  : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.07.2023 tarih ve 2021/546 Esas, 2023/419 Karar sayılı kararının HMK'nun  353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesine  GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Peşin alınan istinaf karar harcının talebi halinde davacıya iadesine,<br>4-Davacının istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, <br>5-Davacının yatırdığı istinaf gider avansının harcanmayan kısmının hesap edilerek davacıya iadesine,<br>6-Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.24.11.2023<br>\t\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br>Üye ...<br> e-imzalıdır <br>*Üye ...<br>  e-imzalıdır<br>Katip ...<br>  e-imzalıdır<br><br><br><br><br>           *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"109bf8be9e287d07","SID":"1f2cb50ea7e245c7"}}