{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1456 <br>KARAR NO: 2023/957<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/01/2020<br>NUMARASI: 2016/975 Esas - 2020/22  Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/10/2023<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacı ... Petrol AŞ. (\"...\") ile davalı ...Turizm San. Ve Tic. Ltd. Şti. (“...”) arasında 12/08/2015 tarihinde davalı tarafından ... Sitesi Cumhuriyet Bulvarı No... Ümraniye/İstanbul adresinde münhasıran davacıya ait petrol ürünleri ve davacının öngöreceği motorlu araç gereçleri ile diğer malları depolamayı ve satmayı, motorlu araçları yıkama, yağlama, servisi yapmayı ve kendi nam ve hesabına iştigal etmek suretiyle servis/satış istasyonunu bayi olarak işletmeyi öngören bir sözleşme akdedilmiş olduğunu, söz konusu bayilik sözleşmesinin 12.08.2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olduğunu ve 12.08.2020 tarihine kadar bağlayıcı olduğunu,davalının Beşiktaş ... Noterliğinden 03.08.2016 tarih ve ... yevmiye numarası ile keşide ettiği ihtarname ile bayilik sözleşmesini süresinden evvel sona erdirmiş olduğunu,davalının söz konusu ihtarnamede akaryakıt istasyonu üzerinde bulunan taşınmazın maliki ile aralarında daha evvel akdedilmiş olan kira sözleşmesinin 31/07/2016 tarihinde sona ereceğini,malikin taşınmazı başka bir dağıtım şirketine kiralamış olduğunu, taşınmazın malikinin ve yeni kiracının tahliye talep ettiğini, bu nedenle 12.08.2016 tarihinde taşınmazı tahliye edeceğini, bayilik sözleşmesini de buna dayalı olarak feshettiğini bildirdiğini,davalının kiracılık hakkının sona ermesine dayalı olarak bayilik sözleşmesini feshetmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu,davalının fesih ihtarnamesini takip eden süreçte söz konusu taşınmazı tahliye etmediğini,başka bir dağıtım firması ile yeni bir bayilik sözleşmesi akdederek başka bir dağıtım şirketinin lisansı altında faaliyetlerini sürdürdüğünü, bu durumun feshin haksız ve hukuka aykırı olduğuna işaret ettiğini, tam iki taraflı bir sözleşmenin söz konusu olduğunu, bayilik sözleşmesi yürürlükte iken haklı bir neden olmaksızın feshedilmesinin hukuken mümkün olmadığını,bu nedenle davacı ...’in sözleşmenin uygulanmamasından ötürü doğmuş doğacak tüm hak, müspet, menfi zararları ve alacaklarını talep etme hakkına sahip olduğunu,buna ilişkin olarak günlük satış miktarlarının sözleşmenin kalan süresi olan dört yıla oranlanması ve bu satış miktarının müvekkil şirketin metreküp başına kâr marjı ile çarpılması neticesinde müvekkil şirketin mahrum kaldığı karın hesaplanabileceğini,bayilik sözleşmesinin 11.3 ve 4. maddeleri uyarınca 500.000 USD sözleşme cezasının doğmuş olduğunu,hem kâr kaybının hem de ceza koşulunun talep edilebileceğini,haksız fesih nedeniyle uğradığı zararın (mahrum kalınan  kâr) karşılığı olarak şimdilik 20.000,00 TLnin, fesih tarihi olan 12.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte,sözleşme cezası olarak kararlaştırılan 500.000 USD’nin, tahsil tarihindeki T.C. Merkez Bankası Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; fesih beyanının haksız olmadığını,meydana gelen halin bozucu şartın gerçekleşmesi sebebiyle veya TBK m. 136 hükmü gereğince borçlunun sorumlu olmadığı (kusursuz) ifa imkansızlığından kaynaklandığını, davalının istasyon maliki olmadığını, sadece kiracı olduğunu, davalının kiracılık sıfatını devam ettiği 15 yıl boyunca sadece davacı ...’in bayiliğini yaptığını, davalı ile İmes Kooperatif arasındaki kira ilişkisinin bitmesiyle birlikte bayilik anlaşmasının da kendiliğinden sona ermiş olduğunu, davacı ile 18/08/2015 yılında imzalanan çerçeve anlaşmada kira sözleşmesinin 2016 yılında sona ereceğinin öngörülmüş olduğunu, sözleşmenin ona göre düzenlenmiş olduğunu, çerçeve anlaşmanın 7. maddesi uyarınca, davalının kiracılık sıfatını kaybetmesi halinde davacı ...'in davalı ...’ten sözleşme cezası talep etmeyeceğinin kararlaştırılmış olduğunu,davacının kira ilişkisinin biteceğini bildiğini,bu sonucu göze aldığını, kira sözleşmesinin sona ermesinin TBK m. 173 anlamında bir bozucu şart teşkil ettiğini, davalının kira sözleşmesini yenileyebilmek için azami gayreti sarf ettiğini, bu hususta kira bedelini 42.915-TL’den 135.000-TLye çıkarmayı teklif ettiğini, malik İmes Kooperatif tarafından Üsküdar ... Noterliğinden 27/07/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edilerek tahliye talep edildiğini, dava dışı yeni kiracı ... tarafından Üsküdar ... Noterliğinden 29/07/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edilerek yeni kira ilişkisinin ve bunun tapuya şerh edildiğinin davalıya bildirildiğini, davalının tahliye için ek süre talep ettiğini, davacının ariyet malzemelerini geri aldığını,kurumsal kimliklerini istasyondan söktüğünü,tüm sürecin davacının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İs celemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ..Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinde cezai şart talep edilebilecek haller düzenlenmiş iken \"Çerçeve Anlaşma\" başlıklı sözleşme ile cezai şart talep edilemeyeceği haller düzenlenmiştir.Belirtmek gerekir ki her iki sözleşme birbiriyle bağlantı içinde olsa dahi çerçeve anlaşmasının, taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesine bağlı olarak yapıldığı, bu itibarla son bilirkişi raporunda da irdelendiği üzere bu \"Çerçeve Anlaşmanın\" daha özel nitelikte bulunduğu anlaşılmakla sonradan yapılan \"özel nitelikteki sözleşmenin\" uygulanması yorum kuralları çerçevesinde öncelikle arz eder. Bilindiği üzere kanunların yorumunda dahi \"özel kanun genel kanunları ilga eder.\"(...) Roma hukukundaki kabul ile taraflar arasındaki \"anlaşmanın bir anlamda tarafları  bağlayan kanun\" hükmü niteliğine haiz olduğu (..) da dikkate alındığında cezai şart talep edilip edilemeyeceği noktasında çerçeve anlaşma hükümlerinin dikkate alınabileceği açıktır.Buna göre Çerçeve Anlaşmasının yedinci maddesinin ikinci ve üçüncü cümlesine göre \"Bu kapsamda ... ile bayi arasında iş bu çerçeve anlaşmaya konu akaryakıt istasyonu ile ilgili olarak 18/08/2015 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesi ve ekleri imzalanmıştır.Ancak ilerleyen zamanlarda bayinin iş bu taşınmaz üzerindeki kiracılık sıfatını kaybetmesi ve/veya yeni bir dönem için malikle anlaşma sağlayamaması ve/veya söz konusu akaryakıt istasyonuna yeni kiracı olarak malik tarafından atanacak olan kiracının bayi ile arasında organik ve/veya hukuki herhangi bir bağlantının bulunmaması kayıt ve şartları ile ..., bayiden bayilik sözleşmesinin süresinden evvel sona ermiş olması nedeniyle cezai şart talebinde bulunamayacaktır.\"Adı geçen hükümden anlaşılacağı üzere yukarıda belirtilen hallerden bir veya birden fazlasının birlikte oluşması halinde davacı olan ... Ticaret Limited Şirketinden cezai şart edemeyecektir.Nitekim somut uyuşmazlıkta sözleşmede belirtilmiş olduğu üzere dayanak sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonra istasyonun yer aldığı taşınmaz üzerindeki davalının kiracılık sıfatının sona erdiği sabittir.Sözleşmede davalının taşınmaz üzerindeki sıfatını kaybetmiş olması,münhasıran gerekli ve yeterli görülmüş olup kiracılık sıfatının ne zaman,ne şekilde,hangi şartlarla kaybına ilişkin özel bir düzenleme yapılmamıştır.Kaldı ki gerek yukarıda yer verilen ilk bilirkişi raporunun ilgili kısmı ve gerekse sektör bilirkişisinin de yer aldığı ikinci bilirkişi kurulunun yapmış olduğu sektörel açıklamalar istasyonun kullanılma şekli,amacı karşısında davalı kiracı yönünden kira sözleşmesinin sona ermesinin zorunlu olarak gerçekleştiğini ortaya koymuştur.Esasen hüküm bu yönüyle de tam da davalı lehine olan sonucu doğurmaktadır. Açıklanan bu durum karşısında davalıdan cezai şart talep edilebilmesinin sözleşmesel açıdan mümkün olmadığı açıkça irdelenmiştir.Bu noktada ikinci bilirkişi kurulunun raporu gerekçeli ve hükme elverişlidir.Buna mukabil birinci bilirkişi raporunun 16.sayfasında \"kira sözleşmesinin sona ermesi durumunda yeni kiracı ile organik veya hukuki ilişkiye girilmesi durumunda cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olması nedeniyle cezai şarta ilişkin talebin sözleşme hükümleri mahkemece kabul olunduğu takdirde talep edilebilir olduğu açıklanmış\" ise de yukarıda ayrıntılı olarak izah olunduğu üzere \"Çerçeve Anlaşması\"na göre cezai şartın davacı tarafından talep olunabilmesi,bu anlaşmanın yedinci maddesinde belirtilen üç halden sadece birinin davalı lehine oluşması durumunda, mümkün olamayacaktır. Bu nedenle \"Çerçeve Anlaşma\" hükümlerine aykırı olan ve mahkememizin de  takdirine bırakılmış bu görüşe itibar edilebilmesi mümkün değildir. Davacının diğer talebi ise mahrum kalınan kar alacağıdır. Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere davalı bayinin kiracılık sıfatını kaybetmesi noktasında gerek birinci bilirkişi raporunun 15.sayfasının ilk paragrafı ve gerekse ikinci bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu raporun 8.,9.sayfaları ve sonuç kısmı dikkate alındığında davalının bir kusuru olmaksızın ve bir anlamda kusursuz ifa imkansızlığı sonucunda gerçekleşmiştir. Kaldı ki 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğ Hükümleri karşısında olayımızda bir aykırılık halinin bulunmadığı kabul edilebilir ise de bu durum davalı kiracının kusuru olmaksızın sözleşmenin sona erdiği hukuki gerçeğini değiştirmeyecektir. O halde tazminat hukukuna hakim olana genel ilkeler dikkate alındığında davalı aleyhine kar mahrumiyetine hükmedilebilmesi açısından ayrıca bu talep ele alınmalıdır. \"Dava tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 112. (818 sayılı BK md. 96) maddesine göre alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için, bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Kâr kaybı, kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Genelde sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kardan yoksun kalan tarafın malvarlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik yoktur. Burada kardan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir.\"(Yargıtay 3.HD 2018/6983 E.2019/7656K.sayılı ilamı) Hal böyle olunca somut uyuşmazlık açısından davacının bayilik sözleşmesinin feshinden dolayı kar kaybını ancak davalının kusuru ile sözleşmeyi feshetmesi halinde talep edebileceği açıklanan Kanun ve Yargıtay uygulaması gereğidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkla ilgili alınan gerek birinci bilirkişi kurulu gerek ikinci bilirkişi kurulu raporundaki tespitler karşısında davalı kiracının mevcut kira sözleşmesi nedeniyle kiracılık sıfatının sona erdiği,nitekim kendisinden taşınmazı tahliye ve teslim etmesi için davalı kiracıya ihtarda dahi bulunulduğu,sektörel açıdan yapılan incelemelerde de ayrıntılı olarak belirtildiği üzere davalının davacı ile yapmış olduğu sözleşmenin devam ettirememesinin dava dışı malikten kaynaklı bir durum bulunduğu, bu nedenle sözleşmenin devam ettirilmemesinden dolayı davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Buna göre davalı sözleşmenin feshinde kusurlu olmadığından davalıdan mahrum kalınan kar bedeli talep edilemez.Esasen 1.ve 2.bilirkişi kurulu raporu da bu açıdan gerekçeli ve denetlebilir niteliktedir.Kaldı ki somut olayda taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi 12/08/2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte davalı şirketin, akaryakıt istasyonu üzerinde bulunan taşınmazın maliki ile aralarında daha evvel akdedilmiş olan kira sözleşmesinin 31/07/2016 tarihinde sona ereceği, buna göre malikin davalı kiracının tahliyesini ve taşınmazın teslimini talep etme hak ve imkanının bulunduğu sabittir. Davacı şirketin bayilik veren ve ekonomik ve işletmesel açıdan büyük ölçekli şirket konumunda bulunduğu halde, davacı şirketin davalı ile sözleşme yapmış olduğu aşamada bu durumu incelememesi, araştırmaması, en azından davalı ile yapmış olduğu sözleşmede bu konu ile ilgili herhangi bir şart düzenlemesi yapması mümkün olduğu halde bu şartın konulması için çaba göstermemiş olması davacı şirketin basiretli davranmadığını ortaya koymaktadır. Davacı şirketin bayilik veren şirket olarak kiracı olan davalı bayinin kira sözleşmesinin biteceği tarihi bilmesi, en azından ne zaman biteceğini öngörmesi gerekli ve mümkündür.Nitekim istasyonun faaliyet gösterdiği taşınmaz ile ilgili tapu sicil kayıtlarına göre kira sözleşmesinin geçerli olacağı tarih dahi kayıtlara şerh olarak düşülmüş olup, tapu kayıtlarının aleniliği nedeniyle ise bu kaydın incelenmesine dahi engel hal yoktur. 6102 sayılı TTK m.18/f.2 hükmü (eski TTK m.20/f.2) uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Her tacir ticari faaliyetlerinde tedbirli ve tecrübeli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür.Bu yükümlülüğe aykırılık sebebi ile bir zarar doğarsa, tacir bu zarardan sorumlu olur, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gereken tecrübeli bir tacir sözleşmenin ifa edilmeyeceğini düşünmeli ve öngörmelidir.Dolayısıyla sözleşmeyi yerine getirebileceğini düşünerek yaptığı masrafları karşı taraftan talep edemez. (Ülgen, Teoman, Helvacı, Kendigelen, Kaya, Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2006, Sayfa 235) Somut olayda davacı olan tacirin sözleşmenin sona ereceği tarihi en başta öngörmesi davacı açısından bir yükümlülük olduğu halde davacı bu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Hal böyle olunca davacı şirketin, feshe konu kira sözleşmesinin biteceği tarihi bilmesi,en azından öngörmesi ve bunu tespit etme imkanının mevcut olması ve yine buna göre sözleşmede gerekli düzenlemeleri yapması veya sözleşme yapmaktan kaçınması hak ve imkanı mevcut olduğu halde feshe konu sözleşmenin süresinin sona ermesinden sonra davalı kiracıdan ceza şartı ve kar mahrumiyeti talep etmesi iyiniyet kurallarına dahi aykırıdır. (Yargıtay 19 HD. 2014/13008E.2015/9727K.sayılı ilamı ve ilk derece  mahkemesi kararından hareket edilmiştir.) 4721 sayılı TMK m.2 hükmü dikkate alındığında ise davacının bu yöne ilişkin talepte bulunması iyi niyet kurallarına dahi aykırı nitelik taşımaktadır. Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının tümden reddine  ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından yapılan yargılamada, dosyadan alınan ilk bilirkişi raporunda müvekkili şirketin cezai şart alacağı hakkında davanın kabulü gerektiği hususunda rapor düzenlenmiş olup, Mahkeme tarafından bu rapor akabinde özellikle sözleşmelerin rekabet mevzuatı kapsamında değerlendirilmesi hususunda dosyada yeniden bir bilirkişi incelemesi yapılmasına kararı verildiğini, alınan ikinci rapor sonrasında, sözleşmelerin rekabet mevzuatına aykırı olmadığının tespit edilmesine karşın sair nedenlerle davanın reddi gerektiği görüşüne itibar edildiğini fakat dosyada iki ayrı görüş içeren bilirkişi raporu bulunmasına karşılık yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması taleplerinin reddedilerek haksız ve hukuka aykırı olarak ile davanın reddine karar verildiğini, somut olayda taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi 12/08/2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte davalı şirketin, akaryakıt istasyonu üzerinde bulunan taşınmazın maliki ile aralarında daha evvel akdedilmiş olan kira sözleşmesinin 31/07/2016 tarihinde sona ereceğini, buna göre malikin davalı kiracının tahliyesini ve taşınmazın teslimini talep etme hak ve imkanının bulunduğunu,  kiracı olması nedeniyle sözleşmenin sona ereceğini doğrudan kendisi bilen davalı şirketin neden sözleşmenin devam edeceğini ve aksi halde cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, bu nedenle asıl davalının basiretli bir tacir gibi davranmadığını ve bu nedenle de sözleşmedeki yazılı taahhütlerinden sorumlu olacağını ve daha sonradan bu taahhüdün ifa imkansızlığı olduğunu ileri sürmesinin de asıl iyi niyetli bir davranış olmadığını,  malik ve yeni kiracı ve onun bayisi olan huzurdaki davalı şirketin ilgili taşınmaz üzerindeki ticari faaliyetlerine devam ettiğini ve buradaki tek mağdurun müvekkili şirket olduğunu, taşınmaz maliki ile müvekkili şirket arasında bir hukuki sözleşme bulunmamakla birlikte müvekkili şirketin muhatabının yalnızca davalı şirket olduğunu ve bu nedenle davalı şirketin malikin muvafakatını aldığını ve devam edeceğini taahhüt etmesi karşısında artık dava konusu sözleşmeler açısından malik ile davalı şirket arasındaki hukuki sözleşmelerin neticeleri ile değil yalnızca davalı şirketin kendisine karşı verdiği yazılı taahhüt ve sorumlulukları muhatap alacağını, dava konusu Bayilik Sözleşmesi davalı şirketin ilgili Bayilik Sözleşmesi’nin 11.4. maddesinde beyan ve taahhüt ettiği yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve bu nedenle de sözleşmeyi feshetmesinden ötürü sona erdiğini, bu nedenle, davanın reddi gerekçesindeki kusursuz ifa imkansızlığı görüşüne katılınmasının imkanı bulunmadığını, zira davalı şirketin müvekkili şirkete karşı malikin sözleşmeye ve müvekkili şirket ile faaliyetine muvafakatını açık bir şekilde kabul ve taahhüt ederek, aksi durumda müvekkili şirketin uğrayacağı zararları ödeyeceğini de kabul ve taahhüt ettiğini beyan ederek istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya aykırı İstanbul 2 .Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/975 E. sayılı ve 2020/22 K. sayılı davanın reddi kararının kaldırılarak davadaki tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart ve mahrum kalınan kar alacağı taleplerinin tahsili istemine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık, davalı şirketin, akaryakıt istasyonunun bulunduğu taşınmaz malikiyle aralarındaki kira akdinin sona ermesi sebebiyle bayilik sözleşmesinin feshedilmesinin haklı olup olmadığı, cezai şart ve mahrum kalınan kârın talep edilip edilemeyeceği noktasındadır. Taraflar arasında 08.06.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi ve  18.08.2015 tarihinden başlamak üzere 08.06.2015 tarihinde imzalanan 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin imzalandığı hususu ihtilafsızdır. 08.06.2015 tarihinde taraflar arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesinin 11.4. Maddesinde  davacı şirketin bayilik sözleşmesinin bayi tarafından haksız olarak feshi ya da ifa edilmemesi ya da ifasının kusurlu olarak imkansız hale getirilmesi halinde ödeme günündeki T.C Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak 500.000 USD karşılığı TL cezai şarta hak kazanacağı, ayrıca  ilerleyen zamanlarda taşınmazın malikinin bu sözleşmenin ifasına muvafakat etmemesi ve/veya sözleşmenin ifasına hukuken ya da fiilen engel olması ya da kasıtlı veya kusurlu hareketiyle “İstasyon” arazisi üzerindeki kiracılık hakkını sona erdirmesi ve sözleşmenin ifa edilmemesi ya da malikin davacı şirket  ve bayi arasında ayrıca imzalanacak olan 06.08.2015 imza tarihli Çerçeve Anlaşma'ya aykırı davranması ya da haksız olarak söz konusu anlaşmayı feshetmesi halinde, bayinin 06.08.2015 imza tarihli Çerçeve Anlaşmadaki davacı şirketin  hakları saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin  bu nedenle uğrayacağı zararları geri ödemekle yükümlü olacağını ve bu durumların gerçekleşmesi halinde ayrıca 500.000 USD şartı cezayı davacı şirkete ödemeyi ve bu bedellerin vereceğini ve vermiş olduğu teminatlardan tahsil edilebileceğini kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiştir. 08.06.2015 tarihinde taraflar arasında akdedilen 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 3.c maddesinde  sözleşmeye konu akaryakıt istasyonu ile ilgili olarak bayi ve işbu akaryakıt istasyonunun maliki arasında daha evvel akdedilmiş ve süresi 01.08.2016 tarihinde sona erecek olan kira sözleşmesinin süresinin 01.08.2016 tarihinde sona ermesi ve malik ile bayi arasında yeni bir dönem için kira sözleşmesi akdedilmemesi durumunda  işletme teknik yardım bedeli ödemesinin bayiye yapılmayacağı, sözleşmenin 3.b maddesinde  sözleşmeye konu  akaryakıt istasyonu ile ilgili olarak bayi ile akaryakıt  istasyonunun maliki arasında daha evvel akdedilmiş ve süresi 01.08.2016 tarihinde sona erecek olan kira sözleşmesinin süresinin taraflarca yenilenerek 18.08.2020 tarihine kadar  uzatılması ve bayinin böylece söz konusu taşınmaz üzerinde 18.09.2020 tarihine kadar kira hakkının bulunacak olması  ve ayrıca ilave olarak 5.000.000 TL bedelli teminat mektubunun davacı şirkete teslim edilmesi kayıt ve şartıyla  ile  işletme teknik yardım bedeline ek olarak 6.000.000 TL +KDV ilgili faturanın keşide edilerek davacı şirkete gönderilmesinden sonra 20 gün içerisinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında akdedilen 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 7. Maddesinde  ilerleyen zamanlarda bayinin sözleşmeye konu taşınmaz üzerindeki kiracılık sıfatını kaybetmesi ve/veya söz konusu akaryakıt istasyonuna yeni kiracı olarak malik tarafından atanacak olan kiracının bayi ile arasında organik ve/veya hukuki herhangi bir bağlantının bulunmaması kayıt ve şartları ile davacı şirketin , bayiden bayilik sözleşmesinin süresinden evvel sona ermiş olması nedeni ile cezai şart talebinde bulunmayacağı belirtilmiştir. Davaya dayanak bayilik sözleşmesine konu İstanbul ili, Ümraniye İlçesi, ... Mah. ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan  akaryakıt istasyonunun maliki olan ... Yapı Kooperatifi ile yapılan 01.08.2001 başlangıç tarihli 15 yıl süreli kira sözleşmesi 31.07.2016 tarihinde sona ermiştir. Davalı şirket tarafından davacı şirkete gönderilen Beşiktaş ... Noterliğinin  03.08.2016 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile  01.08.2001 başlangıç tarihli 15 yıllık kira sözleşmesi ile kiralandığı , mecurun bulunduğu yerde 15 yıl boyunca sadece  Akarkayıt ve Otogaz istasyonu bayiliği faaliyetinin yürütüldüğü , başka bir ana dağıtım şirketi ile bayilik anlaşması imzalanmadığı,  malikin mecuru bir  başka ana dağıtım şirketine kiralamış olduğunun öğrenildiği, gerek yeni kiracı tarafından gerekse de malik tarafından  mecurun  tahliye edilmesi için ihtarname gönderildiği, akaryakıt ve LPG istasyonunun 12.08.2016 tarihinde tahliye edileceği, mezkür sözleşmelerin 12.08.2016 tarihinden sonra ifasının imkânsız hale gelmesinden ötürü 12.08.2016 tarihinde sona ereceği bildirilmiştir. Somut olayda davalının, kira akdinin taşınmaz malikince sonlandırılmış olması nedeniyle taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiği, sonrasında akaryakıt istasyonunun bulunduğu taşınmazın, maliki olan ...  Kooperatif  tarafından 01/08/2016 tarihi itibariyle kullanılmak üzere ... Şirketine 10 yıl süre ile kiralandığı ihtilafsızdır.  EPDK'nın davalıya ait bayilik lisansından da ... şirketi tarafından akaryakıt istasyonun işletilmesinin / bayiliğinin 12/08/2016 tarihi itibariyle davalı şirkete verildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki Bayilik Sözleşmesinin 11.4 maddesi hangi durumlarda cezai şartın gerçekleşeceği  , buna karşın 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 7. maddesi ise bazı durumlarda cezai şartın talep edilemeyeceği düzenlenmiştir. 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 7. Maddesi özel hüküm niteliğinde olup, Bayilik  Sözleşmesi'nin  11.4. Maddesindeki 'sözleşmenin  haksız olarak feshi halinde 500.000 USD karşılığı TL cezai şart talep edilebileceğini' belirten düzenlemeden  öncelikli  olarak uygulanması gerekir . 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 7. maddesindeki düzenlemeye göre bayinin taşınmaz üzerindeki kiracılık sıfatını kaybetmesi veya söz konusu akaryakıt istasyonuna yeni kiracı olarak malik tarafından atanacak olan kiracının bayi ile arasında organik herhangi bir bağlantının bulunmaması veya  söz konusu akaryakıt istasyonuna yeni kiracı olarak malik tarafından atanacak olan kiracının bayi ile arasında hukuki herhangi bir bağlantının bulunmaması hallerinden birinin gerçekleşmesi durumunda davacı tarafından  cezai şart talep edilmesi mümkün değildir. Söz konusu maddede cezai şart talep edilmemesi için düzenlenen ilk hal olan 'davalının taşınmaz üzerindeki kiracılık sıfatını kaybetmiş olmasının', bu sıfatı kaybetmesine ilişkin maddede herhangi bir açıklama yapılmaması sebebiyle tek başına yeterli olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince  davacının cezai şart talebinin reddine ilişkin karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.Davacı şirket, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiası ile mahrum kalınan kâr nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmüştür. Davalı şirket ise kira sözleşmesinin taşınmaz malikince sonlandırılmış olması nedeniyle davacı şirket ile  arasındaki bayilik sözleşmesini tek taraflı olarak haklı sebeple feshettiğini savunmuştur. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 11.4. Maddesinde  taşınmazın malikinin bu sözleşmenin ifasına muvafakat etmemesi ve/veya sözleşmenin ifasına hukuken ya da fiilen engel olması ya da kasıtlı veya kusurlu hareketiyle “İstasyon” arazisi üzerindeki kiracılık hakkını sona erdirmesi ve sözleşmenin ifa edilmemesi ya da malikin davacı şirket  ve bayi arasında ayrıca imzalanacak olan 06.08.2015 imza tarihli Çerçeve Anlaşma'ya aykırı davranması ya da haksız olarak söz konusu anlaşmayı feshetmesi halinde, bayinin,  davacı şirketin bu nedenle uğrayacağı zararları geri ödemekle yükümlü olacağını  kabul ve taahhüt ettiği  düzenlenmiştir. Kar mahrumiyeti müspet zararlardan olup, sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde aktin feshinden sonra talep edilemez. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur. Sözleşmenin feshedilmiş olması halinde menfi zarar talep edilebilecek olup, menfi zarar  uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar. Kâr mahrumiyeti  talep edilebilmesi için davalı bayinin  borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacı bayiinin sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kar mahrumiyeti, bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelirdir. Davalı taraf kira sözleşmesinin taşınmaz malikince sonlandırılmış olması nedeniyle dayanaksız kalan bayilik sözleşmesini feshetmiştir. Taraflar arasındaki 'Çerçeve Anlaşma' başlıklı sözleşmenin 3.b maddesinde \"01.08.2016 tarihinde sona erecek olan kira sözleşmesinin süresinin taraflarca yenilenerek 18.08.2020 tarihine kadar uzatılması ve bayinin  söz konusu taşınmaz üzerinde 18.09.2020 tarihine kadar kira hakkının bulunacak olması halinde işletme teknik yardım bedeline ek olarak belirli bir miktar ödeneceğinin\" kararlaştırılmış olması kira sözleşmesinin 01/08/2016 tarihi itibariyle sona ereceğinin davacı şirket tarafından bilindiğini ancak buna rağmen davacı şirketin, davalı şirket ile  5 yıl süreli bayilik sözleşmesini imzaladığını göstermektedir. Dosya kapsamındaki delliler ile davacı şirket, bayilik sözleşmesinin feshedilmesinin davalının borca aykırı davranışından veya  davalının kusurundan kaynaklandığını ispat edememiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davacının yasal koşulları oluşmayan kar mahrumiyeti  talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2aea2b1c19cd6adb","SID":"12e7850f861a3261"}}