{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2025/426 - 2026/374<br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br>ESAS NO\t: 2025/426 \t\t                                    ( KABUL KALDIRMA)<br>KARAR NO\t: 2026/374<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 23/05/2022<br>ESAS-KARAR NO\t: 2019/490 E 2022/400 K<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ\t: 27/03/2026<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 15/04/2026<br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352.maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.\t<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ve distribütör ... Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında 01/06/2017 tarihinde yürürlüğe girmek ve 31/05/2019 tarihine kadar geçerli olmak üzere \"Satış  Sözleşmesi (Kapalı Satış Noktası Sözleşmesi)\" imzaladığını, söz konusu sözleşmenin 11. maddesi kapsamında davacı şirketçe davalıya 20.000.00 TL nakit bazlı katkı sağlandığını, ancak davalının tüm uyarılara rağmen üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini, sonrasında ise 22/11/2017 tarihinde iş yerini terk ettiğini ve ticari faaliyetini sonlandırdığını, ayrıca 2017 yılı Kasım ayından sonra müvekkili şirketin yetkilendirmiş olduğu bayiden/distribütörden hiç ürün almadığını, sözleşmenun uygulanmasının imkansız hale gelmesi üzerine davalı adına ihtarname gönderildiğini ve sözleşmenin feshedildiğinin buldurulduğunu, aynıca aynı ihtarname ile nakit bazlı katkı payının iadesinin istenildiğini, ancak davalının ödemeyi gerçekleştirmediğini, bunun üzerine sözleşmede yer alan ve ödendiği sabit olan nakit bazlı katkı payının ve sözleşmenin 15. Maddesi çerçevesinde uygulanan cezai işlem tutarının tahsili için davalı borçlu hakkında Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün 2019/6958 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, devam eden süreçte davalı borçlunun söz konusu takibe itiraz ettiğini ve icra takibinin durduğunu, davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline ve takibin devamına, ayrıca davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tSAVUNMANIN ÖZETİ<br>\tDavalı adına usulüne uygun olarak tebligat çıkarılmış olup, tebligat parçasının 02/12/2019 tarihinde tebliğ edildiği, ancak davalının süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmediği görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket  ve distribütör ... Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında 01/06/2017 tarihinde yürürlüğe girmek ve 31/05/2019 tarihine kadar geçerli olmak üzere \"Satış  Sözleşmesi (Kapalı Satış Noktası Sözleşmesi)\" imzaladığı, sözleşme gereği tarafların yükümlülükler yüklendiği, davacı şirketin sözleşmeye uygun olarak edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalı tarafça taahhüt edilen edimlerin gerçekleştirilmediği, sonrasında ise iş yerinin terk edildiğinin anlaşıldığı, bu kapsamda Sinop Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2018/ 22 Değişik İş sayılı dosyası ile keşif yapıldığı ve iş yerinin faal olmadığının belirlendiği, eldeki dosyada konunun aydınlığa kavuşturulması amacıyla davacıya ait ticari defter ve kayıtların getirtildiği ve dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişi tarafından yapılan incelemede sözleşmenin 11. maddesine istinaden davalıya 20.000,00 TL katkı payı ödemesi sağlandığının anlaşıldığı, bahsi geçen sözleşmenin 20. Maddesine göre ticari ilişkinin 31/05/2019 tarihine kadar sürmesi gerekirken, davalının 22/11/2017 tarihinde işlerini terk edip ve işletmesini tamamen boşalttığının tespit edildiği, dolayısıyla sözleşmenin, süresinden önce fiili olarak sona erdiği,  bu itibarla davacının icra takibinde kısmen haklı bulunduğu, ne var ki icra takibinin yargılamayı gerektirdiği, bu nedenle icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; nakit katkı payı tutarına ilişkin faiz hesabının takip tarihi esas alınarak yapılmasının hatalı olduğunu, katkı bedelinin, verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilinin şart olduğunu, ayrıca alacağın likit olduğunu, bu nedenle davalı aleyhine  %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan Satış Sözleşmesi (Kapalı Satış Noktası Sözleşmesi) hükümlerinin ihlal edilip edilmediği, sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı, bu kapsamda davacının, nakit bazlı katkı payı ödemesi ve uygulanan cezai işlem bedeli nedeniyle alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Dava, nakit bazlı katkı payı ödemesinin ve cezai işlem bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı ile %20 icra inkar tazminatı talebine ilişkindir. <br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br>Davacı vekilince, alkollü içeceklerin satışı amacıyla davalı ile sözleşme imzalandığı, bu doğrultuda davalıya  nakit bazlı katkı payı ödemesinde bulunulduğu, ancak davalı tarafça edimlerin yerine getirilmediği, bu kapsamda sözleşmenin 15. Maddesi kapsamında davalı hakkında cezai işlem uygulandığını, ilerleyen süreçte sözleşmenin uygulanmasının imkansız hale gelmesi nedeniyle davalı adına ihtarname gönderildiği ve sözleşmenin ihlal edildiği gerekçesiyle feshedildiğinin bildirildiği, ayrıca aynı ihtarname ile nakit bazlı katkı payının iadesinin ve kesilen cezai şart bedelinin istenildiği, ancak davalının ödemeyi gerçekleştirmediği, bunun üzerine ödenen bedelin iadesi amacıyla davalı borçlu hakkında icra takibi başlatıldığı, devam eden süreçte davalı yanca söz konusu takibe itiraz edildiği ve icra takibinin durduğu, davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiği iddiası ile, itirazın iptali istemli eldeki dava açılmıştır.<br>Davalı yanca, cevap dilekçesinin ibraz edilmediği tespit edilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi tarafından 23/05/2022 tarihli karar ile, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen hükme karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün 2019/6958 Esas sayılı takip dosyası ile, 20/05/2019 tarihinde davacı şirket tarafından davalı aleyhine, sözleşme ilişkisine dayalı 20.000,00 TL asıl alacak (nakit bazlı katkı payı) ve 5.096,71 TL işlemiş faiz ile 25.000,00 TL asıl alacak (cezai şart); 373,97 TL işlemiş faiz, 273,83 TL ihtar gideri ve 713,80 TL mahkeme masrafı olmak üzere toplam 51.458,31 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde takibe ve borca itiraz ettiği, itirazın iptali davasının İİK 67. maddesi uyarınca süresinde açıldığı anlaşılmıştır. <br>Uyuşmazlığın çözümünde davalının tacir olup olmamasına göre, davaya bakma konusunda mahkemenin görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira tarafların tacir olup olmamasına göre görevli mahkeme ile birlikte uygulanacak hükümler farklılık göstermektedir. Somut uyuşmazlıkta taraflardan davacı tacir ise de, davalı yanın tekel bayi olduğu, esnaf ve sanatkarlar odasına 06/06/2012 tarihinde kaydolduğu, 22/11/2017  tarihinde ticareti terk ettiği, fakat ticareti terk etmeden önce esnaf faaliyet sınırını aşıp aşmadığı  tacir sıfatına haiz olup olmadığı tespit edilmemiştir.<br>Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde, \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.\" denilmiştir.<br>Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise, TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de, ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.<br>Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle \"ticari işletme\", \"ticari iş\", \"tacir\" ve \"ticari dava\"  kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.<br>Belirtmek gerekir ki, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle \"ticari işletme\" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve \"...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır...\" denilmiştir.<br>Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan  faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.<br>TTK'nın 3. maddesinde, \"ticari iş\" kavramı açıklanmış ve \"Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.\" denilmiştir.<br>Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise, özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (Eriş, G.:  Ticari İşletme ve Şirketler, Ekim 2014, C. I, s.292).<br>Ticaret hayatının temel süjesi olan \"tacir\" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve \"bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi\"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.<br>Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir.<br>TTK'nın \"tüzel kişiler\" başlıklı 16. maddesi, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacaklarını belirlemiştir.<br>Aynı maddenin 2. bendi, Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları hükmünü içermektedir.<br>Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır.<br>Tacir sıfatına bağlanan hüküm ve sonuçları ise; iflasa tabi olmak, ticaret unvanı kullanmak, işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek, gerekli ticari defter ve kayıtları tutmak, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, ticari örf ve adetlere tabi olmak, kanunda öngörülen ihtar ve ihbar şekillerine uymak, ticari iş karinesi, ticari işletmeyle ilgili görülen iş ve hizmetlerde  kararlaştırılmamış olsa bile ücret isteyebilmek, avanslar ve giderler için faiz talep edebilmek, fatura vermek, faturaya ve teyit mektubuna süresinde itiraz etmemenin neticelerine katlanmak, ücret ve cezai şartın indirilmesini isteyememek, ticari yargı konusu olmak, ticari satış ve mal değişiminde özel hükümler, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin özel sonuçları ve hapis hakkı bakımından özel düzenlemelerdir.<br>Bu açıklamalardan sonra \"ticari dava\" konusuna gelindiğinde ise, TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup, bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.<br>Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.<br>Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve  İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.<br>Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.<br>Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla, fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür.<br>Somut olayda uyuşmazlık, davacı şirketin yetkilendirmiş olduğu bayi veya distrribütör vasıtasıyla dağıtımını yaptığı bira ürünlerinin, tüketici taleplerine uygun, düzenli ve süreklilik arz edecek şekilde satın alınması, ürünlerin, müşteri talebini karşılayacak şekilde etkin olarak bulundurulması ve satılması, bira satışına ilişkin faaliyetleri gerçekleştirme, davacı şirketin yetkilendirdiği bayiden/distribütörden ürün alma konusunu içeren sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu tür sözleşmelerden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.  Bu nedenle, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.<br>Eldeki davada, davacı için işin ticari olduğu sabit ise de, davalının esnaf kaydının bulunduğu ve esnaf sicil kaydını da terk ettiği anlaşılmaktadır. Görevli mahkemenin tayini için davalı yanın da tacir olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.<br>Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir. Yine TTK’nın 15. maddesinde de; \"İster  gezici  olsun  ister  bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da odaya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.<br>Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.<br>6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle  yapılması gerekecektir.<br>Mahkemece hükme doğrudan etki edecek şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulamayacağından, mahkemece değinilen hususlarla ilgili inceleme ve değerlendirme yapılıp, gerekirse davalının tacir - esnaf olup olmadığı yönünde rapor alınması, davada tamamen farklı bir sonuca ulaşılabilecek ise delillerin ve taleplerin buna göre değerlendirilerek hüküm kurulması gerekmektedir.<br>Hal böyle olunca, mahkemece görev ve uygulanacak hukuk kuralları yönünden eksik inceleme ile verilen kararda isabet görülmemiştir.<br>Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, istinaf nedeni olarak dayanılmasa dahi HMK'nın 355. maddesi gereğince re'sen istinaf incelemesi yapılması gereken bir husus olduğu dikkate alınarak gerçekleştirilen tespit neticesinde, tarafların iddia ve savunmalarının esaslı unsurlarını oluşturan ve eldeki davanın niteliği itibariyle mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış ve mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a.6 maddesinde öngörülen şartlar gerçekleştiğinden, davacı vekilinin istinaf itirazları incelenmeksizin, mahkemece verilen kararın görevli mahkemenin tespiti yönünden kaldırılmasına karar verilmiştir. <br><br>HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;<br> Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin, 2019/490 Esas, 2022/400 Karar sayılı ve 23/05/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA,<br>2-HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde davacıya İADESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,<br>6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br> HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 27/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br>Başkan <br>     e-imzalıdır           <br> <br>Üye <br> e-imzalıdır<br> <br>Üye<br> e-imzalıdır <br> <br>Katip <br> e-imzalıdır <br>NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\"   <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2e015393f0af3f99","SID":"f235ed3aeb3284dc"}}