{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ... - ...<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ... <br>KARAR NO\t: ...<br>KARAR TARİHİ: 08/04/2026<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: .....\t(...)<br>ÜYE\t\t: .....\t(...)<br>ÜYE\t\t: .....\t(...)<br>KATİP\t\t: .....\t(...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 13/11/2025<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACILAR\t: 1- ........  <br>\t\t  2- ........ <br>\t\t  3- ........  <br>VEKİLLERİ\t: Av.....- Av.....- Av.....<br>DAVALI \t: 1- .....<br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALI \t: 2- ........ <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 08/04/2026<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 09/04/2026<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacılar vekili dava dilekçesinde özet olarak; 04/04/2024 tarihinde ........ idaresindeki ........ plakalı otomobilin, müvekkilinin sevk ve idaresindeki ........ plakalı aracına çarpması sonucu müvekkilinin aracından fırlamak suretiyle yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığının tespit edildiğini, kaza sonrasında davalı sigorta şirketine başvuruda bulunulduğunu ancak olumsuz cevap alındığını, arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını bu nedenle hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilmeme riskine karşılık ........ plaka sayılı araca ve davalı araç sürücüsü ........'ın tüm taşınır ve taşınmazlarına karar kesinleşinceye kadar üçüncü kişilere devrini ve cebri icra yoluyla satışını engeller nitelikte ihtiyati tedbir şerhi konulmasını, trafik kazasında bedensel zarar nedeniyle toplanacak delillere göre maddi tazminat tutarı belirlenerek; müvekkili ........ için (her kalem için fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik)40 TL sürekli iş göremezlik, 20 TL geçici iş göremezlik, 20 TL belgelenen ve belgelenemeyen tedavi bakım yol giderleri, 20 TL bakıcı masrafi olmak üzere 100 TL maddi tazminatın davalı ........ yönünden olay tarihinden, sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi, yargılama gideri ve avukatlık ücreti ile birlikte müşterek ve müteselsilen davalılardan tahsilini, müvekkil ........ için 150.000,00 TL müvekkilleri ........ ve ........ için ayrı ayrı 40.000,00'er TL toplamda 230.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte davalı sürücü ........'dan tahsilini, mahkeme masrafları ile avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ........ vekili cevap dilekçesinde özet olarak; Davanın kabulünün mümkün olmadığı gibi ikame edilen davanın sebepsiz zenginleşmeye matuf olduğunu, müvekkili davalının 04.04.2024 tarihinde trafik kurallarına uygun bir şekilde kavşaktan geçerek dönüş yaptığını, müvekkili davalının durarak geliş ve gidiş yönünü kontrol ettiğinin ve bunun kamera kayıtlarından anlaşılacağını, kazanın davacının ağır kusuru sonucunda meydana geldiğini, kazaya sebebiyet verenin ve zararın artmasına yol açanın bizzat motosiklet sürücüsü ........ olduğu ve müvekkiline atfı kabil bir kusurun olmadığının aşikar olduğu, davacının seyir halinde yüksek hızla ilerlerken kavşağa giriş anında hızını düşürmemesi ve KTK’da düzenlenen trafik kurallarını ihlal etmesi sonucunda kaza meydana geldiğini, bu nedenle  davanın reddini, aksi kanaat durumunda talep edilen miktarın tenzilini, yargılama giderleri vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.<br>Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özet olarak; Huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını,  KTK 97 uyarınca sigorta şirketine usulüne uygun olarak müracaat edilmediğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı ve tedavi giderleri poliçe kapsamında olmadığını, müvekkili şirketin davacıların dolaylı gider taleplerini karşılama sorumluluğunun bulunmadığını, kusur durumunun tespitinin gerektiğini, her halükarda müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğuna gidilmesi halinde müterafik kusur nedeniyle tazminat tutarından indirim yapılması gerektiğini, davaya konu aracın ticari faaliyette bulunmadığından ticari faiz talep edemeyeceğini,  müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, izah olunan nedenlerle davanın usulden reddini, aksi kanaat halinde davanın esastan reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"Somut olayda, davacının kaza esnasında kaskının takılı olduğu kaza tespit tutanağında belirtilmiştir. Bu nedenle, hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılmaması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. <br>\tYukarıda ayrıntıları izah edildiği üzere Mahkememizce hükme esas alınan maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporu dikkate alınarak, davacının davalı sigorta şirketinin sürücüsünün  kusuru oranında talepte bulunduğu hususu da göz önünde bulundurularak davacının geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve sgk tarafından karşılanmayan tedavi gideri talebinin kabulüne, sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.<br>\tDavacı ........'ın manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede;6098 sayılı TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri  gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )<br>Somut olayda, kazanın oluş şekli ve sonucu, davacıların yaralanması, tarafların kusur oranları, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>Davacılar ........ ve ........'ın manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede;Türk Borçlar Kanunun \"Manevi Tazminat\" başlığı altında düzenlenen 56. Maddesinde, \t\t\t\t\t\t\"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.<br>Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.\" denilmektedir.<br>Yaralanma durumunda yakınların manevi tazminat isteminde bulunabilmesi için yaralanmanın maluliyet derecesinde ya da sabit iz bırakacak nitelikte olması ya da bu tür yaralanma biçimi olmasa bile uzun süre yatakta tedavi görme hali ya da parçalı kemik kırığı yaralanması  durumunda yaralanan kişinin anne babası veya çocukları ve eşine manevi tazminat verilebileceği benimsenmiştir. Bu tür durumlarda \"yakınları\" ibaresi geniş tutulmamaktadır. (Bkz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/12300 ESAS, 2016/10184 KARAR; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2010/11929 Esas, 2011/4037 Karar sayılı ilamları)<br>Bedensel zarar kavramına, \"ruhi bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı\", \"ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü\" gibi hallerin de girdiği kabul edildiğine göre; eğer bir kimsenin cismani zarara maruz kalması sonucunda, onun ana, baba, eşi, çocukları gibi çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü ağır bir şekilde haleldar olmuşsa onlar da manevi tazminat talep edebilirler. Çünkü bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı vardır ve zararlarının niteliği itibariyle onların da ihlal edilen normun (TBK 56) koruma amacı içinde bulunduklarının ve hukuka aykırılık bağının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Başka bir anlatımla, böyle hallerde, yansıma yoluyla değil, doğrudan doğruya zarara maruz kalma söz konusudur. Nitekim aynı husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve 2013/21-2219 Esas 2014/411 Karar sayılı kararında da açıkça ifade edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 05.06.2015 Esas 2013/21-2215 Karar:2015/1487)<br>Tüm bu anlatınlar ışığında davacı Kerimcan'ın yaralanması sürekli maluliyete neden olmadığından ağır bedensel zarar oluşmadığından davacılar ........ ve ........'ın manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiş  ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" şeklinde Davacının davasının Maddi tazminat davası yönünden kısmen kabulü ile; Geçici iş göremezlik zararından dolayı 115.147,00 TL., bakıcı gideri zararından dolayı 30.003,75 TL., SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararından dolayı 13.500,00 TL. olmak üzere toplam 158.650,75 TL. maddi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin bu tazminatlardan sorumluluğu 1.200.000 TL.'lik sağlık giderleri teminatı ile sınırlı olmak ve faiz yönünden de temerrüt tarihi olan 07/05/2024  tarihinden itibaren işleyecek  yasal faizi ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılar ........ A.Ş. ile ........'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a  verilmesine, davacının sürekli iş göremezlik davasının reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ........'dan alınarak davacı ........'a  verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacılar ........ ve ........'ın manevi tazminat davalarının reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkil ........ hakkında alınan maluliyet raporunun eksik ve tek hekim incelemesine dayalı olarak düzenlendiğinin, adli tıp ihtisas dairesinden heyet halinde rapor alınmadığının ve kusur raporunun ayrıntılı, denetime elverişli şekilde tamamlanmadığının itiraz edildiği, dosyada mevcut önceki tetkik ve raporların birlikte değerlendirilmediği ve itirazların reddedildiği, bu nedenle maluliyet oranı ile tedavi, bakıcı ve geçici işgöremezlik sürelerinin eksik ve yetersiz tespit edildiği, müvekkilin kafa kubbesi kırığı, karışık işitme kaybı, uzun süreli yoğun bakım ve evde bakım gereksinimi gibi ağır tedavi sürecinden geçtiğinin ve hâlen devam eden sağlık sorunları ile gelir kaybının bulunduğunun, hesap raporları ve bilirkişi tespitlerinin bu hususları karşılayacak şekilde yapılmadığının, mahkemece müvekkile takdir edilen maddi ve manevi tazminatın olayın ağırlığı ve tedavi masrafları ile uyumlu olacak düzeyde belirlenmediğinin, anne-baba ........ ve ........ yönünden manevi tazminat taleplerinin müvekkile sağladıkları desteğe ve yaşanan ağır zarara rağmen reddedildiğinin, hükme esas raporlarda eksik inceleme ve tek hekim tespiti bulunduğundan yeni ve heyet halinde Adli Tıp İhtisas Kurulu raporu alınmasının ve maluliyet, tedavi, bakıcı ile gelir kaybı kalemlerinin ayrıntılı ve gerçek giderleri kapsayacak şekilde yeniden hesaplanmasının gerektiği, müvekkil için takdir edilen manevi tazminatın artırılması ve tam kabulü ile anne ve babanın manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesi, itiraza uğrayan hesap raporlarının ve kusur tespitlerinin reddedilmesine ilişkin kararların iptali, hüküm fıkrasındaki vekalet ücreti takdirlerinin ilgili iptal kararları da dikkate alınarak kaldırılması veya düzeltilmesi talep edildiği, bu nedenle istinaf talebinin kabulü ile kararın belirtilen şekilde düzeltilerek sonuçlandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ........ AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın adil yargılanma ve usul kurallarına aykırı olarak hüküm tesis edildiği, kararın gerekçesiz olduğu ve gerekçede sadece içeriği dahi belirtilmeyen bilirkişi kurul raporuna atıf yapılarak hüküm kurulduğu, bu nedenle hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği itiraz edildiğini, sigorta şirketine başvuru usulünün ve poliçe önkoşullarının davacı tarafından usulüne uygun yerine getirilmediği ve dolayısıyla bazı talep kalemlerinin sigorta teminatı kapsamında olmadığı ileri sürülerek davanın dava şartı eksikliğinden usulden reddi gerektiği, maluliyet tespitinin dosyada bulunan sağlık kurulu raporlarına uygun olarak yeniden ve ihtisas kurullarınca heyet halinde değerlendirilmesi gerektiği, mevcut maluliyet raporunun eksik ve tek hekim incelemesine dayalı olduğu, buna bağlı olarak geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderlerine ilişkin hesaplamaların SGK kayıtları ve belgeleri incelenmeden hükme esas alınmasının hatalı olduğu, kusur tayininde dosya içeriğindeki çelişkiler giderilmeden ve gerekirse adli tıp ihtisas kurulu veya trafik ihtisas bilirkişi heyetinden yeni, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmadan karar verildiği, davacıya atfedilen kusur ve müterafik kusur hususlarının yeniden değerlendirilmesi ve tazminattan uygun oranda indirim yapılmasının gerektiği, ıslahta artan kısım bakımından faizin ancak ıslah tarihinden itibaren talep edilebileceği, müvekkil şirketin temerrüde düşmediğinin ve bu nedenle faiz ile fer’î sorumlulukların başlangıcının hatalı belirlendiğinin, arabuluculuk ve diğer usul hükümlerine ilişkin eksikliklerin bulunduğunun ve hüküm fıkrasındaki vekâlet ücreti takdirlerinin düzeltilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, hükmün usul ve esas yönlerinden bozulmasına veya dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Maluliyete ve aktüeryaya  itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;\t<br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir<br>\tZorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>       Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir<br>Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.<br>Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.<br>Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları. <br>Bu halde söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince  oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. <br>O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;<br>Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;<br>11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.\t<br>Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin \"çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin\" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik  malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.<br>Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından \"11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA  Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.<br>KEZA<br> AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;<br>  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR  verilmesi  gerekir.<br>SOMUT OLAYDA HER İKİ YÖNETMELİĞE GÖRE ALINAN RAPORDA DA MALULİYETİN OLMADIĞI SAPTANDIĞINA, BİLİNMEYEN DÖNEM İÇİN HESAP YAPILMAYACAĞINA GÖRE HANGİ YÖNTEM UYGULANIRSA UYGULANSIN HESAP MİKTARI DEĞİŞMEYECEĞİNDEN HESAPLAMA SONUÇ İTİBARİYLE DOĞRUDUR.<br>Kusura itiraz<br> Bu kazanın oluşumunda Sürücü ........'ın %75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, sürücü ........'ın %25 (yüzde yirmi beş) oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş ve dosya kapsamında alınan 12/03/2025 tarihli raporun kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine ulaşılması yerindedir.<br>Davalı sigorta vekilinin kabul edilen bakıcı gideri, kaçınılmaz tedavi gideri ve Geçici iş göremezliğin teminat kapsamı dışında olduğuna ve bu nedenle bu alacak kalemlerinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;<br>2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları  nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı\", kanunun geçici 1.maddesi ile de \"Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet  bedelleri  için  bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği\" öngörülmüştür.\t<br>\tSigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.<br>Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: HÜSEYİN TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br> ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN  nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı vekilinin geçici iş görmezlik, kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı giderlerinin sigorta teminatı kapsamı dışında  olduğuna ilişkin istinaf itirazları yerinde değildir.<br>Davalı vekilinin olayda müterafik kusur bulunduğu,kask kullanmama nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı<br>6098 sayılı Borçlar Kanun’un, \"Tazminatın belirlenmesi\" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.<br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. <br>Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.<br> Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, kask ve ekipmanların takılı olup olmadığı TAKILI OLARAK İŞARETLENMİŞTİR. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından, aslolan kask ve güvenlik ekipmanı takılması olup ,bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir.<br>Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve temerrüde düşürülmediği istinafı;<br>2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir. <br>Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br> 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br> 2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup<br>Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. <br>Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.<br> Davalı sigortanın istediği belgeler  maluliyet tazminat  talebi için   Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de  dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde  yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.<br>Keza somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara  gerek  olmaksızın, zararın  doğduğu  anda, başka  bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. <br>  Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.<br> Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. <br> \tDavacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı sigortacı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir.itiraz yersizdir.<br>Davacı vekilinin davacının anne ve babasının yansıma yoluyla manevi tazminat talep edebilecekleri istinafı yönünden<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.maddesinde özetle “ağır bedensel zarar yada ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verilebilineceği” hükmü getirilmiştir.<br>Madde metninden de anlaşıldığı üzere, haksız eylem sonucu bedensel zarar görenin yakınları yararına manevi tazminata karar verilebilmesi için, zarar görenin yaralanmasının ağır bedensel zarar niteliğinde olması gerekmektedir. Ağır bedensel zarar, kanunda tanımlanmamış olup,  yaralanmanın özelliğine ve yarattığı sonuçlara göre mahkemece takdir edilecektir.<br>\tBedensel zarar kavramına, \"ruhi bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı\", \"ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü\" gibi hallerin de girdiği kabul edildiğine göre; eğer bir kimsenin cismani zarara maruz kalması sonucunda, onun ana, baba, eşi, çocukları gibi çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü ağır bir şekilde haleldar olmuşsa onlar da manevi tazminat talep edebilirler. Çünkü bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı vardır ve zararlarının niteliği itibariyle onların da ihlal edilen normun (TBK 56) koruma amacı içinde bulunduklarının ve hukuka aykırılık bağının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Başka bir anlatımla, böyle hallerde, yansıma yoluyla değil, doğrudan doğruya zarara maruz kalma söz konusudur.Nitekim aynı husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve 2013/21-2219 Esas 2014/411 Karar sayılı kararında da açıkça ifade edilmiştir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 05.06.2015 Esas 2013/21-2215 Karar:2015/1487)<br> Somut olayda davacının maluliyeti yok ise de,hayati tehlike geçirmesi  UZUN SÜRE YOĞUN BAKIMDA KALMASI,ENTÜBE EDİLMESİ ,KAFATASINDA ÇATLAKLAR OLUŞMASI VE UZUN SURE DENGE KAYBI YAŞAMASI  göz önüne alındğında ağır bedensel zarar kapsamında  manevi tazminat yönünden TBK'nın 56/2. maddesinde öngörülen koşulun  oluştuğu  anlaşıldığından bu davacılar açısından da manevi tazminatın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usule aykırı olup davacının istinafı yerindedir.<br>Davacılar açısından Manevi tazminatın azlığına yönelik davacı vekillerinin istinafı<br> İlk derece mahkemesinin alınan  raporda davacının kaza nedeniyle yaralanmasına bağlı  0 oranında malul olması ve 9 aylık geçici iş göremezliğe uğradığı,olayda davalının %75  kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.<br>Hakimin  özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. <br>O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre  manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna,  olayın oluş şekli dikkate alındığında, davacı kerimcan  takdir olunan manevi tazminatın az  olduğu, davacı kerimcan için  60.000 tl, yansıma yolu ile zarar gördüğü dairenizce kabul edilen  ........ ve ........ için de  20.000'er  tl, manevi tazminatın  dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacağı bu itibarla davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olduğu, anlaşılmıştır.<br> 6100 sayılı HMK 326/2 maddesinde ''Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.\" hükmü gereğince yargılama giderlerinin, haklılık oranına göre taraflara yüklenmesi gerekmekte ise de; <br>14/03/2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi 2024/29 E.-2024/226 K. sayılı ilamı ile HMK 326/2 maddesinin manevi tazminat davaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olup bu iptal kararı iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra, 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.<br> Bu kararda da belirtildiği üzere, maddi tazminat davalarından farklı olarak manevi tazminat davalarında bir hesaplama yöntemi olmadığı, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu, miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiğinden kısmen reddedilen miktar yönünden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır.<br>Somut olayda; Anayasa mahkemesinin iptal kararı ve davacının hükmedilecek manevi tazminat miktarını öngörmesi mümkün olmadığından kısmen reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi ve<br> Yargılama giderlerinde kabul ret oranına göre yani haklılık oranına göre  paylaştırma yapılmadan davacı lehine karar verilmesi gerekir. <br>Davalı sigorta vekilinin arabuluculuk ücretinin kendilerine yüklenemeyeceği istinafı<br>Kaza tarihinde ve poliçenin düzenleme tarihinde yürürlükte bulunan 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97. maddesinde (Değişik:14/04/2016-6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.   <br>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrasında; \"İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine ilişkin aşağıdaki hükümler uygulanır.\" hükmü yer almaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz.<br> Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvuru bulunduğu hallerde dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulamayacağının düzenlemesine göre<br>Sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması, davalı sürücünün ise zorunlu arabuluculuk uygulamasına tabi olmaması nedeniyle, arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. <br>  6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre de, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu davadaki yargılama giderlerine dahil edilemeyeceği, bu giderlerin sadece davacı sorumluluğunda olduğu  halde davalı ile paylaştırılması yanlış olup itiraz yerdindedir<br>Nitekim Yargıtay 4 HD'nin 2021/23273 esas 2022/901 karar, 2021/21911 esas 2023/14297 karar 2021/14429 esas 2021/5729 karar sayılı ilamı.<br>                              ANCAK VERİLEN KARARA KARŞI davalı ........'in istinafı olmadığından ve bu durum kazanılmış hak teşkil ettiğinden bu giderden davalının sorumluluğuna karar verilecek, sigorta şirketi kapsamdan çıkarılacaktır.<br> HMK'nin 355. maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir  yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davacı vekilinin itirazların kabulü, davalı sigortanın tüm itirazlarını reddi ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davalı ........ AŞ vekilinin istinaf başvurusunun REDDİ ile,<br>Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;<br>1-Davacının davasının; <br>A)Maddi tazminat davası yönünden KISMEN KABULÜ ile; <br>aa)Geçici iş göremezlik zararından dolayı 115.147,00 TL.,<br>bb)Bakıcı gideri zararından dolayı 30.003,75 TL.,<br>cc)SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararından dolayı 13.500,00 TL. olmak üzere toplam 158.650,75 TL. maddi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin bu tazminatlardan sorumluluğu 1.200.000 TL.'lik sağlık giderleri teminatı ile sınırlı olmak ve faiz yönünden de temerrüt tarihi olan  07/05/2024  tarihinden itibaren işleyecek  yasal faizi ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılar ........ A.Ş. ile ........'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a  verilmesine, <br>dd) Davacının  sürekli iş göremezlik davasının REDDİNE<br>B) Manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile;<br>aa-) 60.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ........'dan alınarak davacı ........'a  verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,<br>bb-) Davacılar ........ ve ........'ın manevi tazminat davalarının KISMEN KABULÜ İLE<br> 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ........'dan alınarak davacı ........'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,<br> 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ........'dan alınarak davacı ........'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>2-Alınması gereken 17.668,43 TL harçtan peşin alınan 1.327,58 TL harcın mahsubu ile bakiye 16.340,85 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, (Davalı ........ AŞ'nin 10.016,94 TL'den sorumlu tutulmasına)<br>3-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 3.800 TL. yargılama giderinin 3.762,00 TL 'lik kısmının davacılardan, 38,00 TL'lik kısmının ise  davalı ........'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,  <br>4-Davacı ........ tarafından yapılan 1.327,58 TL harç giderinin (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun 813,80 TL ile sınırlı olması kaydıyla) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine,  <br>5-Davacı ........ tarafından yapılan 1.132,10 TL harç gideri, 6.288,50 yargılama gideri ve  5.990,00 TL maluliyet masrafı olmak üzere toplam 13.410,60 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 13.276,49 yargılama giderinin (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun 8.138,48 ile sınırlı olması kaydıyla) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, <br>6-Davacı ........'ın Maddi Tazminat davasında; <br>a-)Kendisini vekille temsil eden davacı ........ için, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 45.000 TL vekalet ücretinin tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak  davacı ........'a  verilmesine,<br>b-)Kendisini vekille temsil eden davalılar için, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 40 TL vekalet ücretinin davacı ........'dan alınarak davalılara eşit oranda verilmesine,<br>7-Davacıların manevi tazminat davasında; <br>a-)Kendisini vekille temsil eden davacı ........ için, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 45.000 TL vekalet ücretinin davalı ........'dan alınarak davacı ........'a verilmesine,<br>b-)Kendisini vekille temsil eden davacı ........ için, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 20.000 TL vekalet ücretinin davalı ........'dan alınarak davacı ........'a verilmesine,<br>c-)Kendisini vekille temsil eden davacı ........ için, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 20.000 TL vekalet ücretinin davalı ........'dan alınarak davacı ........'a verilmesine,<br>8-Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E. ve 2024/226 K. Sayılı kararıyla   HMK 326/2 maddesinin manevi tazminat davaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olmakla  Kararın  14.03.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanması ve iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra, 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alınarak davalı lehine kısmen reddolan manevi tazminat davası için vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>9-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>10-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,<br>11-Davacılar tarafından yapılan 5.049,30 TL istinaf başvuru gideri, 120,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 5.169,30 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine,<br>12-Davalı ........ AŞ tarafından alınması gereken 10.837,43 TL harçtan peşin alınan 3.222,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.615,43 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>13-Davalı ........ AŞ tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>14-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; davacı ........ için, HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere, diğer taraflar için; 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesinde yapılan değişiklik ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; dava tarihi olan 2024 yılı itibari ile (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 09/04/2026<br><br>\t    .....\t\t\t\t   .....\t\t\t     .....  \t\t\t   .....<br>            Başkan\t\t\t  Üye\t\t\t    Üye\t\t\t Katip<br>                ...\t\t    \t\t   ...\t           \t      ...\t    \t\t\t    ...<br>            E imza                            E imza                      E imza                            E imza<br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"602188aa00d96161","SID":"41ad56094184e14c"}}