{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     <br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2023/1922 \t\t                                        (KABUL KALDIRMA)<br>KARAR NO\t: 2026/291<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/10/2023<br>ESAS-KARAR NO\t: 2020/94 E 2023/689 K<br><br><br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak <br>KARAR TARİHİ\t: 12/03/2026<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 10/04/2026<br><br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ<br>İDDİANIN ÖZETİ\t<br>Davacı vekili; müvekkilinin davalıya imzalanan Kömür Temin Sözleşmesi kapsamında düzenlenen  01/01/2015 tarihinden itibaren yürürlüğe konulan sözleşme gereği düzenlenen fatura bedellerinin faturanın alıcıya intikal ettiği tarihten itibaren 10 gün içinde satıcıya ödeneceği, faturaların süresinde ödenmemesi halinde geciken her gün için faiz uygulanacağı hükmünü içerdiği, sözleşme hükümlerine uygun olarak müvekkili kurumca davalının ihtiyacı olan kömür üretilip zamanında teslim edildiğini ancak davalının faturaları zamanında ödemeyerek müvekkilinin nakit sıkıntısı içerisine soktuğunu, müvekkilinin 60 ayrı defa kredi çekmek zorunda kaldığını ancak anılan kredilerin faiz oranlarının çoğu kez sözleşme ile belirlenen faiz oranından daha yüksek olduğunu, müvekkili kurumun zamanında ödenmeyen faturalar sebebiyle sözleşme ile belirlenen faiz oranını fazlasıyla aşan kredi faizleri ödemek zorunda kaldığını ve zarara uğradığını, nakit temini ile ilgili katlanılan kredi faizlerinin farkının davalı firmaya yansıtılacağının 11/06/2018 tarihli yazı ile bildirildiğini, bu ihtara rağmen düzenlenen iki ayrı faturanın iade edildiğini belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 11.437.142,83 TL (KDV dahil) tutarındaki aşkın zararın meydana gelme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ve faiz tutarı için hesaplanacak KDV tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı vekili; müvekkilinin borcunu ödemekte gecikmesinde hafif dahi kusurunun bulunmadığını, sözleşmenin 12/3 maddesi hükmünün TBK 115 maddesi anlamında sorumluluğu sınırlayan bir hüküm olduğunu, dolayısıyla temerrüt faizinin yüksek oranda belirlenmiş olmasının munzam zararı da karşıladığını, munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiğini, geç ödeme nedeniyle mali sıkıntıyı aşmak için alındığı belirtilen kredi tutarlarının ne kadar olduğu ve bu tutarların geç ödemenin doğrudan yol açtığı mali sıkıntıyı gidermek için değil de başka amaçla kullanılması halinde illiyet bağının kesileceğini, müvekkili şirketin borcunu ödemekte gecikmesinin ödememek kastından ya da kusurundan veya ihmalinden kaynaklanmayıp ekonomik koşullar sebebiyle olduğunu, davacı tarafından müvekkiline gönderilen usulüne uygun bir ihtarname bulunmadığından temerrütten söz edilemeyeceğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARAR ÖZETİ<br>Mahkemece; benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda: Davalı şirket adına düzenlenen faturaların ödenmesi gereken tarihlerden ortalama 130-140 gün gecikmeli olarak ödenmiş olduğu, ilgili dönem içerisinde kullanılan kredilere ilişkin bilgilerin tablo halinde gösterildiği, ... bankası ve ... banktan muhtelif tarih ve miktarlarda krediler kullanıldığı, kullanılan krediler ve bu kredilere uygulanan faiz oranları üzerinden hesaplama yapılarak ödenmiş olan faiz tutarları ile sözleşme gereği gecikme nedeniyle uygulanacak ticari faiz arasındaki farkların tablo halinde gösterilip toplam tutarın 9.692.493,92 TL olup %18 oranındaki 1.744.648,91 TL KDV ilavesiyle de 11.437.142,83 TL'nin davalı şirket adına fatura edilerek muhasebe kayıtlarında borç yazılması gerektiği, borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faizi ile karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyeti, borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması, borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetinin munzam zarar alacaklısı öncelikle bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre mal varlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtladığı taraflar arasında 21/11/2014 tarihli \"... (B) ... Termik Santrali ... Genel Müdürlüğü ile ... Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş Arasında Linyit Kömürü Temini İle İlgili Sözleşme\" akdedildiği, sözleşmede davacı tarafından düzenlenen faturaların bedellerinin faturanın alıcıya intikal ettiği tarihten itibaren 10 gün içinde ödeneceği, faturaların süresinde ödenmemesi halinde gecikilen her gün için ticari faiz uygulanacağı, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi durumunda satıcının alacağını alıcının teminatından karşılayacağı hususunun kararlaştırıldığı, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde davacı tarafından düzenlenen faturaların kayıtlarında yer aldığı, fatura ödemelerinde davalının da kabulünde olan gecikmeler nedeniyle davacı kurumun finansal sıkışıklık yaşadığı, bu nedenle iki ayrı bankadan farklı tarih ve miktarlarda krediler kullandığı, kullanılan kredi faizlerinin davacının tahakkuk ettirdiği gecikme faizi üzerinde olduğu ve ödenen faiz tutarlarının davacı kurum yönünden maddi külfet oluşturduğu, finansman yükünün 9.692.493,92 TL olarak tespit edildiği, 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 8 ve 10. maddelerine uygun düşmeyen KDV isteminin yerinde olmadığı, davacı kurum tarafından davalıya nakit temini ile ilgili katlandığı kredi faizlerinin farkının yansıtılacağına ilişkin 11/06/2018 tarihli yazı ile bildirilmiş ise de bildirimin TBK 117 maddesinde öngörülen temerrüt koşullarını taşımadığı,  davanın kısmen kabulü ile 9.692.493,92 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte  davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükme karşı taraf vekillerinin ayrı ayrı istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>I-)Davacı vekili; 11/06/2018 tarihli yazı ile temerrüdün gerçekleştiğini, TBK 117 maddesince faizin bu ihtar tarihinden başlatılması gerekirken dava tarihinden başlatılması ve KDV alacağına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu ilk derce mahkeme kararının kaldırılarak davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>II-)Davalı vekili; ilk derece mahkemesinin eksik inceleme ve araştırma neticesinde karar verildiğini, davalının fatura bedellerini ödemekte gecikmesinde kusurlu olup olmadığı, kusurlu ise kusurunun ağır olup olmadığı, ödememekte kasıtlı davranıp davranmadığı, sözleşmeyle kararlaştırılan yüksek faiz  ve yukarıda bahsedilen diğer hususların var olup olmadığı araştırıldıktan sonra ortaya çıkacak duruma göre karar verilmesi gerekirken davalının kusur sorumluluğu ve davalının temerrüdü nedeniyle uğranılan zararın  ispat edilmeden karar verilemeyeceğini bildirerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Uyuşmazlık; TBK’nın 122. maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebinin konusunu oluşturan zaman aralığına ilişkin eldeki davada varlığı iddia olunan zarar olgusunun, davacının bulunduğu duruma göre somut vakıalarla ispat edilip edilmediği buradan varılacak sonuca göre ilk derece mahkemesince yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm tesisi için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Dava, taraflar arasındaki kömür temin sözleşmesi gereğince davalıya satılan kömür bedellerine yönelik düzenlenen faturaların ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle ticari faizi aşan faizlerden kaynaklanan aşkın zararın tazmini istemine ilişkindir.<br>Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.<br>Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.<br>Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde  düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.<br>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. <br>Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.”  şeklinde düzenlenmiştir.<br>Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).<br>Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.<br>Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.<br>Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. <br> Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.<br>Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. <br>Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. <br> Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. <br>Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.<br>Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.<br>Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).<br>Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.<br>Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.<br>Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 21/11/2014 tarihli \" Linyit Kömürü Temini İle İlgili Sözleşme\" akdedildiği, sözleşmede davacı tarafından düzenlenen faturaların bedellerinin faturanın alıcıya intikal ettiği tarihten itibaren 10 gün içinde ödeneceği, faturaların süresinde ödenmemesi halinde gecikilen her gün için ticari faiz uygulanacağı, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi durumunda satıcının alacağını alıcının teminatından karşılayacağı hususunun kararlaştırıldığı, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde davacı tarafından düzenlenen faturaların kayıtlarında yer aldığı, fatura ödemelerinde davalının da kabulünde olan gecikmeler nedeniyle davacı kurumun finansal sıkışıklık yaşadığı, bu nedenle iki ayrı bankadan farklı tarih ve miktarlarda krediler kullandığı, kullanılan kredi faizlerinin davacının tahakkuk ettirdiği gecikme faizi üzerinde olduğu ve ödenen faiz tutarlarının davacı kurum yönünden maddi külfet oluşturduğu, finansman yükünün 9.692.493,92 TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle anılan miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Dava dilekçesinde; fatura bedellerinin faturanın alıcıya intikal ettiği tarihten itibaren 10 gün içinde satıcıya ödeneceği, faturaların süresinde ödenmemesi halinde geciken her gün için faiz uygulanacağı hükmünü içerdiği, sözleşme hükümlerine uygun olarak davacının, davalı şirketin ihtiyacı olan kömürü üretip zamanında teslim ettiği ancak davalının faturaları zamanında ödemeyerek davacıyı nakit sıkıntısı içerisine soktuğu, davacının kredi çekmek zorunda kaldığı ancak anılan kredilerin faiz oranlarının çoğu kez sözleşme ile belirlenen faiz oranından daha yüksek olduğu, zamanında ödenmeyen faturalar sebebiyle sözleşme ile belirlenen faiz oranını fazlasıyla aşan kredi faizleri ödemek zorunda kaldığı ve zarara uğradığı, nakit temini ile ilgili katlanılan kredi faizlerinin farkının davalıya yansıtılacağının iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.<br>Davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle uğranılan zararın davacının kullanmak zorunda kaldığı banka kredileri nedeniyle aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dayanarak bu yönde ispata yönelik kullanılan kredi sözleşmelerini gösterilmiştir.  Zarar olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zararın ispatı için gerekli tüm delillerin ortaya konulması gerekmektedir.<br>Davacı tarafından ileri sürülen, yüksek faizle kullanılan kredileri  davacı munzam zararının sebebi olarak göstermiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, dava dilekçesinde belirtilen temerrüde konu fatura tarihlerine on gün ilavesiyle her bir fatura için temerrüt tarihleri belirlenerek, vade tarihlerinden itibaren kullanılan kredi toplamının davacının davalıdan olan alacağı dışındaki diğer alacaklarına da oranlanarak davalının payına düşen oranın belirlenmesi, kullanılan bazı kredilerin faizlerinin temerrüt faizinden daha düşük olduğu da gözetilerek davacının alacağının diğer gecikmiş alacaklara oranı tayin edilerek icmal hesaplamasının yapılması gerekirken ,hükme esas alına rapor davacının kömür ticaretinin sadece davalı ile yürütüldüğü şeklinde bir hesaplama yapılması doğru olmamıştır. Ayrıca kabul şekli itibariyle maruz kalınan  zarar hesaplanırken esas alınan gün sayısının da ne şekilde hesaplandığı anlaşılamamıştır.<br>Mahkemece yapılması gereken iş; ilk temerrüt tarihi olan 20/10/2018 tarihinde itibaren kullanılan kredi tarihleri dikkate alınarak konusunda uzman bilirkişi heyeti ( Sayıştay denetçisi, mali müşavir ve bankacı) oluşturularak önce davacının satış bedelinin ödemesi gerektiği tarihte davalının borcunun tespitiyle, davacı aleyhine bir fark varsa davacının munzam zararının  kabulü ile sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Ancak hükme esas alınan bilirkişi raporu bu ilkelere uygun düzenlenmemiştir. Eksik soruşturmayla hüküm kurulamaz, bu nedenle hükmün kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>Bu durumda, dava dosyasının kapsamı ile mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış, mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davalının istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerden ötürü kabulüne, kaldırma nedenine göre bu aşamada davacının istinaf başvurusunun şimdilik incelenmesine yer olmadığına, il derece mahkeme kararının 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6.maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;<br> Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/94Esas, 2023/689Karar ve 19/10/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA,<br>2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf  karar ilam harcının istek halinde yatıranlara İADESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,<br>6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br> HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 12/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t\t<br><br>Başkan...<br> ¸e-imza<br><br>Üye...<br> ¸e-imza<br><br>Üye...<br> ¸e-imza<br><br>Katip...<br> ¸e-imza<br><br><br><br><br><br>NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\"   <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7442716c1992590a","SID":"0dbd0967f90611b5"}}