{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2019/822 <br>KARAR NO: 2021/640<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/01/2019<br>NUMARASI: 2018/907E. 2019/86K.<br>DAVANIN KONUSU: Şirkete Kayyım Atanması<br>Taraflar arasında görülen davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili davasında özetle; müvekkillerinin babası olan ve aynı zamanda davalı şirketin sahibi ve yönetim kurulu başkanı olan diğer davalı ... aleyhine K. Çekmece 3. Sulh Hukuk mahkemesinin  2018/1449 E sayılı dava dosyası ile   vesayet altına  alınması için dava açıldığını, mahkemece davalı şirket malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu, davalı şirketin kötü yönetimi, davalının basiretli davranmaması, dengesiz tavır ve davranışları ile davalı şirketin borç batağına girdiğini, şirketin 2015 yılından bu yana faaliyetinin bulunmadığını, açılan vesayet davası ve verilen ihtiyati tedbir kararı ile şirketin organsız kaldığını, şirkete ait defterlerin davalı tarafından üçüncü kişilere kaptırılması nedeniyle gerekli işlemlerin yapılabilmesi için şirkete acilen  kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek;  davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve  pay sahibi davacı ...’nin ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirkete yönetim kayyımı olarak seçilmesine karar verilmesini, TTK ve TMK hükümleri gereğince şirketin fiilen yönetim organlarından yoksun hale gelmesi nedeniyle telafisi imkansız zararların önüne geçebilmek amacıyla şirketin  yönetim kurulu üyesi ve  ve pay sahibi davacı Özge’nin davalı şirkete  yönetim Kayyımı oylarak atanmasını  talep ve dava etmiştir. Davalılar davaya cevap vermemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Davacılar  ortağı oldu ve yönetim kurulu üyesi oldukları şirketin kötü yönetimi, davalı ...'nin basiretli davrandığı, dengesiz tavır ve davranışları ile davalı şirketin borç batağına soktuğu, şirketin 2015 yılından bu yana faaliyetinin bulunmadığı, şirkete ait defterlerin davalı ... tarafından 3. kişilere kaptırıldığı ve açılan vesayet davası ve verilen ihtiyati tedbir kararı ile şirketin organsız kaldığı  iddiasıyla davalı şirkete kayyım atanmasını istemişlerdir. Davacılarca ileri sürülen iddiaların bir kısmı yöneticinin azlini gerektiren nedenler olup,  eldeki davada davacıların azil konusunda bir talepleri bulunmadığı gibi bu iddilar şirketin organsız kaldığına gerekçe yapılamaz. Ayrıca davacılar da  davalı ... ile birlikte davalı şirketin Y.K. üyeleri olup, şirketin yönetilmesinde yetki ve sorumlulukları  bulunmaktadır.  Diğer yandan açılan vesayet davası, davalı ...'nin kısıtlanması ve vesayet altına alınması isteği ile açılmış olup, dava sonuçlanmadığından bu aşamada şirketi değil kendisini ilgilendiren bir husustur. Açılan vesayet davası sonucunda, davalı ...'nin  kısıtlanmasına karar verilir ve bu karar kesinleşirse, tek yetkilisi olduğu davalı şirketin  temsilcisiz kalması söz konusu olabilir. Oysa bu yönde verilmiş bir karar olmadığı gibi, mahkemece verilmiş bu sonucu doğuracak herhangi bir ihtiyati tedbir kararı da söz konusu değildir. Davacıların davalı şirketin organsız kaldığına  ve yönetim kayyımı atanmasına ilişkin taleplerine gelince; Bilindiği üzere kayyım atanmasını gerektiren nedenler TMK'nın 426 ve 427. maddesinde sınırlı sayım ilkesi ile sayılmış bulunmaktadır. TMK 426. maddesinde sayılan haller incelendiğinde davalı şirket  için ancak aynı maddenin 3. bendinde belirtilen neden söz konusu edilebilir niteliktedir. Zira, anılan fıkrada 'Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine yasal bir engel varsa' hükmü yer almaktadır. Davacıların dava dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler bu nitelikte olmadığı gibi, bu fıkra kapsamına giren bir neden bulunduğu mahkememizce de tespit edilebilmiş değildir. Diğer taraftan TMK 427. maddesi yönetim kayyımı atanmasını gerektiren durumları düzenlemiştir. TMK 426. maddesinde sayılan haller incelendiğinde davalı şirket için ancak aynı maddenin 4. bendinde belirtilen neden söz konusu edilebilir niteliktedir. Zira anılan  fıkrada 'bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetim başka yoldan sağlanamamışsa' hükmü yer almaktadır. Davacıların yönetim kayyımı atanmasını istedikleri şirketin gerekli organlardan yoksun bulunmadığı, şirketin yönetim organı olan Yönetim Kurulunun kanunen ve fiilen mevcut olduğu saptandığından bu fıkranın da uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Diğer yandan kayyım atanması isteği ile açılan davalarda husumetin davalı şirkete yöneltilmesi gerekli ve yeterlidir. Eldeki davada ise husumet,  davalı şirkete ve davalı şirketin yetkilisi ve Y.K. Başkanı olan davalı Sabri'ye de yöneltilmiş olduğundan ve davada da azil talebi olmadığından bu davalı hakkındaki dava bu nedenle usulden ret edilmiştir. Hal böyle olunca tarafların iddia ve savunmalarına, sunulan ve sağlanan bilgi ve belgeler ile tüm dosya kapsamına göre eldeki davada davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını gerektiren bir hal bulunduğu  ispat edilemediği gibi, yönetim kayyımı atanmasını gerektiren bir hal bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur...\" gerekçesiyle,  davanın reddine  karar verilmiştir. Bu karara karşı,  davacılar vekili   tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Önceki beyanlarını tekrarlamış ve ilk derece mahkemesinin ön inceleme celsesinde davalılar vekilinin mazeret dilekçesi  vermediği,  duruşmaya da  katılmadığı, buna rağmen onun gıyabında  sözlü yargılamaya geçen mahkemenin  hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan delilleri toplamadan  davanın reddine karar verdiğini, Vesayet dava dosyasının istinaf mahkemesinde olması nedeniyle neticesinin/kesinleşmesinin beklenmesi duruşmada talep edilmişse de dikkate alınmadığını, Dava dilekçesinde de yer alan ... A.Ş.'ne kayyım atanması için hukuki ve yasal sebeplerinin aynen tekrar ettiğini, Bu nedenlerle ilk  derece mahkemesinin  istinafa konu kararının  usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve vesayet dosyasının sonucu da beklenmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE  GEREKÇE Dava, davalı şirket yönetim kurulu başkanının seçilme yeterliliğini yitirmiş olması nedeniyle, şirketin organsızlığı nedeniyle kayyım atanması talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekili tarafından, yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava, TTK'nın 1521.maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi olduğundan, davacılar vekilinin, uygulanan yargılama usulüne dair istinaf nedenleri yerinde değildir. Ancak, somut olayda davacılar, davalı şirket yöneticisinin ehliyetsiz hale geldiği ve vesayet davasında verilen tedbirlerle şirketin organsız kaldığı yönündeki iddialar öne sürerek iş bu davayı açtıklarına göre, ehliyetsiz hale geldiği iddia edilen davalı gerçek kişinin, tıpkı azil davasında olduğu gibi, taraf sıfatının bulunduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla  davalı gerçek kişiye bahsi geçen iddialara ilişkin olarak savunma hakkı verilmesi gerektiği, yani söz konusu gerçek kişinin davada davalı sıfatıyla yer alması gerektiği açıktır.  Bahsi geçen sebeple davalı gerçek kişi ... hakkında ilk derece mahkemesince husumetten red kararı verilmesine isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, TTK'nın 363/2. maddesi uyarınca, davalı yöneticinin ehliyetini kaybetmesi nedeniyle yönetim kurulu üyeliğinin kendiliğinden sona erip ermediğinin ve bunun sonucu olarak davalı şirketin organsız hale gelip gelmediğinin ilk derece mahkemesince ortaya konulması gerekmektedir. O halde dava dilekçesinde bahsi geçen vesayet yargılamasına ilişkin dosyanın ilk derece mahkemesince incelenerek ve gerekirse vesayet dosyasının sonucuna göre gerekli değerlendirme yapılarak eldeki istinafa konu davanın sonuçlandırılması gerekir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada, davanın doğru nitelemesi yapılarak buna göre gerekli deliller toplanıp değerlendirilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, işin esasına dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep halinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 4-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.27.05.2021<br>KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"409d4ae0336e16a2","SID":"7b8dae31ec6d9fc9"}}