{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/42 Esas<br>KARAR NO: 2023/1522 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/02/2021<br>NUMARASI: 2019/193 E.  -  2021/67 K.<br>DAVANIN KONU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara  Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini<br>KARAR TARİHİ 20/10/2023<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde;  davacı yazar ile davalı yayıncı arasında 27.04.2010 tarihinde akdedilen ve davacının \"...\" adlı edebiyat eseri niteliğindeki kitabının basılmasına ilişkin üç yıllık sözleşme süresinde taraflardan biri süresi içerisinde bildirimde bulunmadığı için 27.04.2014 tarihine kadar uzadığını, ancak sözleşme süresi sona erdikten sonra, davalı yayıncının, 1741 adet davaya konu kitabı satışını durdurarak, depoya kaldırdığını, hatta davalı yayınevinin, bu esnada kapatıldığını, bu hususun web üzerindeki kitap satış sitelerinde beyan edilmiş olduğunu, müvekkilinin Beyoğlu ... Noterliği'nin 28 Nisan 2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile kitapları talep ettiğini, ancak müvekkiline kitapların verilmediğini, davalının davaya konu kitabını kötü niyetli bir biçimde deposunda stok olarak tutmaya devam ettiğini, epey zaman sonra, davacı yazarın başka bir yayınevinden \"...\" eserini piyasaya sürdüğünde ise, davaya konu kitabına e-kitap formatını haksız ve izinsiz olarak dijital olarak satışa sunduğunu, ancak elindeki stokları eritmediğini, bu nedenle sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu ve böylelikle zarara uğradığı iddiası ile davacı aleyhine İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/80 Esas sayılı dosyası üzerinden yargı yoluna başvurmuş olduğunu, ancak, İstanbul 2.FSHHM’nin 2018/80 Esas sayılı davasında, dosyaya sunulu, henüz savunma ve keşif yapılmadan önce düzenlenmiş olan 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda taraflar arasındaki sözleşmenin süresi geçtiği halde, kitabın satışının bitmemiş olmasının iyi tanıtım ve pazarlama eksiğinden olabileceğini, satışa sunulan kitaplar nedeni ile aradan yıllar geçse de kitabın cüzi bir miktar davacının elinde olabileceği, bunun da stokta kitaplar var anlamına gelmeyeceği, yayıncının iddialarının değerlendirilmesi için yayıncı şirketin ne kadar bandrol aldığı ile stoklarında davaya konu kitaptan ne kadar bulunduğunun tespiti gerektiği saptamasında bulunduğunu, bunun üzerine, yine İstanbul 2.FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı dosyası kapsamında, davalı yayıncı şirketin Samandıra’da bulunan tesislerinde 07.06.2018 tarihinde yapılan Keşif sonrasında düzenlenen 12.06.2018 tarihli bilirkişi ek raporunda belirtildiği üzere, davacı yazarın  \"...\" adlı toplam 1780 adet kitabı, davalı yayıncının Şamandıra'daki tesisi içindeki ( başka bir bölümde olan ) depoda 20’li paketler halinde istif edilmiş halde bulunmuş olduğunu, bu durumda, yukarıda belirtilen bilirkişi ek raporunda da açıkça tespit edildiği üzere Samandıra’da bir depoda paketi açılmamış bir biçimde tutulan ve dava dilekçesi ekinde sundukları görseller ile kanıtlandığı üzere kapatılmış olan yayınevi tarafından satış dışı bırakılan davaya konu kitapların satılmamasının davacının kendi kusurlarından kaynaklanmış olup, yerleşik içtihatlar doğrultusunda hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını, bu nedenlerle, taraflar arasındaki \"...\" adlı kitaba ilişkin 27/04/2010 tarihli sözleşmenin geçerliliğinden de söz edilemeyeceğini, nitekim İstanbul 2. FSHHM’nin 22018/80 Esas sayılı dosyasına celp edilen Telif Haklan Genel Müdürlüğü'nün dava dışı ... şirketinin davaya konu kitap için aldığı bandrol belgelerinde de kitabın piyasaya sürülür sürülmez, bir ay içerisinde 2 (iki) baskı yaptığı görülmekte olup, eğer davalı yayınevinin davaya konu kitabı satış mahallinde tutsa idi, satılarak tükenmiş olacağının tartışmasız olduğunu, yine, İstanbul 2.FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı dosyasındaki 02/11/2018 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında, davalının (işbu davanın davacısı yazarın) yeni yayıncı ile sözleşme imzalanmasının davacının (işbu davada davalı yayıncı) iddia ettiği şekliyle taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali anlamına gelmeyeceğinin tespit edilmiş olduğunu, yine, aynı raporda, 7,5 yılda stokta tutulan kitabın satılmamasının sektörel uygulama ile uyuşmadığı, yayıncının reklam, tanıtım ve satış faaliyetini gerçekleştirmiş olsa idi, kitapların satılıp bitmiş olacağı ile yayıncının defter incelemesi sonucu 2014 yılından beri kitapları bir depoda tuttuğu ve kitapların satışın web sitesi üzerinden online dahi yapmadığının anlaşıldığını, depoda bulunan kitapların yayınevi için maliyet olacağı, buna rağmen yayıncının bu kitapları online dahi satmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nitekim yazarın yayıncıya keşide ettiği Beyoğlu ... Noterliğinin 28 Nisan 2015 tarih ve ... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ile stokta tutulan satış ve dağıtımı yapılmayan kitapların tarafına iadesini talep etmiş olduğunun da saptandığını, bu durumun dahi sözleşme hükümlerinin geçerliliğinden söz edilemeyeceğini kanıtlamakta olduğunu, kaldı ki raporda bu durumun, aynı zamanda davalı yayıncının  \"satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır.\" şeklindeki TBK'nun 492/1 hükmüne de aykırı olduğunun belirtildiğini, yine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Cayma Hakkı’nı düzenleyen 58. maddesi ile 59. maddesi dikkate alındığında, artık davalının davaya konu eser üzerinde hakkı bulunduğundan söz edilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle, öncelikle işbu davanın bağlantılı olduğu İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/ 80 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesi ile taraflar arasındaki, davacının \"...\" adlı eserine ilişkin 27.04.2010 tarihli Sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti ile davalının davacıya ait \"...\" adlı eserin e-kitap formatında web üzerinden satışının durdurulup önlenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde;  davacı yazarın öncelikle noter vasıtasıyla sözleşmedeki hakların kullanılması için müvekkili yayıncıya uygun bir süre vermesinin gerektiğini, verilen süre içerisinde hakların kullanılması gerçekleşmez ise, yani süre neticesiz geçerse , noter vasıtasıyla yapılacak bir diğer bildirim ile caymanın gerçekleşmiş olacağını, anılan madde hükmü gereği, cayma işlemine karşı ikinci bildirimin tebliğ tarihinden itibaren 4 haftalık bir süre içerisinde dava ile itiraz yolu açık tutulmuş olduğunu, davacının müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 28.04.2015 tarihli ihtarname ile basılı kitapların iadesini talep etme gibi bir uygulama yine ilgili mevzuat sınırlan içerisinde kalındığı sürece söz konusu olmaması gerektiğini, zaten 21.05.2015 tarihli cevabi ihtarnamelerinde de, kitapların iadesi talebinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin , elinde bulunan nüshaların fikri mülkiyet hukuku uyarınca mali hak sahibi olduğu ve ayrıca eserlerin eşya mülkiyetinin sahibi olduğu da belirtilmek suretiyle, eser nüshalarının rayiç bedeli karşılığında iadesinin yapılabileceğinin ifade edilmiş olduğunu, kanun kendisine böyle bir hak tanımasına rağmen davacı tarafın yanlış bir hukuki yol tercih ederek, öncelikle kitap nüshalarının iadesini talep ettiğin, huzurdaki dava ile de bu kez sözleşmenin hükümsüzlüğünü talep etmiş olduğunu, oysa davacının, münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmadığını ve bu yüzden menfaatleri esaslı surette ihlal edildiğini iddia ediyor ise FSEK'nun 58. maddesinde açıklanan usulü yerine getirmek kaydıyla sözleşmeyi feshetme yoluna gidebileceğini, 2018/80 E. sayılı dosyasında da ifade ettikleri üzere, davacı ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmenin 10. maddesinde, sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, yayınevi sıfatıyla müvekkili şirketin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde bulunan mevcut eserleri tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkına sahip olduğunun kararlaştırılmış olduğunu, devamla eser sahibi sıfatıyla davalının sözleşme süresinin hitamında yayınevinden ayrılması durumunda eserin yayınevi elinde kalan adedi bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılmayacağı hususunun davalı tarafından kabul edilmiş olduğunu, tarafların ortak iradesi ile imzalanan sözleşmede, sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, yayınevinin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde bulunan mevcut eserleri, tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkında sahip olduğu kararlaştırılmış olduğunu, müvekkili şirketin mali haklarının kapsamının bu şekilde taraflarca kararlaştırılmış olduğunu, ilaveten, davacının sözleşme süresinin sonunda yayınevinden ayrılması durumunda dahi, eseri yayınevinde kalan ve satılmayan kitaplar bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılamayacağı, bizzat davacı tarafından kabul ve imza edilmiş olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmede kararlaştırıldığı gibi sözleşme süresinin hitamından sonra yeni baskı yapmamasına, elinde kalan kitapları da piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkı olmasına ve davacının, müvekkil şirket uhdesindeki tüm kitapları bitene, yani satılana kadar başka bir yayınevi ile anlaşarak kitabın basımının yapılamayacağı taahhüdün vermiş olmasına rağmen, davacı taraf ... ile anlaşarak \"...\" isimli kitabın yeniden basımının yapılmasına sebebiyet vermiş olduğunu, davacı tarafın bu tutumuyla açıkça sözleşmeye aykırı davranmış olduğunu belirterek, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. <br>MAHKEME KARARI: İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/02/2021 tarihli 2019/193 E. - 2021/67K. sayılı kararıyla; \" Davanın kabulüne, davacının \"...\" adlı eserine ilişkin 27/04/2010 tarihli sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine, mezkur eserin davalı tarafından e-kitap formatında web üzerinden satışının önlenmesine, durdurulmasına\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF BAŞVURUSU: Davalı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Mahkemenin gerekçeli kararında, davacı tarafından kendilerine gönderilen ihtarnameye cevap verilmediği yazılmışsa da;  davacının müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 28/04/2015 tarihli ihtarname ile basılı kitapların iadesini talep ettiği ihtarnameye 21.05.2015 tarihli cevabi ihtarnameleriyle, kitapların iadesi talebinin kabulünün mümkün olmadığının bildirildiğini, cevabi ihtarnamenin 19/11/2018 tarihli dilekçelerinin ekinde dosyaya sunulduğunu, Müvekkili şirketin dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna dair gerekçenin doğru olmadığını,  tarafların ortak iradesi ile imzalanan sözleşmede, sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, yayınevinin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde bulunan mevcut eserleri, tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkına sahip olduğu kararlaştırılmış olduğunu, müvekkili şirketin mali haklarının kapsamının bu şekilde taraflarca kararlaştırılmış olduğunu, ilaveten, davacının sözleşme süresinin sonunda yayınevinden ayrılması durumunda dahi, eseri yayınevinde kalan ve satılmayan kitaplar bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılamayacağını,Davacının, buna rağmen müvekkilinin elindeki kitaplar tükenmeden yeni bir yayınevi ile anlaşarak kitabın baskısını yaptırmasının müvekkilinin sözleşmeden ve yasalardan kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini, Ayrıca  davacının, münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmadığını ve bu yüzden menfaatleri esaslı surette ihlal edildiğini iddia ediyor ise FSEK'nun 58. maddesinde açıklanan usulü yerine getirmek kaydıyla sözleşmeyi feshetme yoluna gidebileceğini, davacının müvekkilinin elindeki kitaplar tükenmeden başka bir yayınevi ile anlaştığını,Sözleşmenin hükümsüzlüğüne karar verilmesinin FSEK'nun 58. maddesine aykırı olduğunu, davacının öncelikle müvekkiline sözleşmeden cayacağını belirterek süre vermesi gerektiğini, şayet bu süre neticesiz geçerse veya mehil verilmesine herek yoksa noter vasıtasıyla yapılacak ihtar ile sözleşmeden caydığını bildirmesi gerektiğini, bu hakkın kullanıldığının tebliğ tarihinden itibaren 4 hafta içinde caymaya itiraz davası açılabileceğini, davacının bu usule uygun hareket etmediğini, Kararda yer verilen 12/03/2018 tarihli bilirkişi raporunu da kabul etmediklerini, davacının kitaplarının satılmamasının  kitaplara talep olmamasından kaynaklandığını, Davacının sözleşme ile dava konusu eserle ilgili müvekkiline tam hak devri yaptığını, bu nedenle müvekkilinin eseri e-kitap formatında satış yapma hakkının bulunmadığına dair kararın yerinde olmadığını belirterek, davanın kabulü kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER: Taraflar arasında imzalanan sözleşme örneği incelendiğinde; 27/04/2010 tarihinde davalının yayınevi  ve davacının eser sahibi olarak sözleşmeyi imzaladıkları, Sözleşmenin konusunun \"...\" isimli eserin kitap olarak basımı ve yayınlanması için esere ilişkin mali haklar tam ruhsatının yayınevine verilmesine ilişkin olduğu, Sözleşmenin 10. maddesine göre eserin teslimini takip eden üç yılın hitamına kadar yürürlükte kalacağı, sözleşme sonuna bir ay kala iki taraftan birisi yazılı olarak fesih talebinde bulunmazsa sözleşmenin 1 yıl daha uzamış olacağı, Sözleşme süresinin hitamından sonra dahi yayınevinin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde mevcut eserleri tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkına sahip olduğu, eser sahibinin sözleşmenin hitamından sonra yayınevinden ayrılacak olursa, eserin yayınevindeki stoku bitene kadar bir başka yerde eserin baskısını yapılamayacağına dair anlaştıkları tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince alınan 05.06.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda;  \"...Davalının 7,5 yılda 300 adet kitabın satışını bitirememesinin Türk Borçlar Kanunu 492/1. maddesinde yer alan, “ yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın uygun biçimde çoğaltmakla yükümlüdür; ayrıca, satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır\" şeklinde hükme aykırı olduğu, ancak davacı taraf davada sözleşmenin hükümsüzlüğünü talep etmiş ise de zaten ortada devam eden bir sözleşme bulunmadığı, sözleşmenin sürenin dolması ile 27.4.2014 tarihinde sona erdiği, dolayısıyla sona eren bir sözleşmenin hükümsüzlüğünün talep edilemeyeceği, sözleşme zaten sürenin dolması ile sona erdiğinden FSEK'nun 59. maddesi gereğince sözleşmeye konu kitapların mali hakları davacıya avdet ettiği, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alındığında sözleşmede telif ücretinin %12 olarak kararlaştırılmasının sektörel teamül çerçevesinde piyasa uygulamasına uygun olduğu, sözleşmenin süresinin de uzun olmadığı makul süre sayılabileceği, genel olarak değerlendirildiğinde sözleşmedeki edimler arasında aşırı bir dengesizliğin bulunmadığı, sözleşme hükümleri incelendiğinde davaya konu kitabın e-kitap şeklinde de basımına ilişkin davalıya herhangi bir hak devrinin yapılmadığının görüldüğü, FSEK'nun 52. maddesi çerçevesinde yayım sözleşmelerinde e-kitap şeklinde basım hakları da devralınmak isteniyorsa açıkça e-kitap olarak da hakkın devralındığının açıkça belirtilmesinin gerektiği, bu çerçevede davalının davaya konu kitabın e-kitap şeklinde yayımını yapmasının sözleşme hükümleri çerçevesinde söz konusu olmaması gerektiği...\" sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/80 Esas, 2019/490 Karar sayılı kararı incelendiğinde; davacının ... A.Ş., davalının ... olduğu, davacı yayınevinin elindeki kitaplar tükenmeden davalı eser sahibinin \"...\" isimli eserinin basılması için başka bir yayınevi ile anlaşma yapmak suretiyle davacının sözleşmeden kaynaklanan haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>GEREKÇE: Dava, sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti, davacıya ait eserin e-kitap olarak web üzerinden satışının önlenmesi davasıdır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili karara karşı istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı  vekilince Mahkemenin gerekçeli kararında, davacı tarafından kendilerine gönderilen ihtarnameye cevap verilmediği yazılmışsa da;  davacının müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 28/04/2015 tarihli ihtarname ile basılı kitapların iadesini talep ettiği ihtarnameye 21/05/2015 tarihli cevabi ihtarnameleriyle, kitapların iadesi talebinin kabulünün mümkün olmadığının bildirildiğini, cevabi ihtarnamenin 19/11/2018 tarihli dilekçelerinin ekinde dosyaya sunulduğu iddia edilmişse de, dosya içinde davalı tarafça sunulan 19/11/2018 tarihli bir dilekçe ve cevabi ihtarnamenin mevcut olmadığı, esasen davanın 27/06/2019 tarihinde açıldığı, davalının delil listesinde de bu ihtarnamenin yer almadığı anlaşılmıştır.Davalı vekili, davacının sözleşmeden cayma hakkını FSEK’nun 58. maddesinde belirtilen prosedüre göre kullanabileceğini, sözleşmenin hükümsüzlüğü için dava açamayacağını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da; taraflar asında imzalanan sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle 27/04/2014 tarihinde sona erdiği, bu nedenle davacının FSEK’nun 58. maddesi uyarınca cayma hakkını kullanmasına gerek kalmadığı, davalı tarafından bir kısım kitapların kötüniyetli olarak satışa sunulmayarak davalının deposunda bekletilmesi nedeniyle davacının sözleşme sona erdikten sonra davalı yayınevinin elinde kalan kitaplar tükeninceye kadar başka bir yayınevi aracılığıyla kitabın basımını yapamayacağına dair sözleşme hükmünün uygulanamayacağının tespiti için dava açtığı, dava dilekçesinin hukuki nitelendirilmesinin Mahkeme hakimine ait olduğu, ilk derece Mahkemesince de dava dilekçesindeki talep hukuki olarak doğru şekilde nitelendirildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebi yerinde bulunmamıştır.Davalı vekili müvekkilinin deposunda bulunan kitapların talep görmemesi nedeniyle satılamadığını, müvekkilinin kötüniyetli olmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, gerek bu davada, gerekse  tarafları aynı olan ve aynı sözleşmeden kaynaklanan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/80 Esas sayılı davasında  alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, davacının eserinin ... tarafından kısa sürede iki baskı yapacak kadar talep gördüğü, davalının deposunda tuttuğu kitapların satışı için çaba gösterdiğine, faaliyette bulunduğuna dair bir delil ve belge sunamadığı, bu şekilde TBK’nun 492/1. maddesi  uyarınca \"satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır.\" şeklindeki yükümlülüğüne aykırı davrandığı, kötüniyetle hareket ettiği kanaatine varılmıştır. TMK’nun 2. maddesinde herkesin hakkını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı düzenlenmiştir. Davalının Sözleşmenin 10. maddesinde yer alan elindeki kitaplar tükeninceye kadar eser sahibinin başka bir yerde eserin baskısını yapamayacağına dair hakkını kötüniyetli olarak kullanmaya çalıştığı, bu nedenle hukuk düzeni tarafından korunamayacağı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi de kabul edilmemiştir.Davalı vekili Sözleşme ile müvekkiline eserin tam hak devri yapıldığı, bu nedenle e-kitap olarak da satışını yapabileceğine dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; FSEK’un 52. maddesi uyarınca mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır. Tarafalar arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde, her ne kadar 3. maddesinde ve 5. maddesinde esere ilişkin mali haklar tam ruhsatının tüm dünya sınırları dahilinde sadece Türkçe olarak davalı yayınevine verildiği yazılmışsa da, sözleşmenin e-kitap olarak yayını ve satışını da kapsadığına dair bir açıklık bulunmadığı, açıkça sözleşmede yazılmayan bu hakkın davalı yayınevi tarafından kullanılamayacağı, kaldı ki sözleşme süresinin de sona erdiği, bu nedenle ilk derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu kanaatine varılmakla, davalı vekilinin istinaf talebi yerinde bulunmamış, tüm bu nedenlerle; davalı vekilinin tüm istinaf taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 269,85 TL harçtan, peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL eksik harcın  davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak;a)Davacı avansından kullanıldığı anlaşılan 5,50 TL (posta-teb.müz.) giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)Davalı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 20/10/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9aa7585b522d47c1","SID":"4e54b9fd04ce28a7"}}