{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 24/10/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 11/01/2023<br>NUMARASI\t: Esas  Karar <br><br>DAVACILAR \t: 1- <br>\t  2- <br>\t\t3- <br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVALI \t: 1- <br>VEKİLİ\t:Av.<br>DAVALILAR \t: 2-<br>\t  3- <br>VEKİLİ\t: Av. M<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 24/10/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 24/10/2023<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 04/06/2021 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; 17/01/2021 tarihinde müvekkili ... sevk ve idaresindeki ...plakalı araç ile seyir halindeyken davalı ...'ın sevk ve idaresindeki diğer davalı şirketin maliki olduğu ... plakalı aracın çarpması sonucu meydana gelen trafik  kazasında müvekkili ...'ın eşi, diğer müvekkillerinin annesi olan ...'ın vefat ettiğini, kaza sonrası Konya C. Başsavcılığının .... soruşturma numarası ile başlatılan soruşturma sonrasında Konya .. Ağır Ceza Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını, davanın halen derdest olduğunu, davalı sigorta şirketinin de davalıların aracının ZMMS kapsamında sigortacısı olduğunu, dava öncesi sigorta şirketine yapmış oldukları başvurunun sonuçsuz kaldığını, arabuluculuk görüşmelerinde de bir netice alınamadığını, davalıların sürücü, malik ve sigorta poliçesi kapsamında sorumluluklarının olduğunu, kazanın oluşumunda davalıların aracının kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, müvekkili ...'ın erkek kuaförü olduğunu, diğer müvekkillerinin de lise öğrencisi olduklarını, kaza nedeniyle vefat eden müvekkillerinin murisi ...'ın ev hanımı olup müvekkillerinin aynı evde birlikte yaşadıklarını, murisin ölümü ile birlikte müvekkillerinin murisinin desteğinden yoksun kaldıklarını, davalı sigorta şirketinin poliçe limitinin 430.000,00TL olduğunu, dosya üzerinden alınacak hesap raporunda PMF1931 yaşam tablosuna göre rapor alınmasını beyanla dava aşamasında arttırılmak üzere fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik müvekkili ... için 5.000,00TL, .... için 5.000,00TL, ... için 5.000,00TL olmak üzere toplam 15.000,00TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirket yönünden temerrüt tarihi olan 23/02/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 17/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalı sigorta şirketi yönünden Hazine Müşteşarlığı tarafından arttırılan 430.000,00TL poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 13/06/2022 havale tarihli ıslah dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki taleplerini ıslah ederek müvekkili ... yönünden 576.298,72TL'ye, müvekkili .... yönünden 33.042,70TL'ye, .... yönünden 24.331,10TL'ye yükselttiklerini ve bu bedelleri üzerinden dava dilekçesindeki poliçe limitleri ve faiz tarihleri yönünden talepleri gibi davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalılar ... ve ....Limited Şirketi  vekili mahkememize vermiş olduğu 19/08/2021  havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın oluşan kazada müvekkili araç sürücüsünün kusurlu olduğunu iddia etmiş olsa da bu iddialarını kabul etmediklerini, oluşan kazada emniyet kemeri takılı olmayan ...'ın vefat ettiğini, dava dilekçesinde dava konusunun hem belirsiz alacak davası olduğu hem de şimdilik 5.000,00TL olarak talep edilmesinin çelişkili olduğunu ve bu durumun açıklatılması gerektiğini, davacıların hukuki sorumluluklarının ve kusur durumuna ilişkin iddialarının kabul edilebilirlikten uzat olduğunu, oluşan kazada müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, kaza anında müvekkilinin kırmızı ışıkta geçti iddiasını kabul etmediklerini aksine müvekkilinin yeşil ışıkta geçtiğinin tespit edildiğini, ceza dosyasında mevcut olan kaza görüntülerinin incelenmesiyle de bu durumun ortaya çıkacağını, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağının hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, mahkememizce kusur durumunun tespit edilmesini, ceza davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini beyanla açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasını talep etmiştir. <br>Davalı sigorta şirketine usulüne uygun yapılan tebligata rağmen dosyaya cevap dilekçesi sunmadığı, vekilinin duruşmalara katılmadığı anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi... Esas ...Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Somut olayda, olay sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının tespit edilemediği belirtilmiştir. Soruşturma dosyasındaki ifadelerde de müteveffanın emniyet kemerinin takılı olduğuna veya olmadığına dair net bir beyanın olmadığı görülmüştür. Ayrıca kaza sonrasında müteveffanın araçtan fırlamış şekilde olay yerinde bulunduğuna ilişkin bir tespit de bulunmamaktadır. Hal böyle olmakla olayda müteveffadan kaynaklı zararı doğuran veya arttıran müterafik kusur bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Yargısal uygulamalardaki farklılıklar sebebiyle aktüerya hesap bilirkişisi .....'den Pmf 1931 Yaşam Tablosu ve Trh 2010 Yaşam Tablosu hesabına göre iki ihtimalli olarak rapor aldırılması yoluna gidilmiş olup, adı geçen bilirkişi tarafından mahkememize sunulan 08/03/2022 tarihli hesap raporunda; <br>\"1-Pmf 1931 Yaşam Tablosu ve %10 arttırım, %10 iskonto hesabına göre yapılan hesaplamada;<br>Davacı ....  için 439.427,70TL Destekten yoksun kalma tazminatı,<br>Davacı .... için 33.042,07TL Destekten yoksun kalma tazminatı,<br>Davacı .... için 24.331,10TL Destekten yoksun kalma tazminatı olmak üzere toplam 496.800,87TL zarar hesabı yapılmıştır. <br>2-Trh 2010 Yaşam Tablosuna göre yapılan hesaplamada;<br>Davacı ....  için 576.298,72TL Destekten yoksun kalma tazminatı,<br>Davacı .... için 33.042,07TL Destekten yoksun kalma tazminatı,<br>Davacı ...... için 24.331,10TL Destekten yoksun kalma tazminatı olmak üzere toplam 633.671,89TL zarar hesabı yapılmıştır. \"<br>Hesap raporunun denetime elverişli ve dosya kapsamına uygun olduğu kabul edilmiştir. Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin benimsediği uygulama nazara alınarak, aktüerya hesap raporundaki PMF 1931 Yaşam Tablosu ve %10 arttırım, %10 iskonto hesabı yöntemi uygulanmak suretiyle çıkarılan destek tazminatı zarar miktarı uyarınca davacıların davalılardan alacaklı olduğu sonucuna varılmış ve; <br>DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE, <br>Davacı .... için 439.427,70 TL,<br>Davacı .... için 24.331,10 TL,<br>Davacı .... için 33.042,07 TL olmak üzere toplam 496.800,87 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla davalı sigorta şirketi yönünden 23/02/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden 17/01/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, <br>Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, \" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu olayda, aktüerya bilirkişisi tarafından TRH 2010 Tablosu'na göre belirlenen muhtemel bakiye ömür süresi ve %1,8 teknik faiz uygulanmadan, bilinmeyen/işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi yöntemi kullanılarak hesap edilen zarar miktarına göre davanın tam kabulü gerekirken aksi yönündeki ilk derece mahkemesi kararının usule, yasalara ve içtihatlara aykırı olduğunu, davanın ölümlü trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası olarak belirsiz alacak şeklinde talep edilmiş olup dava konusu tazminatlara avans faizi talep etmiş olmalarına rağmen ilk derece mahkemesince yasal faize hükmedildiğini,  ancak davalı taraflar tacir olup davalı....(davalı şirketin tek yetkilisi)'ın kullandığı ve müvekkillerin murisinin ölümüne sebebiyet veren aracın ise diğer davalı şirket ....Tic. Ltd. Şti. üzerine kayıtlı olması nedeniyle talepleri doğrultusunda avans faizine hükmedilmesi gerekirken yasal faize hükmedilmesinin usule, yasalara ve içtihatlara aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle  Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... E. ve .. K. sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olması sebebiyle kaldırılarak, yapılacak yargılama sonucunda davalarının tam kabulüne karar verilmesi veya kararın kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesi, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı .... Sigorta Şirketi vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin sorumluluğunun Trafik Poliçesindeki limitler ve sigortalıların kusuru ile sınırlı olup kaza tarihinde müvekkil şirketin 430.000,00 TL teminat sınırının olduğunu,  Hükümde \"davalı sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla\" cümlesine yer verilmişse de teminat limiti tutarının açıkça belirtilmesi gerektiğini, icra müdürlüğünün poliçe limitini inceleme ve kararın içeriğini denetleme yetkisinin bulunmadığını, hesaplamaların aktüeryal yöntem ve teknik faiz uygulaması dikkate alınarak yapılmasının gerektiğini, dosyada Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümleri gereği müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, Dava konusu trafik kazasının meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkemece verilen hükmün kaldırılarak, itirazları gibi hüküm kurulmasını talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacılar ve davalı sigorta tarafından ayrı ayrı istinaf edilmiştir. <br>-Kamu düzeni ve davalı istinaf sebebi olarak poliçe limitinin gösterilmemesi yönünden yapılan incelemede; <br>1086 sayılı HUMK'nın 381-389.maddelerinde ve (6100 sayılı HMK.nin 294. - 297. maddeleri), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK.nin 297/2. maddesi); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık,  şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.<br>       Ayrıca  ilamların infaz edilecek kısmı, hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili İcra Mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E.- 2008/453 K. sayılı ilamları) <br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda; maddi tazminat bakımından hüküm fıkrasında, her ne kadar davalı sigorta şirketinden maddi tazminatın tahsiline karar verilmişse de, kararda söz konusu sigorta şirketinin sorumluluğunun  poliçe limiti ile sınırlı şekilde sorumlu olduğu açıkça belirtilmiş ise de poliçe limitinin ne kadar olduğunun yazılı olmadığı, kaza tarihindeki poliçe limitine göre hükmedilen toplam tazminatın teminat limitini de aştığı gözetildiğinde bu hususun davalı sigorta şirketinin sorumluluğu bakımından ilamın infazında tereddüte neden olacağı ortadadır. <br>Mahkemece, açıklanan yasa hükümleri doğrultusunda hangi davalı hakkında ne şekilde, hangi oranda ve miktarda karar tesis edildiği açıklanarak, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde karar verilmesi gerektiği 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü taktirde bunu resen gözeteceğinden anılan husus kararın kaldırma  konusu yapılmıştır. <br>(Nitekim emsal Yargıtay 9. Hd nin 2014/31345 esas 2016/4073 karar,2012/2476 esas  2014/2961 karar,8. HD nin 2014/16122 esas 2015/18626 karar,17 hd nin 2014/23226 esas 2016/9056 karar,13. Hukuk Dairesi'nin 2018/368 esas2018/1636 karar sayılı ilamı,17 hd 2016/7943 esas 2016/6257 karar 2015/13675 esas 2016/2833 karar 2014/23226 esas 2016/9056 karar sayılı ilamları) <br>- Kamu düzeni gereği ve davacı istinaf sebebi nedeniyle aktüer raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre tazminat bilirkişisinden, yukarıdaki esaslara uygun (PMF tablosu ve Progressif Rant sistemi baz nazara alınarak) yapılan hesapta bir usulsüzlük bulunmadığından, buna yönelik itiraz isabetsizdir. <br>- Davalının, müterafik kusura (emniyet kemeri) ilişkin itirazın incelenmesinde; <br>Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, davacının emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı \"belirsiz\" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın emniyet kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, emniyet kemerinin takılı olmadığının ispatı davalı taraf üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespiti yapılamadığından, davalı tarafın bu yöndeki itirazının reddi gerekmektedir.<br>-Davalının, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiği itirazında; <br>Davacıların desteğinin yolcu olmakla birlikte hatır indiriminden karşı aracın müteselsil sorumluları hatır indiriminden istifade edemeyeceğinden, ayrıca da ölen ....'in eşi de olduğu gözetildiğinde buna yönelik itirazları yersizdir.<br>-Davalının, Sgk ödemesinin mahsup edilmesi konusunda; <br>        Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kişiye bağlanan aylığın niteliği ve bağlanan aylığın rücuya tabi ödemelerden olup olmadığının belirlenmesi zararın tazmininden sorumlu olanların mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi ve zarar görenlerin gerçek zararlarının üzerinde sebepsiz zenginleşmemesi için önemlidir.  <br>5510 sayılı Yasa’nın 21. maddesinde; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücû edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edilmez.” düzenlemesi getirilmiştir.<br>Ayrıca, 1479 sayılı Kanun uyarınca Bağkur'dan bağlanan peşin sermaye değerli gelirlerin tazminat miktarından düşülmesi gerekmektedir. Buna göre; <br>Davacıya SGK'ndan Bağkur sigortasından ölüm aylığı bağlandığı, SGK'dan gelen yazı cevabından anlaşılmakta olup, ancak bağlanan aylığın 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanıp bağlanmadığı konusunda tam bir açıklama yapılmamıştır. Bu nedenle, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağkur'dan bağlanan peşin sermaye değerli gelirlerin tazminat miktarından düşülmesi gerektiğinden, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan davacı için anılan kanun kapsamında peşin sermaye değerli gelir bağlanıp bağlanmadığının, bağlanmış ise mahsuba tabi peşin sermaye değerinin sorulması, yine bağlanmış olması halinde tazminattan mahsup edilmesi için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmemesi  doğru olmadığından, bu sebeple davalı vekilinin itirazının kabulüne karar verilmiştir. (Bkz. aynı yönde Yargıtay\t17. Hukuk Dairesi 2016/8373 ESAS, 2017/8036 KARAR sayılı ilamı) <br>-Kabule göre (tarafların faiz başlangıcına ve türüne yönelik itirazında); <br>Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir.  Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.<br>Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, \"belirsiz alacak\" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. <br>Buna göre, faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olamayacağından, buna yönelik davalı sigorta itirazı yersiz olmakla birlikte, aracın davalı şirket adına kayıtlı ticari nitelikte araç olması gözetilerek davacının da istemi bulunduğu dikkate alınarak avans faizine hükmedilmesi gerekirken, yasal faize karar verilmesi hatalı olup buna yönelik itirazın kabulü gerekmiştir. <br><br> Bu nedenlerle, davacılar ve davalı ..... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacılar ve davalı .....Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi  kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,  <br>4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.24/10/2023<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Katip<br><br>e-imzalı <br> <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"08f3dd4da4f21e77","SID":"7ae2056a3a071024"}}