{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2025/631 - Karar No:2026/436<br>                       T.C.<br>\tANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>            27. HUKUK DAİRESİ<br>       <br>DOSYA NO\t: 2025/631 <br>KARAR NO\t: 2026/436<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 22/02/2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/153 E-2023/112 K<br><br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t:  15/04/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:  15/04/2026<br>\tEser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin  davada mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince  istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tDavacı vekili özetle;  müvekkili şirket ile davalı borçlu şirket arasında ticari ilişkinin mevcut olduğunu, müvekkili şirketin davalı için 350.000 USD bedelle iş yaptığını ve davalı şirkete e-fatura düzenlediğini, müvekkili şirket tarafından davalı borçluya 17.05.2017 tarihli, 203.410- USD bedelli, ... no.lu 17.05.2017 tarihli 129.175.- USD bedelli ... no-lu, 07.07.2017 tarihli 17.415.- USD bedelli ... no.lu toplam 3 adet e-fatura kestiğini ve borçluya tebliğ edildiğini, davalı borçlu şirketin iş bu fatura bedellerinden kalan 76.386,20 USD'yi müvekkilinin tüm taleplerine rağmen ödemediğini, bu kez Ankara 22. İcra Müdürlüğü'nün 2020/10972 sayılı ile icra takibine girişildiğini, ancak borçlu şirketin borcunu ödemek yerine haksız ve kötü niyetle borca itiraz edip alacağını sürüncemede bıraktığını, taraflarınca zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, ekte sunulan 2020/131536 arabuluculuk dosyasına ait tutanaktan da görüleceği üzere taraflar arasında bir anlaşma sağlanamadığını iddia ederek Ankara 22. İcra Müdürlüğü'nün 2020/10972 E. Sayılı icra takibine yapılan haksız ve mesnetsiz itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlu şirketin %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili özetle; davacı ile davalı müvekkili arasında akdedilen sözleşme kapsamında davacının ısıtma ve soğutma sistemlerinin projesine uygun şekilde üretimi,temini ve yerinde montajını üstlendiğini, sözleşme konusu işin takip tarihi itibariyle müvekkili şirkete teslim edilmediğini, işin teslim edildiğinin ispat külfetinin davacı yan üzerinde olduğunu, henüz teslim edilmemiş iş kapsamında sözleşme bedeline hak kazanılacağından bahsedilemeyeceğini, davacının müvekkilinden ifa talebinde bulunabilmesi için kendi borcunu ifa etmiş olması gerektiğini, sözleşmede bunun aksini düzenleyen bir hükümde bulunmadığını, sözleşmede bedele hak kazanılması için eserin teslim edilmesi gerektiğinin açıkça hükme bağlandığını, ahde vefa ilkesi gereğince davacının bu hükme riayet etmesi gerektiğini, bu anlamıyla müvekkilinin sözleşme konusu edim mükellefiyeti bakımından mütemerrit de olmadığını, eser sözleşmesinin ayırt edici özelliğinin sonuç taahhüdü içermesi olduğunu, davacının bu yükümlülük bakımından edimini yerine getirmemiş durumda olduğunu, faturanın düzenlenmesiyle eserin yapıldığı ve teslim edildiğinin kanıtlanmayacağını savunarak sözleşmeye göre takip tarihi itibariyle sözleşme bedeline hak kazanmamış davacının alacaklı olduğu iddiası ile başlatmış olduğu takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu ve kötü niyet hükmedilmesi gerektiğini, yukarıda açıklanan ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle; müvekkili şirket aleyhine açılan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tİlk Derece Mahkemesince: Toplanan delillerden takip ve dava konusu olan faturaların her iki tarafın defterlerinde kayıklı olduğu ve taraflarca BA ve BS formlarıyla vergi dairesine bildirildiği, her üç faturadan bakiye davacının 76.386,20 USD alacağının bulunduğu, faturaların davalı defterlerinde kaydedilmiş ve davalı tarafından da vergi dairesine bildirilmiş olması nedeniyle fatura konusu işlerin yapıldığına karine teşkil ettiği bu şeklide yapılan işin bedelinin ödenmesinde davalının sorumlu olduğu, ödeme emrine yapılan itirazda davalının haksız olduğu kanaatine varılmakla davacının davasının kabulüne , takip tarihinden itibaren alacağa 3095 sayılı kanunun 4.a maddesinde düzenlenen faizin uygulanmasına, faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olması nedeniyle alacak likit olduğundan %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır.<br> \tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle:  Davacı tarafından açılan işbu davanın müvekkili şirket aleyhine aynı alacakla ilgili ikinci kez başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin olduğunu, ilk icra takibinin derdest olması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu ,davacının, ekte sunulan takip talebinden görüleceği üzere, müvekkili şirket hakkında 76.386,20 USD'nin ödenmesi istemiyle ilk olarak Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2017/21177 E. Sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibi başlattığını, davacının  bahsi geçen Ankara 25. İcra 2017/21177 E. Sayılı takip dosyasından feragat etmeden, aynı alacak hakkında müvekkili şirket aleyhine bu kez işbu davada itirazın iptalini talep ettiği Ankara 22. İcra Müdürlüğünün 2020/10972 E. sayılı icra takibini başlattığını, bu kapsamda aynı alacağa ilişkin iki ayrı takip başlatıldığı takdirde ortada geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceğini, Ankara 25. İcra 2017/21177 E. sayılı takip dosyası ise halihazırda derdest olduğundan istinafa konu işbu davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu,  Nitekim Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 29.5.2001 tarihli 40/4122 sayılı kararında da;  “…Davacı tarafından davalı aleyhine Akkışla İcra Müdürlüğünde 6.9.1998 tarihinde girişilen icra takibine karşı davalı borçlu tarafından icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz edilmiş olması sebebiyle takip durmuş, davacı alacaklı bu kez, Kayseri İcra Müdürlüğünde 3.11.1999 tarihinde icra takibine girişmiş ve itiraz üzerine görülmekte olan dava açılmıştır. Borçlu tarafından Akkışla İcra Müdürlüğünün yetkisine vaki itiraz üzerine alacaklının icra tetkik merciine veya bir yıl içinde mahkemeye başvurmadığı ya da yetki itirazını kabul ederek dosyanın yetkili icra dairesine getirtip oradan ödeme emri çıkartılmasını istemediği gibi Akkışla İcra Dairesinde girişilen takipte ilgili icra dosyası derdesttir. Bu yön gözetilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.” denilerek bu hususun vurgulandığını,\tYargıtay 19. Hukuk Dairesinin 06.12.2017 tarihli, 2016/14890 E. 2017/7766 K. sayılı kararında da aynı hususun  vurgulandığını “…Davalı vekili, davacıdan hiçbir şekilde mal alımı yapmadığını, takibe konu faturanın ve irsaliyedeki imzaların sahte olduğunu, bununla ilgili soruşturmanın devam ettiğini, aynı faturaya dayanarak daha evvel … 8.İcra Müdürlüğü’nün 2011-4052 esas sayılı dosyası ile de takip yapıldığını ve bunun itiraz ile durdurulduğunu, fakat alacaklı tarafından hiçbir işlem yapılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davalının faturayı 2010 yılı Temmuz ayına ait BA formunda beyan edip kayıtlarına intikal ettirdiği, davacının da BS formu ve KDV beyannamesinde bildirdiği, bu durumda faturaya konu mal ve hizmetinin davalı tarafından alındığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. İtirazın iptali davası icra takibi ile sıkı sıkıya bağlıdır. İtirazın iptali davasının dava şartlarından birisi geçerli bir icra takibinin mevcut olmasıdır. Alacaklı davacı itiraz üzerine 13/06/2011 tarihinde duran takibe karşı herhangi bir girişimde bulunmadan 27/12/2012 tarihinde Adana 3. İcra Müdürlüğünün 2012/12987 Sayılı takibini başlatmış ve itiraz üzerinde görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. Yukarıda açıklanan yasa hükmü ve ilk takibe karşı dava açılmadığı gözetildiğinde mükerrer takip bulunması dava şartı olduğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.” derdestlik itirazının HMK'nın 114. Maddesinde sayılan dava şartları arasında yer almakta olduğunu aynı yasanın 115/1. maddesinde; \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" hükmü yer aldığını ,bu nedenle,  işbu dava ve dayanağı icra takibine karşı derdestlik itirazında bulunduklarını ,  dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerekirken kabulü yönünde verilen kararın kaldırılmasını talep etiklerini, eldeki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk hakkındaki itirazları değerlendirilmeden verilen ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu , yabancılık unsuru taşıyan inşaat sözleşmelerine uygulanacak hukuka ilişkin milletlerarası özel hukuk mevzuatında herhangi bir özel hüküm bulunmadığından, inşaat sözleşmelerine uygulanacak hukuk MÖHUK'un 24. maddesi çerçevesinde belirleneceğini, bu kapsamda öncelik tarafların iradi olarak seçtikleri hukuk, sözleşmeden doğan her tür ihtilafa uygulanacağını , hukuk seçiminin her aşamada yapılabilir ve değiştirilebilmesi de mümkün olduğunu ,tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanacağını ,bu hukukun, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edileceğini ,ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olacağını , Irak Erbil şehrinde yürütülmesi kararlaştırılan iş kapsamında doğacak uyuşmazlıklarda kanunların ihtilafı kuralları gereği uygulanacak hukuk belirtilmediğini, dolayısıyla, işbu  uyuşmazlık hakkında Türk Hukukunun uygulanması mümkün olmadığını  bu yöndeki itirazlarının  ilk derece mahkemesi kararında hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, mahkeme kararında bu yönde hiçbir değerlendirme ve  gerekçeye yer verilmemesi müvekkili şirketin adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmediğini ,bilindiği üzere hukukumuzda gerekçeli karar hakkı Anayasal düzeyde korunduğunu ,gerekçeli kararın hakkının bir unsuru olduğunu gördükleri  adil yargılanma hakkı da Anayasa’ya 36. maddesinin 1. fıkrası ile herkesin sahip olduğu bir hak olarak girmişse de, gerekçeli karar hakkı tüm mahkemelere yüklenmiş bir zorunluluk şeklinde özel olarak düzenlendiğini,  Anayasa’nın, yargı erkinin düzenlendiği “Üçüncü Bölüm”ünde yer alan 141. maddesinin 3. Fıkrası, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmünü içerdiğini, Anayasa’nın, adil yargılanma hakkını tanıyan 36. maddesinin 1. fıkrası hükmünün yanı sıra AİHS’i öne çıkaran 90. maddesinin 5. fıkrasındaki düzenlemeyle dahi AİHS’in 6. maddesi ve bu maddeye ilişkin AİHM içtihatları altında korunduğunu ,bu gerçekliklere rağmen istinaf taleplerine konu kararın gerekçesinde bu itirazlarının  hiçbir şekilde yer almamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu , dosyada mübrez somut delillerle davanın haksız olduğunun açık olduğunu davacının, ispat külfeti kendi üzerinde iken davasını ispat edemediğini ,davacı ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşme kapsamında; davacının, ısıtma ve soğutma sistemlerinin projeye uygun şekilde üretimini, teminini ve yerinde montajını üstlendiğini ,sözleşme konusu iş, davaya konu  takip tarihi itibariyle davalı müvekkiline teslim edilmediğini ,işin teslim edildiğinin ispat külfeti davacı yan üzerinde olduğunu henüz teslim edilmemiş iş kapsamında sözleşme bedeline hak kazanıldığından söz edilmesinin mümkün  olmadığını ,taraflar arasındaki Sözleşmenin, yürürlükteki mevzuat ve yerleşik içtihatlar uyarınca, davacının müvekkili firmadan ifa talebinde bulunabilmesi için önce ifa ile yükümlü olduğu borcu eksiksiz ve ayıpsız olarak ifa etmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmede de sözleşme konusu  bedele hak kazanılabilmesi için eserin tesliminin gerektiğinin açıkça hükme bağlandığını , TBK uyarınca, eser sözleşmesi ilişkisinde bir eseri meydana getirmeyi üstlenen yüklenicinin; üstlendiği edimi iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle ifa etmek  ve meydana getirilen eseri teslim etmek borcu altında olduğunu ,eser sözleşmelerinde teslimin, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hâkimiyetine geçirmesi olarak tanımlandığını ,kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduklarını diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında olduğunu  (HMK 190). ,bu nedenle teslim olgusundan lehine hak çıkaracak olan yüklenicinin, eseri iş sahibine, sözleşmeye uygun olarak teslim ettiğini kanıtlamak zorunda olduğunu ,nitekim sözleşme bedeline hak kazanılabilmesi için eserin tesliminin gerektiğinin açıkça kararlaştırıldığını ,genel olarak eser sözleşmelerinde yüklenicinin sadece eseri meydana getirmesi, aslî edim borcunu yerine getirdiği anlamına gelmediğini ,yüklenicinin, sözleşmeye uygun meydana getirdiği eseri teslim borcu altında olduğunu eseri teslim borcu yüklenicide olduğundan eserin teslim edildiğini kanıtlama borcu da yükleniciye düştüğünü , kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamayacağını ,nitekim HMK'nun 200. maddesi: \"Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.\" hükmünü havi olduğunu ,davacı tarafın müvekkili şirket tarafından davacıya ödeme yapıldığını, bu hususun teslim borcunun yerine getirildiğinin göstergesi olduğunu iddia etmekteyse de söz konusu iddialar çıkarım ve varsayımlar üzerinden temellendirildiğini hukuken ispatlanmış  olmadığını ,söz konusu iddiaların bir an için fiili karine olduğu yönünde kabul edilse dahi, karinelerin kanun kapsamında ispat yükünü etkilemeyeceğinden davacının iddialarının ispat edilemediğini ve bu bakımdan reddi gerektiğini davacının firma eseri, iş sahibine sözleşmeye uygun teslim ettiğini kanıtlamak zorunda olduğunu ,davacı yüklenicinin bedele hak kazanabilmesi için, eseri iş sahibine süresi içerisinde iş sahibinin iş yerinde teslim ettiğini kanıtlamakla yükümlü olduğunu ,esasen, TTK. Kapsamında faturanın, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla önceden yapılan bir sözleşmeye dayanarak ve malın teslimi veya hizmetin sağlanması tarihinde, daha sonra ya da malın teslimi veya hizmetin sağlanmasından önce düzenlenip verilebileceği öngörüldüğünü ,faturanın, genellikle sözleşmenin kurulmasını takiben muhatabına gönderileceğini  ve fakat  fatura tanzim edilmesinin tek başına sözleşmeye konu edimin alacaklısına teslimi anlamına gelmediğini ,bu bakımdan, ispat vasıtalarının kümülatif olarak sunulması, örneğin  faturalara ek olarak sevk irsaliyelerinin de ibrazının gerçekleştirilmesi gerekli olduğunu ,bu gerekliliğin sebebinin de en temelde kimsenin kendi hazırladığı belgelere dayanamayacağı şeklindeki hukuk prensibi olduğunu ,,nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 23.11.1992 tarih, E: 1992/4618, K: 1992/5448 sayılı aynı konuya ilişkin bir kararında;\"Fatura davalıya tebliğ edilmiş ve sekiz gün içerisinde itirazda bulunmamışsa TTK.nun 23/2 maddesi uyarınca münderecatını kabul etmiş sayılır. Ancak bu durum sadece faturada belirtilen miktarların kesinleşmesi sonucunu doğurur, \tyoksa işin de yapılmış olduğunun kabulünü gerektirmez. Uyuşmazlık olması halinde işin yapıldığının kanıtlanması gerekir” ifadelerine yer verdiğini ,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.05.2005 tarih, E: 2004/7832, K: 2005/4738 sayılı başka bir kararda ise;“Oysa faturanın içeriğine 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığı takdirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesi doğar; yoksa faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabulü anlamını taşımaz. Uyuşmazlık halinde, işin yapılmış olduğunun kanıtlanması gerekir. Ayrıca, davalıya tebliğ edilmiş olan faturanın içeriğinin kesinleşmesi söz konusu olamaz. Faturanın deftere kaydı taşımanın gerçekleştiğine yalnızca karine teşkil eder. Bu karinenin aksinin ispatı her zaman olanaklıdır” dediğini ,bir başka Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 25.04.2016 tarihli, E: 2015/18217, K: 2016/7417 sayılı kararında; “Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının taraflar arasında mermer alım satım ilişkisi olduğu yönündeki iddianın davalı tarafından inkar edildiği, bu durumlarda fatura düzenlenmesi ve tebliğ edilmesinin, faturaya itiraz edilmemesi hallerinin tek başına alacağın varlığını göstermeyeceği, fatura muhteviyatı malın tesliminin ispatının davacıya ait olduğu, davaya konu edilen malın tesliminin ispatlanamadığı, davacının delil listesinde yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.<br>Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onam harcının temyiz edenden alınmasına, 25/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi” denilerek fatura içeriklerine itiraz edilmese dahi fatura bedeline konu işin yapıldığının kabul edilmesinin hukuka aykırı olacağını ve işin yapıldığının alacak talebinde bulunan tarafından ispatlanması gerektiğinin ifade edildiğini ,bu nedenle, yalnızca tarafların ticari kayıtlarına göre düzenlenen  bilirkişi raporuna göre verilen ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olup kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini , alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte, 2004 sayılı İİK md. 67/2 düzenlemesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, Yargıtay'ın  yerleşik içtihatları uyarınca alacağın likit ve muayyen olması gerektiğini ,Yargıtay HGK  07.06.2006 tarihli, 2006/19-295 E. - 2006/341 K.  sayılı kararında;\"Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir.\" dediğini ,istinafa konu alacağın  likit ve muayyen bir alacak olmadığını dolayısıyla somut olayda, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için aranan yasal şartlar oluşmadığından Mahkemece yapılacak yargılama sonunda davacı şirketin icra inkar tazminatı talebinin reddine hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair  verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.  <br>\tDairemizin 13.05.2025 tarih, 2023/598  E -2025/549 K sayılı geri çevirme kararı gereğince eksiklik mahal mahkemesince ikmal edildikten sonra, istinaf edilen kararın esası incelenmiştir.\t <br>\tMahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK.'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. <br> \tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,<br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken  38.633,85 TL istinaf karar harcından peşin alınan 9.660 TL harcın mahsubu ile bakiye 28.973,85 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 15.04.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. \t\t\t<br><br>     Başkan                      Üye \t            Üye                  Katip <br>  e-imzalıdır           e-imzalıdır          e-imzalıdır       e-imzalıdır<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a54fe6565113a70d","SID":"47f3d1104230e8db"}}