{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2024/550 - 2026/790<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2024/550 <br>KARAR NO\t: 2026/790<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                                 K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/12/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/350 E.  -  2023/236 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Marka Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/12/2023 tarih ve 2022/350 Esas - 2023/236 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı firma tarafından 06.10.2020 tarih ve 2020/120171 başvuru numarası ile \"...\" ibareli marka tescil başvurusuna karşılık müvekkilleri Kurumca marka yayımına itiraz edildiğini, davalı kurum tarafından reddedildiğini, itirazın yeniden incelenmesi talebiyle davalı kuruma başvuruda bulunulduğunu, 04.08.2022 tarihli ve 2022-M-8235 konu sayılı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararı ile davalı firma ile müvekkilleri markaları arasında benzerlik görülmediğinden karıştırılma ihtimali bulunmadığından bahisle itirazların reddedildiğini, görsel ve işitsel birtakım farklılıklar dikkate alınsa bile, her iki markanın da aynı nitelikteki mallar üzerinde kullanımı söz konusu olduğundan \"çağrıştırma / bağlantı kurma\" ihtimali suretiyle karıştırılma ihtimalinin mevcudiyetinin söylenebileceğini, davalı kurum tarafından YİDK kararında eskiye dayalı kullanım itirazının haklı bulunmadığını, oysa SMK m.6/3'te düzenlendiği üzere kanun koyucu eskiden beri markasını kullanan ve emek harcayan kişiyi korumakta, ona tescil edilen marka yayınına itiraz etme hakkı tanımakta olduğunu, tüm Türkiye sathında \"...\"tan kastın direkt olarak ... yılından beri faaliyette olan müvekkilleri olduğunu, müvekkillerinin fikri mülkiyetine sahip olduğu, 91/003010, 2009 03281, 2010 31025, 2010 31026,  2010 31027, 2010 31028, 2011 93803, 2011 93804, 2013 52156 ve 2013 62596 tescil no'lu markaların 18 / 29 / 31 / 40. sınıflarda tescilli olduğunu, marka başvurusunun iptali ile hükümsüzlüğü talep edilen 2020/120171 başvuru no'lu markanın da 29. sınıf emtiaya haiz olduğunu, davalı yanın unvanına rağmen sahibi olduğu markasına \"...\" ismini verdiğini, “...” sözcük grubunun kısaltılması olan bu ismin davalı yanca neden tercih edildiğinin de anlaşılamadığını, davalı yanın ticaret unvanı ile \"...\" kelimesinin en ufak bir benzerliği olmadığı gibi, seçilen bu isimle beraber müvekkillerinin isminin vermiş olduğu güvenceden yararlanması gayesinin de açık olduğunu, davalı firmaya ait \"....com.tr/hakkimizda/\" internet sitesinde de görüleceği üzere, müvekkillerinin adı zikredilerek bu güvenden yararlanılmaya çalışıldığını beyanla; -2020/120171 başvuru numaralı \"...\" ibareli marka başvurusuna itirazının reddine ilişkin 04.08.2022 tarih ve 2022-M-8235 sayılı YİDK kararının iptaline, davalı şirket lehine 2020 120171 sayı ile tescili istenen markanın tescil edilir ise; müvekkillerinin maliki bulunduğu markalarla benzer mal ve hizmetler yönünden iltibaslı olduğunun tespiti ile neticeten benzer mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Diğer davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacının itirazına ve davaya mesnet markaları incelendiğinde, 48687 ve 126215 sayılı <br>markalarının koruma tarihlerinin sona erdiği, söz konusu markalara <br>dayanarak talepte bulunamayacağı; davaya konu 2020/120171 sayılı markanın 18. sınıftaki \"İşlenmiş veya işlenmemiş deriler ve postlar, yapay deriler, köseleler, astarlık deriler.\"; 29. sınıftaki \"Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar.\"; 35. sınıftaki \"Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için İşlenmiş veya işlenmemiş deriler ve postlar, yapay deriler, köseleler, astarlık deriler. Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).\" hizmetleri ve 43. sınıftaki \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.\" ile davacı Kurumun itiraza ve hükümsüzlüğe mesnet markalarında yer alan mallarının aynı / aynı tür veya benzer nitelikte olduğu; taraf markaları incelendiğinde, davacı yana ait markalarda, kelime ve şekil unsurunun yer aldığı, davaya mesnet markalarda kelime unsuru olarak, \"...\" ibarelerinin yer aldığı, davaya konu markanın kelime markası olduğu ve markada sadece \"...\" ibaresinin yer aldığı; bu durumda taraf markalarının aynı olmadığı; ayırt edilemeyecek kadar benzerlik / benzerlik açısından yapılan karşılaştırmada, davacı yanın bir kısım markasında ortak \"...\" ibaresinin, bir kısım markasında ise \"...\" ibaresinin ortak olarak tescile konu edildiği, davalı yan markasında yer alan \"...\" ibaresinin ise bir anlamının bulunmadığı; her ne kadar davacı yan markasında yer alan ibarenin \"... kurum\" ibaresinin kısaltması olduğunu ileri sürmüş ise de, ilk bakışta söz konusu anlamın ortaya çıkmadığı, \"...\" ibaresinin bu hali ile \"...\" veya \"...\" ibarelerini refere etmediği, davacı yanın \"...\" olarak \"....\" ibarelerini kullandığı, bu hali ile de \"....\" ile \"...\" ibaresi arasında bir bağlantı bulunmadığı, her ne kadar \"...\" ibaresinin, davacı yanın kullanımı nedeni ile belli bir ayırt ediciliğe ulaştığı, davacı Kurumun, \"...\" adıyla geçmişten gelerek günümüze kadar çalışmaya devam ettiği kabul edilmişse de, davaya konu markada yer alan ibare ile davacı yan markalarındaki ibarelerin anlamsal olarak yakın olmadıkları, fonetik açıdan yapılan karşılaştırmada da, söz konusu farklılığın devam ettiği, \"...\" ibaresinin Türkçe okunmasının muhtemel olduğu, bu hali taraf markalarının okunuşlarının da farklı olduğunun kabul edildiği, görsel açıdan yapılan karşılaştırmada, davaya konu markanın sadece kelime unsuru içerdiği, beyaz zemin üzerine, siyah tonlarda tek satıra gelecek şekilde \"...\" ibaresini içerdiği, davacı yan markalarına bakıldığında, bir kısım markada benzer görsel öğelerin yer aldığı, 2009/03281 sayılı markada yer alan şeklin, 2013/52156 ve 2013/62596 sayılı marka hariç diğer markalarda da yer aldığı, üstte \"....\" ibaresi ile altta \"...\" ibaresinin, söz konusu ibarelerin ortasında ise şekil ve \"...\" rakamının yer aldığı, 2010/31025, 2010/31026, 2010/31027, 2010/31028, 2011/93803 ve 2011/93804, sayılı markalarda ortak ibareler dışında farklı öğeler de içerdiği, markaların kompozisyon ediliş biçimlerinin ambalaj kapağı şeklinde olduğu, 2013/52156 ve 2013/62596 sayılı markalarda farklı öğelerin yer aldığı, \"... ... genel müdürlüğü\" ve \"...\" ibarelerinin söz konusu markaları davacı yanın diğer markalarından farklı hale getirdiği, görsel, işitsel ve kavramsal olarak bütünsel karşılaştırmanın esas olması hususu dikkate alındığında; taraf markalarının başkaca hiçbir araştırma yapılmasını gerektirmeyecek derecede aynı olduklarından söz edilemeyeceği, bu hali taraf markalarının ayırt edilmeyecek kadar benzer olmadıkları, davaya konu markada yer alan kelime unsurunun davacı yan markalarında yer almadığı gibi \"....\" / \"...\" ve / veya \"...\" / \"...\" ibareleri ile yakınlık içermediği, taraf markalarındaki ortak unsurun farklı olduğu, taraf markalarında ayırt edici, esas unsurların görsel, anlamsal ve seçil olarak farklı olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile de markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerlik bulunmadığı, davacı yan markaları ile davalı yan markasında yer alan işaretlerin karıştırılma ihtimali yaratmayacağı; davalının \"...\" unsurlu markasını gören bir tüketicinin, bu markayı, davacının \"...\" / \"....\" / \"... ...\" esas unsurlu/ibareli markaların serisi, alt markası yahut yeni bir versiyonu sanmayacakları; her ne kadar davacı yan, davalı yana ait eylemli kullanımları gösterir görsel sunmuşsa da, söz konusu kullanımların, tescile konu markadan farklı olduğu anlaşıldığından, bu iddianın TÜRKPATENT YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük istemi açısından dinlenemeyeceği; SMK'nın 6/3. maddesi kapsamında öncelik hakkı iddiası açısından davacı yanın gerek itiraz aşamasında gerek de dava aşamasında dosyaya, \"...\" ibaresini, kendisi tarafından piyasada etkin bir şekilde kullanıldığına dair devamlılık arz eden herhangi bir bilgi veya belge sunmadığı, bu nedenle davaya konu markanın başvuru tarihinden geriye doğru işaretin tüketici nezdinde kalıcı hâle gelmesi sağlandığını gösterir bir kanaat oluşmadığı, davacı yanın, davaya konu markanın tescil talebine konu mal ve hizmet listesinde yer alan mallar ve hizmetler açısından öncelik hakkına sahip olamayacağı, bu hali ile davacı lehine 6769 s. SMK’nun 6/3. maddesi koşullarının oluşmadığı; tanınmışlık iddiası açısından dosyada davacı markasının tanınmışlık düzeyine ulaştığını gösterir nitelikte, piyasa araştırması, satış rakamları, yurt içi ve yurtdışı satış ağı vb. delillere rastlanmadığı, davacı markasının bir kişiye veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine sahip, dost ve düşman ayrımı yapılmaksızın coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım yapacak seviyeye ulaşmadığı; benzer görülen veya görülmeyen mal ve hizmetler açısından davacı marka sahibinin davaya konu markanın tescilinden zarar görme veya itibarında zarar meydana gelme ihtimalinin bulunmadığı kabul edilmiş olmakla, davacı lehine, itirazına dayanak 6769 sayılı SMK’nun 6/4 ve 6/5 kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, delillerinin dikkate alınmadığını, müvekkilinin tescilli markalarının tamamının tescil edildiği tarihten bu yana fasılasız olarak kullanıldığını, davalının \"...\" ibaresini tesadüfen bulduğunu çok iyi ve inandırıcı bir açıklama ile ispatlamadıkça kötüniyetinin varlığını kabul etmek gerektiğini, emtia benzerliğinin de bulunduğunu, benzer başvuruların reddedildiğini, SMK'nın 5/1-ç maddesi koşullarının da bulunduğunu, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, tanınmışlığa ilişkin itirazlarının gözetilmediğini, davalı firmaya ait internet sitesinde müvekkili kurumun adı zikredilerek müvekkilinin verdiği güvenden yararlanmaya çalıştığını, davalı şirketin internet sitesinde mağaza konumu olarak işaretlenen yerin üstüne tıklandığında \"... Şb.\" isminin çıktığını, mağaza görselinde markanın \"...\" olarak kullanıldığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: 1-Dava, marka ile ilgili kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü  istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflara ait markaların başkaca hiçbir araştırma yapılmasını gerektirmeyecek derecede aynı ya da ayırt edilmeyecek kadar benzer olmadıkları, açıklanan nedenle SMK'nın 5/1-ç maddesi koşullarının oluşmadığı; dava konusu marka ile davacının mesnet markaları arasında emtia benzerliği oluşmuş ise de, taraf marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, zira, \"...\" ibaresinin ilk bakışta \"...\" ibaresini çağrıştırmadığı, görsel, işitsel ve kavramsal olarak davacı markalarıyla benzer olmadığı; taraf markaları benzer olmadığından davacının tanınmışlık iddiasının tartışılmasının da somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı; öte yandan, mahkemece ek rapor alınmak suretiyle bilirkişi raporuna itirazların değerlendirildiği, bilirkişilerin görüşü hakim için bağlayıcı olmayıp HMK'nın 282. maddesinde uyarınca hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü  diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği; davalı şirketin markasal kullanımlarının ise YİDK karar iptali ve hükümsüzlük talebiyle açılan eldeki davanın konusunu oluşturmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br>\t2-Ancak, davacı vekili başvurunun kötüniyetli olarak yapıldığını ileri sürmüş ise de, ilk derece mahkemesince bu konuda bir karar verilmemiştir.<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötüniyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.09.2005 tarih ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.<br>\tYapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı kötüniyet iddiasını, müvekkilinin tanınmış olduğunu belirttiği markalarıyla benzer marka başvurusunda bulunulması ve markasal kullanımlarına dayandırmıştır. Bununla birlikte, dava konusu başvuru ile, markasal kullanımlarda kullanılan ibare aynı değildir. Öte yandan, dava konusu marka, davacının mesnet markalarıyla SMK'nın 6/1. maddesi anlamında benzer de bulunmamıştır. Başvurunun, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik olarak yapıldığı hususunda somut bir delil ileri sürülmemiştir. Açıklanan nedenle, davacının kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası Dairemizce isabetli bulunmamıştır. <br>\t3-Bunun yanında; mahkemece, \"Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına\" karar verilmesi doğru olmamıştır. <br>\tZira \"harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir\" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305).<br>\tBir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. <br>\t492 sayılı Harçlar Kanununun \"Maktu harçlarda ödeme zamanı\" başlıklı 27. maddesi uyarınca \"(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur\".<br>\t492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca \"Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır\". \t<br>\t Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir.  <br>\tKarar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). <br>\tİlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. <br>\tNispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. <br>\tAncak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, \"ilgili bulunduğu işlem\", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen \"karardır\". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen \"mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler\" türünden bir harçtır. <br>\tNitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan \"kararlar\" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. <br>\tO halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. <br>\tKaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme hakimi tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile \"yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu\" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir.<br>\tHMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.  <br>\t<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Yukarıda (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 19/12/2023 gün ve 2022/350 Esas - 2023/236 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın REDDİNE, <br>\t4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece karar tarihinde geçerli olan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, <br>\t6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t7-Davalılar tarafından ilk derece yargılamasında ve istinaf aşamasında yapılan herhangi bir gider bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t9-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, <br>\t10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 13/05/2026\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bd7077d187cb041d","SID":"49c7ba3598e0c456"}}