{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2021/705 <br>KARAR NO: 2023/1557<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 30/12/2020<br>NUMARASI: 2017/1052 Esas - 2020/687 Karar<br>DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 22/09/2023<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;    <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 23/03/2014 tarihinde müvekkilinin içerisinde yolcu konumunda bulunduğu ... plakalı aracın tek taraflı olarak yaptığı kazada müvekkilinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığını, müvekkilinin gördüğü tüm tedavilere rağmen eski sağlığına kavuşamayarak sakat kaldığını, kazaya sebebiyet veren aracın kaza tarihi itibari ile geçerli bir sigorta poliçesinin bulunmadığını,  davalıya 11/10/2017 tarihinde yapılan başvuru üzerine müvekkiline 100.105,00 TL ödeme yapıldığını ancak bu miktarın müvekkilinin zararını karşılamaktan öte eksik ve yetersiz olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ilk aşamada 5.000,00 TL iş göremezlik tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep  etmiştir.Davacı ıslah dilekçesi ile talebini 163.984,06 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili  davaya cevap dilekçesinde özetle; Davacının talep ettiği maluliyet tazminatı için müvekkili kuruma başvuruda bulunulduğunu ve müvekkili nezdinde açılan  hasar dosyasına iletilen evraklar çerçevesinde aktüeryal hesaplama yaptırılarak davacı yan için 100.105,00 TL olarak hesaplanan maluliyet tazminatının 14.11.2017 tarihinde müvekkili kurum tarafından ödendiğinden müvekkili kurumun davacı tarafa ödemede bulunarak üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini ve davacının tüm zararının karşılandığını bu sebeple davanın reddinin gerektiğini, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise, yapılacak yargılamada müvekkili kurumun ancak sorumluluğunu üstlendiği aracın kusuru oranında sorumluluğunun bulunacağını, davacının daimi maluliyet oranının %25 olduğunu, Mahkemece bu oranın kabul edilmemesi halinde durumunun tespiti adına Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden özürlü sağlık raporu alınması gerektiğini, davaya konu maluliyet tazminatının uzman bilirkişilerce hesaplanması gerektiğini, hesaplanan tazminat miktarı üzerinden müterafik kusur ve hatır taşımacılığı indirimine gidilmesi gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya ödenmiş veya ödenen rücuya tabi tazminat miktarının tespit edilerek müvekkili kurum tarafından ödenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, müvekkili ...’nın sorumluluğunun poliçedeki teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, davacı tarafın kaza tarihinden itibaren avans faizi talebinin haksız olup ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini davanın reddini  talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, \"Dava ve talep arttırım dilekçelerine göre davanın kabulü ile, 8.047,20 TL geçici iş göremezlik tazminatı ile 155.936,86 TL bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı toplamı 163.984,06 TL'nin 13/11/2017 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu kaza sebebiyle taraflar arasındaki uzlaşma her iki tarafın rızası ile gerçekleştiğini, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/7398 soruşturma 2014/3787 karar numaralı dosyasındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında tarafların birbirinden şikâyetçi olmadığını bu sebeple de takipsizlik kararı verildiğini, işletenin hukuki sorumluluğu uzlaşma ile ortadan kalkacağından mağdurun tazminat isteminin haksız olduğunu, maluliyet raporlarında çelişki bulunduğunu, çelişki giderilmeden hüküm kurulduğunu, maluliyet raporu hazırlanırken fiziken muayene yapılmadığını, maluliyet raporunun yönetmelik gereğince yetkili bir hastaneden alınması sigortacılık mevzuatı gereği yasal bir zorunluluk olmasına rağmen mevzuata uygun olmayan raporlar hakkında işlem yapılmasının mümkün olmadığını, kusur raporunun denetime elverişli olmadığını, kusur oranlarının tespitinin kaza yerinde keşif yapılarak bilirkişiler tarafından belirlenmesi gerektiğini,  söz konusu taşımanın araç sürücüsü ve işleteninden ziyade malulun yararına olduğu ve malulun bu taşıma için herhangi bir ücret ödemediğini, tespit edilecek maddi tazminattan müterafik kusur indiriminden ayrı olarak hatır taşıması indirimine gidilmesi gerektiğini, müvekkilinin geçici iş görmezlik tazminatı ve ATK ücretine ilişkin sorumluluğunun bulunmadığını, 01/06/2015 tarihli trafik genel şartları gereği sağlık gideri teminatından SGK'nın sorumlu olduğunu, yasa gereği, bedeni zararlar kapsamında bulunmayan cenaze ve defin, yol, yemek, ulaşım, belge ve raporların temini sırasında yapılacak masraflar ile benzeri masrafların Güvence Hesabından karşılanmasının mümkün olmadığını, davacının SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği alıp almadığının araştırılarak ödeme yapıldı ise hesaplanan tazminattan düşürülmesi gerektiğini, TRH-2010 yaşam tablosu ve %1,8 teknik faiz dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, bu hali ile kurum tarafından yapılan ödemenin yeterli olduğunu, başvuran için maluliyet tazminatı hesaplaması yapılmasına karar verilmesi halinde 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemenin göz önünde bulundurulması gerektiğini, hükmedilen faizin başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin dava tarihinden itibaren yasal faizle sorumlu olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Dosya kapsamından, 23/03/2014 tarihinde saat 19.30 sıralarında Kandıra istikametinden İzmit istikametine seyir halinde olan sürücü dava dışı ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı otomobilin ... mevkiinde gidiş istikametine göre sağ taraftan yol dışına çıkması sonucu araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralanmasıyla neticelenen trafik kazası meydana gelmiş olup, davadan önce davalıya yapılan başvuru üzerine yapılan ödemenin yetersizliği nedeniyle iş göremezlik tazminat talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesine ekli belgelerden kaza nedeniyle şikayet yokluğundan KYOK  verilmiş olup, davacının hazırlık soruşturmasında şikayetinin bulunmaması maddi tazminat istemlerinden de vazgeçtiği anlamı taşımadığından ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253. maddesi kapsamında uzlaştırma hükümlerinin uygulanmadığı ve anlaşılmakla uzlaşmadan dolayı dava açılmaması gerektiğine ilişkin itiraz yerinde değildir. Maluliyete ilişkin alınacak raporların nasıl düzenleneceğine ilişkin ne Karayolları Trafik Kanun’un da ne de  Türk Borçlar Kanun’unda düzenleme yapılmamış,  Yargıtay  17. Hukuk Dairesinin içtihatları ile kaza tarihine göre dönemsel olarak uygulanması gereken Yönetmelikler açıklanmıştır. Buna göre maluliyete ilişkin alınacak raporların, kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihinden sonrada Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğine uygun olarak düzenlenmesi gerekecektir (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16/06/2020 tarih, 2018/3614 E. ve 2020/3544 K., 28/01/2020 tarih,  2018/3470 E. ve  2020/153 K.sayılı kararları). Maluliyet Tespit İşleri Yönetmeliği 01/09/2013 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 4.maddesinin k bendinde maluliyet tanımına yer verilmiştir. Buna göre \" Maluliyet: Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az %60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetme hali\" olarak tanımlanmış yine Yönetmeliğin sigortalıların çalışma gücü kaybı tespitini düzenleyen 9 ve 10 maddelerinde %60 maluliyet ve üzeri için maluliyet tespitine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle bu yönetmelik sadece  %60 maluliyet ve üzeri için hükümler ve ekli cetvel içermekte olup %60'ın altında maluliyet bulunması halinde bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanması olanaklı değildir. Yine Yönetmeliğin 23.maddesi ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde yer alan; çalışma gücü kaybı, vazife malullüğü, harp malullüğü ile erken yaşlanma durumlarının tespiti ile ilgili tüm hükümler yürürlükten kaldırılmış düzenlemesine yer verilerek Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin tümden kaldırılmadığı anlaşılmaktadır. Keza ek cetveller ilişkin yeni bir düzenleme de yapılmamıştır. Sonuç olarak davacının maluliyetinin %60'ın altında ( %37 ) olması ve kaza tarihine göre uygulanması gereken Maluliyet Tespit İşleri Yönetmeliği hükümlerine göre maluliyet belirlenirken aynı cetvellerin (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine ekli cetveller) esas alınması gerektiğinden maluliyetin tespitinde Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin uygulanmış olmasının, maluliyet oranına bir etkisi olmayacağından hükme esas alınan maluliyet raporunda dosya kapsamı ve davacının kaza nedeniyle düzenlenen tüm tıbbi belgeleri de incelenerek maluliyet oranının tespiti açısından kaza ile yaralanma arasındaki illiyet bağı da açıklanarak düzenlenmiş olmasına  usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Dosya kapsamından hükme esas alınan  kusur  raporunun istinaf talep eden davalıya HMK 281. maddesi  gereğince ihtarat içeren tebligat ile tebliğ edildiği halde davalının süresi içerisinde rapora itiraz etmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda HMK'nın 281. maddesi çerçevesinde kusur oranları  bakımından davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gibi HMK'nın  357/1. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddialar ve savunmalar dinlemeyeceğinden kusura  ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Kaldı ki, davacı kazada yolcu konumunda olduğundan kusurundan söz edilemeyeceği gibi  kaza tek taraflı meydana gelmiş olup, kaza tespit tutanağı ve ATK raporuna göre sürücü tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Dosya kapsamında, SGK dan gelen hizmet döküm cetvelinden davacının olay tarihinde sigortalı çalışmasının bulunmadığı, olayın iş kazası olmadığı anlaşılmış olmakla SGK'nın rücuya tabi bir ödemesi olmayacağından bu konudaki istinafın reddi gerekmiştir.  Yine ATK rapor ücreti yargılama giderlerinden olduğundan  buna ilişkin itirazı yerinde değildir. Davacının davalı ...na müracaat etmesi üzerine 14.11.2017  tarihinde  ödeme yapıldığı  anlaşılmakla, yetersiz ödemenin yapıldığı tarihin faiz başlangıcı olarak alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Yine kabule göre zaten yasal faiz uygulandığından davalı vekilinin yasal faiz uygulanması gerektiğine ilişkin istinaf talebi de yerinde değildir. Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı Kararı ile \"Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” Bölümünde Yer Alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin,  b) Kanun’un 92. maddesinin (i) bendi “Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” ibaresinin, Anayasa’nın 5., 13., 17., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğundan  oy çokluğu ile iptallerine karar vermiştir. Yargıtay 17. (kapatılan) ve  4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda bahsedilen kararı sonrasında vermiş olduğu güncel  kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde  TRH 2010  tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da \"progresif rant\" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin  2022/6135  E. ve 2022/10604 K., 2021/16078  E. ve 2022/10550  K.,  2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin  2020/2598 E. ve 2021/34 K.,  2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları). Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunda PMF yaşam tablosu  ve progresif rant yöntemi esas alınarak tazminat belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı olmadığından, bu hususa değinen istinaf talebi yerinde değildir. Ancak yukarıya aktarılan Yargıtay içtihatları gereğince bakiye ömrün belirlenmesinde  TRH 2010 Yaşam  Tablosu yerine  PMF Yaşam Tablosu esas alınması doğru olmamıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin KTK'nın 98.maddesinin kapsamının belirlenmesi bakımından vermiş olduğu 02/03/2022 tarih, 2022/312  E. ve 2022/3685 K. sayılı  kararında  Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunduğunu,  KTK’nın 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumuna geçtiğini belirlemiş ancak  geçici iş göremezlik ve tedavi gideri yönünden sigorta şirketlerinin sorumluluğu devam ettiğini vurgulamıştır.  Bu nedenle davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatına  ilişkin istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin  2021/6911  E. ve  2021/10351  K.,  2021/5305  E. ve 2021/7685  K. sayılı kararları). Ancak davacı vekili dava dilekçesinde açıkça geçici iş göremezlik talebi bulunmadığı halde, hükme esas aktüerya raporunda  geçici iş göremezlik tazminatın da hesaplandığı miktara hükmedilmesi doğru olmamıştır.Kaza nedeniyle düzenlenen tutanakta emniyet kemerine ilişkin işaretleme bulunmamaktadır. Ancak Mahkemece gerekçeli kararında müterafik kusur yönünden tartışılmadan hüküm kurulması da doğru olmamıştır. Yine taşımanın kimin yararına olduğu belli olmadığından aksi de kanıtlanmış olmayıp mahkemece hatır taşıması indirimi uygulanmamış olmasında isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana  iadesine, 4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf aşaması için yatırılan  gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda  HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/09/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc5d414e563ebc65","SID":"be03369498921066"}}