{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/433 <br>KARAR NO: 2023/916<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 11/06/2019<br>NUMARASI: 2018/216 Esas, 2019/705 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 18/10/2023<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; taraflar arasındaki ticari ilişki nedeni ile 25/02/2016 tarihli sözleşmeden kaynaklı 80.000,00 TL. + KDV bedel ödemesinin kararlaştırıldığı, davacı tarafça üstlenilen edimlerin yerine getirildiği ancak bakiye 24.700,00 TL.lik kısmın ödenmediği belirtilerek davalı aleyhine bu bedelin ödenmesi talepli İstanbul Anadolu ... İcra dairesinin ... sayılı dosyası ile başlatılan takibe yapılan itirazın iptali,  icra inkar tazminatına hükmedilmesi talep edilmiştir. Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. Mahkemece;  inceleme günü için belirlenen ihtaratlı tebligatın davalı tarafa tebliğ edildiği, ancak inceleme gününde ticari defterlerin mahkememize sunulmadığı, davacı tarafın 2016 ve 2017 yılı ticari defterlerin incelenmesi sonucunda bilirkişi raporunun düzenlendiği anlaşılmaktadır. İşbu rapora göre davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 10.700,00 TL. borcu olduğu tespit olunduğu, ek rapor alınması yönündeki talepler reddedildiği, 11/06/2019 tarihli celsede ( mahkemece yapılan maddi hata sonucu) davalı tarafça takip dosyasındaki 10.700,00 TL. alacağa  yönelik yapmış olduğu itirazın  iptaline dair karar verilmiş, her ne kadar davalı vekilince işbu maddi hatanın tavzih yoluyla giderilmesi talep edilmiş ise de HMK 304 ve 305 maddeleri uyarınca tavzih ve tashih yoluyla giderilemeyeceği gerekçesiyle  mahkemece verilen kısa karar doğrultusunda davanın kısmen kabul kısmen reddine,  davalı tarafça İstanbul Anadolu ... İcra  Dairesi'nin ... sayılı takip dosyasında 10.700,00 TL alacağa yönelik yapmış olduğu itirazın iptaline , takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle takibin devamına , kabul edilen asıl  alacağın ( 10.700,00 TL.) %20'si oranında 2.140,00 TL İcra inkar tazminat bedelinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,  fazlaya dair istemin ise reddine karar verildiği görülmüştür.Davalı vekili istinafında; davacının alacaklı değil borçlu olduğunu rapora göre, mahkemenin kısa kararda hatalı karar verdiğini kabul ettiği fakat düzeltme yapamadığı için bu kararı verdiğini mahkemenin de gerekçesi gözetilerek kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.Mahkeme kararının gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece gerekçeli kararda  davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 10.700,00 TL borcu olduğu tespit olunduğu, davacının borçlu olmasına rağmen 11/06/2019 tarihli celsede  mahkemece yapılan maddi hata sonucu davalı tarafça takip dosyasındaki 10.700,00 TL. alacağa  yönelik yapmış olduğu itirazın  iptaline dair karar verildiği, HMK 304 ve 305 maddeleri uyarınca tavzih ve tashih yoluyla giderilemeyeceği gerekçesiyle  mahkemece verilen kısa karar doğrultusunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiği, bu durumda mahkemenin gerekçesiyle hüküm fıkrası arasında çelişki oluştuğu anlaşılmaktadır. HMK. 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, aralarında çelişki bulunmaması gerekir. Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması kamu düzeniyle ilgili olup, hükmü temyiz etmeyen yönünden de sonuç doğurması gerekeceği de gözetilerek, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir.(10/04/1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E. 268 K., 2012/6-97 E. 203 K.,  2012/10-149 E. 291 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK'nun 294/3. maddesi gereğince hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Anılan Kanun'un 297/2. maddesine göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Başka bir anlatımla, yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, HMK.nun 298/2. maddesi  uyarınca tefhim edilen hüküm özetine (kısa karara)  uygun olması gerekmektedir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Aksi halde - kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması durumunda - yargılamanın aleniyeti ve kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nun yukarıda değinilen emredici nitelikteki maddelerine aykırı bir durum yaratır. kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki nedeniyle denetime elverişli usule uygun bir karar bulunmamaktadır. Bu aykırılık kamu düzenine ilişkin olup diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olur. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunmasının bozma sebebi olduğu ise, 10.04.1992 gün 1991/7-4 karar sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğidir.(2. HD, 2016/2759 -2016/13636) Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin usul yönünden KABULÜNE, 2-İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/06/2019 tarih, 2018/216 Esas, 2019/705 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/10/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"64f030db7d98ffd6","SID":"0703b52fc53628b4"}}