{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1546 <br>KARAR NO: 2023/1565<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/10/2019<br>NUMARASI: 2014/1411 E. - 2019/951 K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ... ile davalılar ... ve ...'in şirket yetkilisi olduğu davalı ... Ticaret  AŞ arasında 04/02/2013 tarihinde maden ruhsatlarının devri ve ortaklık sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmenin ön rapor ve sözleşmenin geçerlilik şartı başlıklı 3. maddesine göre, uluslararası akrediteye sahip İTÜ'nin oluşturacağı bir heyet tarafından maden sahalarında bulunan cevherlere ilişkin inceleme yapılarak mevcut rezerv hakkında ön rapor hazırlanması sağlanarak, hazırlanan bu ön raporda demir cevheri rezervinin on milyon tonun altında olması veya tespit edilen bu demir cevherinin sözleşme konusu sahaların tamamındaki mostra ve yarmalardan sistematik olarak elde edilen örneklerin kimyasal, mineralojik ve mikroskop incelemeleri sonucu FE2O2 oranının minimum %62 olması halinde alıcıların derhal herhangi bir sözlü veya yazılı bildirime gerek olmaksızın iş bu sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceğinin belirtildiğini, raporun düzenlenmesi için davalı tarafın müvekkiline Dr. ...'u önerdiğini,  İTÜ çatısı altında görev yapan iki öğretim görevlisine güvenilmesi konusunda müvekkilini ikna ettiklerini, bu şekilde rapor hazırlanmasını kabul ettiklerini, rapor hazırlayacak ekibe toplam 59.000.TL ödeme yaptıklarını, sözleşmenin imzalanmasından hemen sonra 07/02/2013 tarihinde rapor hazırlandığını ve sözleşmeye konu sahalarda 201.600.000 ton  maden rezervi olduğunun tespit edildiğini, bu rapora istinaden müvekkili tarafından ... ve ... vekillerine 160.000 USD ödeme yapıldığını, ancak hemen akabinde müvekkilinin Kanada'dan getirttiği Jeoloji uzmanları tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmelerde söz konusu sahalarda böyle bir rezervin bulunmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine rapor hazırlayan Dr. Müh. ... ile görüştüklerini,  zor durumda kalan bu şüphelinin aslında rezervlerin çok daha düşük olduğunu ikrar ederek 14/02/2013 tarihli bir rapor daha olduğunu  ve burada gerçek rezervin bulunduğunu beyan ettiğini,  14/02/2013 tarihli raporda sahadaki gerçek rezervin 8.400.000 ton olduğunun tespit edildiğini, bu hususun ortaya çıkmasıyla müvekkili tarafından yapılan incelemelerde davalıların başkaca firmalara da gerçeği yansıtmayan raporlar hazırlatarak yüksek meblağlarda para tahsil ederek iade etmediklerini öğrendiklerini, bunun üzerine müvekkilinin ödediği bedelin iadesi için davalılara ihtarname gönderdiğini, davalıların ihtarnameye cevap vererek söz konusu meblağın iade edilmeyeceğini beyan ettiklerini, davalıların suç teşkil eden eylemleri için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturmanın ... sayılı dosyası ile devam ettiğini, davalılar aleyhine Bakırköy ...İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi yaptıklarını davalıların takibe itirazı üzerine takibin durduğunu ve iş bu davayı ikame ettiklerini, bu süreçte davalılar ile yaptıkları görüşmelerde davalıların borcun ödeneceğini taahhüdü vererek zaman talep ettiklerini ancak müvekkillerinin dava açma sürecini geciktirmeye çalıştıklarını, daha sonra davalıların telefonlara cevap vermediklerini ve 2014 yılı ocak ayından beri davalılara ulaşamadıklarını ileri sürerek, davalıların itirazlarının iptaline, takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili, savunmasında özetle; davacılar ile müvekkilleri arasında 04/02/2013 tarihinde maden ruhsatlarının devri ve ortaklık sözleşmesi imzalandığını, müvekkillerinden ...'in ... Şirketi adına vekaleten sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmenin tarafı olmadığını, öncelikle müvekkili ... yönünden davanın bu sebeple reddi gerektiğini, sözleşmenin ön rapor ve sözleşmenin geçerlilik şartı başlıklı 3.maddesine göre davacı alıcılar tarafından sözleşmenin imza tarihinden itibaren 5 gün içinde maden sahalarında bulunan cevherlere ilişkin inceleme yapılarak mevcut rezerv hakkında bir ön rapor hazırlanmasını sağlayacakları ve hazırlanan bu ön raporda demir cevheri rezervinin  on milyon tonun altında olması halinde davacı alıcıların sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedeceklerinin belirlendiğini, hazırlanacak ön raporda demir cevheri rezervinin on milyon tonun üstünde olması halinde maden ruhsatları üzerine alıcılar lehine 400.000.USD'lik ipotek tesis edilmesi için davacı alıcıların belirtecekleri yasal temsilcilerine müvekkili satıcılar tarafından noter huzurunda yetki verileceği ve buna karşılık davacı alıcıların sözleşme bedeli olan 3.000.000.USD.' den mahsup edilmek üzere satıcılara 400.000.USD. ön ödeme yapacaklarının belirlendiğini, davacıların bu doğrultuda İTÜ'ne bir ön rapor hazırlattığını ve 07/02/2013 tarihli bu ön raporda muhtemel rezerv 201.600.000 ton olarak rapor edildiğini, ön rapor alınmasının sözleşmenin 3.maddesi gereği tamamen davacıların yükümlülüğünde olduğunu,  bu durumun müvekkillerinin sorumluluğunda olan veya hiçbir şekilde dahil oldukları bir durum olmadığını, sözleşme konusu 6 adet maden sahası dışında müvekkilleri ve aile bireylerine ait Diyarbakır bölgesinde başka maden sahaları bulunduğunu, müvekkillerinin Diyarbakır Kulp ilçesinde olduklarından kendi sahaları dışında ayrıca Kulp'daki başka maden sahaları ile de ilgilenerek çalışma yaptıklarını, davacıların rezerv  olması durumunda tüm bu sahaları da istediklerinden, davacıların bu sefer müvekkillerinden masrafları kendilerine ait olmak üzere bölgede bu sahaların durumlarını ve yapılması gereken diğer işlemler ile ilgili ön etüt yapılmasını talep ettiklerini, buna istinaden toplam 160.000 USD masrafı geri ödemeksizin müvekkillerine gönderdiklerini bu ödemelerin sözleşme dışı olduğunu, bölgede diğer maden sahalarına ilişkin müvekkillerinin yaptığı çalışmaların karşılığı olduğunu, aksine davacıların yükümlülüklerini yerine getirmeyerek 400.000 USD ödemeyi de yapmadıklarını, müvekkillerinin maden sahalarında daha önce birçok çalışma yaptırdıklarından sahalarda rezerv olduğunu bildiklerini ve iyi niyetli olarak sahaların devri ve ipotek tesisi işlemleri için çalışmalar yaptıklarını sözleşmenin 3.maddesine göre davacıların belirledikleri ve müvekkillerine bildirdikleri yasal temsilcilerine sahaların devir ve temliki işlemleri için vekaletname verdiklerini, ancak davacıların sözleşmede belirtilen sorumluluklarını yerine getirmeyerek ön rapor hazırlatmadıklarından ve ön ödemeyi yapmadıklarından dolayı davacıların vekillerini azlettiklerini, davacıların 07/02/2013 tarihli ön raporu almalarına rağmen farklı hesaplar içine girerek müvekkillerinden bu raporu gizleyerek rapor yokmuş gibi suçlayıcı iddialar ve taleplerde bulunduklarını, davacıların dilekçesinde belirttikleri 14/02/2013 tarihli olan ve rezervi 8.400.000 ton olarak belirlenen ön raporu bildirdiklerini ancak söz konusu raporun madenin görünür rezerv olarak düzenlendiği yani toprağın üzeri ve görünen kısımlarını içerdiğini,  bu iki rapor karşılaştırıldığında rezerv farkının nerden kaynaklandığının açık olduğunu, davacıların Kanada'dan getirdikleri uzmana yaptırdıkları incelemede söz konusu sahada böyle bir rezervin olmadığına ilişkin tespitinin hiçbir hukuki geçerliliği bulunmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle beraber davacıların sözleşmeye istinaden ödeme yapmış olsalar dahi kendi kusurları ile sözleşmeyi feshettiklerinden hukuken ödemeyi geri isteme haklarının da bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile %20 oranında kötü niyet tazminatına  karar verilmesini istemiştir. \tDavalı ... Dış Tic. AŞ  vekili, savunmasında özetle: müvekkili şirketin eski hissedarı ... iken şirket hislerinin %60'ının ... ve ... tarafından 25/05/2014 tarihinde devralındığını, devir sonrası şirket yönetiminin değişerek şirket merkezinin İzmir iline nakledildiğini, şirketin devir sonrası şirket tüzel kişiliğine ait bilgi, belge ve dökümanların eski yönetici ve diğer davalı ... tarafından ihtara rağmen müvekkillerine teslim edilmediğini, müvekkili şirketin diğer davalıların işlemleri nedeniyle mağdur  olduğunu, davaya konu alacak nedeniyle bir sorumluluğu bulunmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete ödeme yaptığını ispatlaması gerektiğini, müvekkili şirketin kayıtlarının yeni yönetime devredilmemiş olsa da banka kayıtları ve eksik belgeler incelenmesinde davacı tarafın iddia ettiği ödemenin müvekkili şirkete yapılmadığını tespit ettiklerini, müvekkili şirketin yeni yönetimi 2014 yılı bilançosunu inceleyerek şirketi devraldığını, şirketin bilançolarında davaya konu borçla ilgili bir kayıt bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Davacı tarafın davasının, 2004 Sayılı Kanunun 67.md.sinde ifadesini bulan İtirazın İptali Davası olduğu ve hak düşürücü süre  içinde davanın açıldığı görülmüştür.Taraflar arasında ki ihtilafın sözleşmesel dayanağı 04/02/2013 Tarihli ''Maden Ruhsatlarının devri ve Ortaklık Sözleşmesi'' dir. Sözleşmede ... ve ... Ticaret A.Ş. Satıcı olarak, Davamızın davacıları Alıcı olarak görülmektedir. Davamızın Davalısı ...' in ise sözleşmeyi Davalı şirkete vekaleten imzaladığı görülmüştür. Davacı tarafın, gerçeği yansıtmayan sahte rapor düzenlenerek davacı tarafın dolandırılması sureti ile Sözleşme uyarınca ödenen 160.000.USD' nin iadesini talep ettiği görülmüştür. Davalı ...'in sözleşmeyi vekil sıfatı ile imzaladığı bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceği yönünde iddiası var ise de, davanın temelde haksız eyleme dayalı olarak açıldığı, davacı tarafın kendisini gerçeğe aykırı rapor düzenleterek yanıltan kişilerden talepte bulunduğu yönünde kanaat hasıl olduğundan davalı tarafın husumet yönünden red talepleri mahkememizce kabul edilmemiştir. Davacı tarafın ödediği bedelin iadesi talebi ; davalı tarafın sahte rapor tanzim ettirerek dolandırılmak sureti ile zararına sebebiyet verilmesi iddiasına dayandığı görülmektedir. Dava konusu ihtilafta ispat yükünün hangi tarafta olduğunun tespiti gerekmektedir.6100 Sayılı Kanunun 190.md si aynen ''MADDE 190- (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.'' şeklindedir. Dava konusu ihtilafta ispat yükü,  davalı tarafın sahte rapor düzenlenmesini sağladığına yönelik iddiada bulunan davacı tarafa aittir. Davacı tarafın şikayeti üzerine Özel Belgede Sahtecilik ve Dolandırıcılık suçlarına yönelik açılan soruşturmada  20/11/2015 Tarihinde ''Kovuşturmaya Yer Olmadığına'' karar verilmiştir. Mahkememizce görevlendirilen Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen Bilirkişi raporu dikkate alındığında; Taraflar arasında düzenlenen Sözleşme uyarınca   07/02/2013 tarihli ön inceleme raporun bu tür araştırmalarda uygulanan prosedürlere uygun olarak hazırlanmış olduğu, Raporda rezerv hesaplarında abartı veya kasıt olmadığı, hendek çalışmalarında ve arazideki gözlemlerde cevher tabakalarının derinlikle artacağı, Hendeklerden ve kayaçların uzantısındaki demir yataklarına dayalı olarak hesaplanan rezerv en düşük rezerv olacağı, yapılacak sondaj çalışmaları sonrasında rezervlerin artacağı, bu sebeplerle davacıya karşı aldatma eyleminin, davalı tarafından gerçekleştirilmiş bir hile veya sözleşmeye aykırılığın bulunmadığının tespitine yönelik değerlendirme mahkememizce yerinde görülmüş olmakla birlikte düzenlenen ön raporun aldatmaya yönelik olarak gerçeğe aykırı şekilde düzenlendiğine ilişkin dosya kapsamında başkaca  bir delil elde edilememiştir.  6100 Sayılı Kanunun 190.md. uyarınca ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşme uyarınca davalı taraflarca temin edilen uzmanlar vasıtası ile hazırlatılan ön raporun aldatmaya yönelik olarak gerçeğe aykırı şekilde düzenlendiğine yönelik iddiası ispat edilememesi ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3.maddesi uyarınca ön raporun alınmasının davacıların yükümlülüğünde olması nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça başlatılan icra takibinin kötüniyetle yapıldığına ilişkin delil elde edilemediğinden davalı tarafın kötüniyet tazminat talebi mahkememizce reddedilmiştir.\" gerekçesiyle, davacı tarafın davasının reddine, davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin ve davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar  vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu olan sözleşmeye istinaden düzenlenen maden rezervi ön raporunun gerçeğe aykırı olduğunu,  İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünde görevli 3 uzmanın sözleşmenin imzalanmasından sadece 3 gün sonra rapor hazırladığını ve sözleşmeye konu sahalarda  201.600.000 ton maden rezervi olduğunun  tespit edildiğini,  ancak Kanada'dan davacının  getirttiği ekibin yaptığı araştırmada 3 uzmanın raporunun hatalı ve hileli olduğunun ortaya konduğunu, daha sonra yapılan araştırmada ise maden rezervinin 201.600.000 ton değil, sadece 8.400.000 ton olduğunun öğrenildiğini, buna göre davalıların maden sahalarındaki rezervi olduğundan fazla gösteren raporlar düzenlettirerek müvekkili davacıyı TBK'nın 36.maddesi kapsamında aldattığını,  mahkemece, dosya üzerinden müvekkili davacının davalılar tarafından yanıltıldığına ilişkin hukuki bir araştırma yapılmaksızın taraflı bir bilirkişi raporunu hükme esas aldığını, rapora itirazların dikkate alınmadığını, bilirkişiler arasında bulunan bilirkişi ...nun da  İTÜ kadrosunda uzman ve mühendis olarak çalıştığını, huzurdaki davaya konu olan ve bilirkişi heyeti tarafından incelenen maden sahası raporlarını düzenleyenlerin de İTÜ çatısı altında toplanmış öğretim görevlileri ve mühendisler olduğunu, dolayısıyla davaya konu olan uzmanlık raporu ile dosyaya sunulan bilirkişi raporunu düzenleyen kişiler arasında organik bir bağ bulunduğunu, bilirkişiler bakımından hakimlerin yasaklılık ve ret sebeplerinin uygulanacağını, dosyaya rapor sunan bilirkişilerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını, bilirkişi raporunu içeriğinden de bu kişilerin taraflı olarak değerlendirmede bulunduklarının rahatlıkla anlaşıldığını, bilirkişilerin dosyada yer alan ve gerçek rezerv miktarının belirtildiği raporu dikkate almadığını, bunun yerine  davaya konu olan uzman raporunun aynısını değerlendirme kısmına kopyalayıp yapıştırdıklarını, ... tarafından hazırlanmış ve maden sahalarının jeolojik ve cevher bakımından incelendiği raporda, ilk rapordaki maden yataklarına ait yanlış bilgilerin bulunduğu, bununla beraber raporda bahsedilmeyen zorluklar sebebiyle rezervlerden maden çıkarma işinin kesinlikle ekonomik olmadığı bilimsel olarak tespit edildiğini, müvekkil davacı ile davalılar arasında yapılan sözleşme de incelendiğinde müvekkili davacının iradesinin \"tahmini rezerv\" üzerinden değil, rapor ile sabit olan \"mevcut rezerv\" üzerinden gelir elde etmek amacı olduğunun anlaşılacağını, tahmini rezerv ifadesinin  davalıların müvekkili davacının iradesini sakatlamak için buldukları yoldan başka bir şey  olmadığını,  davaya konu raporu düzenleyen kişilerin aynı maden sahalarına ilişkin farklı rezerv miktarlarını gösteren raporları da üçüncü kişilere sunduklarını, davaya konu uzmanlık raporunu hazırlayan kişilerin, rezervlerin maden çalışması ile çıkartılmasında yaşanacak diğer zorluklardan müvekkili davacıyı bilgilendirir hiçbir hususa raporlarında yer vermediklerini, davalıların taraflar arasında akdedilen sözleşmede yer alan ipotek verme yükümlülüğünü yerine getirmediklerini,  davalıların maden sahalarına müvekkili davacı lehine ipotek tesisi işlemi yapmaması sebebiyle sözleşmede yer alan yükümlülükleri yerine getirmediklerini, haliyle müvekkili davacının yaptığı ödemeleri geri isteyebileceğini, davalıların dava konusu olan ve iadesi istenen bedelin masrafa ait olduğunu iddia etmişlerse de, bu masrafları gösterir herhangi bir fatura, sözleşme vb dosyaya sunmadıklarını, davalılarca iadesi istenen paranın nerede kullanıldığı izah edilmişse, artık ispat yükünün davalılara geçtiğini, bu bedelin masraflara ait olduğuna ilişkin bir ödeme belgesi de sunulmadığı anlaşıldığından davalıların, artık sözleşme ile bağlı olmayan müvekkili davacıya bu ücreti iade etmekle yükümlü olduklarını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, 04/02/2013 tarihli  maden ruhsatlarının devri ve ortaklık sözleşmesinin 3.maddesi uyarınca ödenen bedelin davalıların  hilesi sonucu ile ödendiği iddiası sebebiyle iadesi için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacılar (takip alacaklısı) tarafından  takip borçlusu davalılar  aleyhine 160.000,00 USD asıl alacak ve 2.893,15 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 162.893,15 USD alacak yönünden 04.07.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin 19.09.2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalı  tarafından 23.09.2013 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacılar, davalılar ile aralarında imzalanan 04.02.2013 tarihli maden ruhsatlarının devri ve ortaklık sözleşmesinin 3.maddesi uyarınca davacıların tavsiye ettiği uzmanlardan  alınan ve maden sahalarının demir rezervi durumunu  gösteren 07.02.2013 tarihli raporun içeriğinin yanlış, sahte ve yanıltıcı olduğunu, gerçek rezerv miktarını göstermediğini, davacıların  danışıklı şekilde kendilerini sahte rapor düzenleterek kandırdığını ve dolandırdığını ileri sürerek, ödedikleri bedelin iadesini  talep etmiştir. 04.02.2013 tarihli maden ruhsatlarının devri ve ortaklık  sözleşmesinin incelenmesinde; konusunun 6 adet maden sahasına ilişkin ruhsatların bedeli karşılığında  tüm hakları ile davacı şirkete  devredilmesi olduğu, sözleşmenin satıcılar sıfatıyla davalı ... ve davalı şirket tarafından ve şirket adına vekaleten davalı ... tarafından, alıcılar olarak da davacılar tarafından ayrı ayrı imzalandığı, sözleşmenin ''Ön Rapor ve Sözleşmenin Geçerlilik Şartı'' başlıklı 3.maddesinin '' Alıcılar tarafından iş bu sözleşmenin imza tarihinden itibaren 5 gün içinde uluslararası akrediteye sahip İTÜ'nin oluşturacağı bir heyet tarafından maden sahalarında bulunan cevherlere ilişkin inceleme yapılarak mevcut rezerv hakkında ön rapor hazırlanması sağlanacaktır. Hazırlanan bu ön raporda demir cevheri rezervinin on milyon tonun altında olması veya tespit edilen bu demir cevherinin sözleşme konusu sahaların tamamındaki mostra ve yarmalardan sistematik olarak elde edilen örneklerin kimyasal, mineralojik ve mikroskop incelemeleri sonucu FE2O2 oranının minimum %62 olması halinde alıcıların derhal herhangi bir sözlü veya yazılı bildirime gerek olmaksızın iş bu sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecektir.'' hükmünün yer aldığı, bu maddeye istinaden taraflarca İTÜ Jeoloji Mühendisliği bölümü öğretim üyelerinden oluşan üçlü heyetten  07.02.2013 tarihli jeoloji raporunun alındığı, raporda tahmini rezerv miktarının 201.600.000 ton olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Davacılar, 07.02.2013 tarihli raporun içeriğinin yanlış, sahte ve yanıltıcı olduğunu, gerçek rezerv miktarını göstermediğini, davacıların  danışıklı şekilde kendilerini sahte rapor düzenleterek kandırdığını ve dolandırdığını ileri sürmektedir. Bu kapsamda davacılarca, davalılar ve iş bu raporu düzenleyenler hakkında suç duyurusunda bulunulmuş,  özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarına yönelik açılan soruşturmada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/92988 soruşturma sayılı dosyası ile  20.11.2015 tarihinde ''şüphelilerin uzmanlık alanları ile ilgili olarak düzenledikleri birden fazla uzmanlık raporunda her ayrı inceleme için farklı numunelerin ve inceleme yöntemlerinin kullanılmış  olması ihtimali de göz önüne alındığında farklı kanaat sonucu bildirmek şeklindeki eylemlerinde suç unsurlarının oluşmadığı'' belirtilerek  kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.Mahkemece, tarafların iddialarının değerlendirilmesi amacı ile alınan 06.05.2019 tarihli raporda; dosyada bulunan 07.02.2013 tarihli ön inceleme raporuna ilişkin olarak  bu tür araştırmalarda uygulanan prosedürlere uygun olarak hazırlanmış olduğu, raporda rezerv hesaplarında abartı veya kasıt olmadığı, hendek çalışmalarında ve arazideki gözlemlerde cevher tabakalarının derinlikle artacağı, hendeklerden ve kayaçların uzantısındaki demir yataklarına dayalı olarak hesaplanan rezervin en düşük rezerv olduğu, yapılacak sondaj çalışmaları sonrasında rezervlerin artacağı, bu sebeplerle davacıya karşı aldatma eyleminin, davalı tarafından gerçekleştirilmiş bir hile veya sözleşmeye aykırılığın bulunmadığı,  davacıların daha sonra aldırdıkları 15.04.2013 tarihli raporun arazi gözlemlerinden yapılan yorumları içerdiği, cevherli alanın jeolojisi, cevherli zonlar, cevherleşme türleri, kalınlıkları, yayılım alanı, bunlara ilişkin sayısal veriler toplanmasını sağlayan araştırma hendeği, sondaj ve deneysel çalışma sonuçları bulunmadığı,  bu raporun daha sonra yapılacak çalışmalar için teorik kaynak olabileceği  kanaati bildirilmiştir. Davacılar her ne kadar, 07.02.2013 tarihli raporun içeriğinin yanlış, sahte ve yanıltıcı olduğunu, gerçek rezerv miktarını göstermediğini, davacıların  danışıklı ve hileli şekilde kendilerini sahte rapor düzenleterek kandırdığını ve dolandırdığını ileri sürerek eldeki davayı açmış iseler de, sözleşme konusu maden sahasının birden çok kısımdan oluştuğu ve geniş bir alana ilişkin olduğu, her noktadaki tahmini rezerv miktarının birbiri ile eşit olamayabileceği  de nazara alındığında  dosya kapsamı itibariyle davalıların hileli davranışlarının davacılarca ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da  07.02.2013 tarihli ön inceleme raporuna ilişkin olarak  bu tür araştırmalarda uygulanan prosedürlere uygun olarak hazırlanmış olduğu, raporda rezerv hesaplarında abartı veya kasıt olmadığı kanaati bildirilmiştir. Öte yandan, HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup somut olayda, Dairemizce de hüküm kurmaya elverişli bulunan rapor mahkemece diğer delillerle birlikte değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş ve davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,  2-Davacılar  tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacılar tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerlerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.11.10.2023<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2e5aa14620f9e896","SID":"226ed08a3fb8d129"}}