{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1629 <br>KARAR NO: 2023/1732<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/07/2023<br>NUMARASI: 2023/76 E. 2023/688 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/10/2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ: 20/10/2023\t\t<br>KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 13/07/2023 tarih ve 2023/76 E - 2023/688  K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle;  Davacı şirketin kurucuları olan müvekkili ile davalı ... tarafından kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettiklerini, ticaret sicili müdürlüğünde imzaladıkları şirket sözleşmesinde limited şirket kurma iradelerini ortaya koyduklarını, müvekkili ... tarafından kurulacak olan ... Ltd. Şti.'nin kuruluş sermayesi için 06/01/2015 tarihinde ... Şubesi nezdindeki ... numaralı hesabına yatırıldığını ve bu tutarın banka tarafından bloke edildiğini, bu sırada davalı ...'nın da aynı tarihte aynı miktarda parayı bankaya yatırdığını ve bu tutarın da bankaca bloke edildiğini, toplamda diğer davalı ... Şubesi'ne 125.000,00-TL yatırdıklarını, dava konusu olayda taraflar iyi bir ticari ilişkileri olmasına güvenerek söz konusu şirketi kurduklarını ancak davalı tarafın şirketin ve müvekkilinin mali haklarını zedeleyen, şirketin esas sermayesinin korunması ilkesine aykırı, müvekkilinin haklarını ciddi biçimde mağdur eden, maddi ve manevi zarara uğratan davranışlarda bulunduğunu, bu davranışları sebebiyle müvekkilinin davalıya duyduğu güvenin ortadan kalktığını, bunun sonucunda şirket iş ve işlemlerinin çift imza ile temsil yetkisi ile yürütülmesi zorunluluğunun hasıl olduğunu, bu durumun şirket ana sözleşmesine tescil edildiğini, ancak davalı bankanın gerek imza sirküleri belgesine gerekse çift imza ile temsil yetkisine aykırı işlem yaparak, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek davalı ...'nın tek taraflı imzası ile şirketin hesabından 125.000,00-TL'yi çekmesine izin verdiğini, bu durumdan müvekkili ...'nin bilgisinin bulunmadığını, söz konusu olayda yetkisiz temsilin şartlarının gerçekleşmiş olduğundan dolayı davalı ...'nın yetkisiz temsil hükümleri gereğince müvekkili şirketin uğradığı 125.000,00-TL madde zararı gidermesi gerektiğini, davalı bankanın ise özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu ve müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu olması gerektiğinden bahisle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle her iki davalının menkul ve gayrimenkullerinin üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına, akabinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 30.000,00-TL'nin davalı bankanın usulsüz işlemi gerçekleştirdiği 22/01/2016 tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faizi ile davalı ...'tan ve yetkisiz temsil hükümleri gereği müvekkili şirketi maddi zarara uğratan davalı ...'dan işlemi gerçekleştirdiği 22/01/2016 tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasını dava ve talep etmiştir.<br>Davalı ...vekilinin cevap dilekçesinde özetle;  alacak talebinin somut olması karşısında kısmi alacak davası açılamayacağından, davanın reddinin gerektiğini, davanın zaman aşımına uğradığını ve bu sebeple de reddinin gerektiğini, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı hususunda hiçbir tereddüt bulunmadığını, davacı şirketin tek sahibi olan ...'nin aynı konu ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapmış olduğu başvuruya ilişkin yapılan soruşturma sonucunda Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verildiğini, davacı tarafın talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacı tarafın müvekkilinin çektiğini iddia ettiği 125.000,00-TL'yi bankaya birlikte giderek çektiklerini, paranın çekildiğinden davacı şirket sahibinin haberi olduğunu, tarafların parayı çekmek için banka şubesine birlikte geldiklerine banka görevlisinin de şahit olduğunu, davacı tarafın intikam hırsı ile hareket ettiğini ve sürekli gerçeğe aykırı beyanlarla müvekkiline zarar verme saiki ile hareket ettiğini, eldeki davanın da 7 yıl sonra açılma nedeninin davacı tarafın içinde bulunduğu bu kötü niyetli hali olduğunu, davaya konu edilen alacak miktarının yarısının müvekkiline ait olduğunu, dolaysıyla davacının 125.000,00-TL'nin tamamını talep etmesinin hukuki dayanağı olmadığını, haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı... vekilinin sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, davalı ...'nın müvekkili bankaya ibraz ettiği yetki belgesi ve imza sirkülerinde müşterek imzaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından anlaşıldığı üzere davacının limited şirketi Kayseri 8. Noterliğinin... tarihli ve ...yevmiye numaralı ana sözleşmesi ile...ve ... arasında iki ortaklı olarak kurulduğunu, davacı tarafın her ne kadar şirket kuruluş sermayesinin yatırıldığı ... numaralı hesabın 06/01/2015 tarihinde açıldığını iddia etse de söz konusu hesabın 06/01/2016 tarihinde açıldığını, davalı tarafından Kayseri 8. Noterliği tarafından düzenlenen ... ve ... yevmiye numaralı imza sirkülerine istinaden hesabın açıldığını, söz konusu imza sirkülerinde müşterek (çift) imzaya ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını, çift imza yetkisinin düzenlendiğini belirttikleri imza sirküsünü müvekkili bankaya ibraz etmediklerini, müvekkili bankanın hesap açılışı sırasında ibraz edilen 06/01/2022 tarihli imza sirkülerine istinaden ödemeyi diğer davalıya yaptığını, davacı şirket tüzel kişiliği tarafından ortaklar arasında çift imza yetkisi tesis edildiğinin müvekkili tarafından bilinmesinin mümkün olmayacağını, davacı şirket yetkisiz temsilcinin, diğer ortağın gerçekleştirmiş olduğu işlemi örtülü olarak onadığını, 2017 yılından bu yana tek yetkili olan davacı şirket yetkilisinin bu duruma zımni onay verdiğini, davacı tarafın davayı işlemin üzerinden yaklaşık 6 yıl 7 ay geçtikten sonra ikame etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere temsil olunanın, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemleri benimsemiş olması halinde de uyuşmazlık konusu işlemi örtülü olarak onadığını kabul etmek gerektiğinin belirtildiğini, davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı olan davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkeme kararında; \"...Toplanan deliller, tarafların sunduğu bilgi ve belgeler ile<br>tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş buna göre,  davacının iddiasının haksız fiil hükümlerine göre davalı banka nezdindeki hesabından usulsüz olarak diğer davalı tarafından para çekildiği iddiası olup, haksız fiil hükümlerine göre zarar ve ziyan talebinin TBK m. 72 uyarınca zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, söz konusu paranın 06/06/2015 tarihinde yatırıldığı, 22/01/2016 tarihinde çekildiğinden bahisle, davacının şirket temsilcisi aracılığıyla Kayseri CBS' na suç duyurusunda bulunduğu, suç duyurusunda bulunduğu tarihin 14/11/2019 tarihi olduğu, bu tarihte davacının davalıyı da şüpheli göstererek yapmış olduğu suç duyurusu nedeniyle zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiğinin kabulü zorunlu olup, bu tarihten itibaren 2 yıllık süre içerisinde haksız fiil hükümlerine göre tazminat davası açması gerektiği, eylemin ceza mahkumiyetini gerektiren bir eylem olmadığı ve bu sebeple uzamış ceza zamanaşımı süresinin geçerli olmadığı, bu sebeple davalıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde tazminat sorumluluklarının davalı tarihi olan 22/08/2022 tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü yetkisiz temsil hükümlerine göre sorumluluğun yine haksız fiil hükümleri çerçevesinde TBK m.72 gereği 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, öte yandan davalının, Kayseri 9. Noterliğinin ...tarih ve ... yevmiye nolu limited şirket pay devir sözleşmesi ile davacı şirketle olan ortaklığının ve şirket temsilciliği sıfatının sona erdiği, öte yandan 28/04/2017 tarihinde tarafların şirket devir sözleşmesi düzenleyerek davalı ...' in ortaklık payını devrettiği, devralan kimsenin ise davacı şirket temsilcisi olduğu, 6102 sayılı TTK m. 147 kapsamında ortaklık sözleşmesinden kaynaklı dava ve talep haklarının 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, hem pay devir hem de şirket devir sözleşmesi tarihlerinden itibaren bu zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı göz önüne alındığında davalı... yönünden açılan davanın ayrıca TTK m. 147 kapsamında zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla, davanın zamanaşımı nedeniyle süre yönünden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.  Davacının davasının zamanaşımı nedeniyle süre yönünden reddine,...\" şeklinde karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekilleri tarafından sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/76 esas 2023/688 karar sayılı \"alacak\" hukuksal temeline dayalı dava dosyasından yapılan yargılama neticesinde 13/07/2023 tarihinde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair karar verildiğini, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair hüküm kurulduğunu, yerel mahkeme tarafından davanın genel hüküm mahiyetinde 6098 sayılı TBK'nun 72 ile devamında özel hüküm mahiyetinde 6102 sayılı TTK'nun 147'nci maddelerine göre zamanaşımına uğradığından bahisle reddine karar verildiğini, izah edilen sebepler ve değinilen yüksek mahkeme kararları nazarında söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, mahkemenin gerekçesi ve kararın dayandırıldığı kanun maddeleri nazarı dikkate dava konusu olay ile ilgili olarak eksik bir inceleme ve araştırmanın yapıldığını, bilhassa diğer davalı banka yönünden verilen karara dair gerekçede hiçbir belirtmenin veya açıklamanın yapılmadığını, davanın sözleşme ilişkisinden kaynaklı olması nedeniyle zamanaşımı süresinin de buna göre 10 yıl olarak uygulanması gerektiği halde zamanaşımı ile ilgili yanılgı bir değerlendirme neticesinde hukuka aykırı bir kararın verildiğini, mahkemece davalı banka yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, müvekkil şirket ile davalı banka arasındaki ilişkinin sözleşmeden kaynaklı olması ve bu meyanda TBK'nın 146'nci maddesi uyarınca sözleşmeden doğan davalarda zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmadığını, davalı banka nezdinde bulunan müvekkil şirkete ait banka hesabına ilişkin olarak yapılacak olan işlemler (para çekme, para yatırma vb. banka işlemleri) yönünden de şirket ortaklarının çift imza ile temsil ve ilzama yetkili olduklarını, mefhumu muhalifinden şirket ortaklarının tek başına söz konusu banka hesabı ile işlem yapamayacaklarını, bilhassa banka hesabından para çekemeyeceklerini, davalı banka tarafından yasaya aykırı bir şekilde davacı şirketin çift imza ile temsil yetkisine tamamen aykırı bir şekilde salt davalı ...'nın tek taraflı imzası ile banka hesabından toplam 125.000,00-TL para çekilmesine izin verildiğini, söz konusu bu işlemin gerçekleşebilmesi için şirketin çift imza ile temsil yetkisi mucibine davacı ... ve davalı ...'nın birlikte hareket ederek imza atmaları gerektiği halde davalı banka yasaya aykırı davrandığını, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini, böylece müvekkili zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalı bankanın sorumluluğu sözleşme ilişkisinden kaynaklı olduğunu, mahkemece uyuşmazlığın banka hesap sözleşmesinden kaynaklı olması nedeniyle sözleşme zamanaşımının (10 yıl) esas alınması gerekir iken haksız fiile ilişkin zamanaşımının (2 - 10 yıl) esas alınarak davanın banka yönünden de bu gerekçe ile reddine karar verilmiş olunmasının hatalı olduğunu, konuya ilişkin yerleşik Yargıtay içtihatları nazarı dikkate alındığında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 27/09/2010T. 2010/10330E. 2010/9191K. Sayılı eldeki davaya konu uyuşmazlık ile benzer mahiyette olan kararda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 06/06/2014T. 2013/4631E. 2014/10799K. eldeki davaya konu uyuşmazlık ile benzer mahiyette olan kararda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 14/04/2014T. 2014/5725E. 2014/5999K. sayılı ilamında açıkça belirtildiğini, eldeki davada (bilhassa davalı banka yönünden) uyuşmazlığın sözleşme ilişkisinden kaynaklanması halinde sözleşme zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, diğer bir ifade ile sözleşmeden doğan davalar yönünden 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini, yerel mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklı olduğunu, 10 yıllık zamanaşımına tabi oldu göz ardı edilerek hukuki değerlendirmede hataya düşülmek suretiyle davanın salt haksız fiil temeline dayalı olduğunu, bu nedenle haksız fiille ilişkin 2 yıllık zamanaşımının geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş olunması haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini, mahkemece eldeki davanın sözleşme ilişkisinden kaynaklandığını, sözleşmeden doğan davalarda zamanaşımının 10 yıl olduğu göz ardı edildiği gibi en aleyhe kabulde dahi davalıların eylemlerinin aynı zamanda suç teşkil ettiğini, bu nedenle ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, bahsi geçen ve davanın sözleşme ilişkisinden kaynaklı olması nedeniyle zamanaşımı süresinin de buna göre 10 yıl olarak uygulanması gerektiğine dair açıklamaların saklı kalmak kaydıyla bir an için bu husus göz ardı edildiğinde dahi bu sefer 6098 s. TBK. M.72'de ise tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı ancak tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, olayda bu zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıkça düzenlendiğini, eylemin ceza kanununda suç sayılmış olup olmadığı, kural olarak hukuk hakimince belirleneceğini, söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmadığını, haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacağını, dava dosyasından verilen kararda ise davaya konu uyuşmazlığın aynı zamanda suç teşkil edip etmediği mahkemece gerektiği şekilde değerlendirilmediğini, bu minvalde mahkemenin konuya ilişkin gerekçesi göz önüne alındığında \"eylemin ceza mahkumiyetini gerektiren bir eylem olmadığı ve bu sebeple uzamış ceza zamanaşımı süresinin geçerli olmadığı\" şeklinde olduğu görüldüğünü, burada dikkate şayan husus gerekçede eylemin ceza mahkumiyetini gerektiren bir eylem olmadığının belirtilmiş olunmasına karşılık uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için mahkumiyetin veya mahkumiyet gerektirmesinin gerekli olmaması aksine eylemin aynı zamanda suç oluşturmasının yeterli olması gerektiğini, bu husus yukarıda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da açıkça belirtildiğini,  mahkemenin gerekçesi bu yönüyle hukuka aykırı olduğu gibi diğer yandan davalı banka yönünden ise bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmadığını, mahkemece eksik bir inceleme neticesinde hatalı gerekçelerle hüküm kurulduğunu, açıklamalar, yasal düzenlemeler, yerleşik içtihatlar ile bilimsel doktrin görüşleri birlikte değerlendirildiğinde yerel mahkemece davaya konu uyuşmazlıkta ceza zamanaşımının uygulanmasının gerekip gerekmediği ile ilgili hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadığını, kararın gerekçesinde ise salt tek bir cümle ile eylemin ceza mahkumiyetini gerektirmediğinin ifade edildiğini, mahkemenin gerekçesi esas yönünden hukuka aykırı olduğu gibi usul yönünden de yasaya aykırı olduğunu, mahalli mahkemece verilen kararın gerekçesi ve bilhassa ceza zamanaşımının davaya konu olayda neden, hangi sebeplerle uygulanmayacağı hiçbir şekilde izah edilmediğini, bu hususta yasal düzenlemelere ve ilkelere aykırı hareket edildiğini, tüm açıklamalar dosya münderecatındaki delil durumu, yasal düzenlemeler ve yerleşik Yargıtay içtihatları birlikte nazarı dikkate alındığında Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/76 esas 2023/688 karar sayılı dosyasından 13/07/2023 tarihinde verilen ve yukarıda izah edilen, mahkemece re'sen tensip buyrulacak sebeplerle birden fazla nedenle haksız ve hukuka aykırı olan kararın kaldırılması gerektiğinden dolayı istinaf yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu, arz edilen ve mahkemece tensip buyrulacak sair sebeplerle Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/76 esas 2023/688 karar sayılı dosyasından 13/07/2023 tarihinde verilen haksız ve hukuka aykırı kararın kaldırılmasını, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline dair karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekilleri tarafından sunulan istinaf cevap dilekçesinde özetle; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davada, davacı taraf, diğer davalı ... ile ... arasında limited şirketi kurulduğunu, kuruluş sermayesi için müvekkil bankanın ... şubesi nezdinde 06/01/2015 tarihinde ... numaralı hesabın açıldığını, bu hesaba ... ve ... tarafından 62.500'er TL olmak üzere toplamda 125.000 TL kuruluş sermayesi yatırıldığını, bu tutara banka tarafından bloke uygulandığını, şirket ana sözleşmesine istinaden Kayseri 8. Noterliği tarafından ... tarihinde düzenlenen ... yevmiye numaralı imza sirkülerinde limited şirketinin müşterek imza ile temsil edileceğinin belirlendiğini, ancak müvekkil bankanın müşterek temsil ve çift imza yetkisine aykırı işlem tesis ederek kuruluş sermayesi olan 125.000 TL'yi tek yanlı imza ile diğer davalıya ödediğini, bu sebeple dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal eden bankanın söz konusu zarardan sorumlu olduğunu iddia ederek 125.000 TL'nin müvekkilin bankadan alınarak kendisine ödenmesini talep ettiğini, yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde 2023/688 Karar sayılı ve 13/07/2023 tarihli ilam ile davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verildiğini, bunun üzerine davacı taraf, müvekkil banka ile arasında sözleşmesel ilişki bulunduğunu TBK'nın 146. Maddesi gereğince kanunda aksine bir düzenleme bulunmadığı müddetçe sözleşmeye dayalı alacaklarda zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu bu sebeple müvekkil banka yönünden talebinin zamanaşımına uğramadığından bahisle istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, ancak davalı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece yerinde olarak tespit edildiği üzere davacı tarafın müvekkil banka yönünden talebi zamanaşımına uğradığını, yerel mahkemece müvekkil banka yönünden davacı talebinin zamanaşımına uğradığına karar verildiğini, buna karşılık davacı taraf istinaf dilekçesinde, müvekkil ile arasında sözleşmeye dayalı bir ilişki bulunduğunu, TBK'nın 146. Maddesi gereğince sözleşmeye dayalı alacak taleplerinde zaman aşımı süresinin 10 yıl olduğunu, bu sebeple müvekkil banka yönünden talebinin dava tarihi itibariyle zaman aşımına uğramadığını ileri sürdüğünü, ancak davacı tarafın iş bu iddiası yerinde olmadığını, müvekkil banka ile davacı taraf arasında imzalanan sözleşme ... numaralı hesabın açılmasına ilişkin Ticari Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi olduğunu, iş bu sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri ayrıntılı şekilde düzenlendiğini, ancak somut olayda davacı tarafın talepleri haksız fiil iddiasına dayandığını, bu sebeple TBK'nın 72. Maddesi uyarınca 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri geçerli olduğunu, davacı tarafça 14/11/2019 tarihinde Kayseri CBS'ye yapılan suç duyurusu göz önüne alındığında dava tarihi itibariyle müvekkil banka yönünden tüm talepler zamanaşımına uğradığını, davalı ...'nın müvekkil bankaya ibraz ettiği vekaletname ve imza sirkülerinde müşterek imzaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından anlaşıldığı üzere davacı limited şirketi Kayseri 8. Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ana sözleşmesi ile ...ve ... arasında iki ortaklı olarak kurulduğunu, davacı taraf her ne kadar şirket kuruluş sermayesinin yatırıldığı ... numaralı hesabın 06/01/2015 tarihinde açıldığını iddia etse de söz konusu hesap  06/01/2016 tarihinde açıldığını, iş bu hesap diğer davalı tarafından Kayseri 8. Noterliği tarafından düzenlenen ... ve ... yevmiye numaralı imza sirkülerine istinaden açıldığını, söz konusu imza sirkülerinde müşterek (çift) imzaya ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını, 22/01/2016 tarihinde kuruluş sermayesi olan 125.000 TL yine diğer davalı tarafından ... tarihli ve...yevmiye numaralı imza sirkülerine istinaden çekildiğini, buna karşılık davacı taraf Kayseri 8. Noterliği tarafından ... tarihinde düzenlenen ... yevmiye numaralı imza sirkülerinde çift imza yetkisinin düzenlendiğini, ancak söz konusu imza sirküleri müvekkil bankaya ibraz edilmediğini, müvekkil, hesap açılışı sırasında ibraz edilen 06/01/2022 tarihli imza sirkülerine istinaden ödemeyi diğer davalıya yaptığını, davacı şirket tüzel kişiliği tarafından ortaklar arasında çift imza yetkisi tesis edildiği müvekkil tarafından bilinmediğini, TBK'nın 42/3 ve 44/2. maddeleri uyarınca temsil olunanın, temsilcinin yetkilerinin kısıtlandığını usulüne uygun olarak daha önce işlem yapılan 3. kişilere bildirmesi gerekmekte, temsilcinin kaldırılan yetkilerine ilişkin yetki belgesini temsilciden alması gerektiğini, aksi halde temsil olunanın sorumluluğu gündeme geleceğini, ilk başta limited şirket ortakları arasında güven ilişkisi bulunduğunu ancak daha sonra güveninin sarsılması nedeniyle şirketi korumak amacıyla çift imza esası getirildiğini, ancak buna rağmen temsilcilere ilişkin bu kısıtlama müvekkil bankaya bildirilmediğini, temsilciden hükümsüz hale gelen yetki belgesi iade alınmadığını, davacı şirket yetkisiz temsilcinin gerçekleştirmiş olduğu işlemi örtülü olarak onandığını, davacı limited şirketi 05/01/2016 tarihinde kurulduğunu, esas sermaye olarak belirlenen tutarın 1/4'ü olan 125.000 TL 06/01/2016 tarihinde müvekkil bankanın ... şubesi nezdinde bulunan ... numaralı hesaba yatırıldığını, 22/01/2016 tarihinde diğer davalı ... tarafından söz konusu tutarın tamamı çekildiğini, daha sonra ticaret sicil gazetesinin ... tarihli ve ... sayılı gazetesinde ilan edildiği üzere Kayseri 9. Noterliğinin ... tarih ... sayı ile tasdikli hisse devri sözleşmesine göre diğer davalı ..., davacı şirkette bulunan %50 hissesinin tamamını...'ye devrettiğini, Kayseri 1. Noterliğinin ... tarihli ve ... sayı ile tasdikli temsil kararı uyarınca ise ...'nın tüm temsil yetkileri kaldırılarak şirketi temsile münferiden yetkili olarak ... tayin edildiğini,  dava konusu olan 125.000 TL tutarındaki para 22/01/2016 tarihinde çekilmiştir. 08/03/2017 tarihi itibariyle ise diğer davalının şirket nezdindeki tüm hak ve yetkileri sona erdiğini, ancak tüm bunlara rağmen huzurdaki dava ikame edilene kadar diğer davalı tarafından yapılan işleme karşı temsil olunan davacı tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, bu durumda TBK'nın 46 ve 47. maddeleri uyarınca temsil olunan davacının dava konusu işlemi zımni olarak onamış olduğunun kabulü gerektiğini, davacı taraf huzurdaki davayı işlemin üzerinden yaklaşık 6 yıl 7 ay geçtikten sonra ikame edildiğini, bir limited şirketi olarak basiretli tacir olması gereken davacının işlemin üzerinden 6 yıl 7 ay geçtikten sonra bu davayı ikame etmesi hakkın kötüye kullanılmasından başka bir şey olmadığını, ayrıca 01/03/2017 tarihinde pay devri yapılmış olmasına rağmen dava konusu işlemin yeni öğrenildiğinin basiretli bir tacir olması gereken davacı tarafından iddia edilmesi de mümkün olmadığını, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 04/06/1985 tarihli, 5206E./7255K. Sayılı ilamında, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2018/4430 Esas, 2019/873 Karar ve 28/02/2019 tarihli ilamında, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/14483 Esas, 2017/7887 Karar ve 11/12/2017 tarihli ilamından anlaşılacağı üzere temsil olunanın, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemleri benimsemiş olması halinde de uyuşmazlık konusu işlemi örtülü olarak onadığını kabul etmek gerekeceğini, bu sebeple davacı şirketin 05/01/2016 - 08/03/2017 tarihleri arasındaki ticari defterlerinin incelenmesini ve yapılan işlemlerde çift imza kuralına uyulup uyulmadığının, diğer davalı ...'nın münferiden kendi imzası ile yapmış olduğu iş ve işlemlerin bulunup bulunmadığının bilirkişi marifetiyle araştırılması talebinin de bulunulduğunu, müvekkil banka nezdinde bulunan 125.000 TL tutarındaki para diğer davalıya çift imza kuralı içermeyen vekaletname ve imza sirkülerine göre ödendiğini, davacı şirket tarafından temsilciler arasında çift imza kuralı getirildiği müvekkil tarafından bilinmediğini, ayrıca davacı TBK 42/3 ve 44/2. maddeleri uyarınca üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirerek temsilcilere münferiden temsil yetkisi veren yetki belgesini geri almamış ya da bu hususta yasal yollara başvurulmadığını, bu sebeple iyiniyetli müvekkile kusur izafe edilmesi mümkün olmadığını, bununla birlikte dava konusu olan esas sermaye 22/01/2016 tarihinde çekildiğini, bu tarihten itibaren huzurdaki dava ikame edilene kadar temsil olunan tarafından bu işleme herhangi bir itiraz yöneltilmediğini, bu durumda TBK 46 ve 47. maddeler gereğince söz konusu işlemin temsil olunan tarafından onandığını, benimsendiğinin kabul edilmesi gerektiğini, dolayısıyla davacı tarafça 6 yıl 7 ay sonra huzurdaki davanın ikame edilmiş olması artık dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması hususunu teşkil edeceğini, davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı olan istinaf taleplerinin reddine, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/76 Esas ve 2023/688 Karar sayılı ilamının onanmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava şirket müdürüne ve bankaya kaşı açılmış alacak davasıdır.<br>Davacı davalı ...'in müştereken imza yetkisine sahip olmasına rağmen davalı banka hesabına yatırılan   125.000 TL kuruluş sermayesini çektiğini   davalı bankanın gerek imza sirküleri belgesine gerekse çift imza ile temsil yetkisine aykırı işlem yaparak, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek davalı ...'nın tek taraflı imzası ile şirketin hesabından 125.000,00-TL'yi çekmesine izin verdiğini belirterek eldeki davalı açtığı görülmüştür.Dava dilekçesinin davalı  ...'ya 06.09.2022 tarihinde davalı bankaya 28.08.2022 tarihinde tebliği edildiği, davalı banka hakkında  25.08.2022 tarihli ara karar ile cevap verme süresinin cevap verme süresinin bitiminden itibaren 2 hafta uzatıldığı, davalılar tarafından   süresi içerisinde zaman aşımı definde bulunulduğu  görülmüştür.6098 sayılı TBK'nun  146. Maddesinde  Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtildikten sonra 147/1-4 maddesinde ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zaman aşımına tabi olduğu düzenlenmiştir.6012 sayılı TT nun 644/1 maddesindeki  anonim şirketlere ilişkin hükümler limited şirketlere de uygulanacağına dair hüküm dolayısıyla aynı kanunun  553. Maddesi uyarınca    limited şirket müdürleri   kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde,  hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. 6102 sayılı TTK'nun  \"Zaman aşımı\" başlıklı  560-. Maddesi incelendiğinde:  (1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır. \"düzenlemesi bulunmaktadır.<br>6098 sayılı TBK'nun 154/1-2 maddesinde: Alacaklının, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa zaman aşımının kesileceği  155. Maddesinde ise  Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olacağı düzenlenmiştir.6098 sayılı TBK'nun  156. Maddesinde Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir.Davalı ...'nın davacı şirketteki hisselerini Kayseri 9. Noterliğinin... tarih ... yevmiye numaralı pay devir sözleşmesi ile ...'ye  250.000 Tl karşılığı devir ettiği, devir bedelini nakden ve tamamen ödediği anlaşılmaktadır.Yargıtay içtihatlarına göre şirket yöneticilerine karşı açılan  sorumluluk davasında zamanaşımı süresinin haksız fiilin gerçekleştiği tarih itibariyle değil, davalıların görevlerinin son bulduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.Davalının   görev süresinin 01.03.2017 tarihinde  sona erdiği, anılan davanın 22.08.2022 tarihinde  açıldığı anlaşılmaktadır.Davalı hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca 2019/55117 esas sayılı soruşturma dosyası ile 14.11.2019 tarihinde   soruşturmaya başlanıldığı  30.4.2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği görülmüştür.Davalı ...  hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca 2019/55117 esas sayılı soruşturma dosyasında  30.4.2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği  kararın kesinleştiği bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında  öngörülen uzamış zamanaşımı süresinin uygulanmasının mümkün olmadığı,   Davalı ...'in görev süresinin 01.03.2017 tarihinde  sona erdiği, anılan davanın 22.08.2022 tarihinde  açıldığı  davanın 6102 sayılı TTK 560. Maddesi  uyarınca iki ve beş yıllık TBK  72.maddesindeki  iki  yıllık zaman aşımı süresi içerisinde açılmadığı  anlaşılmakla davalılar yönünden  zaman aşımı nedeniyle davanın reddi yönündeki mahkeme kararı yerindedir. <br>Açıklamalar ışığında davacı tarafın istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 13/07/2023 tarih ve 2023/76 E - 2023/688  K sayılı nihai kararının  usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  <br> 2-Alınması gerekli olan 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, <br>3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,  <br>5-HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; harç tahsil işlemlerinin, HMK'nın 359/4 maddesi gereğince işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, <br>Dair, dosya üzerinden yapılan incelemeyle H.M.K'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  19/10/2023 <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ee565744a0661cbc","SID":"3a5b125396cafa75"}}