{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     <br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2022/1632 \t\t                                            (ESASTAN RET )<br>KARAR NO\t: 2023/1460<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  \t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t(...)<br>KATİP\t\t: ...  \t(...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 05/07/2022<br>ESAS-KARAR NO\t: 2018/346 E - 2022/387 K<br><br>DAVACI\t: ... <br>VEKİLİ<br>DAVALI<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak <br>KARAR TARİHİ\t: 31/10/2023<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 27/11/2023<br><br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.\t<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacı vekili,  Tüketici Mah.ne verdiği dilekçesinde müvekkili şirketin davalı şirketten 13.11/2002 tarihinde ... marka ... model aracı 94.313,00 USD karşılığı olan 153.636.000,00 TL ye satın aldığını, aracın şirket sahibinin şahsi kullanımı için alındığını, 2004 yılında araç üzerine Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tedbir şerhi konulduğunu, buna göre davalı şirket yetkililerinin müvekkilce satın alınan aracın da dahil olduğu onlarca aracın yurda sokulmasında, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa muhalefet ettiklerini, bu durumun müvekkili şirketten gizlendiğini, araçtan beklenen faydanın ortadan kaldırıldığını, araç üzerinde tedbir kararı olmasından dolayı aracın kullanılamadığı ve başkasına devredilemediğini, davalı şirket yetkilileri hakkında açılan kamu davasında sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi üzerine, katılan vekilince kararın temyiz edildiğini, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 31/10/2013 tarihinde beraat kararını bozarak sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğini belirttiği ileri sürülerek ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesini, mümkün olmadığı halde ayıplı malın bedeli olan 94.313,00 Amerikan Dolarının güncel değeri üzerinden yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesini istemiştir. <br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı vekili,  davanın görevli olmayan mahkemede açıldığını, davaya konu aracın şirket aracı olarak alındığını, şirket üzerine kayıtlı olduğunu, davada Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, dosyada yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğunu, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/319E. Sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması yönünde karar vermesini talep ettiklerini, dava konusu aracın davacı şirketçe müvekkili şirketten 13.11.2002 tarihinde satın alındığını, Gümrük İdaresince başlatılan inceleme neticesinde müvekkili şirket yetkilileri hakkında Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/41E. sayılı dosyasıyla yapılan yargılama sonucunda tüm sanıkların beraatlerine karar verildiğini, dosyanın temyiz sebebiyle Yargıtayca incelendiğini ve bozma kararı verildiğini, dosyanın Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi' nin 2013/319 E. Sayılı dosyasıyla derdest olduğunu, dava konusu araç için, 09.05.2008 tarihli aracın el konulmasına ilişkin mahkeme kararına karşı 28.05.2008 tarihli 175.789,00-TL teminat mektubunun dosyaya sunulduğunu, davacının olası uğrayabileceği zararların temin edildiğini, aracın değer kaybı ve kullanıma ilişkin bedel de hesaplanarak hesap yapılması gerektiğini, davanın hem usulden hem de esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.<br> İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ\t\t<br>Mahkemece, davacı vekilinin 26/06/2018 tarihli duruşmada, \"araç müvekkillere Ankara'da teslim edilmiştir yani ifa yeri Ankara'dır bu yönüyle davalının yetki itirazını kabul etmiyoruz, araç müvekkilimin kullanımındadır ceza yargılaması sırasında yaklaşık bir 6 ay kadar fiili el koyma gerçekleşmiş ancak daha sonra araç müvekkile kaydına şerh konularak teslim edilmiştir 6 aylık el koyma süreci dışında araç müvekkilimin kullanımındadır ayrıca talebimizi münhasıran bedel iadesine hasrediyoruz, yenisiyle değiştirilmesi talebinden vazgeçiyoruz\" şeklinde beyanda bulunduğu, davaya konu ... Marka aracın 13.11.2002 tarihinde 153.636.000.000 TL (eski) bedel üzerinden davacıya satıldığı, satışı yapılan araç davacının kullanımında iken Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince davaya konu araç kaydına 09.05.2008 tarihli karar ile tedbir konulduğu uyuşmazlık konusu olmayıp uyuşmazlığın, aracın iddia edildiği gibi 94.313,00 USD bedel üzerinden satın alınıp alınmadığı, bu işlem nedeniyle dava konusu aracın ayıplı hale gelip gelmediği, bedel iadesi gerekip gerekmediği konusuna ilişkin olduğu, davacı vekili 26/06/2018 tarihli duruşmada, \"araç müvekkillere Ankara'da teslim edilmiştir yani ifa yeri Ankara'dır bu yönüyle davalının yetki itirazını kabul etmiyoruz, araç müvekkilimin kullanımındadır ceza yargılaması sırasında yaklaşık bir 6 ay kadar fiili el koyma gerçekleşmiş ancak daha sonra araç müvekkile kaydına şerh konularak teslim edilmiştir 6 aylık el koyma süreci dışında araç müvekkilimin kullanımındadır ayrıca talebimizi münhasıran bedel iadesine hasrediyoruz, yenisiyle değiştirilmesi talebinden vazgeçiyoruz\" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmış, dava değeri üzerinden tamamlama harcının 25/12/2020 tarihli sayman mutemedi alındısı ile dosyamıza sunulan makbuz örneğine göre tamamlama harcının yatırıldığı, bilirkişi raporlarında davalı şirket dava konusu araca 01.11.2002 tarih ve 15401 nolu fatura ile sattığını belgelemiş ancak fatura tanziminde TL. den başka herhangi bir döviz cinsinden bahsedilen bir yazı veya ibare kullanılmadığı, davacı talebinde aracı döviz cinsinden A.B.D.doları ile aldığını ve bu bedelin iadesini talep etmiş olsa da fatura üzerinde TL. den başka değer belirtilmediğinden Türk Lirası değerlendirilmeye alınacağı, V.U.K hükümlerince yurt içindeki mal ve hizmet alımlarında faturalar TL cinsinden muhasebeleştirilir ancak tanzim edilen faturanın açıklama kısmında eğer döviz olarak alım satım yapıldı ise fatura tutarının o günki döviz karşılığı kur bedeli not olarak yazılır o zaman anlaşılır ki satılan veya alınan mal veya hizmet bedelinin döviz cinsinden yapıldığı kabul edileceği, dosyada ki mevcut olan 01.11.2002 tarih ve 15401 nolu faturanın açıklama bölümünde herhangi bir döviz kuru üzerinden TL karşılığı bulunmadığı, bu nedenle davalı şirketin 2002-2003 yılına ait noter tasdikli Yevmiye ve Defteri kebir defterlerinin dosyaya kazandırılması halinde bu hususta tespit yapılabileceği belirtilmiş, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan yazı ile müvekkili ile yapılan görüşme neticesinde talep edilen yıllara ilişkin ticari defterlerin V.U.K. 253.madde ve TTK. 82/1-a ve 82/5 maddeleri uyarınca defter ve belgeleri saklama süreleri sona erdiğinden dolayı imha edildiğinin belirtildiği, buna ilişkin mali müşavir tarafından sunulan yazı cevabı ve müvekkili şirkette mevcut bulunan dava konusu olaya ilişkin evrakların sunulduğu ve talimat cevabının bu nedenle bilaikmal olarak mahkememize döndüğü anlaşılmış, bilirkişi raporu ve ek bilirkişi raporu içeriği itibarı ile değerlendirilmiş, davalı şirketin dava konusu aracı 01/11/2022 tarih ve 15401 nolu fatura ile sattığını belgelediği ancak fatura düzenlenmesinde herhangi bir döviz cinsinden bir yazı ve ibare bulunmadığı, yine fatura üzerinde TL den başka bir değer belirtilmediği görülmüş, dava dosyasına konu ... plaka araç trafik kaydı üzerindeki ( aracın satış-devir işlemlerini engeller nitelikteki ) İht. Tedbir kaydı halen devam ettiği değerlendirilmekle;<br>-Davaya konu ... plakalı, ... şase numaralı aracın davalıya iadesine, 153.636,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Alacağa 02/05/2014 dava tarihinden itibaren, 3094 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının USD para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden temerrüt faizi işletilmesine, Fazlaya ilişkin istemlerin reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ\t\t\t<br>1-İstinaf kanun yoluna başvuran  davacı vekili;  taleple bağlılık ilkesi gereğince, aracın iadesine dair herhangi bir talebin olmamasına rağmen aracın iade edilmesine, Mahkemenin, davanın usulü yönden irdelemesi gereken delilleri göz ardı ederek ve toplanmış delilleri dikkate almayarak eksik  kabul kararı vermesinin  sebepsiz zenginleşmesine sebep olduğu, davanın belirtilen şekilde kabulü gerektiği bildirilmiştir.<br>2-İstinaf Kanun Yoluna Başvuran  Davalı Vekili;Müvekkili şirkete atfedilebilecek herhangi bir ayıp bulunmadığı, ithalatları hukuka uygun bir şekilde yapmış olup, buna ilişkin Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi' nin 2013/319 E. Sayılı dosyanın kesinleşmesi beklenmeksizin verilmiş olan Yerel Mahkeme kararının hatalı olduğu, davaya konu aracın davacının uhdesinde ve kullanımında olmasına rağmen davacının araçtan mahrum kaldığı düşünülerek dosyanın karara çıkarıldığı, araç halihazırda davacının yedinde olup, davacı tarafından kullanılmaya devam ettiği, aracın 2002 tarihinde satın alındığı, 09.05.2008 tarihli aracın el konulmasına ilişkin mahkeme kararına karşı 28.05.2008 tarihli 175.789,00 TL teminat mektubunun da müvekkili şirket tarafından sunulmuş olup, davacının olası uğrayabileceği zararların da temin edildiği, ancak aracın modelinin eskimesi ve değer kaybetmesi sebebi ile davacının kötüniyetli olarak bu davayı açtığı bildirilmiştir. <br>      UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Aracın ayıplı olması nedeniyle iadesi ile bedelinin davalıya ödenmesi  kararının yerinde olup olmadığı hususu uyuşmazlık konusudur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE\t<br> Dava, ayıp iddiası nedeniyle aracın iadesi, bedelinin tahsili istemine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br> ... Marka  aracın 13.11.2002 tarihli fatura ile 153.636.000.000 TL (ÖTV ve KDV dahil) bedel üzerinden  ... Sigorta Ltd.Şti tarafından davacı F ve B Şirketine satıldığı,  araca 15.01.2007 tarihinde ilk satışı yapılan araç davacının kullanımında iken Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince davaya konu araç kaydına 09.05.2008 tarihli karar ile tedbir konulduğu,... plakalı olduğu, ceza kararında dava konusu araç maliki olarak  kaçakçılık ve sahtecilik suçlaması ile ... Sigorta araç maliki sanık ... olduğu, ...'nın beraat ettiği dava konusu araç üzerinden tedbirin kaldırılmasına 27.04.2011 tarihli karar verilmiş; karar  bu şahıslar yönünden de 31.10.2013 tarihinde bozulmuştur. 09.01.2014 tarihinde araca yeniden tedbir kunulduğu anlaşılmıştır.<br>Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2013/319 Esas Sayılı dosyasında dava konusu ... plakalı, ... şase numaralı, 2530 net ağırlıklı, hususi kullanım amaçlı, 5733 silindir hacimli, benzinli aracın üzerindeki tedbirin devam edip etmediği, aracın iade edilip edilmediği, edildi ise kime iade edildiği, dosyanın karara çıkıp çıkmadığı ve duruşma tutanaklarının UYAP üzerinden gönderilerek mahkememize acele olarak gönderilmesi istenilmiş, yazı cevabında 2013/319 Esas sayılı dava dosyasına konu ... plaka araç trafik kaydı üzerindeki ( aracın satış-devir işlemlerini engeller nitelikteki ) İht. Tedbir kaydı halen devam etmekte olup bilirkişi raporunda, dava dosyası ekinde mevcut belgelerin incelenmesinde, davanın konusu olan satış sözleşmesi gereği araç satışı gerçekleşmiş ancak satılan aracın resmi kurumlarca el konulması ve el konulma olayının kesinleşmesi nedeniyle davacı ... satın almış olduğu araçtan mahrum olduğu, davalı şirket dava konusu araca 01.11.2002 tarih ve 15401 nolu fatura ile sattığını belgelemiş ancak fatura tanziminde TL. den başka herhangi bir döviz cinsinden bahsedilen bir yazı veya ibare kullanılmadığı, davacı talebinde aracı döviz cinsinden A.B.D.doları ile aldığını ve bu bedelin iadesini talep etmiş olsa da fatura üzerinde TL. den başka değer belirtilmediğinden Türk Lirası değerlendirilmeye alınacağı, aracın el konulma tarihi olan Başbakanlık Güm. Mft. teftiş kurulunun 2006/190 sayılı yazıları ile 15.01.2007 tarih ve 190 nolu yazısı ile el konulduğu, bu tarihten dava tarihi olan 25.12.2014 tarihine kadar yasal faiz hesaplanması yapıldığı, bilirkişi raporundaki hesaplamada görüldüğü üzere ana para 153.636,0 TL dava tarihi itibariyle işlemiş faizin 146.530,86 TL 15 stopaj kesintisinin 21.979,63TL olduğu (146.530,86- 21.979,63)-Net faizin ise 124.551,23 TL olduğu toplam anapara + dava tarihine kadar işlemiş faiz toplamı (124.551,23+153.636,00) = 278.187,23 TL olduğunu belirten raporun sunulduğu, ek raporda da itirazların değerlendirildiği anlaşılmıştır.<br>Davacı vekili 26/06/2018 tarihli duruşmada, \"araç müvekkillere Ankara'da teslim edilmiştir yani ifa yeri Ankara'dır bu yönüyle davalının yetki itirazını kabul etmiyoruz, araç müvekkilimin kullanımındadır ceza yargılaması sırasında yaklaşık bir 6 ay kadar fiili el koyma gerçekleşmiş ancak daha sonra araç müvekkile kaydına şerh konularak teslim edilmiştir 6 aylık el koyma süreci dışında araç müvekkilimin kullanımındadır ayrıca talebimizi münhasıran bedel iadesine hasrediyoruz, yenisiyle değiştirilmesi talebinden vazgeçiyoruz\" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.<br> Bilindiği üzere 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ’nun 207/1. maddesine göre; satıcı, satılan malı alıcının ödemek zorunda olduğu bedel karşılığında alıcıya teslim ve mülkiyeti ona devretmek borcu altına girer.<br>Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.<br>Satıcının diğer bir borcu ise Borçlar Kanunun 214  ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zabta karşı sorumluluk borcudur.<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 189. maddesinde zabta karşı sorumluluk:<br>“Satım sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla , satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumludur. Alıcı, elinden elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı; ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan sorumlu tutulamaz. Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. ”şeklinde düzenlenmiştir.<br>Satıcının bu borcu ile ilgili olarak öğretide “zabta karşı tekeffül satılan malın bir üçüncü kişinin iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebi ile alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanmamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır” şeklinde tanımlanmaktadır(Tandoğan H. Borçlar Hukuku- Özel Borç İlişkileri, C.1/1, 4. Bası, Ankara 1988 s.148 ).<br>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 683. maddesine göre ise; bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Bir zapt tehlikesinin bulunması halinde malikin, yani alıcının, bu yetkilerini kullanması engellenmiş, mülkiyet hakkı gereği gibi kullanılamamış olur. Bu nedenle satım hukukunda zapta karşı tekeffül sorumluluğunun varlığı zorunludur.<br>Satıcının zabta karşı tekeffül borcu satım sözleşmesinin kanun bir hükmi olması dolayısıyla kanuni bir borçtur. Satım sözleşmesinde bu hususta bir taahhüt bulunulmasının sonucu değildir. Ne var ki, taraflar bu sorumluluğu kaldıran veya daraltan sözleşme yapabilirler.<br>Satıcının zabta karşı tekeffül borcundan sorumlu olması için aranan koşullar; satılan malın alıcıya teslim edilmiş olması; mala el koyan üçüncü kişinin satılan üzerinde zabtı sağlayacak bir hakka sahip olması ve bu hakkın en geç sözleşmenin kurulması sırasında mevcut olması; üçüncü kişinin kısmen veya tamamen zapta girişmiş olması; TBK’nun 215.maddesinin 1. fıkrasına göre satılanın zabtı ile tehdit edilen alıcının aleyhine dava ikame edilmiş ise bunun satıcıya ihbar edilmesi; TBK’nun 214.maddesinin 2. fıkrası uyarınca alıcının satım sözleşmesinin kurulması zamanında zabıt tehlikesini bilmemesi; TBK’nun 214 maddesi 3. fıkrası gereğince satım sözleşmesinin tarafları arasında zapta karşı tekeffül borcunu kaldıran veya sınırlayan bir anlaşmanın bulunmaması olarak sayılabilir.<br>Bu şartların bulunması halinde satıcının sorumluluğunun kapsamı satılanın kısmen veya tamamen zaptedilmiş olmasına göre değişecek ve satıcı bu zabıttan dolayı sorumlu tutulacaktır.<br>Satıcının ayıba karşı tekeffül borcuna gelince; bu borç 6098 sayılı Borçlar Kanunu(TBK)’nun 219 ilâ 231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. <br>Anılan Kanunun “Ayıbtan sorumluluk”a ilişkin 219.maddesinde:<br>“MADDE 219- Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” hükmü yer almaktadır.<br>Ayıba karşı tekeffül, doktrinde; satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulması şeklinde tarif edilmektedir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 7). Şu hale göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bulunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir.<br>Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H., a.g.e, s.163; Yavuz, C., Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91).<br>Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur.<br>Ayıp sözüyle, bir şeyde bulunmaması gereken objektif bozukluklar ve eksiklikler kastolunmaktadır. Ayıp maddi şekilde olabileceği gibi hukuki veya ekonomik bir ayıp şeklinde de ortaya çıkabilecektir.<br>Bir eşyanın aynı cinsten normal parçalarla karşılaştırıldığında kendi değerini veya elverişliliğini kaldıran ya da azaltan her türlü kötü nitelik maddi ayıptır.<br>Satım sözleşmesinin yerine getirilmesi için geçirilen hakkın, objektif bir hukuk kuralından ötürü sakatlanmış bulunması, satılanın objektif bir hukuk kuralı nedeniyle öngörülen amaca hizmet edememesi ise “hukuki ayıp” olarak nitelendirilmektedir. Satılanın değerine ve ondan beklenen yarara etki eden ve objektif hukukun koyduğu bir takım sınırlama ve yasaklardan doğan eksiklikler “hukuki ayıp” olarak ifade edilebilir.<br>Hukuki ayıpların tayin ve tespiti maddi ayıplarda olduğu gibi kolay değildir.<br>Özellikle “zapt” ile “hukuki ayıp teşkil eden noksanlıklar” ın birbirinden ayrılması güçlük arz eder. Bunun başlıca nedeni taahhüt edilen hak ile ilgili olmasıdır.<br>Hukuki ayıp “zapt” mahiyetinde olmamakla beraber, zikir ve vaad edilmiş vasıfların yokluğunu intaç eden yahut şeyin değerine veya tahsis cihetinden beklenen faydalara tesir eden hukuk nizamında doğmuş noksanlıklardır. İşbu hukuk nizamından doğan noksanlıklar şeyin değerine veya ticarette alım satımına tahdit koyan yahut o şeyin alım ve satımını tamamen yasaklayan hükümler dolayısıyla ortaya çıkabilir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 14).<br>Hukuki ayıp, satılanın mutlaka alıcının elinden alınması sonucunu doğurmaz. Bu hal satıcının zabta karşı tekeffül sorumluluğuna değil, ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna yol açar. Kamu hukukuna dayanan bir sınırlamanın varlığı; örneğin, ithal edilen bir aracın ithalatında problem olması hukuki ayıp olarak kabul edilebilir. Ancak bu ayıbın sözleşmede yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması, mevcut ayıbın gizli olması ve o malın değerini veya kullanım amacını ciddi surette azaltması veya kaldırması gereklidir.<br>Satıcının bu yükümlülüğünün ortaya çıkması için alıcının satılanı muayene etmesi ve iddia olunan ayıpları satıcıya ihbar etmesi gereklidir. Bunun aksine davranan alıcının ayıba karşı tekellüf hükümlerinden faydalanma olanağı yoktur.<br>Ayıba karşı sorumluluk borcuna ait BK.'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir.<br>Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla satış sözleşmesini fesh edebileceği gibi; satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı karşılığında satım parasının indirilmesini de isteyebilecektir.<br>Diğer taraftan, yine aynı maddenin ikinci paragrafına göre, satılanın miktarı muayyen misli şeylerden ise, alıcıya dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiçbirini talep etmeyip; satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep hakkı da tanınacaktır.<br>Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır.<br>Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir.<br>Dolayısıyla davacı/alıcı, elindeki aracı davalı/satıcıya fiilen teslim ve tescil şartıyla, satım bedelini alabilecektir.<br>Hukukî ayıp, satılanın değerini ve kendisinden beklenen yararları olumsuz yönde etkileyen, maldan gereği gibi yararlanmayı engelleyen veya azaltan objektif hukukî sınırlamalar veya yasaklardır şeklinde tanımlanabilir. Malın hukuka aykırı bir marka taşıması, başkasının telif veya sınaî hakkını ihlâl etmesi, alım satımının yasak olması, telefon idaresinin aradığı standartları taşımaması, ülkeye kaçak sokulmuş olması, üzerinde haciz bulunması, teslim edilen araca başkasına ait bir aracın şase numarasının takılmış olması gibi durumlarda da hukukî ayıp var demektir (Ayan, Nurşen; “Taşınır Satımında Satıcının Kanundan Doğan Ayıba Karşı Tekeffül Borcu”,  Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, S. 1, Ocak 2007, s. 11 – 37). <br>Hukuki ayıbın varlığı halende satıcı ayıpların varlığını bilmese dahi onlardan sorumludur (Y13HD., 2016/4472 Esas, 2018/6303 Karar). Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu araca ilişkin az yukarıda belirtilen hukuki süreç gözönüne alındığında aracın hukuki ayıplı olduğunun kabulü gerekmektedir.<br>Buna göre Mahkemece, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına ve özellikle davacının talebinin bedele yönelmesine,bedelin iadesi karşısında aracın da iadesine karar verilmesi gerektiğinden mahkemece buna uygun olarak aracın da iadesine karar verilmesine göre ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığından taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1.b.1. maddesi uyarınca  esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM \t:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 189,15‬ TL harcın istinaf eden  davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>b-Harçlar Kanunu Genel Tebliği eki (1) sayılı tarifenin A-III-1-e uyarınca işin esası ile ilgili olduğundanHarçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.494,88 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 2.623,72‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 7.871,16‬ TL harcın istinaf eden  davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>3-İstinaf eden tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>5-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>HMK'nin 362/1.a maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olmak üzere 31/10/2023  tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br><br>Başkan ...<br> ¸e-imza<br><br>Üye ...<br> ¸e-imza<br><br>Üye ...<br>¸e-imza <br><br>Katip ...<br> ¸e-imza<br><br><br><br><br><br><br><br>  NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\" <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5f89d0d8b07d0724","SID":"fa7650718bb91bf5"}}