{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   31. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2024/1016 - Karar No:2026/449<br>                            T.C.<br>                        ANKARA<br>       BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>                31. HUKUK DAİRESİ<br>       <br>\t                                                      (İnceleme Aşamasında Kararın  Kaldırılarak Dosyanın                                                                                                       Mahkemesine Gönderilmesi HMK 353/1-a.3-6 md)\t<br>\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t  \t\t     <br>ESAS NO\t: 2024/1016 <br>KARAR NO\t: 2026/449<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18/07/2024<br>NUMARASI\t\t: 2019/674 E-2024/444 K<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (İİK 245. Md.)  (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 30/04/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 08/05/2026<br>\t<br>Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat-(İİK 245 md.) istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili; Davacı ile davalı arasında Balıkesir Manyas, Edirne İpsala, Manisa Turgutlu ve Antalya Çıplaklı bölgelerinde yapılacak inşaat işleri ile ilgili muhtelif zamanlarda kamu ihale sözleşmeleri yapıldığını, bu sözleşmeler kapsamında çok sayıda bankadan teminat mektupları alınarak davalı idareye verildiğini, müflis şirketin yetkililerinin ve ortaklarının da şahsi kefaletleri alınarak mallar üzerine ipotek ve rehinler konduğunu, işlerden birinin kesin kabulünün yapıldığını, birinin kesin kabul dilekçesinin verildiğini ve hatta kesin kabul teminat gününe 39 gün kalmışken,  İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 01.06.2009 tarih ve 2008/721 E. ve 2009/265 K. sayılı kararıyla davacı  şirketin iflasına karar verildiğini ve tasfiyenin İzmir İflas Müdürlüğü 2009/16 sayılı iflas dosyası ile devam ettiğini, davalı tarafın, bu iflası gerekçe göstererek hukuka aykırı biçimde sözleşmeleri feshettiğini, teminat mektuplarını irat kaydederek nakde çevirdiğini, teminat mektuplarının nakde çevrilmesine ilişkin olarak; Edirne İpsala 1. etap 304 konut ve sosyal donatısı ada içi ve genel alt yapı ve çevre düzenlemesi inşaatı ile ilgili açılan ihalenin müflis davacı tarafından yüklenilerek taraflar arasında 06.07.2006 tarihli kamu ihale sözleşmesi imzalandığını, teminat mektupları verilerek işe başlandığını, müflis şirketin 20.07.2008 tarihinde işi bitirdiğini ve aynı tarihte geçici kabul işleminin yapıldığını, sözleşme gereği geçici kabul sonrası teminatın yarısının iade edilmesi gerekirken başvuru yapılmasına rağmen iade edilmediğini, geçici kabul sonrası teminat sürecinde işin  % 97,41 oranındayken müflis şirketin talebi ve idarenin onayıyla geri kalan işlerin tamamlanması işinin başka bir firmaya verildiğini, bu esnada müflis şirket hakkında verilen iflas kararının davalıya bildirilmesi üzerine davalının kesin onay tarihine 39 gün kala bitirilmiş olan işin feshine ve 07.07.2009 tarihinde teminatların tamamının irat kaydedilmesine karar verdiğini, bu karar üzerine davalı aleyhine Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/53 esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını ve mahkemenin 17.03.2016 tarih ve 2016/150 K. Sayılı kararı ile 787.765,63-TL'nin 07.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline kararı verildiğini, Manisa Turgutlu 384 konut ve 24 derslikli ilköğretim okulu, ticaret merkezi ve ada içi altyapı, genel altyapı ve çevre düzenleme işine ilişkin olarak; işbu iş için açılan kamu ihalesinin müflis davacı ile ... İnşaat İnş. Tur. San. Tic. A.Ş. iş ortaklı tarafından yüklenilerek taraflar arasında 01.08.2006 tarihli kamu ihale sözleşmesi imzalandığını, teminatlar verilerek işe başlandığını, iş ortağı ... İnşaat hakkında 01.12.2008 tarihinde iflas kararı verildiğini bunun üzerine davacı şirketin işi tek başına üstlendiğini, yüklenilen işin 27.10.2007 tarihinde işin bitirildiğini ve 26.03.2008 tarihinde geçici kabul işleminin yapıldığını, sözleşme gereği geçici kabul sonrası teminatın yarısının iade edilmesi gerekirken başvuru yapılmasına rağmen iade edilmediğini, geçici kabul sonrası teminat sürecinde işin %97,85 oranındayken müflis şirketin 04.05.2009 tarihli talebi ile müşavir firma tarafından 16.06.2009 tarihinde kesin kabul başvurusu yapıldığını, ancak önce davacı şirketin iflasına karar verildiğinden işin feshine ve 07.07.2009 tarihinde teminatların tamamının irat kaydedilmesine karar verdiğini, bu karar üzerine davalı aleyhine Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/52 esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını ve Mahkemenin 11.02.2015 tarih ve 2015/81 K. sayılı kararı ile 565.025,00- TL'nin ıslah tarihi olan 25.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline kararı verildiğini, Balıkesir Manyas 1. Bölge 264 adet konut ile ada içi altyapı ve çevre düzenleme işine ilişkin olarak; işbu iş kapsamında açılan kamu ihalesinin müflis davacı tarafından yüklenilerek taraflar arasında 02.05.2005 tarihli kamu ihale sözleşmesi imzalandığını, teminatlar verilerek işe başlandığını, müflis şirketin 20.07.2008 tarihinde işi bitirdiğini ve aynı tarihte geçici kabul işleminin yapıldığını, sözleşme gereği geçici kabul sonrası teminatın yarısının iade edilmesi gerekirken başvuru yapılmasına rağmen iade edilmediğini, geçici kabul sonrası 29.07.2007 tarihinde kesin kabulün de yapıldığını, müflis şirket hakkında verilen iflas kararının davalıya bildirilmesi üzerine davalının bitirilmiş olan işin feshine ve 07.07.2009 tarihinde teminatların tamamının irat kaydedilmesine karar verdiğini, bu karar üzerine davalı aleyhine Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/27 esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını ve Mahkemenin 11.07.2014 tarih ve 2014/408 K. sayılı kararı ile 517.300,00-TL'nin 07.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline kararı verildiğini, bankalar tarafından yapılan işlemlere ilişkin olarak; teminat mektuplarının yarısının iade edilmemesi sebebiyle müflis şirket vekili Av. ... tarafından 22.04.2008 tarihinde davalı İdareye ihtarname gönderildiğini ve bu ihtarnamenin 24.04.2008 tarihinde davalı idareye ulaştığını, davalı İdarenin bu ihtarnameye herhangi bir cevap vermediği gibi teminat mektuplarını da iade etmediğini, davalının teminat mektupları bedellerini bankalardan tazmin etmesi üzerine bankaların bu mektup bedellerini tahsil edebilmek için teminat mektubu karşılığı verilen ipoteklerin paraya çevrilmesi yoluna gittiğini, ipotek/rehin listesi  taşınmazların gerçek değerlerinde satılmış olması durumunda bankaya olan borcun tamamen ödenebileceğini ancak %40 oranında bedelle satıldıkları ve temerrüt faizleri çok yüksek olduğundan dosyalarda bakiye borcu kaldığını, bankaların bu alacakları için kefillerin malvarlıklarını araştırdıklarını, hatta daha sonra bu alacaklarını da ... şirketlerine temlik ederek kar etmeye devam ettiklerini, gönderilen ihtarnameye rağmen teminat mektuplarının iade edilmemesinden dolayı şirketin iflasa sürüklendiğini, ayrıca bu sebeple SGK ve vergi borçlarının zamanında ödenememesi nedeniyle ceza ve faizler çıktığını, iflas eden şirketin iflas masasına toplam 28.339.370,19-TL alacak kaydedildiğini, ... tarafından sözleşmelerin haksız feshi sonrası yapılan işlemlere ilişkin, hukuka aykırı fesihlerden dolayı el konulan ya da mahsup edilen hakediş alacakları kadar munzam zararın doğduğunu, uğranılan munzam zararlara ilişkin olarak; taşınmazların paraya çevrilmesinden doğan, fesih sonrası kalan işlerin hukuka aykırı ihalelerinden dolayı uğranılan, SGK ve vergi borçları/alacakları bakımından uğranılan ve bankaların alacaklarını ... şirketlerine devretmesinden kaynaklanan munzam zararlar olduğunu beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalının haksız ve hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle müflis şirketin uğramış olduğu şimdilik 500.000,00-TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.<br>Davalı vekili; Dava konusu işlemlerde müvekkili İdarenin kusurundan ve temerrüdünden bahsetmenin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen bazı icra dosyaları ve satım sözleşmelerinin mahiyetinin, miktarlarının ve satılan taşınmaz ve hisselerin neden satışa konu olduğunun davalı taraf tarafından bilinmediğini, aksi yönde bir mahkeme kararı, tedbir vesaire bulunmadığı sürece müflis şirket ile idare arasında akdedilen sözleşmenin feshi ve feshin doğal neticesi olarak teminatın irat kaydına ilişkin hükümlerin, 2004/7384 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Yapım İşleri Şartnamesi ve sair yasal mevzuat hükümleri doğrultusunda davalının fesih prosedürünü sonuna kadar takip edip neticelendirme yükümlülüğünün olduğunu, iflasın teminat bedellerinin yarısının ödenmemesine bağlanmasının hukuka aykırı olduğunu, teminat mektupları tazmin ya da iade yoluyla son bulduğu gerçekliği karşısında davalının teminat mektubu tazmininden sorumlu olmadığını, teminatların yarısının iadesi konusunda davalıya intikal eden bir talebin olmadığını, idare alacağının bulunup bulunmadığının da ancak işin kesin hesabının yapılması ile tespit edilecek bir durum olduğunu savunarak, davanın esastan reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Mahkemece;\" Dava, 6098 sayılı TBK.'nun 122. Maddesine dayalı aşkın (munzam) zararın tazmini taleplidir.<br>Davacı, Balıkesir Manyas, Edirne İpsala, Manisa Turgutlu ve Antalya Çıplaklı <br> bölgelerinde yapılacak inşaat işleri ile ilgili davalı ile muhtelif zamanlarda kamu ihale <br>sözleşmeleri yapıldığını, bu sözleşmeler kapsamında çok sayıda bankadan teminat mektupları <br>alınarak davalı idareye verildiğini, müflis şirketin yetkililerinin ve ortaklarının da şahsi <br>kefaletleri alınarak mallar üzerine ipotek ve rehinler konulduğunu, yüklenilen işlerden birinin kesin <br>kabulünün yapıldığını, birinin kesin kabul dilekçesinin verildiğini ve hatta kesin kabul teminat <br>gününe 39 gün kalmışken davacı hakkında İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 11.06.2009 tarih <br>ve 2008/721 E. ve 2009/265 K. sayılı kararıyla davacı ... şirketinin iflasına karar <br>verildiğini ve tasfiyenin devam ettiğini, <br>davalı tarafın iflası gerekçe göstererek, haksız olarak sözleşmeleri feshederek, teminatları irat kaydettiğini, bu nedenle davacı şirketin borçlarını ödeyemediğini,  ipotekli taşınmazlarının, icra yoluyla piyasa değerinin çok altında satıldığını, <br>Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/239 E., Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin <br>2012/27 E. ve Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/53 E. sayılı dosyalarıyla irat <br>kaydedilen teminat mektupları bedellerinin tahsiline karar verilmiş ise de, taşınmazların icra <br>kanalıyla satılmış olması, fesih sonrası işlerin üçüncü kişilere ihale edilmesi nedeniyle <br>hakedişlerden mahrum kalınması, vergi dairelerinin stopaj iadelerini mahsup etmemesi nedenleriyle faizle karşılanmayan munzam zararın söz konusu olduğu iddiasıyla munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı ise, 4735 sayılı Kanunun 17. 20. ve 22. maddeleri ile, yüklenicinin iflası halinde <br>sözleşmenin feshedilerek teminatlarının irat kaydedileceğinin açıkça düzenlendiğini, bu <br>konuda İdarenin takdir yetkisinin bulunmadığını, davacının munzam zararına dayanak <br>gösterdiği vakıalar ile İdarenin sözleşmeyi feshederek teminatları irat kaydetmesi arasında <br>illiyet bağı olmadığını, mahkeme kararları uyarınca davacının alacağını avans faizi ile birlikte <br>tahsil ettiğini, iflas sonucunda davacının, bankalara akdi faiz yerine yasal faiz ödediğini ve bu <br>suretle fayda sağladığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.  <br>Buna göre, taraflar arasında, davacının sözleşmenin feshi sebebi ile temerrüt faizi ile karşılanmayan zararının oluşup oluşmadığı konusunda ihtilaf olduğu anlaşıldı. <br>Dava konusuna ilişkin yasal düzenlemenin yer aldığı 6098 sayılı TBK.'nun \"Aşkın Zarar\" başlıklı 122. maddesinde; \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.<br>Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\" düzenleme yer almaktadır.<br>Nitelikli Hesaplama Uzmanı, İnşaat Mühendisi ve Mali Müşavirden oluşan bilirkişi heyetinin hükme esas alınan 03.04.2024 tarihli raporunda özetle;  <br>\" Dava değerinin 500.000,00-<br>TL. Olduğu, davacı yanca, davalı İdareden 2.412.625,24-TL. net faiz tahsil edilmiş olduğu, müflis ... Ltd. Şti. hakkında iflas kararı verilerek, tüm borçlarının muaccel hâle <br>gelmesi ile, davalı İdarece teminatlarının irat kaydedilmesi arasında doğrudan illiyet <br>bağı olduğuna dair dosya kapsamında bir kayıt olmadığı, <br>bu nedenle davacı yanca, davalının kusuruyla ve tahsil edilen faizi aşan miktarda zarara <br>uğranıldığına ilişkin bir sonuca varmanın mümkün olmadığı\" belirtilmiştir.<br>Somut olayda tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacı açtığı davada munzam zararının tazminini istemiştir. Para borçlarında borçlunun temerrüdü sebebiyle alacaklının zararının karşılanması için temerrüt faizi düzenlenmiştir. Götürü tazminat mahiyetindeki temerrüt faizi, alacaklının zararını tamamen karşılamaya yetmemesi halinde, alacaklının zararının temerrüt faizinden fazla olması halinde,  munzam zararının tazminini isteyebilir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını <br>ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre <br>malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak <br>durumundadır.  Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. (HGK., 2021/12-938 Esas, 2022/401 Karar, 29.03.2022 Tarihli kararında belirtildiği gibi)<br>Dosya kapsamında bulunan kayıtlara göre;  Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/381 E. sayılı dosyasının, Karşıyaka 1. <br>İcra Dairesinin 2021/850 E. sayılı dosyasıyla takibe konu edildiği,  <br>Davacının; 787.765,63-TL. asıl alacak, 1.254.317,14-TL. takip öncesi faiz, 146.657,52-<br>TL. takip sonrası işlemiş faiz olmak üzere, toplam 1.400.974,66-TL. faiz tahsil ettiği,  <br>Tahsil edilen faizin %2’si cezaevi harcı olarak kesilmekle, 07.03.2022 tarihinde <br>1.372.955,17-TL. net faiz tahsil etmiş olduğu,  <br>Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/27 E. sayılı dosyasının, İzmir 4. İcra <br>Dairesinin 2014/17147 E. sayılı dosyasıyla takibe konu edildiği,  <br>Davacının; 517.300,00-TL. asıl alacak, 415.498,19-TL. takip öncesi faiz, 63.751,42-<br>TL. takip sonrası işlemiş faiz olmak üzere, toplam 479.249,61-TL. faiz tahsil ettiği, Tahsil edilen faizin %2’si cezaevi harcı olarak kesilmekle, 29.12.2015 tarihinde <br>469.664,62-TL. net faiz tahsil etmiş olduğu,  <br>Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/ E. sayılı dosyasının, Karşıyaka 4. İcra <br>Dairesinin 2020/3577 E. sayılı dosyasıyla takibe konu edildiği, Davacının; 615.025-TL. toplam asıl alacak, 550.728,32-TL. takip öncesi faiz, <br>30.909,89-TL. takip sonrası işlemiş faiz olmak üzere, toplam 581.638,21-TL. faiz tahsil <br>ettiği,  <br>tahsil edilen faizin %2’si cezaevi harcı olarak kesilmekle, 08.03.2021 tarihinde <br>570.005,45-TL. net faiz tahsil etmiş olduğu, toplam 2.412.625,24-TL. net faiz tahsil ettiği anlaşılmıştır.<br>Davacı müflis ... Ltd. Şti.’nin 13.10.2006 tarihinde açmış <br>olduğu İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/721 Esas sayılı dosyasıyla iflasın ertelenmesi <br>talebinde bulunmuş, 11.06.2009 tarihli kararla da iflasına karar verilmiştir. İflasla <br>birlikte, müflisin tüm borçları muaccel hâle gelmiştir. Davacı yanca, piyasa değerinden <br>düşük fiyata satıldığı ifade edilen taşınmazlardan bir kısmının, iflas kararından sonra satılmış <br>olduğu, davacı şirketin iflas erteleme talebinde bulunduğu <br>13/10/2006 tarihi ile Yargıtay’ca iflas erteleme kararının bozulmasına karar verildiği, <br>21/02/2008 tarihi arasında “takip yasağı”nın devam ettiği, davacı/yüklenici <br>hakkında iflas kararı verilmesi ile, teminatlarının irat kaydedilmesi arasında doğrudan illiyet <br>bağı olduğuna dair dosyaya delil sunulmadığı, bu nedenle iflas tarihinden sonra satılan gayrimenkuller ile  <br>dava konusu sözleşmelerin yürütülmesi (geçici kabul öncesi) sırasında satılan gayrimenkullerin, davalı İdarenin teminatları irat kaydetmesinden önceki döneme <br>ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Buna göre davacı taraf,  müflis ... Ltd. Şti. hakkında iflas kararı verilerek, tüm borçlarının muaccel hâle <br>gelmesi ile davalı İdarece teminatlarının irat kaydedilmesi arasında doğrudan illiyet <br>bağı olduğunu ve davalı İdareden tahsil ettiği 2.412.625,24-TL. net faizi aşan zararının varlığını ispatlayamaması sebebi açılan davanın reddine\" karar verilmiştir.\t\t\t\t\t\t<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; delilleri toplanmadan hüküm kurulduğunu, eksik deliller ile dosyanın yetersiz bir bilirkişi heyetine verilerek davanın reddine karar verildiğini, bu iş nedeniyle teminat gösterilen ve bankalar tarafından el konularak satılmış olan malların  icra yoluyla satış değerleri ile güncel değerlerinin tespit edilmesi ve aradaki farkın hesaplanmasını, fesih sonrası kalan işlerin hukuka aykırı ihalelerinden dolayı uğranılan munzam zararların SGK ve vergi borçları bakımından uğranılan munzam zararların, bankadan alacaklarını ... şirketlerine devretmesinden kaynaklanan munzam zararların bilirkişi raporunda hesaplanmadığını, gelen belgelerin incelenmediğini, bilirkişi raporunun hükme esas alınacak nitelikte olmadığını, müflis şirketin iflasına davalının sebebiyet verdiğine dair kesinleşmiş mahkeme kararlarının bulunduğunu,  teminat mektuplarının iade edilmemesi ile iflas arasında illiyet bağının bulunduğunun açık olduğunu, munzam zarar taleplerini reddine ilişkin hiçbir gerekçe gösterilmediğini, taleplerini reddinin hakkaniyete aykırı olduğunu  belirterek,  mahkeme  kararının kaldırılmasını istemiştir.\t<br>\tGEREKÇE:<br>\tDava, eser sözleşmesinden  kaynaklanan  tazminat (İİK 245. md) istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>1- Ticaret Mahkemelerinin görev alanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. Maddesinde; \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.\" ifadesi ile ticari davalar ile sınırlandırılmıştır. Ticari davalar ise TTK'nın 4. maddesinde sayılmıştır. Buna göre 4/1. maddesinde nispi ticari davalar, 4/1-a fıkrasından f fıkrasına kadar sayılan hususlar ise mutlak ticari davalar olarak sayılmıştır. <br>Bir davanın nispi ticari dava sayılması için TTK'nın 4/1. maddesi birinci fıkrasında belirtildiği gibi her iki tarafın da tacir olduğu ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir dava olması gerekmektedir.<br>Mutlak ticari davalar ise, TTK'nın 4/1-a maddesinde her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ile yine TTK'nın 4/1-f fıkrasına kadar sayılan yasalarda belirtilen davalar olarak sayılmıştır.\t<br>Somut olayda; davacı vekili, müflis  ... ... Ltd Şti ile  davalı idare arasında imzalanan  sözleşme  gereğince munzam zararını talep etmektedir. <br>Bu durumda, davadaki  uyuşmazlığın mutlak ya da nispi ticari dava niteliği taşımadığı  anlaşılmaktadır. Davalı ...' ninde tacir olmadığı anlaşıldığından uyuşmazlığın   Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekirken, görev dava şartı hususu gözden kaçırılarak işin esasına girilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuştur.        <br>                          2-Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. <br>Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir;<br>Aşkın Zarar (Munzam Zarar):<br>Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür\". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.<br>MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:<br>Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.<br>a. Bir Para Borcunun Bulunması  <br>Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;<br>Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.<br>b. Borçlunun Temerrüdü<br>Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde  veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.<br>c. Munzam Zarar<br>Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart \"temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa\" ifadesi ile  TBK'nın m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak,  söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.<br>Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.<br>d. Uygun İlliyet Bağı<br>Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.<br>Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.<br>e. Kusur<br>Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince \"borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe\" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.<br>TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.<br>Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.<br>MUNZAM ZARARIN İSPATI: <br>Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.<br>Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi,  sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını  iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. <br>Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine  olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir  biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. <br>Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;<br>Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.<br>Normal Enflasyon Döneminde;<br>Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. <br>20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü  meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.<br>Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.<br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.<br>Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız  kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.<br>Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;<br>1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı,<br>2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,<br>3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları,<br>4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, <br>5. Asgari ücret artışı,<br>6. Altın fiyatlarındaki artış<br>Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. <br> Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davacı taraf, müflis şirket ile davalı arasında imzalanan muhtelif sözleşmeler gereğince, sözleşmelerin haksız feshi sonucunda   nakde çevrilerek  irat kaydedilen teminat mektupları nedeniyle açılan alacak davalarının davacı müflis lehine sonuçlandığı, ancak bu teminat mektuplarının iade edilmemesi ve nakde çevrilmesi nedeniyle müflisin munzam zarara uğradığını ileri sürmüştür.<br>Yukarıda açıklandığı üzere, munzam zararın hesabında soyut ve somut yöntem olmak üzere iki yöntem söz konusu olup, zarara uğrayanın her iki yönteme birden dayalı olarak tazminat talep etmesi mümkün değildir. Zira, böyle bir durumda mükerrer tazminata hükmedilmiş olacaktır. Örneğin yüksek enflasyon sebebine dayalı olarak soyut yöntemle munzam zararın hüküm altına alınmış olması halinde, zarara uğrayanın alacağını zamanında tahsil etmiş gibi bir hukuki sonuç ortaya çıkacağından, ayrıca bir de somut yönteme dayalı olarak bankadan çektiği krediler nedeniyle uğradığı munzam zararın hüküm altına alınması mümkün değildir. Burada zarara uğrayan için en fazla giderim sağlayan yöntem tercih edilmelidir. (Yargıtay 6. H.D 2025/ 811 Esas-2026/141 Karar, 2024/3539 Esas-2024/4466 Karar vb.) <br>Bu durumda mahkemece, konusunda uzman bilirkişi heyeti oluşturularak davacı tarafın munzam zararının hesaplatılması ve sonucuna uygun bir hüküm kurulması gereklidir. <br>Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.3-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br> HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,<br>\t2-Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/07/2024 gün ve 2019/674 Esas 2024/444   sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.3-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece  mahkemesine  GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>5-Davacı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa   ilgili icra dairesince iadesine, <br>      \t  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 30/04/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.         <br><br>     Başkan                     Üye                         Üye                  Katip <br>¸e-imzalıdır                     ¸e-imzalıdır                    ¸e-imzalıdır              ¸e-imzalıdır<br><br>      <br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4c6ab4c4bc8b06df","SID":"551c3d7056929818"}}