{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/1797 Esas<br>KARAR NO: 2023/1202<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 03/12/2019<br>NUMARASI: 2017/526 E. - 2019/414 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/10/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin \"...'' markasını 1980 senesinde devralıp 36 senedir bu marka ile hizmet verdiğini, müvekkiline ait ... ve ... sayılı \"...\" markalarının 29, 30, 32 ve 43. sınıflarda tescilli olduğunu, markanın unlu mamuller, her türlü tatlı ve şekerleme ürünleri için kullanıldığını, ayrıca fırın ve pastane işletildiğini, ürün ve hizmet markası olduğunu, markanın tüketiciler tarafından tanınan ve aranan bir marka haline geldiğini, davalı tarafından ... sayılı \"...'' markasının müvekkilinin kullandığı ürün ve hizmetlerde tescil ettirildiğini, önceden müvekkili yanında çalışan davalının iyi niyetli olmadığını, tarafların birbirini tanıdığı için taraflar arasında daha önce bir lisans ilişkisi kurulduğunu, davalının davacıya aylık 1.000,00 TL itibari lisans ücreti ödediğini, davalının davacıya ait markayı logo, renk ve belirleyici unsurlar açısından birebir taklit ettiğini, 1.000,00 TL aylık bedelin kimi zaman elden, kimi zaman banka kanalıyla ödendiğini, bu bedelin 36 aydır ödenmediğini, dolayısıyla 36.000,00 TL alacak doğduğunu, davalıya bu konuda ihtamame gönderildiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalının tüketicileri aldatacak şekilde poşet, torba, kutu ve logo kullanımı olduğunu, davacıya ait marka kanısı uyandırarak ürünlerin eski kalitesinde olmadığı intibası yarattığını, çıplak gözle dahi tecavüzün anlaşılabileceğini, davalının tasarımı taklit ettiği tarihten itibaren kar artışının tespit edilmesi gerektiğini, davalının tecavüzü nedeniyle davacının kendi tasarımlarını değiştirmek zorunda kaldığını, bu nedenle 5.000,00 TL masrafta bulunduğunu, bunun davalı tarafça ödenmesi gerektiğini, davalının işletmesi telefonla arandığında ... Pastanesi vurgusunun yapıldığını  ve bu durumun müvekkili haklarına tecavüz teşkil ettiğini iddia ederek, müvekkilinin yeni ambalajlar tasarlatması ve sipariş etmesi nedeniyle uğradığı 5.000,00 TL maddi kaybın davalıdan tazminini, davalı tarafından üç senedir ödenmeyen itibari 36.000,00 TL lisans sözleşmesi bedelinin ödenmesini, müvekkilinin maruz kaldığı itibar sorunları ve yaşadığı ticari açmazdan dolayı maruz kaldığı kedere istinaden 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini ve davalının tescil ettirdiği markanın hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini ve tecavüzün engellenmesini talep etmiştir. Davacı vekili ön inceleme duruşmasında, marka hükümsüzlüğüne dair talebinden feragat etmiştir. <br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Hükümsüzlüğü talep edilen müvekkilinin ... tescil numaralı markanın 30. sınıfta tescilli olduğunu ve müvekkilinin kullanımının bu tescile dayalı olduğunu, dolayısıyla tecavüz iddiasının yerinde olmadığını, müvekkilinin \"...\" markasının, davacının sadece \"...\" ibareli markalarından bütünlük itibariyle farklı ve ayırtedici olduğunu, tüketici nezdinde ayırtedici özellik taşıdığını, lisans sözleşmesi olayının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin eşi ile davacı arasında bayi satışı gerçekleştiğini, davacının şubeye ürün temin edemediğini, müvekkilinin daha sonra kendi adına pastane işletmeye başladığını, davacı tarafından bugüne kadar bir itiraz ileri sürülmediğini, sessiz kalarak bu aşamada dava açmasının kötü niyetli olduğunu ve davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; \"davalının tescilli markasından ayrılarak davacının markası ile benzer şekilde \"...\" esas unsurlu markayı ticari evrakında ve ürün kutularında kullandığı, bu durumun davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiği, davacının tercihine göre isteyebileceği maddi tazminat tutarının 29.282,15 TL olduğu, buna göre, davacının tecavüze ilişkin tespit ve men taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği, yine davalının davacının markadan doğan manevi haklarını da ihlal ettiği gerekçesiyle, ihlalin niteliği, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacına göre, davacı yararına 5.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği, fazlaya dair tazminat taleplerinin reddine, davalı adına olan markanın hükümsüzlüğüne ilişkin talep yönünden ise, feragat nedeni ile talebin reddine karar verilmiş, neticede; Davanın kısmen kabulüne, davalının davacı adına tescilli ... ve ... tescil nolu \"... \" esas unsurlu markalarından doğan haklarına tecavüzünün tespitine ve men'ine, davalının bu markaların tescilindeki şekline benzer logo ve markaların her türlü ticari evrak ve tanıtım evrakından çıkarılmasına, Toplam 29.282,15 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dayalı tazminat taleplerinin reddine, Davacının marka hükümsüzlüğüne dair talebinin feragat nedeniyle reddine,\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, 08.04.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen görüşler doğrultusunda hüküm kurulduğunu, ancak söz konusu bilirkişi raporunun, denetime elverişli olmayıp rapora itirazların değerlendirilmediğini, raporda davacının ileri sürdüğü iddiaları destekler hiçbir geçerli delili bulunmadığı belirtilmiş olmasına rağmen dosyada bulunmayan \"genel görüş\" kriteri adı altında hesaplama yapılarak tazminat bedeli belirlendiğini, bir davada davacının iddiasını ispatlaması gerektiğinin en temel ilkelerden olduğunu, davacının hiçbir delili tazminat alacağını ispatlayamamasına rağmen bilirkişilerin davacı lehine delil yaratarak tazminat bedeli hesapladığını ve mahkemenin de bu hesaplamaya göre hüküm kurduğunu,Davacının lisans sözleşmesi iddiasının gerçek dışı olduğu hususunun raporda tespit edildiğini, ancak sonradan ortaya atılan ticaret odası görüşünün kabulünün mümkün olmadığını, bu görüşün mahkeme tarafından teyit edilmediğini, davacı tarafından emsal lisans sözleşmesi sunulmadığından davanın en azından tazminat yönünden reddi gerektiğini,Yapılan hesaplamanın hakkaniyete, hukuka ve usule aykırı olduğunu, müvekkilinin ticari defterlerinin usulüne uygun olup lehine delil teşkil etme kabiliyetine sahip olduğunu, müvekkilinin üç yıl içerisinde elde ettiği kârın toplam 16.325,41 TL olarak göründüğü kayıtlar ortada dururken ispatlanamamış bir lisans bedelini davacının hasılatının %15'i oranında hesaplama yapılarak 29.282,15 TL bedel çıkarılmasının kabul edilemeyeceğini, ayrıca rapor boyunca davacının lisans sözleşmesi alacağını ispatlayamadığının belirtildiğini fakat sonrasında davacı tarafından hiçbir emsal sözleşme dahi sunulmamışken Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak lisans bedeli hesaplandığını, söz konusu bedelin fahişliğinin yanısıra hesaplama yapılmasının dahi dayanaksız olduğunu, Hükme esas alınan raporun markalar arasındaki karşılaştırmasının da hatalı olduğunu, müvekkilinin markası olan ... davacının sadece ... ibareli markasından bütünlük itibariyle farklı ve ayırt ediciliğe sahip olduğunu, bu konuda Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre, markanın bütünsel olarak bıraktığı intibaya bakılması gerektiğini,Davacının dava esnasında marka hükümsüzlüğü talebinden feragat etmesi sonucunda müvekkilinin markası yaşamaya devam ettiğini, ayrıca bilirkişi tespitiyle de sabit olduğu üzere müvekkilinin kullanımının marka tescili kapsamında olduğunu, yani müvekkilinin markayı tescil ettirdiği şekilde kullandığını, müvekkilinin herhangi bir kötüniyeti söz konusu olmadığını, ancak davanın açıldığı tarihle aynı gün yürürlüğe giren yeni SMK 155 uyarınca markaya tecavüz davalarında sonraki tarihli tescilin savunma konusu yapılamayacağının öngörüldüğünü, fakat bu durumun anlaşılmaz bir hal ortaya çıkardığını, zira markalar hukukunda markanın yaşıyor oluşunun önemli bir kriter olduğunu, bu madde ile marka yaşamaya devam ederken aynı zamanda bir başka markanın kapsamına tecavüz ettiğinin ileri sürülebildiğini, markalar hukukunun ruhuna aykırı bu düzenlemenin ancak kötüniyetin varlığı halinde geçerli olması gerektiğini, patent ve tasarım gibi sınai hakların kullanımı konusunda isabetli bir madde olmasına rağmen markalar bakımından kötüniyet aranması gerektiğini, zira patent ve tasarımdaki biricik olma halinin marka için geçerli olmadığını ve farklı bir rejime tabi tutulması gerektiğini, aksi takdirde devletin resmi siciline güven ilkesinin de ortadan kaldırılması gerektiğini, Yüksek Mahkemenin bu konuda da değerlendirmelerini yaparak markalar hukukunun işlerliğinin sağlanmasını talep ettiklerini, üstelik somut olayda, davada davacının hükümsüzlük talebinden feragat ettiğini, davacının müvekkilinin markasının yaşamasına bu şekilde zımnen rıza gösterdiğini, markalar yönünden SMK 155 öncesi problem, esasen tecavüze konu markanın öncelikle hükümsüzlüğünün sağlanması gerekliliği olduğunu ve markasına tecavüz edilen kişinin hükümsüzlük ve tecavüz davasını birlikte açamadığını, SMK 155 bu konuyu çözmüş kabul edilebileceğini, ancak hükümsüzlük hiç talep etmeden yahut talep edip sonradan feragat ederek açılan davalarda kötüniyetin varlığının sorgulanmamasının davalıyı hem yaşamaya devam eden hem de tecavüz teşkil eden bir markayla baş başa bıraktığını, bu karışıklığın giderilmesi adına kanun metninin yoruma muhtaç olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, markanın hükümsüzlüğü, markaya tecavüzün tespiti, men'i ile maddi-manevi tazminat talepli olup, marka hükümsüzlüğü davasından feragat edilmiş, Mahkemece feragat nedeniyle hükümsüzlük talebinin reddine dair verilen karar istinaf edilmemiştir.Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlara göre; ... sayılı \"...\" ibareli markanın, 29, 30 ve 32. sınıflarda ilk defa 01/12/1989 tarihinden itibaren, ... sayılı \"...\" ibareli markanın 30 ve 32. sınıflarda ilk defa 16/04/2001 tarihinden itibaren, ... sayılı aynı ibareli markanın, 40. Sınıfta ilk defa 15/08/2003 tarihinden itibaren, ... sayılı \"... \" ibareli markanın 43 sınıfta 26/12/2014 tarihinden itibaren 10'ar yıl müddetle davacı adına tescilli olduğu ve süresi bitenlerin süresinde yenilendiği, ... sayılı \"...\" ibareli markanın, 43. sınıfta, ... sayılı aynı ibareli markanın 30. sınıfta 10/10/2015 tarihinden itibaren 10'ar yıl müddetle davalı adına tescilli olduğu görülmüştür. Davacı tarafça sözlü olarak yapıldığı ileri sürülen ve davacının maddi tazminat talebine dayanak lisans sözleşmesinin  davalı yanca inkâr edildiği, davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, daha önce ödendiği iddia edilen 1.000 TL miktarlı lisans ücretine ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığının tespit edildiği belirtilmiş olmasına ve sözleşmenin varlığını ispat yükü davacı üzerinde olmasına rağmen, bu hususta dosyaya sunulan bir  delil bulunup bulunmadığı, tazminata hükmedilirken hangi delil veya delillere dayanılarak sonuca ulaşıldığının karar yerinde tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin kabulüne göre de;  davacının, davalının tecavüzü nedeniyle kendi tasarımlarını değiştirmek zorunda kaldığını iddia edip,  5.000,00 TL masrafta bulunduğunu ileri sürerek, bu miktarı talep etmiş olmasına rağmen, Mahkemece bu hususta hüküm kurulmadığı gibi, kararın gerekçe kısmında da herhangi bir değerlendirmede bulunulmamış olmasının hatalı olduğu sonucuna varılmıştır. Davacı tarafça taraflar arasında yapıldığı ileri sürülen lisans sözleşmesine göre ödenmeyen lisans bedelinin talep edilmesine rağmen, bilirkişi tarafından İstanbul Ticaret Odasının genel görüşü dikkate alınarak davacının markaya yönelik satışının % 15'i üzerinden lisans bedeli hesabı yapılması ve Mahkemece, hesaplanan bu miktara hükmedilmesi, davacının 5.000,00 TL masraf bedeli talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmemesi HMK 26. Madde ve HMK 297/son maddesine aykırılık teşkil etmektedir.Davacı, tescil dışı kulanım iddiasında bulunduğuna göre, gerek bilirkişi tarafından ve gerekse Mahkemece, tarafların tescilli markaları, tescil sınıfları ile davalının ispatlanan kullanımları dikkate alınarak, davalının tescil dışı kullanım bulunup bulunmadığı, var ise kullanımların davacı markasına yaklaştırılmak suretiyle gerçekleşip gerçekleşmediği, böylelikle davacı markasıyla iltibas oluşturup oluşturmadığı hususunda delillere dayalı, açık bir tespit ve değerlendirme yapılması gerekmesine rağmen, davalının tescil dışı kullanımlarının hangi şekilde gerçekleştiği ve bu kullanımların iltibas oluşturup oluşturmadığı hususunda ne bilirkişi heyetince ne de Mahkemece yeterli değerlendirmede bulunulmadığı gibi, hükümsüzlük talebinden feragat edilmiş olmasına ve tescil dışı kullanım iddiasının varlığına rağmen bilirkişi raporunda tarafların markaları üzerinden iltibas değerlendirmesi yapılması ve bu suretle tecavüzün tespiti yoluna gidilmesinin hatalı olduğu kanaatine varılmıştır.Mahkemece yapılacak iş; yukarıda belirtilen  tüm iddia ve savunmaların karşılanması, gerektiğinde oluşturulacak yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra varılacak sonuca göre bir karar verilmesi, hangi delilin hangisine hangi sebeple üstün tutulduğu açıklanarak bir karar verilmesidir.Yukarıda açıklanan sebeplerle, davalı yanın istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 03/12/2019 tarih, 2017/526 E. 2019/414 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1/g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 26/10/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"870bba7a19385f32","SID":"8934b39dda1a6dc8"}}