{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/36 - 2026/567<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2026/36 <br>KARAR NO\t: 2026/567<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 22/10/2025<br>NUMARASI\t\t: 2024/491 Esas 2025/715 Karar<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Sözleşmenin İptali<br>KARAR TARİHİ\t: 03/04/2026<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 23/04/2026<br><br>\tİlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile  anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde;  29.10.2022 tarihinde davacı ...'un yolcu olarak bulunduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucu ağır şekilde yaralandığını, felç kalarak sürekli bakım ihtiyacı doğduğunu, kazaya karışan aracın kaza tarihi itibarıyla davalı ... Sigorta AŞ nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunduğunu, davacının tedavisi devam ederken, sürekli iş göremezlik oranı ve bakım ihtiyacı tespit edilmemişken, davalı sigorta şirketinin davacının kaza sonrası içinde bulunduğu zor durumdan, bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanarak ihtiyari arabuluculuk sürecine dahil ettiğini, bu süreç sonunda Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın 2023/420043 sayılı dosyası üzerinden 09.08.2023 tarihli İhtiyari Arabuluculukta Anlaşma Belgesi'nin imzalandığını, bu anlaşma ile davacıya 775.000,00 TL maddi tazminat ödendiğini, ancak bu ödemenin fahiş derecede eksik ve yetersiz olduğunu, zira davacının 24 yaşında yatağa bağımlı hale geldiğini, kaza sırasında hamile olup erken doğum yaptığını ve bebeğini kaybettiğini, bu süreçte yaşadığı ruhsal çöküntü ve ekonomik güçlükler nedeniyle davalının teklifini kabul etmek zorunda kaldığını, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi'nin 01.02.2024 tarihli raporunda davacının  %91 oranında iş göremezliğe uğradığının ve tam bağımlı hale geldiğinin tespit edildiğini, kaza tarihindeki poliçe limitlerinin sakatlık için 1.000.000,00 TL ve sağlık giderleri için 1.000.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000.000,00 TL olmasına rağmen yapılan 775.000,00 TL'lik ödemenin edimler arasında açık bir oransızlık teşkil ettiğini, bu durumun Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca aşırı yararlanma (gabin) teşkil ettiğini, ayrıca arabuluculuk sürecinde davacının hakları ve sürecin sonuçları hakkında Arabuluculuk Kanunu'nun 11. maddesine aykırı olarak yeterince aydınlatılmadığını, arabulucu Av. ...'un davalı sigorta şirketi vekili Av. ...'un birinci dereceden yakını olup aynı büroda çalıştığını ve bu durumun usule aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, adli yardım talebinin kabulü ile Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın 2023/420043 sayılı dosyası üzerinden düzenlenen 09.08.2023 tarihli İhtiyari Arabuluculukta Anlaşma Belgesi ve Son Tutanağının gabin ve hata nedeniyle geçersizliğinin tespiti ile iptaline karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde, davacının avukat ile temsil edildiği bir arabuluculuk süreci sonunda imzalanan anlaşma tutanağının iptali için dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını ve davanın bu nedenle dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2022/1021 E. sayılı kararına göre avukat yardımından yararlanan bir kişinin gabin iddiasında bulunamayacağını, ayrıca gabin ve hatanın aynı davada ileri sürülemeyeceğini, esasa ilişkin olarak ise davacının avukatının imzasını taşıyan usulüne uygun bir anlaşma belgesinin gabin veya hataya konu olmasının mümkün olmadığını, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/17185 E. sayılı emsal kararının da bu yönde olduğunu, somut olayda Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesinde düzenlenen gabin şartlarının (edimler arasında açık oransızlık, bir tarafın zor durumu ve diğer tarafın sömürme kastı) kümülatif olarak gerçekleşmediğini, avukat ile temsil edilen bir tarafın hata veya yanılma iddiasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, öncelikle davanın usulden, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davanın, ihtiyari abuluculuk son tutanağının iptali istemine ilişkin olduğu; davalı sigorta şirketi tarafından, davacının içinde yolcu olarak bulunduğu ... plakalı araç için  ZMMS poliçesi düzenlendiği, 29.10.2022 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığı, 09.08.2023 tarihli ihtiyari arabuluculukta anlaşma belgesi ile davacıya 775.000,00 TL maddi tazminat ödendiği, davacı vekili, davacının %91 oranında iş göremezliğe uğradığının ve tam bağımlı hale geldiğinin tespit edildiğini, poliçe limitlerinin sakatlık için 1.000.000,00 TL ve sağlık giderleri için 1.000.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000.000,00 TL olmasına rağmen yapılan 775.000,00 TL'lik ödemenin edimler arasında açık bir oransızlık teşkil ettiğini, ayrıca arabuluculuk sürecinde davacıınn hakları ve sürecin sonuçları hakkında Arabuluculuk Kanunu'nun 11. maddesine aykırı olarak yeterince aydınlatılmadığını, arabulucu Av. ...'un davalı sigorta şirketi vekili Av. ...'un birinci dereceden yakını olup aynı büroda çalıştığını ve bu durumun usule aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın 2023/420043 sayılı dosyası üzerinden düzenlenen 09.08.2023 tarihli İhtiyari Arabuluculukta Anlaşma Belgesi ve Son Tutanağının gabin ve hata nedeniyle iptali istemi ile bu davayı açtığı; TBK'nun 28/1. maddesinde \"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.\" düzenlemesi yer aldığı,  6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18. maddesinin 5. fıkrasına 7036 sayılı Kanunla eklenen düzenlemeye göre, “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” denildiği; bu madde gereğince dava açma yasağı, dava şartlarından olan hukuki yarar bulunması (HMK m. 114/1, h) şartının özel bir görünümü olduğu, daha açık bir ifadeyle özel bir dava şartı olduğu, anlaşma belgesinde yer alan hususlarda dava açılmasının mümkün olduğu hallerin mevcut olduğu, irade fesadı halleri buna örnek olup; anlaşma belgesinin ehliyetsizlik, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, ahlaka, kişilik haklarına ve şekle aykırılık gibi sebeplerle mutlak butlanla sakatlanması da düşünülebileceği, bu anlamda TBK'nun 27. maddesindeki Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin hükümsüzlüğüne dayanılabileceği, aşırı yararlanmanın da bu kapsamda olduğu;  anlaşma belgesinin sahte olması, anlaşmanın geçersizliği, anlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ihtiyaç bulunması, icra edilebilir bir anlaşma bulunmaması gibi durumlarda da dava açılması ve bu hususların mahkemece incelenip karara bağlanmasının mümkün olduğu; Anayasa Mahkemesinin 25/01/2014 tarihli  28893 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuculuk Kanununa ilişkin 10/07/2013 tarih, 2012/94-2013/89 karar sayılı kararında da \"Yine icra edilebilirlik şerhi verilmesi sürecinde hata, hile ve ikrah gibi irade fesadı hallerinin taraflarca ileri sürülebileceği\" belirtildiği, Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 11/06/2019 tarih, 2019/3697 Esas, 2019/13043 Karar sayılı ilamının da bu yönde olduğu; Bu durumda, uyuşmazlık konusu ihtiyari arabulucuk tutanağının, davacı tarafından iradesi sakatlanarak imzalanıp imzalanmadığı, aşırı yararlanma bulunup bulunmadığı önem kazandığı; dosya kapsamına göre, dava konusu anlaşma belgesinin şekil şartlarına uygun olarak düzenlendiği, tutanağım iptalini gerektirecek ölçüde yasanın emredici kurallarına aykırılığın bulunmadığı, davacının medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olduğu, belgenin ahlaka veye kişilik haklarına aykırı şekilde düzenlenmediği, davacının buna yönelik iddialarının yerinde olmadığının anlaşıldığı, ancak;Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 27.12.2024 tarihli kusur raporunda dava konusu olayın meydana gelmesinde sigortalı ... plakalı araç sürücüsü ...'un %100 (yüzdeyüz) oranında kusurlu olduğunun belirtildiği,  Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nın 27.03.2025 tarihli raporunda, davacının arızalarının “Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre değerlendirilmesinde engel oranının sürekli olarak %94 (yüzdedoksandört) olduğu, geçirmiş olduğu kaza nedeniyle kişinin sürekli olarak bakıcıya muhtaç olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 18 (onsekiz) aya kadar uzayabileceği belirtildiği,  23.09.2025 tarihli aktüer bilirkişi raporunda, 18.07.2023 tarihli ihtiyari arabuluculuk tarihi itibarı ile davacının 175.651,55 TL geçici iş göremezlik zararının, 6.868.637,82 TL daimi maluliyet zararının, 8.803.197,05 TL daimi bakıcı gideri zararının bulunduğunun belirtildiği, bu açıklamalar ışığında dosya kapsamı değerlendirildiğinde, 29.10.2022 tarihinde meydana gelen trafik kazasında, davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı ... plakalı araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının engel oranı sürekli olarak %94 olacak ve sürekli bakıcıya muhtaç olacak, iyileşme süresi 18 aya kadar uzayabilecek ölçüde yaralandığı, kazada sigortalı araç sürücüsünün % 100 oranında kusurlu olduğu, 18.07.2023 ihtiyari arabuluculuk tarihi itibarı ile davacının 175.651,55 TL geçici iş göremezlik, 6.868.637,82 TL daimi maluliyet, 8.803.197,05 TL daimi bakıcı gideri zararı bulunduğu halde anlaşma belgesi uyarınca kendisine 775.000,00 TL ödeme yapıldığı, bu itibarla TBK'nun 28/1. maddesi uyarınca edimler arasında açık bir oransızlık olduğu, kaza nedeni ile %94 oranında sürekli olarak malul kalan, 29.10.2022 kaza tarihinden itibaren 18 ay iyileşme süresine göre 18.07.2023 anlaşma belgesi tarihinde rahatsızlığı devam eden davacının zor durumda olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle davacının 09.08.2023 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi-son tutanağının iptali talebinde haklı olduğu gerekçesiyle “Davanın kabulü ile Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın 2023/420043 sayı ve 09.08.2023 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi-son tutanağının iptaline,” karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Kararın hatalı olduğunu, arabuluculuk tutanağın tarafların vekillerinin katılımı ile tanzim edildiğini, bu nedenle davanın haksız olduğunu, davalının arabuluculuk sözleşmesinden kaynaklanan edimlerini de eksiksiz yerine getirdiğini, yaklaşık bir yıl sonra sonradan alınan maluliyet raporu ve aktüer raporuna dayanarak gabin iddiasının ve bu yöndeki talebin kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, 6325 Sayılı Yasanın 18/5 maddesinde arabuluculuk faaliyeti uyarınca anlaşmaya varılması üzerine anlaşılan hususlarda yeniden dava açılmayacağını, İstanbul BAM 40. HD’nin emsal içtihadın da belirtldiği üzere, avukat ile temsil edilerek sonuçlanan arabuluculuk anlaşması sonucunda, bir daha dava açamayacağını bilerek anlaşılması durumunda yeninden dava açılamayacağını, avukatla temsil edilen bir anlaşmada, TBK’nın 28. maddesindeki koşullarında gerçekleşmeyeceğini, Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi emsal içtihatında da, salt edimler arasında dengesizlik nedeniyle gabin iddiasında bulunulamayacağının kabul edildiğini, Mahkeme kararında, gabinin zorunlu unsuru sömürme kastını ortaya koymadığını, gabinin varlığının da arabuluculuk tarihi itibariyle değerlendimesi gerektiğini, arabuluculuk görüşmelerinin 18/07/2023-09/08/2023 tarihleri arasında yapıldığını ve sonradan ortaya çıkan raporlara istinaden gabin nedeniyle anlaşmanın iptalinin sözleşme serbestisine aykırı olduğunu, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak HMK'nın 355. maddesi gereğince  yapılan inceleme neticesinde; <br>\tDava, trafik kazası neticesinde meydana gelen cismani zarar kapsamında, ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sonucunda, yapılan anlaşma belgesinin aşırı yaralanma (gabin) (TBK m. 28) gereğince iptali istemidir. Davacı vekili, davacının tedavisi devam ettiği sırada, davacının sürekli maluliyeti ve bakıcı ihtiyacı tespit edilmediği dönemde anlaşma yapıldığını, tedavisi tamamlandıktan sonra ortaya çıkan maululiyet ve bakıcı ihtiyacına göre, imzalanan anlaşma belgesinin aşırı yararlanma oluşturduğunu belirterek, salt anlaşmanın iptali istemiyle eldeki davayı açmış, mahkemece alınan maluliyet raporu ve aktüer rapora göre meydana gelen zarar ve yapılan ödeme arasında aşırı nispetsizlik olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>\tHukukumuzda, kural olarak, taraflar arasında hukuki iş ve işlemlerde sözleşme serbestisi kabul edilmiş olup, TBK'nın 1. maddesinde \"Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur\" denilerek, TBK'nın 12. Maddesinde ise \" Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.\"  denilerek, tarafların kural olarak, iradi olmak üzere serbestçe sözleşme yapabilecekleri kabul edilmiştir. TBK'nın 21. maddesinde \"sözleşme özgürlüğü\" düzenlenerek maddede \"Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde  özgürce belirleyebilirler.\" denilmiş, böylece tarafların sözleşme içeriğini özgürce belirleyeceği kabul edilmiştir. Bu nedenle taraflar, bir uyuşmazlık konusunda, serbest iradesi ile tanzim ettiği sözleşme hükümleri ile bağlı olup, sözleşmenin ayakta olduğu durumda, uyuşmazlığa ilişkin hak ve borçlar ancak sözleşme hükümleri çerçevesinde belirlenir. Taraflar serbest iradesi ile imzaladıkları sözleşme ile bağlıdır. <br>\tKural olarak, taraflar geçerli bir şekilde imzalanmış sözleşme ile bağlı olmakla birlikte TBK'nın 28. Maddesinde \"(1)Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu  oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da  deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. (2) Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.\" denilerek, sözleşmede edimler arasında aşırı orantısızlık olması halinde, belirli koşulların bulunduğu durumlarda, tarafın sözleşme ile bağlı olmadığını ileri sürerek, ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeler arasındaki orantısızlığını gidermesini isteyebilecektir. Söz konusu düzenleme, sözleşmedeki edimler arasında orantısızlık bulunduğu her durumda, tarafa sözleşmeye bağlı olmadığını ileri sürme hakkını vermez. Aksi durum, kanun ile sözleşmeye bağlanan sonuçları uygulanmaz hale getirecektir ki, bu durum sözleşme hukukunun genel ilkeleri bağdaşmayacaktır. Bu nedenle TBK'nın 28. maddesinde de edimler arasındaki oransızlığın  \"zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da  deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği\" hallerde uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu hallerden birisinin olmadığı durumunda, edimler arasında orantısızlık olması tarafın sözleşme hükümleri ile bağlı olmaması sonucunu doğurmayacaktır.  <br>\tHaksız fiilen kaynaklanan sorumluluklar çerçevesinde de, taraflar serbestçe sözleşme yapabileceğinden, bu sözleşmelerde de TBK'nın 28. maddesi uygulanabilir ise de, belirtilen açıklamalar bu kapsamdaki sözleşmeler içinde geçerlidir. Yeri gelmişken 2918 Sayılı KTK'nın 111. Maddesinde \" (1)Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.  (2)Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.\" denilerek, 2918 Sayılı yasadan kaynaklanan sorumluluklar açısından, hukuki sorumluluğu kaldıran ya da daraltan sözleşmelerin geçersiz olduğu, tazminat miktarındaki yetersizliğin olduğu durumlarda sözleşmenin iptal edilebileceği  kabul edilerek, trafik kazası neticesinde zarar görenler açısından TBK'daki aşırı yararlanmaya ilişkin hükme göre daha lehine bir düzenlemeye gidilmiştir. Dolayısı ile 2918 Sayılı Yasadan kaynaklanan uyuşmazlıklarda tarafların sözleşme imzalamaları halinde, sözleşme ile kararlaştırılan ödemenin yetersiz olduğu durumlarda, zarar görenin sadece ödemenin yetersiz olduğunu kanıtlamak suretiyle, kanunda belirtilen süre içerisinde sözleşmenin iptalini isteme hakkı tanındığından, TBK'nın 28. maddesindeki diğer koşullar oluşmasa dahi sözleşmenin iptaline karar verilebilir. <br>\tHaksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin imzalanan sözleşmelerde bir diğer husus ise,  anlaşma ancak sözleşmeye konu zararlar için uygulanabileceğinden, sözleşme kapsamında olmayan ya da, gelişen durumlardan kaynaklanan zararlar, sözleşme hükümlerinden bağımsız olarak talep edilebilir.   Dolayısı ile sözleşme kapsamında olmayan bir hususta, her zaman dava yoluna gidilebileceği gibi, sözleşmede öngörülmeyen, sonrasında gelişen durum çerçevesinde her zaman dava açılabilir. Böyle bir durumda yani sözleşme konusu olmayan zarara yönelik ya da sözleşmeden sonra gelişen durum çerçevesinde ortaya çıkan zarara yönelik her zaman dava açılabileceğinden, bu durum sözleşmenin iptali gerektiren bir durum olmadığından, zarar gören bu durumda sözleşmenin iptalini istemesinde hukuki yarar da bulunmamaktadır.<br>\tYukarındaki açıklamalar, taraflarca imzalanan sözleşmeler açısından geçerli olup, 6325 Sayılı Yasa Kapsamında yapılan arabuluculuk görüşmesi sonucunda varılan anlaşma kapsamında uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmesi gerekir. İlk derece mahkemesi kararında da, açıklandığı üzere bu kapsamda tanzim edilen anlaşmaların da TBK'nın sözleşme hükümlerine tabi olduğu Yargısal içtihatlar ile kabul edilmiş ise de, 6325 Sayılı Yasanın 18/5 maddesinde \"Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz\" denildiğinden, söz konusu düzenleme 2918 Sayılı Yasanın 111. maddesinden sonra, arabuluculuk alternatif çözüm yolu için özel olarak yasa ile kabul edildiğinden, diğer kanunlarda yapılan düzenlemeler açısından istinai hallere yer verilmediğinden, KTK'nın 111. maddesinin, arabuluculuk yolu ile yapılan anlaşmalarda uygulanma imkanı bulunmamaktadır. <br>\tNitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi  2022/17185 E. -  2023/6227 K. Sayılı kararında,  ihtiyari arabulculuk yolu ile varılan anlaşmalarda KTK'nın 111. Maddesinin uygulanmayacağı ilişkin değerlendime içeren ilk derece mahkemesi karara ilişkin olarak \" dosya içinde mevcut 03.12.2020 tarihli ihtiyari arabuluculuk sözleşmesine göre uyuşmazlığın sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı, bakım ve tedavi giderine ilişkin olduğu ve tarafların yaptıkları müzakere ile anlaştıklarının anlaşılmasına  göre,  karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.\" denilerek, arabuluculuk yolu ile varılan anlaşmalarda, KTK'nın 111. maddesinin uygulanmaması isabetli görülmüştür.<br>\tBu açıklamalar çerçevesinde somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, davacının iddiası tedavi sürecinde yapılan anlaşma kapsamında yapılan ödemenin, tedavi sonrasında belirlenen maluliyet ve bakıcı ihtiyacı karşında yeterli olmadığı iddiasına dayalı olup, davacının ve davalının raporla tespit edilen maluliyet ve bakıcı ihtiyacı çerçevesinde anlaşma yapıldığına yönelik iddiası bulunmamaktadır. Davacının iddiası, taraflarca imzalanan anlaşma sonrasında maluliyeti ve oluşan bakıcı ihtiyacı çervesinde ödemenin yeterli olmadığı ve gerçek zarar ile ödenen miktar arasında fahiş fark bulunduğu iddiasına ilişkin olup, ileri sürülen hususlar  TBK'nın 28. maddesi kapsamında sözleşmenin iptalini gerektiren bir durum olmadığından  davacının davasının bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, koşulları oluşmadığı halde, salt sözleşme ile anlaşma sağlanan miktar ile tedavi sonrasında tespit edilen maluliyet durumuna göre hesaplanan tazminat miktarı arasında fark olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. <br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemece yapılan yargılamada eksiklik bulunmamasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılamaya ihtiyaç duyulmamasına göre kararın HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm tesisine, buna göre ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinde vekille temsil edilen davacının TBK'nın 28. maddesi kapsamında sözleşmenin iptalini gerektiren koşulları kanıtlayamadığından, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. <br>\tHÜKÜM \t\t: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\tI-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,<br> HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında YENİDEN KARAR VERİLMESİNE, \t\t\tBuna göre;<br>1-Davanın reddine,<br>2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 13.236,00 TL peşin harçtan mahsubu ile, fazladan alınan 12.504,00 TL'nin isteği halinde davacıya iadesine, <br>3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Dairemizce verilen hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT'ye 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine,<br>4-Karar kesinleştiğinde taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,<br>II-İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN:<br>1-Davalı tarafça yatırılan temyiz harcı olduğu belirtilerek yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,<br>2-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı  tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru harcı ve 340,00-TL tebligat ve posta giderleri olmak üzere toplam 2.023,10 TL'nin davacıdan  alınarak davalıya  verilmesine,<br>3-HMK'nun 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>4- Kararın taraflara tebliğine <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 03/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan-<br>Üye-<br>Üye-<br>Katip-<br> <br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.n<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"faea3ac205eefefc","SID":"3caf68395a7d00cf"}}