{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2026/805 Esas<br>KARAR NO: 2026/859 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:  İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2026/78 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH:  28/01/2026 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Tanıma Ve Tenfiz<br>KARAR TARİHİ: 27/04/2026<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı ile ... isimli şirketin o dönemki hissedarları arasında 21 temmuz 2011 de hissedarlar ve hisse alım sözleşmesi imzalandığını, davalının da bu sözleşmenin taraflarından birisi olduğunu, akabinde davacı ile davalı arasında hisse intifa sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile davalının şirkette sahibi olduğu o dönemki %27,83 pay ile ileride iktisap edeceği tüm paylar üzerinde TMK 794. Maddesi uyarınca intifa hakkı tanındığını, taraflar arasındaki ihtilafların sonlanmaması üzerine 14 şubat 2023'te tahkim yoluna başvurduklarını, hisse intifa sözleşmesinin  8.1. Maddesi gereği tahkim yolu  kararlaştırıldığı-nı, hakem heyetinin 18 temmuz 2024 tarihli kararı ile yargılamayı ikiye ayırdığını, hakem heyetinin 10 kasım 2025 te ilk aşamaya dair kararını verdiğini, buna göre davalının ...'ta bulunan payların toplam %86,83'ü üzerinde davacı lehine intifa hakkı tanınması  gerektiği -ne hükmettiğini, hakem kararının davalı vekiline 13 kasım 2025 tarihinde  tebliğ edildiğini İsviçre MÖHUK m.190 /1 gereği hakem kararının taraflara bildirildiği andan itibaren kesin olduğunu, buna  rağmen davalının davacının intifa hakkını kullanmasına mani olduğunu, hakem kararı henüz tanınmamış olsa dahi davacının haklılığını ispatlar mahiyette olduğunu, davalının bu payları 3.cü kişilere devir etmesi veya paylar üzerinde yeni sınırlı ayni haklar tesis etmesi halinde davacının intifa hakkının kullanılabilir olmaktan çıkacağını, telafisi zor zarar doğacağını, ... ve bağlı şirketi ....şirketinin mal varlığını azaltıcı mahiyetteki işlemlerinin tedbiren  yasaklan-ması gerektiğini, hakem heyetinin ikinci aşamada davacının intifa hakkını uzun yıllar kullanamaması nedeni ile mahrum kaldığı gelirlerin tespiti yönünden tahkikat yapacağını, tahkimin ikinci aşamasında davacının parasal alacağına hükmedileceğinin kesin olduğunu bu nedenle davacının alacaklarının teminat altına alınabilmesi amacı  ile davalının sahibi olduğu tüm menkul ve  gayrimen-kullere tedbir konulmasını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 28/01/2026 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2026/78 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; \"Bilindiği üzere ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389/1. maddesinde \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. HMK'nın 390/3 maddesi gereğince tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.  Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir.Kural olarak bir davada tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaların ispatı için tahkikat yapılması ve delillerin toplanması gerekir. Hakim tüm delilleri inceleyip değerlendikten ve tam bir karara ulaştıktan sonra nihai kararını verir. Bu husus asıl davanın kabulü için geçerli olup, bu nedenle tam ispat aranır. İhtiyati tedbirlerde ise tam değil yaklaşık ispat yeterli olacağı 6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesinde düzenlenmiştir.İstanbul BAM 43. HD.  2020/1920 E, 2020/274 K. Sayılı ilamında \"Somut olayda, dava konusu teminat olarak devredildiği ileri sürülen şirket hisselerinin davalı adına olan kaydının iptali ile davacı adına tesciline ilişkin olup,şirket hisseleri  dava konusunu teşkil ettiğinden dava konusu payların davalı tarafından  elden çıkarılması halinde, \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinin mevcut olduğunun kabulü gerektiği, ilk derece mahkemesinin itirazın reddine ilişkin ara kararında isabetsizlik olmadığı, delillerin takdirinin dosya kapsamına uygun yapıldığından ve yargılama sırasında mevcut durumda bir değişiklik olması halinde tedbirin yeniden değerlendirilebilecek olması karşısında davalı/ihtiyati tedbire itiraz eden vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.\" şeklinde,İstanbul BAM 43. HD.  2023/1777 E, 204/34 K. Sayılı ilamında \"Davacı ile davalı ....... arasında 05.09.2014 tarihli inançlı hisse devir sözleşmesi imzalanmış olup, yazılı sözleşmeye konu şirket  hisselerinin tescili taraflar arasında ihtilaf konusudur. Somut olayda davalı şirket hisselerinin diğer davalı tarafından elden çıkarılması halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali  mevcut olup, ihtiyati tedbir talebi yönünden yaklaşık ispat şartlarının oluştuğu gözetildiğinde mahkemece davalı ...’un sahibi olduğu davalı şirket hisselerinin üçüncü şahıslara devrinin önlenmesine ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi  doğru olmamıştır.\" şeklinde belirtilmiştir.Somut olayda;davacı yanca sunulan evraklardan hisse intifa sözleşmesinin 8.1. Maddesinde bulunan tahkim şartı nedeni ile davacının  davalıya karşı tahkim yoluna müracaat ettiği, davacı ve davalının tahkim yargılamasında vekilleri ile temsil edildiği, hakem heyetinin  yargıla-mayı ikiye böldüğü, 10 kasım 2025 tarihli kararı ile birinci kısma dair nihai kararını verdiği buna göre \"Hakem Heyeti, ...'nin, Türk Medeni Kanunu'nun 794. maddesi ve devamı hükümleri ile Hisse İntifa Hakkı Sözleşmesi 2011'in şartlarına göre, (i) Hisse Alım ve Hissedarlık Sözleşmesi 2011 uyarınca Davalıya tahsis edilen %27,83, (ii) 2013 yılında Davalıya tahsis edilen yaklaşık %10; ve (iii) Hisse Satın Alma Sözleşmesi 2017'nin konusu olan %49 olmak üzere ... .... A.Ş. (“AZ”) hisselerinin toplam %86,83'ü üzerinde ...'a intifa hakkı vermesi gerektiğini beyan eder.\" şeklinde kararını verdiği görülmüştür. Hakem kararı henüz tanınmamış olmasına  rağmen  buna dayanılarak geçici hukuki himaye kararları verilebileceği bilinen bir husus olup davacı vekilince de birkaç karar alıntılanmıştır. Somut olayda taraflar arasında bulunan sözleşmede bulunan hüküm gereği davacının hakem yoluna müracaat ettiği ve hakem heyetinin yargılamayı ikiye bölerek birinci kısımla ilgili kararını verdiği, davacının intifa hakkı bulunduğunun  hükme bağlandığı, dava dışı şirkette bulunan davalıya ait hisselerin yargılama sırasında 3. Kişilere devir edilmesi veya bu paylar üzerinde başkaca sınırlı ayni haklar tesis edilmesi halinde davacının telafisi imkansız zarara uğrama ihtimali bulunduğu anlaşılmıştır.Davacının  sunduğu hakem heyeti kararının bu bakımdan yaklaşık ispatı sağlar bulunmuştur.Takdiren 5 milyon Türk  lirası  mukabilinde tedbir isteminin bu kısmı kabul edilmiştir. Davacı aynı zamanda dava dışı ... şirketi ile bağlı şirketi ...A.Ş şirketi bakımından bu şirketlerin gündelik işleri dışındaki tüm iş ve işlemlerinin tedbiren yasaklanmasını talep etmektedir. Bahsi geçen şirketler huzurdaki davada taraf değildir. davacının dava dışı Az.. şirketinde bulunan hissedarlardan birisi ile arasında tahkimde dava görülmüş ve davacının bu hissedarın sahibi olduğu hisselerin %86,83'ü üzerinde intifa hakkı olduğuna hükmedilmiştir. Davacının şirket hissedarlarından birisi aleyhine  başvurduğu hakem kararı nedeni ile dava dışı bu şirketlerin hukuki iş ve işlemlerinin sınırlanması, ihtiyaten yasaklanması talebi yerinde olmayıp bu talep red edilmiştir. Davacı hakem heyetinin ikinci aşamada parasal haklara dair yargılama yapacağını, davacı lehine karar çıkacağının kesin olduğunu ileri sürerek davalının mal varlığını azaltmaması amacı ile davalının tüm malları hakkında tedbir kararı verilmesini talep etmişse de davalının sahibi olduğu malları dava konusu değildir. Uyuşmazlık konusu olmayan bir hususta tedbir kararı verilemeyeceği izahtan varestedir. Keza davacı her ne kadar hakem heyetinin ikinci aşamada lehine karar vereceğinin kesin olduğunu ileri sürmüş ise de halı hazırda bu hususta  verilmiş bir karar da yoktur. Tüm bu anlatılanlardan ötürü davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \"gerekçesi ile, <br>'' 1-Davacının ihtiyati tedbir talebinin takdiren 5.000.000,00 TL  teminat mukabilinde KISMEN KABULÜ ile; dava konusu ... ... A.Ş 'deki davalı adına tescilli hisselerin davalı tarafından 3.kişilere devrini, bu paylar üzerinde her türlü sınırlı ayni hak tesis etmesini önler mahiyette İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, davacının fazlaya dair taleplerinin REDDİNE, <br>2-İhtiyati Tedbir isteyen davacı tarafın 6100 sayılı HMK'nın 392. maddesi gereğince 5.000.000,00‬ TL  nakdi veya Mahkemece kabul edilecek kati süresiz ve muteber banka teminat mektubunu Mahkememiz veznesine depo etmesi halinde, ihtiyati tedbir ara kararının yerine getirilmesi için dosyanın mahkmemiz yazı işleri müdürüne tevdiine, ilgili ticaret sicil müdürlüğüne  ve ... ... A.Ş 'ye bu hususta müzekkere  yazılmasına,  <br>3-6100 sayılı HMK'nın 393. Maddesi uyarınca iş bu kararın tebliğinden itibaren 1 haftalık süre içinde teminatın yatırılmaması ve kararın uygulanmasının talep edilmemesi durumunda verilen tedbir kararının kendiliğinden kalkacağının ihtarına,( İhtarın iş bu ara karar tebliği ile yapılmasına) '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında, Hakem Kararı’nın ... aleyhine hükmedilmesi nedeniyle dava dışı olduğunun, ... ve ... hakkında bir karar verilmeyeceğinin belirtildiğini,  davanın konusunun ... ve dolaylı olarak ...’nin payları üzerindeki ayni hakka ilişkin olduğunun izah edildiğini; dolayısıyla bu iki şirketin, hem tahkimle hem de tanıma davasıyla ilişkili olduğunu; ayrıca bu şirketlerle ilgili verilecek ihtiyati tedbir kararı, davacının hakkının korunmasını doğrudan ilgilendirdiğinden uyuşmazlığın temel konusu teşkil ettiğini, ... ve Bağlı Şirketi ...’nin malvarlığını azaltıcı veya günlük işleyişinin dışındaki işlemlerinin ihtiyaten durdurulmasının, müvekkilin tanıma davası ile elde etmeye çalıştığı intifa hakkının özünün korunması için zorunlu olduğunu, <br> ... ... A.Ş. ile ...Anonim Şirketi’nin gündelik işleyişi için gerekli olanlar haricinde, şirket malvarlığını azaltabilecek veya geri dönülmesi güç sonuçlar doğurabilecek; şirketlerin esas sözleşmelerinde her türlü değişiklik, faaliyet konusunun genişletilmesi veya  değiştiril -mesi, şirketlerin veya iştiraklerinin birleşmesi, bölünmesi, devralınması, tasfiyesi, feshi veya ihtiyari iflasına yönelik işlemler, yeni iştirak kurulması, mevcut iştiraklerde pay edinilmesi veya elden çıkarılması, şirketlerin yönetim ve kontrol yapısını değiştirecek şekilde yönetim kurulu üyelerinin seçimi, görevden alınması veya yetkilerinin devri, halihazırda kararlaştırılmış ve ödenmekte olanlar haricinde kâr payı veya temettü dağıtılması, buna ilişkin karar alınması veya ödeme yapılması, sermaye artırımı veya azaltımı, yeni pay veya sermaye piyasası aracı ihracı, şirket faaliyet konusuyla doğrudan bağlantılı uyuşmazlıklarda şirket aleyhine sonuç  doğurabi-lecek feragat, uzlaşma veya kabuller, şirketlere ait veya şirketler tarafından kullanılan uçak, motor, apu, iniş takımı, yedek parça, ekipman da dahil olmak üzere sair maddi varlıkların edinilmesi, satılması, devredilmesi, hurdaya ayrılması veya herhangi bir surette elden çıkarılması, şirket adına borç doğurucu veya borçlanma taahhüdü içeren her türlü işlemin yapılması ve bu işlemlere ilişkin sözleşmelerin akdedilmesi, anılan varlıklar üzerinde rehin, ipotek, temlik, intifa, haciz, sınırlı ayni hak tesis edilmesi veya mevcut sınırlı ayni hakların fekki, uçak ve havacılık varlıklarına ilişkin leasing ilişkilerinin kurulması, sona erdirilmesi, devredilmesi veya alt kiraya verilmesi, şirketlerin sahip olduğu taşınmazların veya taşınmazlar üzerindeki ayni hakların iktisabı, devri veya bunlar üzerinde sınırlı ayni hak tesis edilmesi, şirketlerin olağan ticari faaliyetleri kapsamında sayılamayacak nitelikte yeni sözleşmeler akdetmesi, mevcut sözleşmeleri değiştirmesi, uzatması veya feshetmesi, özellikle uçak kiralama (dry lease / wet lease / ACMI gibi), bakım-onarım (MRO), gibi havacılık faaliyetiyle doğrudan bağlantılı sözleşmelerin akdedilmesi, tadili veya sona erdirilmesi, şirketleri uzun vadeli yükümlülük altına sokacak üçüncü kişilerle sözleşme ilişkisine girilmesi, Olağan faaliyet kapsamı dışında borçlanmaya gidilmesi, kredi kullanılması veya mevcut borçların yeniden yapılandırılması, Üçüncü kişilerin borçları için kefalet, garanti, teminat veya benzeri taahhütler verilmesi, Şirket varlıklarının veya alacaklarının teminat olarak gösterilmesi ya da temlik edilmesi, Devlet kurumlarına, bankalara, leasing şirketlerine veya diğer finansal kuruluşlara olan muaccel borçların ödenmesinin ertelenmesi; işlemlerinin tedbiren durdurulması gerektiğini,  bu tedbirin  Şirketler’in günlük ve olağan ticari faaliyetlerini durdurmaya veya şirket yönetimine müdahale etmeye yönelik olmayıp; yalnızca yargılama sonucunda davacının intifa hakkını ve bu hakka bağlı olarak şirket yönetimine katılma, oy ve gelir haklarını fiilen anlamsız hâle getirebilecek nitelikteki işlemleri kapsamakta olduğunu; bu yönüyle talep edilen tedbirlerin ölçülü, amaca uygun ve HMK m. 389 ve 391 hükümleriyle tam uyumlu olduğunu, Davalının, ... ve ...’nin yönetim kurulu başkanı olup şirketler adına kararlar almaya yetkili olduğunu,  davacının ...’ın payları üzerinde intifa hakkının bulunduğunu tespit eden Hakem Kararı’na rağmen hali hazırda davacının ... üzerinde herhangi bir yönetimsel hakkı mevcut olmadığını; bunun aksine, hukuka ve sözleşmesel yükümlülüklere uygun olmayan şekilde payları elinde bulunduran davalının, ...’ın ve ...’nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, davacının ... paylarından kaynaklanan intifa hakkına bağlı yönetimsel haklarını fiilen kullanamamasının, yalnızca ... bakımından değil; dolaylı olarak ... nezdinde de pay sahipliğinden doğan yönetime katılma ve denetim haklarının fiilen kullanılamaması sonucunu doğurduğunu, hukuken şirketin yönetim yetkisini elinde bulundurmaması gereken bir kişinin fiiliyatta yönetim yetkisini elinde bulundurması, yönetilen şirket ve hak sahipleri açısından geri dönülemez sonuçlara yol açabileceğini, davalının bu yönetim yetkisini kötüye kullandığını ve dava konusu şirket olan ... ile bağlı şirketi ...’nin faaliyetlerine fiilen zarar verdiğini, şirketlerin malvarlığını tamamen kendi lehine azalttığını, Basına açık kaynaklara yansıdığı üzere, ...’ye ait bazı uçakların, Bulgaristan’da faaliyet gösteren ve yine Davalı’ya ait ... isimli şirkete “bağış” yoluyla devredildiğini, bu haber yazısına dayalı açıklamalarının, taraflar ve ilişkili tarafları arasında devam eden yargılamalarda da sunulduğunu, davalı tarafın hiçbir koşulda bu devri  reddetmediği-ni,  devrin hiçbir olağan gerekçe ile açıklanamadığını; davalının, davacı tahkim yargılaması başlattıktan sonra, ...’nin malvarlığındaki uçağı Türkiye dışında ve kendisine ait bir şirkete devrettiğini; devir bağış yoluyla gerçekleştiğinden ...'nin, bu devir nedeniyle hiçbir ekonomik karşılık almadığını, malvarlığı değerinin karşılıksız olarak azaldığını,   Başka bir haberde, ...’nin babası ...’nin pay sahibi olduğu bir havayolu şirketine ait üç adet uçağın, ... ve ...’nin ortağı olduğu bir şirket aracılığıyla ve şirket ortaklarının bilgisi ve onayı dışında gerçekleştirildiği iddia edilen satış işlemleri neticesinde şirketin ciddi zarara uğradığının ileri sürüldüğünü,  Davalının yönetim yapısında bulunduğu şirketlerin içini boşaltması, yalnızca ...’ye özgü bir durum da olmadığını; aslında davalının, uzun süredir şirketin malvarlığını kendi malvarlığına aktardığını ve şirket paylarının değerinin düşmesine doğrudan sebep  olduğunu; bu bilgilerin müvekkilin kamuya açık kaynaklardan elde ettiği bilgiler olduğunu, henüz kamuya mal olmamış bu tarz durumların mevcut olması riski de bulunduğunu ancak mevcut sınırlı bilgilerle dahi şirkete yönelik bu kontrolün dışarıdan sağlanması bir zorunluluk arz  ettiğinDavalı, güncel olarak ... hisselerinin %86,83’ünün maliki olarak göründüğünden genel kurulun yapacağı işlemler ve yönetim kuruluna vereceği yetkiler bakımından da davalının sınırsız bir kontrole sahip olduğunu; müvekkilin intifa hakkının tespit edildiği ve taraflarınca tanıma davası açıldığı bu süreçte, davalının hukuka aykırı işlemlerini arttırma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu ve şirket içi mekanizmalarda bunu engelleyen bir makam bulunmadığını,  Davacı ve davalı arasında Hisse İntifa Sözleşmesi kurulduğu esnada, davacının şirketlerin aynı zamanda pay sahibi de olduğu için şirketlerin malvarlıkları yapısı hakkında bilgi sahibi olduğunu ve bu malvarlıkları üzerinde kontrol sağlamak amacıyla Hisse İntifa Sözleşmesi akdedildiğini; gelinen durumda, davacı, güncel olarak pay sahibi olmadığından ve intifadan kaynaklı yönetimsel haklarını kullanamadığından şirketlerin mali durumu hakkında hiçbir bilgiye erişimi olmadığını; bu durumda, tanıma davası sonucu intifa hakkının ... tarafından tanınmasını sağladığında, şirketlerin aktif geliri, malvarlığı ve gelir sağlayacak ticari faaliyetlerinin tamamen başka kaynaklara aktarılmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, Dolayısıyla, İlk Derece Mahkemesi tarafından, ... hisseleri üzerinde ayni hak tesisini engelleyecek tasarrufların durdurul-masına karar verilmiş olsa dahi, bu tedbirin tek başına yeterli korumayı sağlayamadığını,  MÖHUK m. 60’ın tanıma ve tenfiz davaları ile yabancı hakem kararının Türkiye’de ilam niteliği kazanması için kararın kesinleşmesi gerekliliğine ilişkin düzenlemesi  karşısın-da, kararın tanınmasının ve müvekkilin ... ve ...’deki mali ve yönetimsel haklarını kullanabilmesinin birkaç yıl sürmesinin beklendiğini; bu sürenin oldukça uzun olup hukuka aykırı tasarruflar gerçekleştikten sonra, müvekkilin bu tasarruf işlemlerini tespit etmesi, iptalini sağlaması ve şirketlerin finansal durumunu eski haline döndürmesi oldukça zor olacağını; davalının karşılıksız tasarruflarını yurtdışı bağlantılı olarak gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, müvekkilin hakkına kavuşmasının orantısız şekilde güçleşeceğini,   mevcut olan bu tehlikeye rağmen, ilk derece mahkemesi kararında, davalının şirketlerin malvarlığına zarar verdiğine yönelik açıklamalarının dikkate alınmadığını;İhtiyati tedbir taleplerindeki bir diğer talebin, davalı adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz mallar, üçüncü kişiler nezdin-deki hak ve alacaklar ile banka mevduatları üzerinde tasarrufu sınırlandırıcı nitelikte ihtiyati tedbir uygulanması olduğunu, ancak ilk derece mahkemesi, gerekçeli kararında davalının sahibi olduğu malların uyuşmazlık konusu teşkil etmediği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verdiğini ancak görülen davanın, davalının malvarlığını doğrudan ilgilendirdirdiğini, reddedilen diğer talepleri yönünden ihtiyati tedbir kararının yalnızca ... hakkında verebileceğini gerekçe gösteren ilk derece mahkemesinin; ...’nin kişisel malvarlığını azaltıcı ve kötüniyetli tasarruflarının engellenmesine yönelik taleplerini reddetmemesinin beklendiğini; ancak ilk derece mahkemesi, bu taleplerini de tahkim yargılamasında hükmedilen alacağın miktarının kesin olmaması nedeniyle reddettiğini, alacak miktarı belirli olsa ve bu belirli para alacağının korunması istense idi, başvurulacak kurumun ihtiyati tedbir değil; ihtiyati haciz olacağını; ilk derece mahkemesi ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin karar verirken, ihtiyati hacze ilişkin bir şartın varlığını aramasının, bu iki korumanın birbirinden farklı olduğunun göz ardı edildiğini gösterdiğini,Davalının, davcının uğramasına neden olduğu zarardan sorumlu olduğunu; davacının intifa hakkından yararlanamadığı yıllar boyunca şirket payları üzerinde intifa hakkı sahibi olan davacının yararlanması gereken semerelerden davalının yararlandığını ve temettülerin doğrudan davalının malvarlığına eklendiğini; Hakem Kararı’nda bu durumun açık olduğundan, hakem heyeti yargılamanın ikinci kısmında davacının alamadığı temettü ve sair zararları hesaplayacağını, ancak bir zarar miktarı belirleneceğini ve bu miktarın doğrudan davalıdan tahsil edilmesine karar verileceğini, bu durumun Hakem Kararı’nın yargılamanın ilk kısmında tespit ettiği ve ikinci kısmında tespit edeceği hususun doğasından kaynaklan-dığını, Belirtilen olgular, davalının hâkimiyetinde bulunan şirketlerde malvarlığını azaltıcı işlemler yapıldığına dair ciddi emareler bulunduğunu, şirket varlıklarının ilişkili taraflar arasında aktarılabildiğini ve şirket değerinin sistematik şekilde zayıflatıldığını  gösterdi-ğini, davalının şahsi kayıtlarında da bir tutarsızlık olduğunu; tahkim yargılaması başlatıldığında, davalının MERNIS’e kayıtlı adresi “... Mahallesi ...Caddesi No. ..., İstanbul, Türkiye” olarak gözüktüğünü; davalı vekilinin sunduğu vekaletname de adresin bu şekilde göründüğünü; tahkim başladıktan sonra davalının MERNIS’teki adresini değiştirdiğini ancak nasıl olduysa, davalının güncel adresinin sadece “......” olarak görünmekte, adresi belli edici mahalle, sokak, posta kodu gibi bilgilerin yer almadığını, taraflar arasın-daki farklı bir dava kapsamında mahkemece yapılan araştırmada Londra’da bir adres tespit edilmişse de, bu adrese henüz usulüne uygun ve başarılı bir tebligat yapılamadığını; bu nedenle davalının Londra’daki adresinin güncel ve fiilî yerleşim yeri olduğunun dahi sabit olmadığını, dolayısıyla, şirketlerin malvarlığını yurtdışındaki diğer şirketlerine aktaran davalının, Türkiye’deki resmi kayıtlardan yerleşim yeri bilgisini de sildirmeyi başardığını; bu işlemin de müvekkili nezdinde şüphe ve endişe yarattığını,  İstinaf başvuruları neticesinde karar verilecek ihtiyati tedbire teminatsız olarak hükmedilmesi gerektiğini, HMK m. 392/1’in ikinci cümlesi uyarınca  hakimin durum ve koşulların gerektirdiği kanaatindeyse ihtiyati tedbirin teminatsız olarak verilmesine karar verebileceğini, dolayısıyla kanun koyucunun, ihtiyati tedbir bakımından teminat alınmasını mutlak ve istisnasız bir zorunluluk olarak öngörmediğini; aksine, somut olayın özelliklerine göre teminatsız tedbir kararı verilebilmesine açıkça imkân tanıdığını; bu  düzenleme, ihtiyati tedbir  kurumu-nun amacına uygun olarak, ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde hâkime takdir yetkisi tanımakta olduğunu, somut olayda, davacının haklılığının hakem kararı ile tespit edildiğini; davacının, ...’ta intifa hakkı sahibi olduğunu ve bu haktan kaynaklanan yönetimsel ve mali yetkilerini fiilen kullanamamakta olduğunu; dosyaya sunulan delillerden de anlaşılacağını, davalının, gerek ... bünyesinde gerekse şahsi malvarlığı üzerinde malvarlığını azaltıcı nitelikte işlemler gerçekleştirmekte; bu durum ise Müvekkil’in hakkının korunmasını acil ve zorunlu kılmakta olduğunu; bu çerçevede ihtiyati tedbir talebinin, hem güçlü bir haklılık görünümüne hem de açık bir tehlike unsuruna dayanmakta olduğunu, ilk derece mahkemesinin, kabul ettiği ihtiyati tedbir talepleri bakımından 5.000.000 TL teminat yatırılmasına karar verdiğini; müvekkilinin bu teminatı mahkeme veznesine depo ettiğini; istinaf incelemesi sonucunda verilecek tedbir kararının, yeni ve bağımsız bir hukuki risk yaratmadığını; aynı uyuşmazlık, aynı olgusal zemin ve aynı hukuki ilişki kapsamında korumanın kapsamının tamamlanmasına yönelmekte olduğunu; bu itibarla, mevcut teminatın davalı bakım-ından olası zarar ihtimaline karşı yeterli güvenceyi sağladığını, mevcut teminatın varlığı, müvekkilin haklılık görünümünün güçlülüğü ve tedbirin niteliği birlikte değerlendirildiğinde, istinaf mercii tarafından hükmedilecek ihtiyati tedbir yönünden ilave teminat  alınma-masına karar verilmesi hem kanunun açık düzenlemesine hem de ölçülülük ve hakkaniyet ilkelerine uygun olacağını, İstinaf başvuru-ları hakkında karşı tarafa tebligat yapılmaksızın karar verilmesi gerektiğini, davalının, Türkiye’de bir yerleşim yerine sahip olmadığını; MERNIS sisteminde yapılan sorgulamada adres olarak sadece “......” ifadesinin yer aldığını; taraflar arasındaki farklı bir dava kapsa-mında mahkemece yapılan araştırmada, Londra’da bir adres bulunmuşsa da henüz bu adrese başarılı olarak yapılan bir tebligat olmadığını; bu nedenle davalının Londra’daki adresinin de güncel yerleşim yeri olduğunun sabit olmadığını, davalı’nın Londra’daki adresi kesin olsaydı dahi yurtdışına tebligat yapılmasının aylar sürdüğünü; bu sürenin tamamında, davalıya tebligat yapılmasının beklenmesi, müvekkilin aciliyeti dilekçelerinde açıklanan hakkının korunmasını orantısız ölçüde engelleyeceğini, dilekçelerinde davalının şirketler nezdinde denetimsiz bir yönetim yetkisine ve hukuka aykırı işlemlerine yönelik açıklamaları doğrultusunda, ihtiyati tedbir taleplerinin karşı tarafa bildirilmesi halinde davalının tedbir talep edilen malvarlıkların değerini azaltması, şirketler nezdindeki zarar veren tasarruflarını arttırması ihtimali oldukça yüksektir. Bu doğrultuda mahkemenin karşı tarafa tebligat yapmaksızın dosya üzerinden ihtiyati tedbir kararı tesis etmesini talep ettiklerini, Talepleri hakkında ivedilikle karar verilmesi gerektiğini, HMK m. 391/3 uyarınca ihtiyati tedbirin reddine ilişkin istinaf başvurularının öncelikle karara bağlanacağını, bu düzenleme, ihtiyati tedbir konusu hakkın korunmasının aciliyet ihtiva etmesinden kaynaklanmakta olduğunu; bu çerçevede, istinaf başvuruları hakkında da öncelikle karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, arz ve izah edilen ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle; İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/78 E. sayılı dosyada vermiş olduğu 28.01.2026 tarihli ara kararının, fazlaya ilişkin haklarının reddine ilişkin kısmının kaldırılması ile, ... ile bağlı şirketi ...Anonim Şirketi’nin (Mersis No: ...) yargılama süresi boyunca gündelik işleyişi dışında kalan ve şirket malvarlığını azaltacak nitelikteki dilekçenin 8 ve 9. sayfalarında sayılan işlemleri doğrudan yapmasının tedbiren yasaklanması, tahkim yargılamasının ikinci aşamasında miktarı belirlenecek ve müvekkili lehine hükmedileceği kesin olan parasal alacağın güvence altına alınması amacıyla, yargılama sonuçlanıncaya kadar davalı adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz mallar, üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklar ile banka mevduatları üzerinde tasarrufunun sınırlandırılması yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; yabancı hakem kararının tanınması istemine ilişkin derdest davada; hakem kararı ile davacının üzerinde intifa hakkı bulunduğuna hükmedilen davalının dava dışı ... ... A.Ş 'deki hisselerinin üçüncü kişilere devrinin ve hisseler üzerinde ayni hak tesis edilmesinin tedbiren önlenmesine, ... ile bağlı şirketi ...Anonim Şirketi’nin günlük işleyişi için gerekli olan işlemler dışındaki işlemleri gerçekleştirmesinin tedbiren önlenmesine, davalının tüm taşınır taşınmaz malvarlıkları üzerine üçüncü kişilere devir ve temliki önleyici mahiyette tedbir konulmasına karar verilmesi istemlerine ilişkin olup, mahkemece; davalının dava dışı ... ... A.Ş 'deki hisselerinin üçüncü kişilere devrinin ve hisseler üzerinde ayni hak tesis edilmesinin, teminat mukabilinde, tedbiren önlenmesine karar verilmiş, diğer tedbir istemleri reddedilmiş, davacı vekili tarafından reddedilen tedbir istemleri yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.  HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Somut olayda; eldeki dava Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce) nezdinde ... sayılı dosyada verilen 10 Kasım 2025 tarihli kısmi hakem heyeti kararının tanınması istemine ilişkin olup, anılan hakem yargılamasının davacı ile davalı arasındaki hisse intifa sözleşmesinde yer alan tahkim şartına dayalı yürütüldüğü, tahkim yargılamasının taraflarının davacı ve davalı olduğu, yargılamanın iki kısma ayrıldığı ve hakem heyetinin 10 Kasım 2025 tarihli kararı ile \"Hakem Heyeti, ...'nin, Türk Medeni Kanunu'nun 794. maddesi ve devamı hükümleri ile Hisse İntifa Hakkı Sözleşmesi 2011'in şartlarına göre, (i) Hisse Alım ve Hissedarlık Sözleşmesi 2011 uyarınca Davalıya tahsis edilen \"%27,83, (ii) 2013 yılında Davalıya tahsis edilen yaklaşık %l0; ve (iii) Hisse Satın Alma Sözleşmesi 2017'nin konusu olan %49 olmak üzere ... .... A.Ş. (“...”) hisselerinin toplam %86,83'ü üzerinde ...'a intifa hakkı vermesi gerektiğini beyan eder. ...'ın AZ hisselerinin toplam %86,83'ünden fazlası üzerindeki intifa haklarına ilişkin talepleri reddedilmiştir. Diğer tüm talepler ve istekler, tahkimin sonraki aşamalarında karara bağlanacaktır.\" hükmünün verildiği anlaşılmıştır. Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; tahkim yargılamasının ve tanıma  davası nın konusunu taraflar arasındaki hisse intifa sözleşmelerinin oluşturduğu ve günlük işleri aşan faaliyetlerinin tedbiren durdurulması talep edilen şirketler eldeki davanın tarafı olmadığı gibi, bu şirketlerin faaliyetlerinin tanıma davasının konusunu oluşturmadığı, yine davalının malvarlığının da uyuşmazlığın konusunu teşkil etmediği, HMK'nun 389 maddesi uyarınca ihtiyati tedbirin ancak doğrudan uyuşmazlığın konusu hakkında verilebileceği, uyuşmazlığın konusunun ise hakem kararının tanınması koşullarının mevcut olup olmadığından ibaret bulunduğu, yapılan bu saptamalar karşısında davacının tedbir istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.                   \t\t\t\t     <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, <br>4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, <br>5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, <br>6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 27/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8ddc49bfb61b68f0","SID":"191cb8cc57aa2248"}}