{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1982 <br>KARAR NO:2026/335<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:21/09/2022<br>NUMARASI:2015/862 Esas -  2022/813 Karar<br>DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:26/02/2026<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilin davalı taraftan 56000 USD  ürün satın aldığını, alınan ürünlerin 23.04.2015 tarihinde müvekkil şirkete teslim edildiğini, ürünlerin  incelenmesinde ürünlerin İstenilen yani sipariş verilen renk tonunda olmadığını, bobinler arasında ton farklılıklarının olduğunu, bobinlerin kendi içinde ton farklılıkları olduğu, üzerindeki koruyucu folyonun standart dışı olduğunu ve zor soyulduğunun tespit ettiklerini, karşı tarafa bunu bildirdiklerini, ürünlerin karşı tarafçada incelendiğini, hatanın kabul edildiğini, geri ödeme sözü verildiğini ancak hiç bir sonuç alınamadığından ayıplı ürünlerin geri alınarak bedelinin iadesi için dava açmak zorunda kalındığını, tüm bu nedenlerle ve dava sırasında belirecek durumlar karşısında davanın kabulü ile 56.000 USD ürün bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek  ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesini, ayıplı ürünlerin iadesi için yediemin mahalli tayinine, yargılama gideri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı yanın rerik çalışması için müvekkil şirkete vermiş olduğu sipariş numunesi ile müvekkil şirketin yapmış olduğu üretim numunesi arasında da renk farklılığı bulunması olduğunu, bu iki numune arasında renk farkı bulunmasına rağmen, müvekkil şirketin sunmuş olduğu farklı renkteki numunenin davacı tarafından onaylanmış olması ( 07.04.2015 ) ,davacının ürünlerde renk farkı olabileceğini bildiğini ve bu doğal sonucu kabul ettiğini açıkça ortaya koymakta olduğunu, davacı  tarafın ürünlerde ton farkı bulunduğundan şikayet etmesi üzerine, ürünlerin incelendiğini, ve sadece 793 m lik 3 ruloda ürünün doğasından kaynaklanan ton farkının biraz daha fark edilir düzeyde olduğu görüldüğünü, üç rulo için indirim yapabileceğini bildirdiklerini, davacının çok yüksek oranda indirim istemesi nedenin anlaşılamadığını, anlaşılamamıştır.Koruyucu jelatinin yüzeyden zor ayrıldığı yönündeki iddialara ilişkin olarak ise söz konusu jelatinin zaten üretim ve montaj aşamalarında kolay sökülmemesi gerektiğini davacının  ürünlerin ayıplı olduğu yönündeki iddiasının ve bu iddiaya dayanan talebinin kabulünün mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle haksız davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa  tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda,\" ,...Somut olayda, davacının dava konusu ürünleri 23/04/2015 tarihinde teslim aldığı, davalı tarafça inkar edilmeyen taraflar arasındaki  yazışmalarına göre, malların tesliminden bir gün sonra 24/04/2015 tarihinde malların ayıplı olduğunun davalı firma yetkililerine bildirildiği fakat davalı tarafından ayıbın kabul edilmediği, davacının bunun üzerine İnegöl Asliye hukuk Mahkemesi'ne değişik iş talebi ile başvurduğu,01/07/2018 tarihli rapor ile ürünlerin ayıplı olduğunun tespit edildiği, ayrıca mahkememizce talimat yoluyla yapılan keşifler sonrasında aldırılan bilirkişi ek ve kök raporlarına göre de dava konusu malların ayıplı olduğunun tespit edildiği, somut olayın özelliği ve arızanın niteliği gözetildiğinde, davacının, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme hakkını kullanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı,ilgili maddede belirtilen ihbar yükümlülüğünün şekil şartı olmayıp ispat aracı olduğu değerlendirildiğinde, davacının ilgili kanun maddesinde bildirilen ihbar şartını yerine getirmiş olduğu fakat davalı tarafından kabul edilmediği anlaşılmış, davacının davasının kabulüne,\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının eksik ve hatalı tesis edildiğini, bu durumun bilirkişi raporlarından da açıkça görüleceğini, bilirkişilerin hükme esas alınabilecek nitelikte rapor tanzim etmediğini, teknik ve yeterli inceleme yapılmadan rapor tanzim edildiğini, rapora karşı sunulan hiçbir itirazın incelenmediğini, hükme elverişli bilirkişi raporu bulunmaması ve bilirkişi raporundaki tespitlerin usul ve hukuka açıkça aykırı olmasına rağmen yerel mahkemece davanın kabulüne kararı verildiğini, bilirkişi raporunun hukukçu bilirkişiler tarafından tanzim edilmesi gerektiğini, yapılan keşifte mahkeme ara kararına uygun bir şekilde inceleme yapılmadığını ve bu şekilde heyet raporu düzenlendiğini, mahkemenin stüdyo kurularak inceleme yapılmasını ve incelemenin kayda alınmasını istediğini,  ancak buna uyulmadığını, incelemenin hangi ürün üzerinde yapıldığının bilinmediğini, tek parça numune alınmasının sonucun hatalı olduğunu güçlendirdiğini, işbu eksik ve hatalı şekilde hazırlanan gerek kök gerekse ek raporların kararda esas alınmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, bilirkişi raporlarında bilirkişilerce itirazlarının  incelenmediğini, sadece davacı tarafın itiraz ve delillerinin değerlendirildiğini, taraflı şekilde sadece davacı talepleri kapsamında inceleme yapıldığını, yeniden inceleme yapılması gerektiğini, ayıbın üründen mi yoksa kullanım ya da saklama koşularından mı kaynaklandığının özel incelemeyi gerektirdiğini, bu konuda bir inceleme yapılmadığını,  davacının ürünlerin ayıplı olduğunu iddia ettiğini, ancak TTK kapsamında hukuka uygun ayıp ihbarı bulunmadığını, dava konusu ürünlerin kullanılmaya devam edildiğini, bu sebeple ayıp iddiasının yersiz olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava; ticari satım sözleşmesine konu malların ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönülerek bedel iadesi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve  bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.Karara karşı davalı  vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalıya teslim edilen ürünlerin ayıplı olup olmadığı ve davacının bedel iadesi isteminde haklı olup olmadığı noktasındadır.Davacı,davalının üretip kendilerine teslim ettiği ürünlerin istenilen yani sipariş verilen renk tonunda olmadığını, bobinler arasında ve bobinlerin kendi içinde ton farklılıkları olduğunu, üzerindeki koruyucu folyonun standart dışı olduğunu ve zor soyulduğunu, davalıya ayıbı bildirdiklerini,ürünlerin karşı tarafça da incelendiğini ve  hatanın kabul edildiğini, geri ödeme sözü verildiğini ancak hiç bir sonuç alınamadığından ayıplı ürünlerin geri alınarak bedelinin iadesini talep etmektedir.Davalı ise; davacının renk çalışması için müvekkiline verdiği sipariş numunesi ile müvekkilinin yaptığı üretim numunesi arasında da renk farklılığı bulunduğunu, bu iki numune arasında renk farkı bulunmasına rağmen, davalının sunduğu farklı renkteki numunenin davacı tarafından 07/04/2015 tarihindeki toplantıda onaylanması üzerine üretim yapıldığını, davacının ürünlerde renk farkı olabileceğini bildiğini ve bu doğal sonucu kabul ettiğini, davacı  tarafın ürünlerde ton farkı bulunduğundan şikayet etmesi üzerine, ürünlerin incelendiğini ve sadece 793 m lik 3 ruloda ürünün doğasından kaynaklanan ton farkının biraz daha fark edilir düzeyde olduğunun görüldüğünü, üç rulo için indirim yapabileceğini bildirdiklerini, Koruyucu jelatinin yüzeyden zor ayrıldığı yönündeki iddialara ilişkin olarak ise söz konusu jelatinin zaten üretim ve montaj aşamalarında kolay sökülmemesi gerektiğini davacının ürünlerin ayıplı olduğu yönündeki iddiasının doğru olmadığını savunmuştur.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; \"Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.\" şeklinde düzenlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir.TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.Dosyaya toplanan deliler ile; dava konusu ürünlerin  davacıya 23/04/2015 tarihinde teslim edildiği, 24/04/2015 tarihinde malların ayıplı olduğunun davalı firma yetkililerine bildirildiği, davalı tarafından ayıbın kabul edilmediği, davacının İnegöl Sulh hukuk Mahkemesi'nin 2015/20 D.iş  dosyası ile yapılan tespit sonucu sunulan 01/07/2018 tarihli rapor ile; ürünlerin siparişe esas sunulan örnek folyo  ile aynı renk ve tonda olmadığı, bobinler arasında ton farkı olduğu, bobinlerin kendi içerinde ton farkı olduğu, koruyucu jelatinin yüzeyden zor ve parçalanarak ayrıldığı, mobilya sektöründe kullanma imkanı bulunmayan açık ayıplı ürünler  olduğu yönünde rapor verilmiştir.İlk derece mahkemesince talimat yoluyla yapılan keşifler sonrasında alınan bilirkişi kök ve ek raporları ile de;dava konusu malların renk tonlarının şahit numuneye uymadığı gibi üretilen ürünler içinde de gözle görülür ton farkının bulunduğu,koruyucu folyosunun sökülmemesi nedeniyle ayıplı olup mobilya sektöründe kullanılmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı taraf davacının sunduğu şahit numune ile müvekkili tarafından yapılan üretim numunesi arasında da renk farklılığı bulunduğunu, bu iki numune arasında renk farkı bulunmasına rağmen, davalının sunduğu farklı renkteki numunenin davacı tarafından kabul edildiğini iddia etmiş ise de davacının sunduğu şahit numunenin  değiştirildiğine dair bir numune dosyaya sunmuş değildir.Bu durumda satışa konu ürünlerin gerek renk ve ton farkı gerekse   koruyucu folyosunun sökülmemesi nedeniyle açık ayıplı olup mobilya sektöründe kullanılmasının mümkün olmadığının denetime elverişi ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi raporları ile sabittir. Yine davacının bu ürünler karşılığı davalı tarafa 56.000 USD  bedel ödediği sabit olmakla davanın bu miktar üzerinden kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.26/02/2026</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"776423cdcc93379c","SID":"f7ea7e0ada1ebb10"}}