{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2020/1287 <br>KARAR NO: 2023/994<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/03/2020<br>NUMARASI: 2019/467 Esas, 2020/323 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın iptali <br>KARAR TARİHİ: 27/09/2023 <br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı  istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili, davalı ile aralarındaki anlaşmaya uygun olarak davalı şirkete ürünleri tam ve eksiksiz teslim ettiğini, 31/08/2018 tarihli 25.570,69 TL bedelli faturanın davalı şirkete gönderildiğini, fatura bedeline mahsuben davalı şirket tarafından 21/09/2018 tarihinde 8.500,00 TL ve 19/10/2018 tarihinde 1.000,00 TL olarak ödeme yapıldığını, kalan 16.070,69 TL kısmının bilahare ödeneceğinin söylendiğini, ancak her defasında ödemenin tehir edildiğini, alacağın tahsili amacıyla Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline, %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili,  taraflar arasındaki davaya konu alacağın ticari işten kaynaklanması ve her iki tarafın da tacir olması nedeniyle asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, davacının aldığı siparişlerin fason olarak dikimini davalıya yaptırdığını, ancak davalının fason dikim işini gereği gibi yapmadığını, davalı tarafından hatalı dikim yapıldığını ve bu ürünlerin müşterisi tarafından kabul edilmeyerek teslim alınmadığını, müvekkilinin derhal iade faturası düzenlediğini, ancak davacının iade faturasını teslim almadığını, müvekkilinin hatalı dikimden müşterisi tarafından 13/11/2018 tarihinde ürünler üzerinde inceleme yapılmak üzere geldiğinde haberdar olduğunu, müşteri tarafından ayıpları gösterir kontrol formu düzenlendiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının davalıya fason dikim işi yaptığı, uyuşmazlığın davacı tarafça dikimi yapılarak davalıya teslim edilen ürünlerin ayıplı olup olmadığı hususunda olduğu, davalı tanıklarının ürünlerin davalı müşterisi tarafından ayıpların tespit edilmesi nedeniyle iç piyasada satıldığını beyan ettiği, davaya konu bakiye fatura alacağının konusu olan ürünlerin 31.08.2018 tarihinde davalıya teslim edildiğinin irsaliye faturası ile sabit olduğu, davalının müşterisi tarafından yapıldığı beyan edilen kalite kontrol formunun 13.11.2018 tarihine ait olduğu ve kontrol formunda üründeki hataların dikim ve ölçü hatası olduğu, yani basit bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek nitelikte bulunduğu anlaşılmasına rağmen davalı tarafça ancak 73 gün sonra müşterisinin görevlendirdiği kontrolcü tarafından tespit edilmesi nedeniyle 15.11.2018 tarihli iade faturasının düzenlendiği, ayıp ihbarına ilişkin ilk gönderinin 83 gün sonra yapıldığı, yine davalı tarafça ayıplı olduğu bildirilen ürünlerin satıldığı, bu haliyle davalı ayıp ihbar süresini geçirdiği gibi ayıp iddiasını dahi ürünler elinde bulunmadığından ispatlayamadığı, bu konuda ispat yükünün üzerinde olduğu, ürünler satıldığından inceleme yapılmasının mümkün bulunmadığı, dava konusu faturaya ilişkin ürünlerin teslim edildiği hususunda ihtilaf bulunmayıp ayıp iddiasının davalı tarafça ispatlanamadığı, işlemiş faize ilişkin talebin ise davalının temerrüde düşürüldüğü hususunda davacı tarafça ispat vasıtası sunulmadığından bu konudaki talebin reddi gerektiği, dava İİK'nın 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi faturadan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu, alacağın bilinebilir ve likit olduğu gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile 16.070,69 TL asıl alacak yönünden davalının Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takibe vaki itirazın iptaline, takibin asıl alacak yönünden devamına; asıl alacağa takip tarihinden itibaren  3095 Sayılı kanunun 2/2. Maddesi gereğince Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için ön gördüğü değişen oranlarda avans faiz oranı uygulanmasına, işlemiş faize ilişkin talebin reddine, asıl alacağın %20'si üzerinden hesap edilen 3.214,13TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacının fason dikim işini gereği gibi yapmadığını, hatalı dikilen ürünlerin müvekkiline teslim edildiğini, ancak ürünlerin müşterisi tarafından teslim alınmadığını, ürünlerin ütülü kapalı paketlenmiş şekilde müvekkiline gönderildiğini, müvekkilinin müşterinin istekleri ile bağlı olması nedeniyle üründe bir ayıp incelemesini teslim aldığı anda yapmadığını, ürünlerdeki ayıbın müşteri kontrol formu ile tespit edilmesi üzerine öğrendiğini, hemen ayıp ihbarında bulunduğunu, davacının kötüniyetle ayıp ihtarlarını teslim almadığını, ayıp ihbarının süresi içerisinde yapılmadığına ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, tanık beyanlarıyla da ayıbın bulunduğunun kesin olarak ispatlandığını, kararın eksik ve hatalı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Dosya kapsamına göre, dava konusu ürünlerin davacı tarafından düzenlenen 31.08.2018 tarihli irsaliyeli fatura ile davalı iş sahibine teslim edildiği anlaşılmakta olup, davacı iş sahibi, kendi müşterisi tarafından 13.11.2018 tarihinde yapılan kontroller esnasında ürünlerdeki ayıbın tespit edildiğini belirtmiş ve buna ilişkin olarak \"ürünlerin çoğu kısmında dikim hataları ve ölçü hataları gözükmekte olduğunu\" belirten 13.11.2018 tarihli Kalite Kontrol Formu belgesini sunmuştur. Tanık anlatımlarından davalı iş sahibinin ürünleri yurt içinde sattığı anlaşılmaktadır. TBK'nın 474. Maddesine göre, iş sahibi eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Somut olayda, davalı iş sahibi dikimi yapılan ürünleri yükleniciden 31/08/2018 tarihinde teslim almasına rağmen aradan 75 gün geçtikten sonra 15/11/2018 tarihinde iade faturası düzenlemiş, ancak bu fatura da davacı yükleniciye tebliğ edilememiştir. Bu durumda, iş sahibi tarafından ayıp ihbarının süresinde yapıldığından söz edilemez. Öte yandan, ürünlerin yurt içinde satıldığı anlaşıldığından ürünlerin ayıplı olup olmadığı da ispatlanamamıştır. Süresinde ayıp ihbarı yapılmadığından iş sahibi tarafından ürünlerin mevcut haliyle teslim alınıp benimsendiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Davalı vekili ayırca, ürünlerin ütülenmiş ve paketlenmiş halde kapalı olarak teslim edildiğini ve müşterisinin istekleri ile bağlı olması nedeniyle teslim aldığı anda üründe bir ayıp incelemesi yapmadığını belirterek istinaf itirazında bulunmuştur. Her şeyden önce, davalı tekstil ticareti ile uğraşan basiretli bir tacir olarak, TBK'nın 474.maddesi gereğince ürünleri teslim aldığında işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz  kontrolünü yaparak, ayıpları varsa bunu uygun bir süre içerisinde yükleniciye bildirmekle yükümlüdür. Ürünlerin müşterisine kapalı olarak teslim edileceğini bildiğine göre, ürünlerin dikim işlemi sonrasında paketlenmeden önce kontrolünü yapması veya sonradan müşteri tarafından yapılacak kontrol üzerine ayıplı imalatın tespiti halinde bu ayıpların giderileceği yönünde yüklenici ile anlaşmaya varmış olması gerekmektedir. Davalı iş sahibi, teslim öncesi veya teslim anında T:K'nın 474/1 maddesi gereğince kontrol ödevini yerine getirmediği gibi, yüklenici ile ayıbın teslim sonrasında müşteri tarafından yapılacak kontrol üzerine tespiti halinde de ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanacağına dair anlaştıklarını ileri sürmemiştir. Bu nedenle, davalı vekilinin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ayıp ihbarının süresinde yapılmamış olması nedeniyle davalı iş sahibi tarafından düzenlenen iade faturasının dikkate alınmaması halinde icra takibinde talep edilebilecek asıl alacağın 16.070,69 TL olduğu belirtildiğinden mahkemece bu miktar üzerinden itirazın kısmen iptaline karar verilmesi yerinde olmuştur. Davacı taraf, icra takibinde işlemiş temerrüt faizi talep etmiştir. Bilindiği üzere, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, kesin vade şeklinde taraflarca birlikte belirlenmiş  veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur (BK 101., TBK 117. Madde). Anılan maddeler uyarınca istenebilir hale gelen bir alacağa dava tarihinden önce faiz yürütülebilmesi için davalıya usulüne uygun ihtarname gönderilip temerrüde düşürülmesi gerekir. Kesin vade olmadığı gibi temerrüde düşüren ihtarname de çekilmeden icra takibi yapılmış ise takip tarihinde temerrüt gerçekleşir. (11.12.1957 tarih 17/29 sayılı İBK).  Somut olayda, borcun ödeneceği gün kesin vade olarak belirlenmediği gibi, davacı yüklenici tarafından davalıya usulüne uygun ihtarname gönderilerek temerrüde düşürülmüş de değildir. Bu nedenle, temerrüt icra takibi ile oluşacağından, yerel mahkemece davacının takip öncesi işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmesi doğru olmuştur. İİK’nın 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlarının bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.Somut olayda, davacı tarafından düzenlenen ve davalı defterinde kayıtlı olan icra takibine konu faturada alacak miktarı yazılı olup, davalı taraf da yaptığı ödemelerin mahsubu halinde bakiye borcunu bilebilecek durumda olduğundan alacağın likit olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle, mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/03/2020 tarih ve 2019/467 Esas, 2020/323 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,2-Alınması gereken 1.097,78 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 329,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 768,38 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 27/09/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6775014fc602457f","SID":"339e819032f5539e"}}