{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/1292 Esas   2026/475 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/1292 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2026/475<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: Ankara 4.Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ\t\t: 15/02/2023<br>NUMARASI\t\t: 2020/22 Esas-2023/103 Karar <br><br>DAVA\t: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Butlan ve  İptali İstemli)<br>DAVA TARİHİ\t: 10/01/2020<br>KARAR TARİHİ\t: 17/04/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 21/04/2026<br><br>Taraflar arasındaki genel kurul kararının butlan ve iptali  istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı ... Makine İmalat Montaj Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihlerinde yapılan genel kurullarında iradesi dışında yönetim kurulu üyesi seçilmiş gibi gösterildiğini, davacının katılmadığı ve imzasının bulunmadığı iradesi dışında yönetim kurulu üyesi seçilmesi ve sahte olarak ticaret sicil gazetesinde ilan edilmesine ilişkin yok hükmünde olan şirket genel kurulunun 2016/04 sayı ve 06/05/2016, 2017/06 ve 28/06/2017 tarihli kararları ile varsa bu şekilde davacıya yönelik alınan tüm kararların TTK 447. maddesi uyarınca batıl olması sebebi ile iptaline, söz konusu butlan kararının Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına  karar verilmesini dava ve talep etmiştir.<br><br>CEVAP<br>Davalı  ... Makine İmalat Montaj Sanayi ve Ticaret A.Ş. 28/02/2020 tarihli cevap dilekçesinde özetle;   davacının şirkette uzun süredir pay sahibi olduğunu ve 18/12/2012 tarihinden itibaren şirkette yönetim kurulu üyeliğini kesintisiz olarak sürdürdüğünü, yönetim kurulunun belirlenmesini de içeren gündem maddeleri Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davalı şirketin tüm kanuni gereklilikleri yerine getirmiş olmasına karşın davacının toplantılara katılmadığını, bir kişinin yönetim kurulu üyesi seçilmesi için kişinin, kârın alındığı genel kurul toplantısına katılmasının şart olmadığını, toplantı ve karar alınması için yeter sayılarına uygun hareket edildiğini, davacının 2016 yılından günümüze kadar bir kez dahi bu kararlara itirazda bulunmadığını, yönetim kurulunda olmak istemediğini belirtmediğini, şirkete bu hususta bir başvuruda, uyarıda ve bildirimde bulunmadığını, ticaret sicil müdürlüğüne ise 06/01/2020 tarihinde başvuruda bulunduğunu, TTK uyarınca şirket genel kurul kararlarının iptal davası için üç aylık hak düşürücü sürenin bulunduğunu, ayrıca TTK'da butlan nedenlerinin açıklandığı ve somut olayda bu nedenlere dayanılmadığından butlanın da söz konusu olmadığını, bu sebeplerle davacının butlan iddiasında bulunmayacağı ve iptal davası açamayacağını, davacının açmış olduğu davanın hukuki bir temeli olmadığını, üstelik davacının seçildiği dönemde davalı şirketin 3 pay sahibi bulunduğunu, yönetim kuruluna üç paydaşın birden seçildiğini, özel olarak davacının seçilmesinin söz konusu olmadığı herhangi bir sahtecilik ya da borçtan mesuliyet altına sokma çabası bulunmadığını, davacının halihazırda pay sahibi olduğundan sorumluluğunun zaten bulunduğunu , davacının şirketin feshi ve ortaklığın sona erdirilmesi için açmış olduğu Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/270 E. sayılı dosyası kapsamında görülmekte olan davada alınan tüm bilirkişi raporlarında davacının şirkete borçlu olduğunun tespit edildiğini, davacının sorumluluktan kurutulmak için huzurdaki davayı açtığı, davacının işbu davayı açmakta kötüniyetli olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Diğer davalı ... Müdürlüğü temsilcisi ise sunduğu cevap dilekçesinde özetle;  söz konusu davada davalı müdürlüğe husumet yöneltilmesinin yerinde olmadığını, ayrıca ticaret sicil müdürlüğünün tescile dair verilen kararlara karşı açılan davalarda yasadan doğan zorunlu hasım durumunda olması sebebi ile yapılacak yargılama sonucunda davalı müdürlük aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğim, beyanla davanın kendileri yönünden reddine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece;  davacının butlan ve iptal koşullarının varlığını usulen kanıtlamakla yükümlü olduğu,  buna rağmen davacı tarafından dava konusu  28/06/2017 tarih ve  2017/06 sayılı yönetim kurulu kararının sahtecilik iddiası da dahil TTK 391.m. bağlamında butlanını kanıtlar nitelikte bir delil dosyamıza sunamadığı gibi sunulan ve Mahkememizce de benimsenen bilirkişi raporlarında da tespit edildiği üzere dava konusu anılan kararın batıl olduğunun  tespitini gerektirir bir hususun da mevcut olmadığı, diğer taraftan davalı Şirketin 06/05/2016 tarihli genel kurul toplantısına yönelik çağrıda usulsüzlüklerin varlığının da butlan sebebi olarak değerlendirilemeyeceği, sözkonusu kararın iptali istemi yönünden ise,  kararın alındığı tarihten itibaren TTK 445. maddesinde öngörülen yasal 3 aylık hak düşürücü süre geçirilerek davanın açıldığı hususları birlikte gözetildiğinde,  davanın reddi gerektiği kanaatine varılarak  davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı  vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davacının vazgeçilmez Anayasal haklarından olan seçme ve seçilme hakkını ihlal eden bu kararların yok hükmünde kabul edilerek ortadan kaldırılması gerekirken bu hususa yer verilmeksizin tamamen hukuki değerlendirme mahiyetinde bilirkişi raporlarının gerekçeli karara aktarılması suretiyle davanın red edilmesinin   usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu  genel kurul kararlarında ve daha sonraki hiçbir kararda müvekkilinin imzasının bulunmadığını  ve iradesi dışında yönetim kurulu üyesi seçildiğinin sabit olduğunu, <br>Davalı şirket vekilinin şirketin iflası sebebiyle vekaletinin sona erdiği tespit edilmesine rağmen bu vekilin katılımıyla davanın karara bağlanıp üstelik lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin de açıkça hukuka aykırı olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>Dava; anonim şirket genel kurul kararlarının  TTK 447. m. uyarınca batıl olması sebebi ile iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan incelemede; <br>Somut olayda , davacı yan   davalı şirketin 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihlerinde yapılan genel kurul toplantılarında davacının toplantıya katılmamasına rağmen iradesi dışında yönetim kurulu üyesi seçilmesine ilişkin   06/05/2016   ve 28/06/2017 tarihli genel kurul kararlarının batıl olduğu iddiası ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Yargılama aşamasında alınan 17/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı şirket ... A.Ş'nin batıl olması sebebiyle iptali talep edilen 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihli genel kurul toplantılarında çağrıya ilişkin evraklarda eksiklik bulunduğundan TTK 410 gereğince iptal edilebilirlik koşullarının oluştuğu ancak davanın (3) aylık süre içerisinde açılmadığı, genel kurul toplantılarında çağrıya ilişkin evraklarda eksiklikler bulunmasının TTK 447 ve diğer maddeler gereğince genel kurul kararlarını butlanla sakat kılmadığı kanaatine varıldığı ve raporun ekine 20/04/2016 tarih 983 sayılı TTSG, 08/06/2017 tarih 9343 sayılı TTSG eklenildiği görülmüştür. <br>Taraflarca rapora itiraz edilmesi üzere aynı bilirkişiden alınan 16/07/2021 tarihli ek raporda özetle 06/05/2016 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin kök rapordaki kanaatinin değişmediği, 28/06/2017  tarihli genel kurul kararına ilişkin ise davalı şirketin karar defterleri yeniden incelendiğinde iptali talep edilen 28/06/2017 ve 2017/06 sayılı kararın bir genel kurul kararı değil, yönetim kurulu kararı olduğunun tespit edildiği bildirilmiştir. <br>Yine taraflarca söz konusu raporlara itiraz edilmesi üzere mahkemece bu kez yeni bilirkişiden aldırılan bila tarihli bilirkişi raporunda özetle, dava konusu edilen ve batıl olması sebebiyle iptali talep edilen; 06/05/2016 tarihli genel kurul çağrısının 6102 Sayılı TTK' nun 414. maddesi üçüncü cümledeki; \"... pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilmesi eksikliğinin olduğu ve bu eksikliğin yaptırımının iptal edilebilirlik olduğu, 06/05/2016 tarihli genel kurul çağrısının 6102 Sayılı TIK' nun 414.maddesindeki eksikliği sebebiyle iptali talebi için yine yasanın 445. Maddesinde öngörülen 3 aylık hak düşürücü süreye tabi olduğu ve bu sürenin karar tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, dava konusu edilen 28/06/2017 tarihli kararın ise yönetim kurulu kararı olduğu ve söz konusu yönetim kurulu toplantısına kurul üyesi olan davacı ...'nun davet edilmesi gerektiği ancak kendisine yapılmış bir çağrıya dair belgeye dosyada rastlanmadığı, 28/06/2017 tarihli yönetim kurulu toplantısına davacı ...'nun davet edildiğine dair belgenin olmaması halinde, yönetim kurulu üyesinin toplantıya çağrılmaması için 6102 Sayılı TTK' nun iptal edilebilirlik yönünde bir yaptırımın bulunmadığı  kanaatine varılmıştır.<br>İşbu davada davacı; 2016/04 sayı ve 06/05/2016 tarihli genel kurul kararının batıl olduğu iddiası ile iptaline karar verilmesini talep etmektedir.<br>Dosya kapsamında yer alan 12/05/2016 tarih 9074 sayılı TTSG'nin 805 sayılı sayfası incelendiğinde, davalı şirketin 06/05/2016 tarihli  olağan genel kurulu toplantısının yapıldığı, davalı şirketin 06/05/2016 tarihli olağan genel kurulunda yönetim kuruluna (3) yıllığına ..., ... ve ...'un seçilmelerine ilişkin ilanın yer aldığı görülmüştür. <br>Ancak dosya kapsamında 06/05/2016 tarihli genel kurul kararının genel kurul kararı ile hazirun cetveli ve çağrıya ilişkin evraklar mevcut değildir. <br>Yine davacının iptalini talep ettiği 28/06/2017 tarihli Genel Kurul Toplantısı yönünden ise,  dosya kapsamında yer alan 08/06/ 2017 tarih ve 9343 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi incelendiğinde,  davalı şirketin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısının 27/06/2017 tarihinde Salı günü saat 12.30'da ... adresinde gerçekleştirileceği  bildirilerek  gündem maddelerinin ilan edildiği, yine dosya kapsamında 27/06/2017 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin pay sahipleri ..., ... ve ...'a yapılan çağrı metni ve iadeli taahhütlü mektup posta alındısı bulunduğu görülmüştür. <br>Dosya kapsamında bir örneği yer alan 28/06/2017 tarih ve 9377 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi incelendiğinde ise; 2016 yılı olağan genel kurul toplantısına ilişkin 28/06/2017 tarih ve 2017/06 nolu kararın tescil edildiği, işbu toplantıda şirket yönetim kurulunun seçildiği anlaşılmaktadır.<br> Her ne kadar dosya kapsamında 27/06/2017 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin ilan ve pay sahiplerine yapılan çağrı evrakları mevcutsa da genel kurul toplantısının 28/06/2017 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Genel kurul toplantı çağrısının 27/06/2017 tarihinde yapılıp yapılmadığı, herhangi bir ertelemenin olup olmadığı ve toplantının 28/06/2017 tarihinde yapılmasına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir belge bulunmamaktadır.<br>  Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.<br>Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir.  Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.<br>Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).<br>  Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37).<br>Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.<br>Anonim  şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim  şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir.Çağrısız genel kurulu düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416 ncı maddesi  \"(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. (2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir.\" şeklindedir.<br>Bu hükümden anlaşılacağı üzere  bir çağrısız genel kurulun var olabilmesi için tüm pay sahiplerinin ya da temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ile herhangi bir pay sahibinin toplantıya itiraz etmemesi gerekmektedir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/03/2022 tarih, 2021/11-701 E., 2022/275 K. sayılı ilamı) <br>Somut olayda davacı tarafça 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihinde yapılan genel kurulda yönetici seçilmesine ilişkin alınan kararların batıl olduğu ileri sürülerek iptalinin talep edildiği, gerek mahkeme gerek Dairemizce somut uyuşmazlıkta yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere iptal/butlan/yokluk nedenlerinin tespit edilip tartışılabilmesi için öncelikle dava konusu edilen 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihli genel kurul kararlarının, hazirun cetvelinin ve çağrıya ilişkin tüm belgelerin  eksiksiz dosya içerisinde yer alması gerekmektedir. <br>Oysa ki dosya kapsamında bahsi geçen belgeler eksiksiz yer almadığı gibi bilirkişi tarafından inceleme TTSG nüshaları üzerinden yapılmış hatta davacının 28/06/2017 tarihli genel kurul kararının iptaline ilişkin talebinin genel kurul kararı değil, yönetim kurulu kararı iptali talebine ilişkin olduğu değerlendirilmesine de yer verilmiştir. <br>Dosya kapsamında birer örneği yer alan 06/05/2016 tarih 2016/04 sayılı yönetim kurulu kararı incelendiğinde, \" ... Makine İmalat Montaj Sanayi Ve Anonim Şirketi Yönetim Kurulu şirket merkezinde toplanarak 06.05.2016 Tarihli Olağan Genel toplantısında, aşağıdaki kararları almıştır. <br>Yönetim Kurulu Başkanlığına ...'ın 1 yıl süre ile seçilmesine Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine ...'nun Yönetim Kurulu Üyeliği'ne ...'un seçilmesine ve aşağıdaki şekilde şirketimizi temsil ve ilzam etmesine; <br>Şirket ana sözleşmesi ve T.T.K gereği şirket Yönetim Kurulu tarafından temsil ve ilzam olunur. <br>Şirketin her türlü iş ve muamelelerini tabip, tedvir ve sonuçlandırmaya, şirket namına her türlü gayrimenkul ve menkul kıymetler, motorlu nakil vasıtaları, makine teçhizat ve sair malzemeleri satın almaya, satmaya, kiralamaya, leh veya aleyhinde ipotek tesis ve kabule, şirket namına bono, poliçe, çek vesair kambiyo senetleri ile her türlü mukavele taahhütname, kefaletname, beyanname, muvafakatname, rehin ve terkin senetleri, kontgarantiler imzalamaya bunları temdit, tecdit ve feshe, şirketin tahakkuk etmiş ve edecek her türlü hak ve alacaklarına umumi surette talep ve tahsile ve ahzu kabza, sulh ve ibraya, alacakları temlik ve ciro etmeye şirket adına bankalarda her türlü hesap kredilerden dilediği miktarda para çekmeye hesapları kapatmaya, şirket adına ihalelere iştirake, taahhütnameler vermeye, taahhüt konusu işi ifaa ve ikmale, sözleşmeler imzalamaya, davalar ikame etmeye, şirket iş ve muamelatının yürütülmesi, hususunda üçüncü şahısları tevkil ve azle, bu konuda verilecek vekaletlerin ticaret sicil gazetesinde ilan edilmeden geçerli olmasına, hülasa şirket her konuda Yönetim Kurulu Başkanının şirketin resmi ünvanı altına konmuş münferit imzası ile temsil ve ilzama yetkili kılınmasına oy birliği ile karar verilmiştir. \"  şeklinde yönetim kurulu başkanı ... ile yönetim kurulu üyesi ... tarafından karar alındığı görülmüştür. <br>Yine dosya kapsamında yer alan 28/06/2017 tarih, 2017/06 sayılı yönetim kurulu kararı incelendiğinde, \"Şirket yönetim kurulu üyelerinden T.C. No: 24......50 ... adresinde ikamet eden ...'ın münferiden atacağı imzası ile tüm özel, kamu kurum ve kuruluşları nezdinde en geniş manada hiçbir sınırlama olmaksızın 1 yıl süre ile temsil ve ilzam etmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir. <br>TTK 366. Maddesi gereği 06/05/2016 tarihli genel kurul toplantısında 3 yıl için yönetim kurulu üyesi olarak seçilenler kendi aralarında yaptıkları görev taksimi sonucunda 1 yıl süre ile  Yönetim Kurulu Başkanlığına ...'ın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına ...'un Yönetim Kurulu Üyeliği'ne ...'nun atanmasına oy çokluğu karar verilmiştir. \"   şeklinde yönetim kurulu başkanı ... ile yönetim kurulu başkan yardımcısı ... tarafından karar alındığı görülmüştür. <br>Yukarıda ayrıntısı ile belirtildiği gibi davalı şirket tarafından 06/05/2016 tarihli genel kurul toplantısı yapıldığı ilanlardan ve karardan anlaşılmakla birlikte 28/06/2017 tarihli genel kurul toplantısı yapılıp yapılmadığı dosya kapsamında belirli değildir. <br>Hal böyle olunca mahkemece öncelikle  davacı vekilinin talebinin 06/05/2016 ve 28/06/2017 tarihlerinde yapılan  genel kurulda alınan kararların batıl olması sebebiyle iptalini talep ettiği dikkate alınarak, yapıldığı hususunda ihtilaf bulunmayan ancak ilgili evrakların dosya kapsamında yer almayan 06/05/2016 tarihli genel kurul kararları, hazirun cetveli ve çağrıya ilişkin tüm belgelerin eksiksiz dosyaya kazandırılması ve  HMK'nun 31. maddesi uyarınca davacı vekiline 28/06/2017 tarihli genel kurula ilişkin talebini açıklattırması, talebinin 28/06/2017 tarihinde yapıldığı iddia olunan genel kurul kararının iptali talebi ise, yine dava konusu edilen işbu 28/06/2017 tarihli genel kurula ilişkin genel kurul kararları, hazirun cetveli ve çağrıya ilişkin tüm belgelerin dosyaya kazandırılmasından sonra mahkemece  yukarıda izah edilen mevzuat hükümleri çerçevesinde inceleme yapılıp karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup eksik incelemeye dayalıdır. <br>Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının istinaf itirazlarının ve taleplerinin ise şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine yönelik karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;  <br>\t1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2-Ankara 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  15/02/2023 tarih 2020/22 Esas 2023/103 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL maktu istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,<br>\t5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g.maddeleri uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/04/2026<br><br>Başkan-              Üye -                    Üye -               Zabıt Katibi -<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ce60c0708e142bf9","SID":"48836d611ec108b8"}}