{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  25. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2025/78 - 2026/899<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 25. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/78 Esas<br>KARAR NO\t: 2026/899<br>KARAR TARİHİ\t: 29/04/2026<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/03/2024<br>NUMARASI\t\t: 2021/636 Esas, 2024/231 Karar<br> <br><br>DAVANIN KONUSU\t: Maddi ve Manevi Tazminat<br>   <br>Taraflar arasındaki davaların yapılan yargılaması sonucunda mahkemece asıl davanın reddine, birleşen davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. <br>Asıl dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı TMK’ın 25. maddesi uyarınca hukuka aykırılığın tespiti ile yayın, birleşen dava aynı hukuksal nedene dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. <br>Mahkemece, asıl davanın esastan reddine, birleşen davanın arabuluculuğa yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.<br>Davacı vekili, davalı şirketin sahibi olduğu www...com adlı internet sitesi üzerinden müvekkili şirkete yönelik ağır hakaretler, eleştiriler, gerçeği hiçbir şekilde yansıtmayan yalan haberler yapıldığını, davaya konu haberlerde müvekkili şirkete yönelik ağır ithamlar ve ticari itibarına yönelik tecavüz bulunduğunu, müvekkili şirketin yayın hayatına başladığında mülkiyeti ... İnşaat ve Kiralama A.Ş.’de olan şirketle kira sözleşmesi yapıldığını, haberde adı geçen ... Dış Ticaret A.Ş. ile hiçbir zaman kira ilişkisi kurulmadığını, FETÖ ile ilişkilendirilen ... ailesiyle müvekkili şirketin hiçbir ticari bağlantısı bulunmadığını, ayrıca kanalın yayın hayatına devam etmekte olup, satılması ya da devredilmesinin söz konusu olmadığını, ancak çıkan haberler nedeniyle reklam sözleşmelerinin feshedildiğini ve şirketin ticari hayatının olumsuz etkilendiğini, şirket ile reklam sözleşmesi akdeden dava dışı ... İnş. Maden San. ve Tic. Ltd. Şti tarafından gönderilen ihtarnamede; anılan haberde yer alan ifadelere dayanılarak ... Tv’nin gerek reklam veren firmalar gerekse izleyiciler nezdinde hem güvenilirlik hem de ticari itibar noktasında ciddi bir prestij kaybına uğradığı kanaatinde olduklarının belirtildiğini, haberlerde FETÖ terör örgütüyle işbirliği yapıldığının iddia edildiğini, karalama kampanyasının basın hak ve özgürlüğüyle bağdaşır bir yanı bulunmadığını, bilirkişiler tarafından da zararın tespit edildiğini, mahkemece usulden reddedilen maddi tazminatın ise; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/3187 Esas, 2021/762 Karar sayılı ilamına aykırı olduğunu, ilamda işin esasına girilmeden arabuluculuk faaliyetinin yerine getirilmesinin belirtildiğini, görevli mahkemede esasa girilmeden önce arabuluculuk işlemi tamamlandığından dava şartının yerine getirildiğini ve işin esasına girilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br>Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.<br>Asıl dava yönünden yapılan değerlendirmede;<br>Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.<br>Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.<br>Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. <br>Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.<br>Öte yandan, bu konuda uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının incelenmesinde yarar bulunmaktadır. <br>Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almaktadır. Bu durumda mahkemelerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. <br>Hal böyle olunca; Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gözetilerek verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi gerekmektedir.<br>İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Bu özgürlük AİHS’nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir (AİHM nin Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, Seri A No. 24, s.23, paragraf 49). Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın \"demokratik bir toplum\" olamaz. 10.maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (AİHM nin Pakdemirli-Türkiye Davası, Başvuru No:35839/97).<br>Basın özgürlüğü ise, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano V. İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131). \t<br>O halde, basın özgürlüğü; bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle de, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkeme’ye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon V. Fransa, Başvuru No:58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas V. Norveç, Başvuru No:21980/93, 59).<br>Burada hemen şunun ifade edilmesi de gerekir ki, Sözleşme’nin 10. maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur. (Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 20834/92, 57). AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir. (Prager And Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 15974/90, 38)  <br>Basın özgürlüğünün tartışılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise “değer yargısı” ile “olaya dayalı bilgilendirme” arasında ayırım yapmaktır. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi gerçekleştirilemez ve kanaat özgürlüğüne müdahale oluşturur. AİHM’ne göre ulusal hukukun bu ayrımı öngörmemesi kendi başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilir.<br>İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında ifade edilmiştir. Hukuken öngörülmüş olma ve meşru amaçlar kapsamında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür. <br>Hukuken öngörülebilen bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması için meşru bir amacın bulunup bulunmadığının tartışılması gereklidir. AİHS’nin 10.maddesinin 2.fıkrasına göre “bu özgürlüğün kullanılması, …demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otorite ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudur (Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve E:2013/4-768, K:2014/402 sayılı ilamı)<br>Davacı vekili, müvekkili şirketin 2009 yılından itibaren yayın hayatına devam eden ulusal bir kanal olduğunu, davalı şirkete ait www...com adlı internet sitesinde müvekkili şirket hakkında gerçeği yansıtmayan ve kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayınlar yapıldığını ileri sürerek asıl davada; TMK’ın 25. maddesi uyarınca hukuka aykırılığın tespiti ile kararın davalı şirkete ait haber sitesinde yayımlanması, birleşen davada ise maddi ve manevi tazminat ödetilmesi isteminde bulunmuştur. <br>Dosya kapsamı, mevcut delil durumu, ileri sürülen istinaf sebepleri ve yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu yayınların basın özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, kamunun bilgilendirilmesi amacı taşıdığı, yayınlanmasında toplumsal ilgi ve kamu yararı bulunduğu ve güncel olduğu, gazetecilerin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip bulunmaları, basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması ve haber içeriğindeki bir kısım bilgilerin ayrıntı niteliğinde bulunması karşısında; özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyeceği, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, asıl davada davacı taleplerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla davacının asıl davaya yönelik istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. <br>Birleşen dava yönünden yapılan değerlendirmede;<br>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bazı hukuki uyuşmazlıklar yönünden, bir yandan tarafların iradeleriyle kendi çözümlerini üretebilmeleri ve daha hızlı sonuç elde edilebilmeleri, öte yandan da mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla yine mahkemeler aracı kılınarak bazı tür hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak “arabuluculuk” müessesesi benimsenmiştir.<br>Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Kanun’da 06/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. <br>01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanunla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi, ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı haline getirmiştir.<br>6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.<br>Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır.<br>Somut uyuşmazlıkta birleşen davanın; 07/10/2019 tarihinde açılması, ticari dava olması ve konusunun bir miktar paranın ödenmesi olan maddi ve manevi tazminata ilişkin bulunması nedeniyle zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğunda kuşku bulunmamaktadır. <br>Birleşen davanın 07/10/2019 tarihinde Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/753 Esasına kayden açıldığı, mahkemenin 08/10/2019 tarihli 2019/527 sayılı kararıyla dosyanın Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/121 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08/10/2020 tarihli, 2019/121 Esas, 2020/209 Karar sayılı kararıyla asıl ve birleşen davanın reddine hükmedildiği, istinaf üzerine Dairemizin 01/06/2021 tarihli, 2021/331 Esas, 2021/970 Karar sayılı ilamıyla görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu ve dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı, kaldırma kararı doğrultusunda Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08/07/2021 tarihli, 2021/239 Esas, 2021/218 Karar sayılı kararıyla mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, hükmün bu kez davalı tarafça istinaf edildiği, Dairemizin 07/10/2021 tarihli, 2021/1735 Esas, 2021/1539 Karar sayılı ilamıyla davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği, davacının süresinde gönderme talep etmesi üzerine dosyanın 26/10/2021 tarihinde eldeki kararı veren Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilerek 2021/636 Esasına kaydedildiği, mahkemece 02/11/2021 tarihli tensip zaptı ile davacı vekiline arabuluculuk tutanağının aslını ve onaylı suretini sunması için 2 haftalık süre verilmesine karar verildiği, davacı tarafça tüm bu işlemlerden sonra 03/11/2021 tarihinde arabuluculuk başvurusunun yapıldığı ve 22/11/2021 tarihinde düzenlenen arabuluculuk son tutanağının aynı tarihte mahkemeye sunulduğu, ancak davacı vekilince sunulan arabuluculuk son tutanağının, 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesinde belirtilen şartı sağlamadığı, diğer bir deyişle davacı tarafça arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması karşısında, mahkemece herhangi bir işlem yapılmaksızın birleşen davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin gerektiği, Yargıtay içtihatlarında istisnai olarak görevsiz mahkeme aşamasında bu eksikliğin giderilmesi halinde işin esasının incelenmesi gerektiğinin benimsendiği, davacı vekilince istinaf başvuru dilekçesinde dayanılan Yargıtay kararında görevsizlik kararı veren mahkeme aşamasında ve dosyanın görevli mahkemede esas kaydı yapılmadan önce arabuluculuğa başvuru şartının sağlandığı ve arabuluculuk son tutanağının sunulduğu, somut uyuşmazlıkta ise; dosyanın eldeki kararı veren Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilmesinden sonra arabuluculuğa başvurulduğu, 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin açık hükmü, zorunlu arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir bir dava şartı olmaması ve anılan hukuki kurumun getiriliş amacı gözetildiğinde; mahkemece arabuluculuk son tutanak aslının ibrazı için süre verilmesi üzerine arabulucuya başvurularak bu sürede tutanağın sunulması halinde dava şartının yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, Yargıtay içtihatlarıyla istisnai olarak benimsenen durumun bu şekilde yorumlanarak genişletilemeyeceği, aksi halin zorunlu arabuluculuk kurumunun özelliğine ve Yasanın amacına uygun düşmeyeceği, Yargıtay’ın uygulamasının da bu yönde olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesince birleşen davanın HMK'nın 114/2 delaletiyle TTK'nın 5/A, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 ve HMK'nın 115/2. maddeleri gereğince arabuluculuğa yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacının birleşen davaya yönelik istinaf başvurusu da reddedilmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.07.2023 tarihli, 2021/8511 Esas, 2023/4136 Karar, 14.09.2023 tarihli 2022/1249 Esas, 2023/4992 Karar, 19.09.2023 tarihli, 2022/1529 Esas, 2023/5106 Karar, 17.10.2023 tarihli, 2022/2421 Esas, 2023/5898 Karar, 15/09/2022 tarihli 2021/1480 Esas, 2022/5897 Karar, 21/11/2022 tarihli 2021/4438 Esas, 2022/8135 Karar sayılı ilamları) <br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,<br>1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davacı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, <br>2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; asıl ve birleşen dava için alınması gerekli 732’şer TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60’ar TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40’ar TL’nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>3)İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 29/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/04/2026<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imza <br><br>Üye<br><br> e-imza <br><br>Üye<br><br>e-imza  <br><br>Katip<br><br>e-imza  <br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"99d4956f78dade50","SID":"77fd23a34737e392"}}