{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO\t: 2022/930 <br>KARAR NO\t: 2023/677<br><br>DAVA\t: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>DAVA TARİHİ\t: 29/12/2022<br>KARAR TARİHİ\t: 13/09/2023<br><br>Mahkememizde görülmekte olan genel kurul kararının iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesi ile; 02.12.2022 tarihli 2 numaralı genel kurul kararından görüleceği üzere, dışarıdan teklif edilen ve seçilen yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'un  görevlerinden ve üyelikten istifa ettiğini, davalı şirkete bugüne değin dışarıdan seçilen yönetim kurulu üyelerinin davalı şirketin ticaret sicil kayıtları ile ticari defter ve belgeleri incelendiğinde davalı şirket ve hissedarlar menfaatine hareket etmediğini, davalı şirketin kâr elde etmesine yönelik faaliyetlerde bulunmadığını,  teklif ve kabul edilen temsil ve ilzam yetkisinde, üç yönetim kurulu üyesinden yalnızca ikisine yetki verilmesi, yönetim kurulu üyelerinden ...’in diğer iki yönetim kurulu üyesi olan ... ve ...’ın herhangi birinin ile atacağı müşerek imza ile davalı şirketin temsil ve ilzamına karar verilmesinin, ayrıca şirket yönetiminin oy birliği ile değil, oy çokluğu ile karar almasına sebebiyet vererek hem şirket hem de hissedarların menfaatlerinin korunmasını amaç dışında bırakabileceğini, 02.12.2022 tarihli 2 numaralı genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekilinin cevap dilekçesi ile; şirket ana sözleşmesi içeriğinden yönetim kurulu seçiminde, hissedarın yönetimde olma zorunluluğu bulunmamakta olduğunu, genel kurulun iptali istemi kötü niyetli olduğunu ve şirketin işlemeye başlayan işleyişine mani olma çabası olduğunu, ticari defterler incelendiğinde hissedarların yönetimde bulunduğu süre boyunca şirket her yıl ciddi anlamda zarar ettiğini, ilk defa yönetime 03.03.2022 tarihinde giren hissedar olmayan ... ve ...'un  görevlerinden ve üyelikten istifa ettiği dönemde şirketin zarar ettiğine ilişkin bir durum söz konusu olmadığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.  <br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık 02/12/2022 tarihli genel kurulun 2 numaralı ara kararında belirtildiği üzere seçilen yönetim kurulu üyelerinin şirket dışından seçilmesinde hem davalı şirket hem hissedarların menfaatini ihlal edecek muhasebesel ve işletmesel bir durum olup olmadığı, bu kişilerin karar tarihi öncesi veya sonrası istifa etmelerine dair veri olup olmadığı,  adı geçenlerin şirketin ticari defter ve kayıtları gözetildiğinde davalı şirket hisseler ve menfaatleri aleyhine hareket ettiğini gösterecek bir veri olup olmadığı, üç yönetim kurulu üyesinden yalnızca ikisine yetki verilmesinin, yönetim  kurulu üyelerinden diğer iki yönetim kurulu üyesi olan kişilerin herhangi bir ile atayacağı kişi ile ... 'in müşterek imzalı olarak davalı şirketin temsil ve ilzamına karar verilmesi yönünde ve ayrıca şirket yönetiminin oy çokluğu ile karar almalarının şirket ve hissedarlar aleyhine muhasebesel ve işletmesel açıdan aleyhe sonuç doğurmasını gerektirir durum olup olmadığı, bu nedenle adı geçen iki numaralı genel kurul kararının ve ana sözleşme içerikleri, yasa ve dürüstlük kuralları dikkate alındığında iptali gerektirir durum olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.  <br>Davacının davalı şirket aleyhine bu davayı açmak açısından aktif sıfat sahibi olduğu, davayı süresi içinde açmış olduğu, mahkememizin görevli ve yetkili bulunduğu, davanın süresi içinde açıldığı,  tartışmasızdır. <br>Dava, genel kurul kararın iptaline yönelik olarak açılmış ve 6102 sayılı TTK m.446 hükmünden kaynaklanmaktadır.<br>6102 sayılı TTK. m.446 hükmü somut uyuşmazlığa dayanak madde olup bu hükümde iptal davası açılabilecek kişiler sayılmıştır. Bu maddeye göre, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağı geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun veya olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açabileceklerdir. <br>İptal davası, genel kurul kararının alınmış olduğu tarih dikkate alındığında üç aylık yasal hak düşürücü süre içinde açılmış olup Mahkememiz yetkilidir.<br>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması açısından atanan bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 26/06/2023 tarihli raporda \"TTK m. 359’un gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere pay sahibi olmayan kişilerin yönetim kurulu üyesi olmasının önünde yasal bir engel bulunmadığından pay sahibi olmayan kişilerin yönetim kurulu üyeleri olarak seçilmesinde kanuna aykırılığın bulunmadığı, dava dosyası kapsamında ibraz edilen davalı şirketin esas sözleşmesinde, yönetim <br>kurulu üyelerinin pay sahipleri arasından seçilebileceğine dair bir düzenleme tespit edilmediğinden TTK m. 445’te aranan esas sözleşme hükümlerine aykırılığın bulunmadığı, pay sahiplerinden başka bir kimsenin aday olmadığı, TTK m. 359’un gerekçesinde pay sahibi olmayan kişilerin yönetim kurulu üyesi seçilebileceğinin açıkça ifade edilmesi, pay sahiplerinin istedikleri yönetim kurulu üyesi adayı için oy vermelerinin pay sahipliğinden kaynaklanan hakları olduğu dikkate alındığında yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmamasının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediğinin kabul edilebileceği, dava konusu genel kurulda pay sahibi olmayan kişilerin yönetim kuruluna seçilmesinin TTK m. 445’e aykırılık teşkil etmediği; bu nedenle iptal şartlarının gerçekleşmediği, genel kurulda çift imza kuralına uygun bir düzenlemenin yapıldığı; şirketin esas sözleşmesinde de çift imza kuralının düzenlendiği dikkate alındığında dava konusu genel kurul kararında kararlaştırılan çifte imza kararının kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olmadığı; dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebilecek bir husus tespit edilmediği; şirketin daha önce görevlendirmeleri incelendiğinde şirketin çifte imza <br>kuralını uyguladığı; örneğin 25.11.2020 tarihli genel kurulda çifte imza kuralına uygun bir düzenlemenin yapıldığı; bu nedenlerden ötürü TTK m. 445’te öngörülen iptal şartlarının gerçekleşmediği\" yönünde görüş bildirmişlerdir. <br>İptal edilebilir kararlarda genel kurul kararının geçersizlik halini oluşturan nedenin, işlemin, baştan itibaren geçersiz olması sonucunu doğuracak nitelikte olmaması hali söz konusudur. Örneğin; anonim şirket ortaklar genel kurulunda oyunu kullanmasına haksız yere izin verilmediği, çağrının usulsüz yapıldığı, gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediği, toplantıya ve karara yetkili olmayan kimselerin iştirak ettikleri iddiasında olan ortaklar, yasa, ana sözleşme ve afaki iyi niyet kurallarına aykırılık hallerini ileri sürerek, kararların iptallerini mülga 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi uyarınca isteme hakları bulunmaktadır.<br>Eş söyleyişle; mutlak butlanla batıl kararlar, baştan beri hükümsüz olan, sonradan geçerlilik kazanma olanağı olmayan, emredici kurallara, kamu düzenine veya ahlaka ve adaba aykırı veyahut konusu olanaksız olan kararlardır. Bu tür kararlar, baştan beri hüküm ifade etmezler ve mahkemece, re’sen üzerinde durulması da gerekir. 6762 sayılı TTK’nun 381. maddesi anlamında iptali kabil kararlar ise, daha çok ortakların menfaatlerinin koruyan düzenlemelere aykırılık teşkil eden, emredici kurallar dışında yorumlayıcı ve şekle ilişkin kuralların ihlal edildiği kararlardır. İptali gereken kararlar, baştan itibaren geçersiz olmadıklarından, iptal edilinceye kadar geçerli bir kararın hüküm ve sonuçlarını doğururlar. <br>Yokluk ve butlan hallerinin re’sen göz önünde bulundurulacağı ve herkesin ve her zaman bu geçersizliği ileri sürebileceği, Yargıtay HGK 12.3.2008 gün ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.\" (Yargıtay HGK 2013/11-1048E. 2014/430K.sayılı ilâmı)<br>Dava konu taleplerin nitelik itibariyle yokluk ve butlan yaptırımına tabi olmayacağı, nitelik itibariyle ancak şartları gerçekleştiği takdirde iptal yaptırımına tabi olabilecek nedenlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Esasen davacı vekilinin talebi de söz konusu kararların iptaline yöneliktir. <br>Somut olay yönünden davacının iptal talebine konu olan kararlara muhalif kaldığı, bu muhalefet şerhinin genel kurul tutanağına kaydının yapıldığı, bu yöne ilişkin özel dava şartının oluştuğu anlaşılmaktadır. <br>Davacı vekili; yönetim kurulu üyelerinden yalnızca ikisine yetki verilmiş olması, yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi bulunmaması, söz konusu üç üyeden ikisinin müşterek imzalar ile davalı şirketi temsil ve imza yetkisine haiz olması, kararların oy çokluğuyla verilecek olması hususlarını iptal nedeni yapmıştır. <br>Öncelikle belirtmek gerekir ki 6102 sayılı TTK ile yönetim kurulu üyeliği ile pay sahipliği arasındaki hukuki bağ ortadan kaldırılmıştır. Nitekim 6102 sayılı TTK m.359 hükmünden anlaşılacağı üzere ve gerekçede de vurgulandığı gibi yönetim kurulu üyelerinin mutlaka pay sahibi olmaları bir yasal zorunluluk değildir. Bu nedenle bu yöne ilişkin kararda herhangi bir kanuna aykırılık söz konusu değildir. Kaldı ki davalı şirketin esas sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere, yönetim kurulu üyelerinin pay sahipleri arasından seçilmesini zorunlu tutan herhangi bir sözleşme maddesi de bulunmamaktadır. Yine yönetim kurulu üyesinin pay sahibi olmamasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu noktasında somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu söz konusu değildir. Bu nedenle bu yöne ilişkin iddialar soyut bir iddiadan ibaret bulunmaktadır. Zaten TTK m.359 hükmünün içeriği ve gerekçesi dikkate alındığında yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmamasının dürüstlük kuralına aykırı olması bir tarafa mevcut hukuk düzeni tarafından da desteklenen bir halin varlığına da işaret ettiği anlaşılmaktadır. <br>Öte yandan davacı, yönetim kurulunun temsil yetkisinin üç kişiden sadece ikisinin müşterek imzasına bırakılmasını iptal talebi yapmıştır. Oysaki TTK m.370 hükmünde öngörüldüğü üzere \"Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir\" hükmünün başkaca bir yorum gerektirmeyecek şekilde açık olduğu, buna göre kanunda belirtilen istisnai haller oluşmadığı sürece yönetim kurullarında temsil yetkisinin çift imza ile kullanılacağı esastır. Bu durumda kanun hükmünün açıklığı dikkate alındığında öncelikle temsil yetkisinin iki kişinin müşterek imzalarına bırakılması kanun hükmüne uygundur. Zaten bu konuya ilişkin esas sözleşmede aksinin öngörüldüğüne dair somutlaştırılmış bir vakıa ve madde bulunmamaktadır. Dayanak sözleşme içeriği dahi açıkça yönetim kurulu üyelerinden herhangi ikisinin imzası ile yönetim kurulunca düzenlenecek evrakın geçerli olacağı yönündedir. Yine somut olayda iddiaya konu bu husus açısından, söz konusu kararın içerik olarak hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, bir başka deyişle dürüstlük kuralına aykırılık bulunduğu noktasında somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu söz konusu değildir. Bu nedenle bu yöne ilişkin iddia soyut bir iddiadan ibaret bulunmaktadır. Zaten TTK m.370 hükmün içeriği ve gerekçesi dikkate alındığında iki kişinin imzası ile yönetim kurulu tarafından karar alınmasının, üyelerinin pay sahibi olmamasının dürüstlük kuralına aykırı olması bir tarafa mevcut hukuk düzeni tarafından da desteklenen bir halin varlığına da işaret ettiği anlaşılmaktadır. <br>Bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ olunmuş, davacı vekili yeni bir bilirkişiden rapor alınmasını talep etmiş ise de yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle kanun hükümleri, esas sözleşme içerikleri ve dürüstlük kuralına aykırılık noktasında somutlaştırılmayan vakıalar bir arada değerlendirildiğinde, yeni bilirkişiden rapor alınması veya ek rapor alınması gerekmemektedir. Açıklanan gerekçeler karşısında yeni rapor alınmasının hukuki ve fiili açıdan davacı lehine ve davalı aleyhine herhangi bir veri ortaya koyabilmesi de mümkün bulunmamaktadır. Bu haliyle bilirkişi kurulu raporu gerekçeli, denetime elverişli, inceleme konularını tek tek ele alan ve hükme esas olabilecek niteliktedir. <br>İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Oysaki davacının iptalini talep etmiş olduğu hususlar ile ilgili ispat yükünü yerine getiremediği açıklanan gerekçeler ile sabittir. <br>Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının reddine dair karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacının sübut bulmayan davasının reddine,<br>2-492 Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85TL red harcından peşin alınan 80,70TL'den mahsup edilerek bakiye 189,15‬TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 9.200,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,  <br>5-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,  <br>Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere davalı vekilinin huzurunda davacı vekilinin yokluğunda  ve oy birliği ile karar verildi.13/09/2023<br><br>Başkan ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Katip ...<br> <br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7bf16af9137ce969","SID":"79049b86eafb099c"}}