{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2026/709 <br>KARAR NO: 2026/894<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/01/2026<br>NUMARASI: 2025/87Esas   -    2026/40Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/04/2026<br>İSTİNAF KARAR YAZIM <br>TARİHİ:  22/04/2026<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin  2025/87 Esas 2026/40 Karar sayılı ilamına karşı,  davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket hakkında 12/09/2024 tarih ve 12.400,00-TL bedelli faturaya dayalı olarak Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... e. Sayılı dosyasından ilamsız takip başlatıldığını, davalının takibe itirazı üzerine takibin durduğunu, dava ve takibe konu faturanın, e-fatura olarak düzenlendiğini, sistem üzerinden davalıya ulaştığı halde, 8 günlük süre içinde itiraz etmeyerek fatura içeriği borcun kesinleştiğini beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, ayrıca %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, vekalet ücreti ile yargılama masraflarının davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili adına düzenlenen ve dava konusu yapılan faturanın müvekkiline tebliğ edilmediğini, ilgili faturadaki  yemek ve hizmetinin müvekkili şirkete sunulmadığını, faturaya konu yemeğin ve hizmetin sunulduğuna ilişkin  ispat yükünün davacıda olmasına rağmen davacının mahkemeye sadece ilgili faturayı sunduğunu beyanla davanın esastan reddine, takibin haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini  talep etmiştir. \t <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; \"  Yargılama sonunda yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, dosya kapsamında davalının yazılı temerrüdüne rastlanmadığı için faiz hesaplaması yapılmadan yapılan tespit ve hesaplamaya göre davacının takip talebi asıl alacak toplamı 12.400,00-TL olacağı hesap ve tespit edildiği, alacağa ödeme emrindeki taleple bağlı kalınarak takip tarihinden tahsil tarihine kadar  yıllık %51,75 oranında ve değişen oranlarda avans faiz  işletilmesine, sübut bulmadığından dolayı davacının fazlaya ilişkin itirazın iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir. <br>Davacı taraf dava dilekçesinde icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur.<br>İİK'nun 67/1. maddesine göre \"Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın \"yüzde yirmisinden\" aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" Buna göre davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek için davalının haksız olması, itirazın iptaline karar verilen alacağın likit olması ve davacının talebi gerekir. Takibe konu edilen alacak taraflar arasındaki alım satıma dayalı ticari ilişki nedeniyle düzenlenen faturaların içeriğinden, taraflar arasındaki icra takibinden, incelenen ticari defter ve kayıtlardan tespiti ve hesabı mümkün olduğundan ve davacının davalıdan alacaklı olduğu da sabit olduğundan alacağın likit ve belirlenebilir olduğu görülmekle itirazın iptaline karar verilen 12.400,00-TL'nın takdiren %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş....\"gerekçesiyle  Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının 12.400,00-TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %51,75 oranında ve değişen oranlarda avans faiz uygulanarak takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-İtirazın iptaline karar verilen 12.400,00-TL'nin %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Koşulları bulunmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. <br>İşbu kararı davalı vekili süresinde istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davalı vekili  istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme, hükmüne esas aldığı bilirkişi raporunda davacının ticari defterlerinin usulüne uygun olduğunu kabul etmişse de; bilirkişinin bizzat kendi tespitleri, bu kabulün hukuken imkansız olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, bilirkişi ek raporunda açıkça ikrar edildiği üzere; davacı yanın incelemeye sunduğu kayıtlar, e-defter beratı taşımayan, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) sisteminden geçmemiş ve PDF formatında sunulan dijital belgeler olduğunu, 6102 sayılı TTK ve ilgili tebliğler uyarınca bir belgenin e-defter vasfını kazanabilmesi için GİB beratı ile mühürlendiğini ve zaman damgasıyla korunmuş olması zorunlu olduğunu, üzerinde her türlü tahrifatın yapılabileceği, geriye dönük düzenlenebilir nitelikteki PDF dökümanlarının resmi ticari defter muamelesi görmesi hukuken mümkün olmadığını, yerel mahkeme, faturanın müvekkil şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmasını hizmetin ifa edildiğine karine olarak kabul ettiğini, oysa ki hukuk yargılamasında fatura, bir alacağın varlığını iddia etmeye yarayan bir belgeyken; hizmetin ifası, bu iddianın maddi gerçekliğe kavuştuğu fiili bir durum olduğunu, davacı taraf, sadece bir belge tanzim etmiş, ancak bu belgenin dayanağı olan edimi yerine getirdiğini ispatlayamadığını, Yargıtay’ın yerleşik ve istikrar kazanmış içtihatlarında açıkça vurgulandığı üzere; bir faturanın ticari defterlere kaydedilmiş olması, yalnızca taraflar arasında bir borç ilişkisinin varlığına dair emare teşkil edebildiğini, bu kayıt, faturaya konu malın teslim edildiği veya hizmetin eksiksiz sunulduğu anlamına gelmediğini, vergi usul hukuku gereği faturanın defterlere işlenmesi bir muhasebesel bir durum olduğunu, hizmetin ifası ise bir maddi olay olduğunu, yerel mahkeme tarafından bu iki durum arasında bir ayrım yapılmadan hukuka aykırı karar verildiğini, dava konusu iddia, bir restoran hizmeti olduğunu, bu tür hizmetlerin ifası; doğası gereği sevk irsaliyeleri, günlük yemek döküm listeleri, hizmetin alındığına dair yetkili personel tarafından imzalanmış fişler veya organizasyon kayıtları ile ispatlanması gerektiğini, dosya kapsamında; hangi gün, hangi saatte ve kaç kişilik yemek hizmeti verildiğine dair tek bir servis formu, hizmeti teslim alan müvekkil şirket yetkilisinin imzasını taşıyan bir teslim-tesellüm tutanağı yahut hizmetin sunulduğu iddia edilen döneme ait bir personel katılım listesi mevcut olmadığını, davacının sunduğu fatura içeriği \"yemek bedeli\" şeklinde genel ve soyut bir ibare olduğunu, ticari hayatın olağan akışında, 12.400,00-TL tutarındaki bir yemek hizmetinin hiçbir imza, kayıt veya dayanak belge olmaksızın verildiğinin kabulü akla ve mantığa aykırı olduğunu, davacı taraf, hizmeti sunduğunu somut delillerle ispatlamakla yükümlü olduğunu, yerel mahkeme, davacının bu temel ispat yükümlülüğünü yerine getirmemesini, müvekkil şirketin pasif muhasebe kayıtları üzerinden telafi etmeye çalışmıştır ki bu durum ispatın imkansızlığı ilkesine ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sadece bir faturanın sistemsel olarak defterde görünmesi, hizmetin tam ve kusursuz verildiği sonucunu doğurmadığını, mahkemenin bu hatalı kabulü, ticari hayattaki güven ortamını zedeleyecek mahiyette olduğunu, yerel mahkeme, dava konusu faturanın müvekkil şirketin \"...-...\" hesabına işlenmiş olmasını hükme esas teşkil eden yegane ve kesin delil olarak kabul ettiğini, ancak bu yaklaşım, ticari hayatın dinamikleri ve ispat hukukunun özüyle bağdaşmadığını, muhasebe departmanları, işletmeye ulaşan belgeleri öncelikle birer mali veri olarak sisteme dahil ettiğini, faturanın gider hesaplarına işlenmesi, tamamen vergi mevzuatından kaynaklanan ve dönem sonu işlemlerini yönetmeyi amaçlayan idari bir süreç olduğunu, bu işlemin, hiçbir somut veriyle desteklenmeksizin doğrudan doğruya edimin eksiksiz kabul edildiği yönünde bir irade beyanı olarak yorumlanması hukuk mantığına aykırı olduğunu, muhasebe kaydı, bir irade beyanı değil; bir veri işleme faaliyeti olduğunu, yerel mahkeme, davacının fatura senaryosu seçimindeki subjektif tutumunu ve bu seçimin müvekkil şirketin savunma hakları üzerindeki kısıtlayıcı etkisini kararında tartışmadığını, bu hususu yeterince irdelemeksizin hüküm kurduğunu, davacı, iki tacir arasındaki ticari ilişkide tercih edilmesi gereken ticari fatura yerine, kolay reddetme imkanı sunmayan temel fatura senaryosunu kullandığını, bu seçim, müvekkil şirketin 8 günlük süre içinde ... sistemi üzerinden doğrudan ret yanıtı verme hakkını bilinçli olarak engellediğini, bu nedenle, ticari faturada 8 günlük sürenin sessiz geçmesi durumunda oluşan kabullenme karinesi, temel fatura senaryosunda uygulanamadığını, yerel mahkemece tesis edilen hüküm; edimin ifa edildiğine dair dosyada hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen, ispat yükünü hatalı tayin ederek yalnızca müvekkil şirketin pasif muhasebe kayıtlarını hizmetin alındığına mutlak delil sayması ve davacının GİB beratı taşımayan, PDF formatındaki usulsüz kayıtlarına HMK 222. maddeye aykırı şekilde lehe delil vasfı atfetmesi nedeniyle usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, zira şekli muhasebe kayıtları maddi gerçekliğin önüne geçemeyeceği gibi, davacının temel fatura senaryosu üzerinden müvekkilin itiraz hakkını kasten kısıtlayan dürüstlük kuralına aykırı tutumu da mahkemece denetlenmediğini, yerel mahkeme kararının; ispat yükünün hatalı tayini, usulsüz tutulan kayıtlara delil vasfı atfedilmesi ve maddi gerçekliğe aykırı gerekçelerle tesis edilmiş olması nedeniyle istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak ve haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, arz ve izah edilen nedenlerle; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/87 Esas ve 2026/40 Karar sayılı kararının istinaf kanun yolu ile kaldırılmasına, hukuki dayanaktan yoksun, ispat yükü hatalı tayin edilmiş ve usulsüz belgelere dayalı olarak açılmış olan davanın reddine, haksız ve yasaya aykırı şekilde müvekkil aleyhine hükmedilen icra inkar tazminatının iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini müvekkil şirket adına talep etmiştir.<br>Davacı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Davalı şirket hakkında, 12.09.2024 tarih, ... numaralı ve 12.400,00 TL bedelli faturaya (EK) dayalı olarak  Kayseri Genel İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyandan ilamsız takip başlatıldığını, davalı 11.12.2024 tarihli dilekçesi ile takibe itiraz ettiğini ve takibin durdurduğunu, bunun üzerine Kayseri Arabuluculuk Bürosunun ... sayılı dosyasından arabuluculuğa başvurulmuş ise de anlaşma sağlanamadığını, hal böyle olunca itirazın iptali talepli dava açıldığını, yapılan yargılama sonucunda  Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/87 E. , 2026/40 K. Sayılı 13.01.2026 tarihli kararı ile İtirazın İptaline karar verildiğini, söz konusu karara karşı davalı tarafça İstinaf Kanun yoluna başvurulmuş olup , istinaf talebinin öncelikle istinaf kesinlik sınırı altında  olduğundan daha sonra ise esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı şirket, fatura konusu hizmetin verildiğinin tarafından ispatlanabilmesinin mümkün olmadığını düşünerek, \"yedikleri\" yemeğin \"aldıkları\" hizmetin bedelini, haksız kazanç elde etme amacıyla inkar ettiğini, hizmetin alınmadığını veya ödeme olgusunu hukuki yollarla ispat edemediğini, bu sebeple Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/87 E. , 2026/40 K. Sayılı 13.01.2026 tarihli kararının onanması gerektiğini, açıklanan nedenlerle davalının İstinaf taleplerinin Reddi ile Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/87 E. , 2026/40 K. Sayılı 13.01.2026 tarihli kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. <br>Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne kararı verildiği görülmüştür. Davalı işbu kararı istinaf etttiğinden istinaf edilen karar miktarının/dava değerinin  12.400,00 TL olduğu anlaşılmıştır. <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar” başlığını taşıyan 341. maddesinin 2. fıkrasında açıkça; “Miktar veya değeri binbeşyüz Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.” <br>İşbu dava 28/01/2025 tarihinde açılmış olup, dava tarihi itibariyle kesinlik (İstinaf edilebilme) sınırı 40.000,00 TL’dir. <br>Davalı tarafından istinaf kanun yoluna konu edilen-kabule konu karara ilişkin dava değerinin ise 12.400,00 TL'ye ilişkin olduğu görülmüş olup HMK 341/2 maddesi gereğince hükmün verildiği tarih itibariyle miktar veya değeri 40.000,00 (kırkbin) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar kesin olduğundan, mahkemece her ne kadar ilgili istinaf başvuru dilekçesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 346/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmemiş ise de; aynı Kanun hükme ve  352. madde hükmü uyarınca, istinaf başvuru dilekçesinin miktar itibariyle kesin olan bir karara ilişkin olması sebebiyle davalının istinaf dilekçesinin/başvurusunun HMK 352/1-b maddesi gereğince usulden reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HMK 352/1-b maddesine göre kesin olan kararların istinafı halinde Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk dairesince  ön incelemede öncelikle gerekli karar verilir.  <br>Açıklanan nedenlerle davalının istinaf ettiği karara ilişkin dava değerinin/miktarının kesinlik (istinaf edilebilme) sınırının altında olması nedeniyle kesin sayılan kararla ilgili işbu istinaf  dilekçesinin/talebinin HMK 341/2 ve HMK 352/1-b maddeleri gereğince usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin  2025/87 Esas 2026/40  sayılı nihai kararının istinafa konu dava değerinin/kabul edilen karar miktarının dava tarihi itibari ile kesinlik (istinaf edilebilme) sınırı kapsamında kaldığı anlaşıldığından, davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun  341/2 ve 352/1-b maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusunda bulunan davalı tarafından yapılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine<br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, <br>4-HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; HMK'nın 359/4 maddesi gereğince de karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK'nın 362/1-a bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.<br> 22/04/2026<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a03004c3625fd7cf","SID":"87eb99d40d8c6efd"}}