{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/567 <br>KARAR NO: 2020/593<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 27/12/2016<br>NUMARASI: 2015/401 Esas - 2016/1055 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Anonim Şirket Genel Kurul Kararının İptali<br>Anonim şirket genel kurul kararının iptali davasında, ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne dair kararına karşı, davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemizce işin esası duruşmalı olarak incelendi, gereği düşünüldü; <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31.10.2014 tarihinde yapılan genel kurul toplantasında seçilen yeni yönetim kurulunun, şirket genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağırması üzerine 16.01.2015 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını,  toplantıda yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretle, huzur hakkı, ikramiye ve  prim gibi hakların müzakereye açıldığını, müvekkilinin olumsuz oyuna rağmen yönetim kurulunda bulunan ... ve ... yararına 01.1.2015 tarihinden geçerli olmak üzere her biri için aylık net 35.000,00TL ücret ve yine her biri için  aylık net 40.000,00 -TL huzur hakkı ödenmesine, diğer yönetim kurulu üyesi ...'ye ise ücret ve huzur hakkı ödenmemesine yönelik  karar alındığını, belirlenen ücret ve huzur hakkının fahiş olması sebebiyle yasaya, ana sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, aynı görevi yapan diğer yönetim kurulu üyesine ücret ve huzur hakkı belirlememesi karşısında ... ve ... lehine bu şekilde ödeme yapılmasının kişisel yararlara yönelik karar alındığının işareti olduğunu, şirketin kurulduğu günden bu  ana kadar yönetim kurulu üyelerine hiçbir ücret veya huzur hakkı ödenmesi yolunda karar alınmadığını, yönetim kurul üyelerine ücret ve huzur hakkı ödemesinin yapılabileceğini, ancak belirlemenin eşitlik ilkesini zedelememesi ve şirketin ekonomik yapısına aykırı olmaması gerektiğini,  ücret ve huzur hakkı ödemesinin azlık pay sahiplerinin zararına olmaması,  ayrıca  dürüstlük kuralına da aykırı olmaması gerektiğini, alınan kararın  hukuken savunulacak bir tarafı bulunmadığını, kararın şirkette çoğunluğa sahip yönetim kurulu üyeleri  lehine  alındığını belirterek, bu kararın  iptali ile yürütmesinin durdurulmasına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; TTK'nun 445. ve TMK'nun 2. maddesinde dava açma koşullarının belirlendiğini, davacının aile içinde yaşadığı anlaşmazlık sebebiyle ve  yönetim kurulu üyeliğine seçilememesinden duyduğu husumetle  iş bu davayı  açtığını, alınan karara olumsuz oy kullandığını ancak muhalefet şerhi bulunmadığını,  bu sebeple  dava açmanın ön şartının gerçekleşmediğini, yönetim kurulu üyelerine TTK'nun 394/1. maddesi gereğince  ücret ödenebileceğini, şirket ana sözleşmesinde bu konuda bir hüküm bulunmasa da TTK'nun 413. maddesi gereğince belirleme yetkisinin genel kurulda bulunduğunu, şirketin ekonomik yapısı dikkate alındığında  belirlenen  ücret ve huzur hakkının yüksek olmadığını, TTK'nun 436. maddesinde yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin ve huzur hakkının belirlenmesine ilişkin olarak oy hakkından yoksunluk halini öngörmediğini, işlemin yerinde olup hukuka uygun olduğunu, 01.01.2015 tarihinden itibaren aylık net 75.000,00 -TL ücretle  davacının da yönetim kurulu başdanışmanı olarak atandığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi;  davanın  TTK 445. maddesi kapsamında, 16/01/0015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 3 nolu kararın iptaline ilişkin olduğu, davanın TTK 445. maddesinde belirlenen  üç aylık hak düşürücü  süre içerisinde açıldığı,  TTK 445. maddesi gereğince davaya bakmaya yetkili olduklarını, davacının  alınan karara red oyu kullandığı ve  tutanağın sonuna muhalefet şerhini yazdırdığı, alınan kararın  yasaya ve ana sözleşmeye aykırı olmadığı, TTK 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarının düzenlendiği, TTK 436/1. maddesinde belirlenen oydan yoksunluk halinin bulunmadığı, 16/01/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında 3 nolu gündem maddesi ile 01/01/2015 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'a aylık 35.000,00 TL ücret ve  aylık 40.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine, yönetim kurulu üyesi ...'ye ise  ücret ve huzur hakkı ödenmemesine yönelik karar alındığı,  alınan kararda yeterli nisabın bulunduğu, şirket ana sözleşmesinde bu konuda engelleyici bir hüküm bulunmadığı, 28/12/2007 tarihli genel kurul toplantısı hariç diğer tüm toplantılarda yönetim kurulu üyelerine herhangi bir ödeme yapılmamasına karar alındığı,  geçen sürede şirketin mali durumuna ilişkin hiçbir gerekçe gösterilmeden eşitlik ilkesine aykırı  ve diğer yönetim kurulu üyesi ...'ye hiçbir ödeme yapılmadan ... ve ...'a ücret ve huzur hakkının ödenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğu, genel kurul kararlarının  iyi niyet kurallarına aykırı olmaması gerektiği, her ne kadar alınan karar yasaya ve ana sözleşmeye uygun olsa da objektif iyi niyet kurallarına uygun olmadığı, örtülü kazanç transferi sonucunu yaratacak nitelikte alınan bu kararın dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve genel kurul kararının  iptaline karar vermiştir. Bu karara karşı  davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Davanın esası ile ilgili gösterdikleri delillerin toplanmadığını, sundukları delillerin ise  değerlendirilmediğini, Mahkeme kararının gerekçesinin  hatalı olduğunu,  genel kurul kararının yasaya ve ana sözleşmeye  uygun olduğu belirlenmesine rağmen objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu yönündeki  yorumunun  doğru olmadığını, Dosyadaki deliller değerlendirilse idi yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücret ve huzur hakkının örtülü kazanç transferi sonucunu yaratacak nitelikte olmadığının anlaşılabileceğini, Davacının olumsuz oy kullandığının belli olmadığını, muhalefet şerhi yazdırmadığını,  dava için gerekli ön şartın gerçekleşmediğini, Belirlenen ücret ve huzur hakkının fahiş olmadığını,  bilirkişi heyetinin iki kişiden  oluşturulduğunu,  üç kişi olması gerektiği konusundaki itirazlarının değerlendirilmediğini, Diğer yönetim kurulu üyesi ...'ye ise ... Holding'de genel koordinatör olarak  görev yapması  sebebiyle bu görevinden dolayı ücret ödendiğini, Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, benzer durumda olan  şirketlerin yöneticilerinın aldığı emsal ücretlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini, Denetime elverişli olmayan rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadığını ve hükme esas alındığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava; davalı şirketin 16/01/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında 3 nolu gündem maddesi ile alınan kararın TTK'nın 445. maddesi gereğince iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, davalı vekili tarafından ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İstinaf başvurusu üzerine Dairemizin 2017/575 Esası üzerinden duruşmalı olarak ve bilirkişi incelemesi de yapılmak suretiyle gerçekleştirilen istinaf incelemesi sonucunda, 2018/486 K sayılı, 10.05.2018 tarihli hükümle, HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 11. HD'nin  2018/3418 E- 2020/694 K sayılı, 23.01.2020 tarihli ilamıyla; \"...Davacı vekili, davalı şirketin 16.01.2015  tarihli genel kurulunda alınan 3  nolu kararının  iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın  kabulüne  karar verilmiş, bu karar aleyhine davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, duruşma açılarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine  karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili  temyiz etmiştir. 1- Dava; davalı şirketin 16/01/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında 3 nolu gündem maddesi ile alınan kararın TTK 445. maddesi gereğince iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olup bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi tarafından alınan ve hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunu  yeterli görmeyerek duruşma açmış,  yeni bir heyetten bilirkişi raporu alarak  davalı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesiyle, bölge adliye mahkemesince, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşıldığı takdirde ve ancak bu halde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Hal böyle olmakla, aynı yasanın 353/1-b-2 ve 3. maddelerinde öngörüldüğü üzere, ilk derece mahkemesi kararında kanunun  uygulanmasında  veya  gerekçesinde  hata  bulunması  halleri ile ilk derece yargılamasına ilişkin tahkikat eksiklikleri duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmekte olup yine aynı Yasa'nın 356. maddesinde ise 353. maddede belirtilen hususlar dışında duruşma açılmasının gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından, konumuzla ilgili olarak belirtmek gerekirse, ilk derece yargılaması aşamasına ilişkin tahkikat eksikliğinin saptanması, somut davada olduğu gibi ilk derece yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunun ve yapılan tahkikatın hükme elverişli bulunmadığının anlaşılması, yeni bir rapor alınmasının  gerekli bulunması halinde,  bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği anlaşılmalıdır. Duruşma açılmaksızın giderilebilecek yargılama eksikliklerinin varlığı halinde, bölge adliye mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğine ilişkin bir kanun düzenlemesinin, bu eksikliğin duruşma açılmadan giderilemeyecek nitelikte olması veya duruşma açılarak giderilmesi halinde başka bir cihet öngördüğünü söylemek olanaklı değildir. 6100 sayılı HMK’da düzenlenen istinaf sisteminde ve buna ilişkin sevkedilen hükümlerde, incelenen ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun, eksik yapılan tahkikat işlemlerinin ikmali suretiyle anlaşılması gibi bir hal, süreç ve sonuç öngörülmemiştir. Aksinin düşünülmesi, temyize konu kararda olduğu gibi, bölge adliye mahkemesince verilen kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşmasına sebebiyet verecektir.  Bu durumda, yukarıda belirtilen yasa hükümleri ve açıklamalar çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmekte olup istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,  bölge adliye mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA...\" karar verilmiştir. HMK'nın 373. maddesi uyarınca duruşma açılmış ve Yargıtay bozma ilamına uyulmuştur. Önceki karar gerekçesinde de belirtildiği üzere; 16/01/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında toplantı nisabının  sağlandığı, genel kurul toplantısının  3 nolu gündem maddesinde, “Yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücret ile huzur hakkı, ikramiye ve pirim hakların belirlenmesi genel kurulun onayına ve müzakeresine açıldığı, yapılan oylama neticesinde 01.01.2015 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyelerinden  ... ve ...’a ayrı ayrı net 35.000 TL ücret ve ayrıca ayrı ayrı net 40.000 TL huzur hakkı ödenmesine, diğer yönetim kurulu üyesi  ...’ye huzur hakkı ve ücret ödenmemesine oy çokluğuyla karar verildiği, ... temsilcisi Av. ..., yönetim kurulu üyelerine ücret ve huzur hakkı ödenmesine muhalifim ” şeklinde beyanını zapta geçirerek toplantı tutanağının sonunu imzaladığı  ve  bu şekilde 3 nolu gündem maddesi ile alınan karara muhalefet ettiklerine ilişkin şerhin düşüldüğü görülmüştür. Genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabilmek için toplantıya katılıp olumsuz oy veren pay sahibinin muhalefetini tutanağa kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta yazdırması gerekmektedir. Muhalefetin her gündem maddesi ile ilgili olarak o konunun görüşülmesinden ve karar alınmasından sonra belirtilmesi ve tutanağa yazdırılması gerekmektedir. Davacı iptal davasına konu karara olumsuz oy vererek usulüne uygun şekilde keyfiyeti tutanağa geçirttiğinden somut olayda davacının karara karşı iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun “Yönetim kurulu üyelerinin mali hakları” başlıklı 394. maddesinde; “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebilir” şeklinde hüküm bulunmaktadır. Buna göre, aksine esas sözleşmede hüküm olmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verileceği, ücret miktarı esas sözleşmede tayin edilmemiş ise genel kurulca tayin olunacağı hükmü bağlanmıştır. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Huzur hakkı ve ücretin belirlenmesinde şirketin mali yapısı,  şirketin bu yöndeki uygulaması dikkate alınarak tayin olunan ücretin yönetim kurulu üyelerinin bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetici ve denetçiler için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, mali durum açısından davalı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulu ve denetçilerin harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kardan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir (Yargıtay 11. HD 03.12.2015 tarih, 2014/18093 E; 2015/12978 K ilamı). İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda 05/10/2016 tarihli bilirkişi raporu aldırılmıştır. Bu raporda  davalı şirketin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmış ise de mali tabloları ve bilançosu incelenip rapor edilmemiştir. Şirketin finansal yapısı hakkında  görüş bildirilmemiştir. Şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikte emsal  ücretler  değerlendirilmemiştir. Dairemizce; ...  ve ... 'a ödenen aylık ücret ve huzur hakkının şirketin mali yapısı, geçmişteki uygulamaları ve bu kişilerin harcadığı emek ve mesai dikkate alınarak belirlenen ücret miktarının şirketin mali bünyesi ile uyumlu olup olmadığının tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasına ve bu arada istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasına karar verilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda,  şirketin mali yapısı ile gelir tabloları değerlendirilmiş; şirketin ana faaliyetinin bulunmadığı, 2014-2015 yıllarında faaliyetini zararla kapattığının şirketçe rapor edildiği, gelirlerinin faaliyet dışı gelirlerden oluştuğu belirlenmiş,  iki yönetim kurulu üyesine ödenen ücretin yüksek olduğu ve bu yönetim kurulu üyelerine ödenen ücret ve huzur hakkının kâr transferi niteliğinde olduğu belirtilmiştir. TTK 445. maddesi uyarınca, genel kurul kararlarının kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına  aykırı olduğunun tespiti halinde mahkemece iptaline karar verilir. Dava konusu genel kurul kararı ile davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinden ... ve ...’a huzur hakkı ve ücret ödemesi adı altında aylık toplam ayrı ayrı 75.000 TL ödenmesine, yönetim kurulu üyesi ...’ye ise ücret ve huzur hakkı  ödenmemesi konusunda karar alınmıştır. Davalı şirket 05/06/2006 tarihinde kurulmuştur. 28/12/2007 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmesine yönelik karar alınmıştır. 16/10/2009 tarihli olağan genel kurul toplantısında ise yönetim kurulu  başkan ve üyelerine ücret ödenmemesine yönelik karar alınmıştır. Davacı 01/08/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine 3 yıl süre ile seçilmiştir. 02/07/2014 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine  huzur hakkı ve ikramiye ödenmemesine yönelik karar alınmıştır. 31/10/2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davacının muhalefet oyuna karşılık ..., ... ve ... iki yıl süre ile yönetim kurulu üyeliklerine seçilmişlerdir. TTK 394. Maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, ücret, ikramiyeye prim ve yıllık kardan pay ödenmesine karar alınabilir. Ancak, TTK 445.  maddesine göre, bu konuda alınacak genel kurul  kararlarının  kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulunmaması gerekir. 2007 tarihli genel kurul toplantısı dışında şirketin kuruluşundan itibaren yönetim kurulu üyelerine  hiçbir şekilde  prim, ikramiye, huzur hakkı ve ücret ödemesi yapılmamıştır.  Davacı 01/08/2013 tarihli genel kurul  toplantısında yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ve davacıya da  huzur hakkı ödenmemesine yönelik karar alınmıştır. 31/10/2014 tarihli genel kurul  toplantısında davacı yönetim kurulu üyeliğinden çıkarıldıktan sonra 16/01/2015 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında diğer iki yönetim kurulu üyesine ücret ve huzur hakkı ödenmesine yönelik karar, şirketin faaliyet gelirinin bulunmaması, gelirinin faaliyet dışı kalemlerden oluşması ve yöneticilerin olağanüstü bir çalışma yapmalarını gerektiren bir faaliyetinin bulunmaması karşısında dürüstlük kuralına aykırıdır. ... ve ... için takdir edilen  aylık toplam 75.000,00 TL ücret ödemesi, şirketin ekonomik yapısı ve faaliyetleriyle uyumlu olmayıp, örtülü kazanç transferi niteliğindedir. Açıklanan bu gerekçelerle, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada toplanan deliller, mahkememizce alınan bilirkişi raporu içeriği iddia ve savunma ışığında ve uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın kabulü ile davalı şirketin 16.01.2015 tarihli genel kurul toplantısında 3 nolu gündem maddesiyle alınan kararın iptaline, 2-Alınması gerekli 54,40 TL harçtan peşin olarak alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 25,20 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 3.400,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan 1.405,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  5-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davalı tarafından yatırılan 85,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, b-Davalı tarafından yatırılan 31,40 TL maktu peşin harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa iadesine, c-İstinaf yargılaması duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, AAÜT uyarınca belirlenen 3.400,00 TL maktu avukatlık ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Gerekçeli kararın Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 7-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süre içinde temyiz yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/06/2020<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süre içinde  temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e69a202ebdfb8ad7","SID":"f9959c9745b8fa24"}}