{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2023/1950 <br>KARAR NO\t: 2023/1604<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ                  \t: 05/10/2023<br><br><br>Taraflar arasında görülen davada Mahkemece davanın usulden reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:  <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında .... Mahallesi .. Etap .... Konut+6 KD ve . Adet Cami İnşaatı ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İşi Projesi kapsamında kepçe kiralama sözleşmesi bulunduğunu,  müvekkilince sözleşmeden kaynaklı tüm edimlerin ifa edilmesine karşın davalı tarafından ödenmesi gereken iki aylık ücrete ilişkin faturaların ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla davalı hakkında Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile başlatılan takibin davalının haksız itirazı ile durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.  <br>Davalı vekili; kepçe kiralama işine ilişkin ... tarihli sözleşmenin işveren sıfatıyla müvekkili şirket ile dava dışı ...'nin oluşturduğu adi ortaklık ile davacı arasında imzalandığını, eldeki davanın ortaklığı oluşturan her iki şirkete yöneltilmesi gerekirken sadece müvekkili şirkete yöneltildiğini, TBK'nın 638/2 maddesi uyarınca adi ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlenilen borçlardan aksi kararlaştırılmadıkça ortakların müteselsilen sorumlu olduğunu, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından adi ortaklığa karşı başlatılacak bir takibin adi ortaklığı oluşturan tüm ortaklara karşı başlatılması ve her bir ortağa ayrı tebligat yapılması gerektiğini, dolayısıyla yalnız müvekkiline yöneltilen davanın usulden reddi gerektiğini, öte yandan zorunlu arabuluculuk görüşmelerine ortaklığı oluşturan diğer şirketin dahil edilmemiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirkete düzenlediği faturaların iade edildiğini, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde davacıya borçlu olmadığının anlaşılacağını, müvekkili şirketçe kiralanan araçların ortaya çıkan ihtilaflar nedeniyle inşaat sahasında kullanılmadığını, davacının sözleşme hükümlerine uygun davranmaması nedeniyle kira bedeline hak kazanamadığını savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; dava konusu sözleşmenin işveren sıfatıyla ''..... & .... iş ortaklığı\" ile taşeron '' ...'' arasında akdedildiği, adi ortaklıkta, ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından salt adi ortaklık olarak husumet ehliyeti bulunmadığı gibi ortaklardan sadece birinin dava açma hak ve yetkisi ya da birine karşı dava açılmasını mümkün olmadığı, adi ortaklık şeklinde yürütülen iş ve işlemlerden dolayı  oluşacak   olan  uyuşmazlıklar  sonunda  açılacak  olan  davada,  ortaklığı oluşturan tüm kişilerin davada taraf olarak gösterilmesinin zorunlu olduğu,  eldeki davada işveren adi ortaklık olduğundan diğer ortak olan ....’nin de davalının yanında davada taraf olarak yer alması gerektiğini, takip talebinde adi ortaklığın belirtilmediği, arabuluculuk aşamasında da adi ortaklığı oluşturan diğer şirketin katılımının sağlanmadığı, adi ortaklığa karşı yapılacak icra takibinin, tüm ortaklara yöneltilmesi gerektiği gibi dava itirazın iptâli olduğundan, adi ortaklığa yöneltilmiş usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  <br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; dava konusu sözleşmenin adi ortaklık adına bir sözleşme olmadığını, Mahkemece adi ortaklığın varlığı araştırılmadan, adi ortaklık adına ya da diğer şirket adına imza olup olmadığını incelenmeden hukuka aykırı karar verildiğini, dava konusu takibin geçerli bir takip olduğunu, faturaların adi ortaklık adına düzenlenmediğini,  müvekkilince davalı şirkete kesilen faturaların iade edilmediğini ve bu hususta davalı şirketin uyarıda bulunmadığını, bu durumun da davalı şirketin sözleşmede kendisini taraf kabul ettiğini gösterdiğini ve davalının fatura bedellerini ödememek amacıyla bu hususu ileri sürdüğünü, sözleşmede imzası olmayan ve faturalarda taraf olmayan adi ortaklıktaki diğer ortağa takip başlatılması ya da davada taraf gösterilmesinin mümkün olmadığını, ilgili evrak incelendiğinde adi ortaklığın varlığına dair vergi numarası, adi ortaklığa dair bir atıf olmadığının görüleceğini, bir an için adi ortaklığın varlığı kabul edilse dahi dava konusu alacağın para alacağı olması nedeniyle müteselsil borçluluğun esas olduğunu, müteselsil borçluluk halinde ise ihtiyari takip ve dava arkadaşlığının söz konusu olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın kaldırılması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: <br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; <br>Dava, hizmet sözleşmesine dayalı fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>Dosya kapsamından; davacı şirket tarafından davalı şirket hakkında .... tarihli kepçe kiralama işine ilişkin sözleşme ve eki niteliğinde yapılan .... tarihli zeyilname doğrultusunda .... ve .... tarihli faturalara ilişkin açıklaması ile Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra takibi başlatıldığı, takip ve dava konusu faturaların davacı tarafından davalı şirkete kesilen ... tarihli ... TL ve ... tarihli ... TL iş makinesi kira bedeli faturaları olduğu, davalı şirketin borcu itirazı üzerine süresi içinde itirazın iptali talebiyle eldeki davanın açıldığı, davacı vekilince dosyaya sunulan ... tarihli sözleşmede davalı şirket ile dava dışı .... iş ortaklığının işveren, .... ın taşeron olarak yer aldığı, işin konusunun .... İli ... ilçesi .... Mahallesi .. Etap ... Konut+6 KD ve .. Adet Cami İnşaatı Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İşi Projesi kapsamında bulunan kepçe kiralama işi olarak gösterildiği ve kira bedelinin aylık ... TL+KDV olarak kararlaştırıldığı, operatör maaşı ve sigortası, iş güvenlik malzemeleri vb tüm giderlerin taşerona ait olduğunun belirtildiği, sözleşmenin taşeron olarak davacı tarafından imzalandığı, işveren olarak davalı şirket kaşesi üzerinde bir adet imzanın bulunduğu,  bila tarihli zeyilnamede ise aynı koşullar altında kira bedelinin Ocak ayından itibaren ... TL+KDV olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.<br>Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup (HMK m. 1) dava şartı olarak da kabul edildiğinden (HMK m.114/1-c) mahkemelerce re’sen nazara alınır (HMK m. 115). Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (HMK m.115/1). Bu düzenlemelere göre, mahkeme, görevli olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da (mahkemenin görevli olmadığı yönündeki) dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. <br>TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. <br>Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.<br>507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir. <br> Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde \"Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.\" hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde \"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde  de \"İster  gezici  olsun  ister  bir dükkânda veya bir  sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.<br>Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle  yapılması gerekecektir.<br>Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu sözleşmenin konusu kepçe kiralama işine ilişkin olup, operatör maaşı ve sigortası, iş güvenlik malzemeleri vb tüm giderlerin taşerona ait olacağı kararlaştırıldığındın sözleşme sürücülü araç kiralama hizmet sözleşmesidir. Hizmet alım sözleşmesinin mutlak ticari dava olduğuna dair TTK'da ya da diğer kanunlarda özel bir düzenleme bulunmadığından, davanın ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Davalı 6102 sayılı TTK m. 124(1) hükmü uyarınca tüzel kişi tacir ise de, davacının tacir olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Şayet, davacı da tacir ise dava nispi ticari dava sayılacağından görevli mahkeme ticaret mahkemesi olacaktır. <br>Dolayısıyla, mahkemece davacı Ümmet Sarıkaya'nın tacir olup olmadığına ilişkin araştırma yapılmalı, araştırma sonucuna göre davanın ticari dava olup olmadığı tespit edilerek görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olup olmadığı hususundaki tereddüt giderilmelidir. Bu durumda mahkemece davacı  ....'nın ticaret sicile kayıtlı tacir olup olmadığı ticaret odasından ve ticaret sicil müdürlüğünden, dava tarihinden önceki son 3 yıl içerisindeki vergi dairesine sunulan mal alış satışlarına ilişkin BA/BS bildirimlerinin yıl bazında toplam miktarlarının ne kadar olduğu ve işletme hesabına göre mi bilanço esasına göre mi defter tuttuğu hususları vergi dairesinden sorulmalıdır. Bu şekilde yapılacak araştırma ile davacının sicile kayıtlı tacir olduğu tespit edilirse tacir olarak kabul edilmeli, şayet sicile kayıtlı tacir olmadığı bildirilmişse de bu durumda vergi dairesinin cevabi yazısına göre davalının yıl bazında faaliyetinin esnaf faaliyeti kapsamını aşıp aşmadığı hususu 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 18/06/2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlarda gözetilerek ve bu yönde gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yapılarak davacının dava tarihi itibariyle tacir olup olmadığı hususu net olarak ortaya konulmalı, bu şekilde yapılacak araştırma sonucuna göre, davacı da tacir ise bu durumda dava ticari dava olacağından mahkeme eldeki dava bakımından görevli olacağı, aksi durumda ise Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olacağı kabul edilmelidir. Bu hususlar araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bu husus 6100 sayılı HMK m. 355 hükmü uyarınca kamu düzeninden ve re'sen nazara alınması gereklidir.<br>Kabule göre de; <br>Adi ortaklık iki ya da daha fazla gerçek ya da tüzel kişinin ortak bir amaca ulaşmak için emek, sermaye  ve mallarını birleştirdikleri bir ortaklıktır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı  maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adî ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adî ortaklık tarafından açılacak davaların elbirliği halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adî ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Adi ortaklık aleyhine dava açılamayacağı gibi icra takibi de yapılamaz. Bu nedenle icra takibinin ortaklara karşı yapılması gerekir. Ancak yine bir para borcu söz konusu ise ortaklar borçtan müteselsilen sorumlu olduklarından ortaklardan biri hakkında takip yapılması mümkündür. <br>Mahkemece, dava konusu sözleşmenin davalının ortağı olduğu adi ortaklık ile davacı arasında imzalandığı, takibin tüm ortaklara yöneltilmesi gerektiği gibi dava itirazın iptâli olduğundan, adi ortaklığa yöneltilmiş usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. <br>Ne var ki, dava konusu ... tarihli sözleşmede davalı şirket ile dava dışı .... iş ortaklığı işveren olarak gösterilmiş, ancak sözleşme davalı şirket kaşesi üzerinde imza atılmak suretiyle imzalanmış olup, imzaya bir itiraz ileri sürülmemiştir. Ancak, davalı şirketin ortağı olduğu iş ortaklığına ilişkin sözleşme dosya arasında bulunmamaktadır. Mahkemece davalı şirketten adi ortaklığın kuruluşuna ilişkin sözleşmenin sorularak dosyaya ibrazının sağlanması ve sözleşme uyarınca davalı şirketin adi ortaklığı temsile yetkili olup olmadığının belirlenmesi, davalı şirketin adi ortaklığı temsile yetkili olduğunun anlaşılması halinde dava konusu sözleşmeye dayalı para alacağından ortaklığı oluşturan şirketlerin müteselsil sorumluluğu gereği ortaklardan her birinden istenebileceği, davalı şirketin adi ortaklığı temsile yetkili olmadığının anlaşılması halinde ise davalı şirket adına atılan imzaya bir itiraz da bulunmadığı gözetilerek davalı şirketin borçtan bizzat sorumlu olduğu kabul edilerek işin esasına girilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.  <br>Yukarıda belirtilen sebeplerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-6 ve m. 355 hükümleri uyarınca esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen gözetilen sebeplerle kabulü ile, yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılması için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;<br>1-) Davacı vekilinin istinaf isteminin, esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi yönünden re'sen KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-6 ve 355 maddeleri uyarınca esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA,<br>2-)Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-)Kararın kaldırılması nedenine göre davacı vekilinin istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine YER OLMADIĞINA,<br>4-)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıya İADESİNE,<br>5-)İstinaf kanun yoluna başvuran davacı yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,<br>6-)6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-g hükümleri gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 05/10/2023<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"872da1581724f863","SID":"cd9d1492c09c8c3e"}}