{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/615 Esas<br>KARAR NO: 2023/1177<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/10/2019<br>NUMARASI: 2017/346 Esas, 2019/892 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Sigorta (Yangın Sigortası Kaynaklı)<br>KARAR TARİHİ: 02/11/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirketi 30.09.2016 tarih ve ... nolu sigorta poliçesi ile güvence altına aldığını, müvekkiline ait “... Mahallesi ... Sk. No:... Silivri/İstanbul” adresinde bulunan ve ... ve ... üretim tesisi olarak faaliyet gösteren işletmenin depo kısmında, 01.11.2016 günü saat 02:50 sularında büyük bir yangın meydana geldiğini, yangında depo ve içerisinde istifli bulunan malların büyük oranda hasar gördüğünü, davalıya gerekli tüm ihbar ve bildirimlerde bulunulduğunu ve davalı ... şirketinin derhal yetkili eksperlerini görevlendirerek, 01.11.2016 tarihinden itibaren enkaz kaldırma ve hasarın tespitine ilişkin işlemlere başladığını, enkazın kaldırılmasının yaklaşık olarak 24 gün sürdüğünü, davalı tarafın hasar tespit çalışmalarına devam ederken bir anda tüm çalışmalara son verdiğini ve meydana gelen hasara ilişkin herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığının bildirildiğini ve tahsil ettiği sigorta primlerini müvekkiline iade ederek dava konusu poliçenin başlangıçtan itibaren hükümsüz olduğunu ileri sürdüğünü, davalının tam da hasar ve zarar miktarının ortaya çıktığı bir aşamada müvekkilinin yatırdığı primleri iade etmesinin sözleşmeye aykırı olup haksız ve kötü niyetli olduğunu, açıklanan nedenlerle; sigorta poliçe limiti dahilinde uğranılan tüm zararların tespitine, şimdilik 100.000,00 TL’nin 01.01.2017 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 19.12.2018 tarihli dilekçesi ile dosyaya sunulu 02.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda emtiaların hasar bedelinin toplam 1.840.681,59-TL, demirbaş/makine teçhizatların hasar bedelinin toplam 254.558,26-TL, bina hasar bedelinin toplam 3.228.280,18-TL olduğununu tespit edildiğini, 18.12.2018 tarihinde harcın tamamlandığını dava değerinin 4.750.000,00-TL ye ulaştığını beyan ederek dosyanın heyete tevdiini talep etmiştir.<br>CEVAP:  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davaya konu riziko adresinin müvekkili şirkete teminatı başlamayan ve yürürlükte olmayan ... numaralı İşyerinizin Güvencesi Yangın Sigorta Poliçesi ile sigorta ettirildiğini, yürürlükte olmayan ve bu sebeple başlangıçtan itibaren iptale alınan bu poliçede dain mürtehin sigortalı ... Bankası A.ş. Gaziantep Ticari Şubesi olduğunu, dolayısıyla tazminat talep etme hakkının ... Bankası A.Ş. Gaziantep Ticari Şubesi'ne ait olduğunu, davacının, dava açabilmesinin ancak dain mürtehin bankanın iş bu davayı açabilmesi konusunda kendisine açık muvafakat vermesine bağlı olduğunu, böyle bir muvafakat belgesi bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıalarını delilleri ile ilişkilendirmediğini, üzerine düşen \"somutlaştırma külfetini\" yerine getirmediğini, delillerin kendilerine tebliğ edilmediğini, poliçede sigorta konusu işyerinde hasardan sonra gündüz saatlerinde davacı yan ....'nin banka hesabına dekontta hiçbir açıklama yapmaksızın ve anılan poliçe peşinatının da üzerinde 44.346,54 TL ödenildiğini, kayıtlarda yapılan incelemede anılan ... sayılı Yangın Poliçesinin 30/9/2016 tarihinde 25.187,73 TL peşinatının 30/10/2016 tarihinde 15.109,00.-TL ilk taksidinin ve müteakip aylarda aynı tarihlerde de diğer primlerinin ödenmesinin kararlaştırıldığını, davacı ... ettirenin peşinat dahil ilk taksidi de ödemediğini, ödenen peşinat ve primin ise hasar gerçekleştikten sonra ödendiğini, 44.346,54 TL davacı hesabına iade edildiğini ve bu hususun kendisine Beyoğlu ... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarname ile bildirildiğini, açıklanan nedenlerle; davanın aktif husumet yokluğundan reddine, esasa geçilmesi halinde yürürlükte poliçe olmadığından davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; taraflar arasında sigorta primine ilişkin peşinat ve ilk taksidin ötelenmiş olmasına rağmen davacının oluşturulan sigorta poliçesi korumasının 30/09/2016 tarihinden itibaren başlamış olduğu hasarın primin ödenmesinden önce gerçekleşmiş olmasının davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağına ve buna göre de detaylı gerekçeli dosya kapsamı ile uyumlu olması nedeni ile itibar edilen bilirkişi raporuna göre davacının 1.840.681,58 TL emtia, 3.288.280,18 TL ve 253.000,00 TL makina hasarı olmak üzere 5.381.961,76 TL'lik oluşan zarardan sorumlu olduğu ancak bu zarardan poliçedeki %10 muafiyet miktarına denkgelen 538.196,17 TL'nin poliçe hükümleri gereği indirilmesi gerektiği ve bu miktar düşüldüğünde davacının davalıdan 4.843.765,59 TL talep etme hakkı bulunmasına rağmen davacının bu rakamdan daha düşük 4.750.000,00 TL talepte bulunduğu, taleple bağlılık kuralı gereği davalının bu tutardan sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.\t\t<br>İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; Yerel Mahkeme huzurunda yapılan yargılamada 07.10.2019 tarihli karar duruşmasında, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılama aşamasına geçileceği belirtilmeden ve taraflara bu yönde bir Ihtaratta bulunulmadan yokluklarında duruşmanın bittiği belirtilerek karar verildiğini, 6100 Sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, usulüne uygun sözlü yargılama yapılmadan, davalının hazır bulunmadığı duruşmada davalının haklarının kısıtlanmasına sebebiyet verecek mahiyette, eksik incelemeyle ve adil yargılanma hakkını etkileyecek şekilde yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından aralarında sigorta uzmanının da bulunduğu heyetten alınan bilirkişi raporunda, davaya konu hasardan dolayı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığına dair görüş belirtilmiş olmasına karşın bu raporu elimine edecek başka bir heyetten rapor alınmaksızın raporda belirtilen görüşün aksine hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel Mahkeme hükmünün bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini, Sigorta prim peşinatının süresinde ödenmediğinden dolayı riziko tarihinde müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu başlamadığından davanın reddine karar verilesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı usul ve yasaya aykırı olduğunu, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için TTK.nun 1421. maddesi hükmü uyarınca primin tamamının veya ilk taksitinin ödenmiş olmasının zorunlu olduğunu, davaya konu sigorta poliçesinin vade tarihlerinin 29.09.2016 - 29.09.2017 olduğu ve tanzim tarihinin 30.09.2016 olduğu, sigorta Poliçesinde peşinatın 30.09.2016 tarihinde 25.187,73.-TL » İlk taksidin 30.10.2016 da 15.109,00.-TL olarak yapılması gerektiği yazılı olduğu, rizikonun, poliçe tanzim tarihinden tarihinden 31 gün sonra 01.11.2016 tarihinde gerçekleştiğini, davacı tarafından sigorta primine ilişkin rizikonun gerçekleştiği 01.11.2016 günü saat 02:50 den sadece 7 saat 35 dakika sonra dekontta hiçbir açıklama yapılmaksızın 44.346,54.-TL ödendiğini, davacı sigortalı tarafında ödenen bu miktarın davacıya aynen iade edildiğini ve bu hususun kendisine noter ihtarı ile bildirildiğini, Sigorta poliçesi priminin tamamının veya ilk taksitinin yatırılmadığı takdirde sigortacının sorumluluğunun başlamayacağı yöndeki yasa hükmünün poliçede açıkça vurgulandığını, sorumluluğunun başlamadığı, rizikonun gerçekleşmesinden sonra primin ilk taksitini ödenmesinin, kanunun ve sigorta sözleşmesinin bu açık hükmünü bertaraf edici işlem olmadığı sonuçta müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun başlamadığı nazara alınarak davanın reddin karar verilmesi gerekmekte iken Yerel Mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin davanın kabulüne dair kararının gerekçelerinin TTK' nın amir hükümleri ile yargıtay uygulamalarıyla çeliştiğini, Yerel Mahkeme gerekçesinde, taraflar arasında 29.09.2016 tarihli e mail yazışmaları ile poliçe prim peşinatı ödenmeden sigorta teminatının sigorta sözleşmesinin tanzim tarihinden itibaren başlayacağına dair anlaşma yapıldığı ileri sürülmekte ise de Yerel Mahkeme huzurunda alınan bilirkişi raporunda tespit olunduğu üzere dosyaya sunulu e mail yazışma dökümlerinin içeriğinde Mahkemenin ulaştığı sonucu destekleyen hiçbir yazışma bulunmadığını, dosya kapsamında yer alan yazışmalar içeriğinde Yerel mahkemenin gerekçesinde belirtildiği şekilde sigorta şirketinin ilk peşinatın 04.11.2016 tarihinde ödeneceğine ve poliçe teminatının 30.09.2016 tarihinden itibaren geçerli olduğuna dair hiç bir yazışmasının söz konusu olmadığını, dosya içeriğinde yer alan hiçbir belgede sigorta teminatının prim ödenmeksizin başlayacağına dair Mahkemenin kabul kararına dayanak gösterdiği gerekçeyi haklı çıkartacak bir belgenin olmadığını, ayrıca poliçe tanziminde itibaren geçen 31 gün içinde poliçe primini ödemek için banka hesap numarasının kendisine bildirilmesini bekleyen sigortalının hasarda sadece 7 saat 35 dakika sonrasında hiçbir kimseden bilgi almadan müvekkili şirketin banka hesabına prim ödemesi yapmış olmasından dolayı Mahkemenin bu gerekçesinin de hatalı olduğu ve dosya delilleri ile bağdaşmadığını, sigorta şirketlerinin mutad eksper atama uygulamasından hareketli hasarın sigorta şirketi tarafından da önce teminat kapsamında kabul edildiği sonucunun çıkartılması hukuken mümkün olmadığını, Sigorta sektöründe hasar ihbarı yapıldıktan sonra doğrudan sigorta eksperi atanmasının mutat bir uygulama olduğunu, sigorta şirketi tarafından sigorta eksperinin görevlendirilerek olay mahalline gönderilmesinin hasarın sigorta teminatı kapsamında gerçekleştiğinin sigorta şirketi tarafından da kabul edildiği müeyyidesi ile sonuçlandırılamayacağını, olayda taraflar TTK 1421 hükmü aksine anlaşma yapmış olmadıkları için, sigortacının sorumluluğunun başlamadığını, sigorta ettirenin kendi hukuka aykırı davranışından lehine sonuç elde etmesinin hukukun koruması altında olmadığını, somut olayın gerçekleşme seyri nazara alındığında Mahkeme ilamında ileri sürülenin aksine asıl dürüstlük kuralına aykırı davrananın süresinde hiçbir prim ödemediğinden dolayı tazminat talep etme hakkı bulunmamasına karşın müvekkili şirketten haksız tazminat talep etmeye çalışan davacı şirket olduğu açıkça ortaya çıktığını, Yerel Mahkemenin davanın kabulüne dair kararının gerekçesinde; Primin ötelenmiş olması, poliçenin sigorta ettirene sağlayacağı güvencenin ötelenmiş olması anlamına gelmeyeceği, aksinin kabulünün, yasa koyucunun sigortacı karşısında daha zayıf olan sigorta ettireni koruma hükümlerine aykırılık oluşturacağı şeklindeki gerekçesinin de TTK mun sigorta prim ödemesi ve sigortacının sorumluluğunun başlamasına ilişkin amir hükümlerine aykırı olduğu belirterek usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesinin talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusuna cevap dilekçesinde; davalının, sözlü yargılama için davet yapılmadan, gıyabında hüküm kurulmasına yönelik itirazının haksız olduğu, davalının en son 06.12.2018 tarihli celseye katıldıktan sonra hüküm kurulana kadar hiçbir celseye katılmadığını, dosyaya hiçbir beyanda da bulunmadığını, heyete sigortacı bilirkişi atanması hukuki takdir ve yetkinin bilirkişiye devredildiği anlamına gelmeyeceği gibi esasen sigortacı bilirkişinin hukuki değerlendirme yapma ehliyeti ve yetkisi de bulunmadığını Hukuki ihtilaf ile ilgili karar vermeye münhasıran yetkili olan Yerel Mahkemenin ilk rapordaki hukuki görüşünü bir başka bilirkişi raporuyla elimine etmesine gerek bulunmadığını, Taraflar arasındaki sigorta ilişkisinin, yeni kurulmadığını ihtilafa konu dönemin sigorta ilişkisinin 3. dönemi olduğunu, 3. dönem poliçe imza edilmesinin, taraf iradelerinin sigorta ilişkisinin devamı yönünde olduğunun da e-postalar ile sabit olduğunu, bu sebeple taraflar arasındaki ilişki ve irade bir bütün olarak değerlendirilerek eski himayenin sona erdiği ve yeni dönemde ilk prim ödemesi yapılana kadar sigorta himayesi bulunmadığı sonucuna ulaşılamayacağını, müvekkilinin üçüncü dönem için devam edecek olan sigorta ilişkisinde teminatın aralıksız devam etmesi yönündeki iradesini açıkça bildirdiğini, davalı sigortacının bu iradeye hiçbir itirazda bulunmadığını, tam tersine müvekkilin güvenini pekiştirecek ifadeler kullandığını, aksi yönde bir bildirim ve uyarıda bulunulmayan müvekkilinin hiçbir kusuru olmadığından, davalının gerçekleşen hasardan sorumlu tutulması gerektiğini, TTK 1421' e göre tarafların teminatın başlaması konusunda düzenleme yapma serbestileri ve SK 32 kapsamında davalı sigortacının iyiniyetli davranma yükümlülüğü gözetilerek müvekkilinin güveninin korunması ve sigorta teminatının kesintisiz şekilde devam ettiğinin kabulü gerektiğini belirterek davalı tarafın istinaf itirazlarının reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, davacı sigortalının, davalı sigortacısına karşı açmış olduğu poliçedeki rizikonun gerçekleşmiş olmasından kaynaklı hasar bedelinin tazminine ilişkidir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, yapılan yargılamada 07.10.2019 tarihli karar duruşmasında, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılama aşamasına geçileceği belirtilmeden ve taraflara bu yönde bir ihtaratta bulunulmadan yokluklarında duruşmanın bittiği belirtilerek karar verildiğini, 6100 Sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, usulüne uygun sözlü yargılama yapılmadan, davalının hazır bulunmadığı duruşmada davalının haklarının kısıtlanmasına sebebiyet verecek mahiyette, eksik incelemeyle ve adil yargılanma hakkını etkileyecek şekilde yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemenin davalı tarafın hazır bulunmadığı 07/10/2019 tarihli duruşmada, tahkikatın tamamlanarak sözlü yargılamaya geçilmesine karar verildiği ve aynı celse davalı tarafın yokluğunda karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK madde 186). (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 19/03/2019 tarih, 2016/5263 E. 2019/3210 K. sayılı ilamı) Bu kapsamda, \". .tahkikatın bitiminden (HMK m. 184) sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkarılacak davetiyede (Tebligat K.m.9) belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirir (HMK m. 186). Sözlü yargılamada mahkeme, tarafların son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK m. 186/2). Hakim, Türk Hukukunu re'sen uygular (HMK m.33). Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanununun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK 13/03/2013, 2013/802 esas, 2013/347 karar). Mahkeme, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir duruşma günü tayin etmeden, davalının yokluğunda hüküm vermiştir. Yerel mahkeme hakimi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. madde hükmünü dikkate almayarak taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama ve son sözlerini söyleme hakkı vermeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanununun 184. ve 186. maddelerinin emredici ve açık hükmünü uygulamadığından, hüküm münhasıran bu sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir..\" ( Emsal Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/20862 Esas, 2018/7823 Karar ve 21.06.2018 tarihli ilamı ). \"..Ancak, 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur. Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, \"Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir.\" hükmünü amirdir. Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK'nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK'nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir. Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK'nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir. Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, hükmün tefhim edildiği 04/12/2014 tarihli celsede, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği bildirilmeden, taraflara son sözleri sorulmadan karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir... \" ( Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/1997 Esas, 2017/3912 Karar ve 20/06/2017 tarihli ilamı). Yukarıda belirtildiği ve emsal Yargıtay ilamlarında da ifade edildiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 184 ve 186.maddesi düzenlemeleri emredici niteliktedir. Yasanın emredici düzenlemelerine aykırı hüküm tesis edilmesi ise aynı yasanın 33.maddesinde yer verilen genel ilkeler arasındaki hakimin Türk Hukukunu resen uygular düzenlemesine de aykırılık teşkil edecektir. Mahkemece, tahkikatın tamamlandığının kabulü halinde yasanın emredici düzenlemeleri gereğince işlem yapılması gerekirken HMK 27.maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurur şekilde davalı tarafın yokluğunda ve tahkikatla ilgili beyanları alınmaksızın hüküm tesis edilmiş olması isabetli görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle ve özellikle 6100 sayılı HMK'nın emredici düzenlemeleri kapsamında davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulüne ilk derece Mahkemesi kararının 353/1a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/346 Esas,   2019/892 Karar sayılı ve 07/10/2019 tarihli  kararının HMK'nun 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve  yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 269,85 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 79.397,86 TL harçtan mahsubu ile bakiye 79128,01 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE, 5-Davalı tarafın yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"19cefcfbe5df67a0","SID":"9b0fa97d5f3bd1f7"}}