{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1040 <br>KARAR NO: 2026/416<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/02/2019<br>NUMARASI: 2014/1120 Esas -2019/120 Karar<br>DAVA: Anonim Şirket Tasfiye Memurunun Azli ve Yeni Tasfiye  Memuru Atanması<br>DAVA TARİHİ\t: 25/06/2014<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/03/2026<br>Davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin  kararın davacı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;\t<br>DAVA: Davacılar, ... ... AŞ'nin şirketin kurucu ortağı davalı ...'ın bilgisi dışında hisselerinin 5 eşit parçaya bölünerek başka şahıslar üzerinden pay defterine kaydedildiğini, yönetim kurulu üyelerinin istifası üzerine yeni hissedarların yönetim kurulu üyesi olarak atandığını, şirketin adresinin İstanbul'a taşındığını, ...'ın hisselerin tekrar kendi adına tescili için dava açtığını, şirket hisselerini muvazaalı bir şekilde elde eden yönetim kurulu üyelerinin 2009 yılına kadar yöneticilik yaptıklarını, en son düzenlenen 07/02/2007 tarihli genel kurulda tasfiye kararı alarak davalı ...'ı tasfiye memuru olarak atadıklarını, gayri meşru yönetim tarafından atanan tasfiye memurunun da meşru olmadığını, tasfiye memurunun şirketin finansal durumuna ilişkin bilgi-belge vermediğini, şirket ortağı ..... AŞ'nin sahiplerinin talimatlarına göre hareket ettiğini, kendilerine ve şirkete ait bilgileri 3. kişilere verdiğini, tasfiye memuru atanmasından sonra genel kurul toplantısı yapılmadığını, şirkete ait 90 dönüm arsa üzerinde tamamlanmamış ... adet villa bulunduğunu, inşaat alanının korunaksız bırakılarak her şeyin talan edildiğini, tasfiye memurunun şirketin malvarlığını koruma görevini ihmal ettiğini, tarafsız olmadığını ve şirket menfaatlerini korumadığını ileri sürerek, davalı tasfiye memurunun görevden alınarak yerine kurucu ortaklardan 2 kişinin tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP : Davalı vekili, tasfiye memurunun azli ve atama davasını açmaya pay sahiplerinin yetkili olduğunu, davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın pay sahibi olmadıklarını ve aktif husumet lerinin olmadığını, davanın tasfiye memuruna değil şirkete açılması gerektiğinden müvekkilinin pasif husumeti bulunmadığını, davacı iddialarının doğru olmadığını, ...'ın hisselerinin usulüne uygun olarak satıldığını, genel kurulda usulüne uygun yönetim kurulu seçildiğini, davacıların gerçekleştirilen her genel kurul için iptal davası açmaları nedeniyle şirketin iş yapamaz hale geldiğini, bu nedenle 07/02/2007 tarihli genel kurulda şirketin tasfiyesine karar verildiğini ve sonrasında genel kurul toplantısı yapılmadığını, tasfiye memuru olarak müvekkilinin seçildiğini, davacıların müvekkilinden hiçbir zaman bilgi ve belge talebinde bulunmadığını, müvekkilinin şirketin haklarının korunması için çalıştığını ancak bir kısım davacıların Ankara 6. ATM'nin 2006/417 esas sayılı dosyasından şirkete ait ......'daki taşınmaz üzerine üçüncü kişilere devrini engeller mahiyette ihtiyati tedbir konulduğunu, tedbir kararı devam ettiğinden tasfiye işlemlerinin durduğunu, tasfiye işlerinin gereklerinden olan hususlarda genel kurul kararının gerekmediğini, 1980'li yıllarda kaba inşaat halinde bırakılan villaların ekonomik değer taşıdığının ileri sürülemeyeceğini, tasfiye memurunun bu villaların tamamlanması bakımından sorumluluğu ve yetkisi bulunmadığını ve müvekkilinin azlini gerektirir bir sebep olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI : Mahkemece, bir kısım davacıların pay sahipliğinin tespiti hususunda İstanbul 10. ATM'nin 2013/218 esas sayılı dosyasında açtıkları davanın kabulüne karar verildiğini, usul ekonomisi gereğince kesinleşmesinin beklenmediği; dosya bilirkişi aşamasındayken davalı tasfiye memurunun vefat ettiği, dava davalıya sıkı sıkıya bağlı olduğundan mirasçılarına karşı devam edilemeyeceği, tasfiye memurunun ölümüyle organ-kanuni temsilci sıfatının kendiliğinden sona erdiği, davadaki hukuki yararın ortadan kalktığı ve davanın konusuz kaldığı, 536/3 ve 537/2'ye göre mahkemece tasfiye memuru atanması zorunluluğunun \"şirketin feshine mahkemece karar verilmesi\" ve \"tasfiye memurunun mahkemece görevden alınması\" durumlarına özgü olduğu, dosyada şirketin tasfiyesine yönelik bir talep ve karar söz konusu olmadığı, mahkemece mevcut tasfiye memurunun haklı nedenle görevden alınmasına dair bir karar verilmeden tasfiye memurunun ölümü nedeniyle mahkemece yeni tasfiye memuru atanması zorunluluğu kalmadığı, konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği; pay sahipliği hususunda çeşitli davaların olduğu, İstanbul 16. ATM'nin 2011/28 esas sayılı davada verilen tasfiyenin durdurulmasına yönelik tedbir kararı gözetildiğinde, tasfiyenin sonuçlandırılamamasında davalıya yüklenebilecek kusur bulunmadığı ve davalının dava açılmasına sebebiyet vermediği, davacıların davalının azlini istemekte haklı olduklarının ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı ... vekili, dava devam ederken tasfiye memurunun vefatı, tasfiye memurunun görevden alınması talebini konusuz bırakmış ise de yerine başka bir tasfiye memuru atanması talebini konusuz bırakmadığını, tasfiye memuru atanması talebinin değerlendirilmesine hukuki bir bulunmadığını, davanın anonim şirket tasfiye memurunun görevden alınarak yerine bir başka tasfiye memuru atanması talebine yönelik olduğunu, gerekçenin son kısmında \"dosyada şirketin tasfiyesine yönelik bir talep veya karar söz konusu olmadığından\" şeklindeki ifade ile kendi gerekçesiyle çeliştiğini, kararın taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  <br>GEREKÇE :Dava, TTK'nın 537/2. maddesi uyarınca dava dışı tasfiye halindeki anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının tasfiye memurluğundan azli ve yeni tasfiye memuru atanması istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 537/2. maddesinde pay sahiplerinden birinin istemiyle ve haklı sebeplerin varlığında, mahkemenin de tasfiyeye memur kişileri görevden alabileceği ve yerlerine yenilerini atayabileceği düzenlenmiştir. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen kişinin taraf ehliyeti son bulacağından, davaya ölen tarafa devam edilmesine imkan yoktur. Yalnız öleni ilgilendiren yani mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar, ölen tarafın mirasçılarına karşı devam edilemeyeceğinden, tarafın ölümüyle dava konusuz kalır. Bu durumda mahkemece, dava konusuz kaldığından, hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmadığına karar verilmelidir. Bundan başka mahkeme, davanın açıldığı tarihte haksız olan tarafı yargılama giderlerine mahkum eder. Özellikle yargılama giderleri için ölen tarafın mirasçılarının mahkeme kararında gösterilmesi gerekmektedir. Çünkü yargılama giderleri ölen tarafın mirasçılarının lehine veya aleyhine sonuç doğuracaktır  (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I, 6. Baskı, İstanbul, 2001, s. 904-906). Somut olayda davalı tasfiye memuru ..., dava dışı şirketin 07/02/2007 tarihli genel kurul toplantısında tasfiye memuru olarak atanmış olup, davacılar davalının tasfiye memurluğundan azlini talep etmişlerdir. Yargılama devam ederken, davalı 17/10/2018 tarihinde vefat etmiştir. Davalının dava devam ederken ölümüyle hem taraf ehliyeti hem de tasfiye memurluğu görevi sona ermiştir. Tasfiye memuru olma şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, dava devam ederken vefat eden davalının mirasçılarına karşı eldeki davaya devam etme imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, azil istemi açısından davanın konusu kalmamıştır.Davacıların diğer talebi ise azil kararına bağlı olarak yeni tasfiye memuru atanmasıdır. Mahkemece davalı tasfiye memurunun ölümüyle davanın konusuz kaldığı, tasfiye memurunun haklı nedenle görevden alınmasına dair bir karar verilmediğinden, yeni tasfiye memuru atanması zorunluluğu kalmayıp şirket genel kurulunda bu seçimin yapılacağı ve davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediği gerekçesiyle, konusu kalmayan davada esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve 2.725-TL vekalet ücretinin davacılardan tahsiline karar verilmiştir. Buna göre, davada bir azil kararı verilmediğinden, mahkemece yeni tasfiye memuru atanmamasına yönelik değerlendirme yerindedir. Kaldı ki mahkemenin 14/02/2019 tarihli kararından sonra, 20/01/2020 tarihli TTSG'deki ilana göre, şirketin 23/10/2019 tarihli genel kurulda alınan ve 14/04/2020 tarihinde ticaret sicilinde tescil edilmiş kararla, ......'in tescil tarihinden itibaren aksi karar alınana kadar tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiş, sonrasında aksi bir karar alındığı saptanmamıştır. Bu nedenlerle, mahkemenin bu talep bakımından da karar verilmesine yer olmadığına dair kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, müteveffa davalı taraf lehine vekalet ücretine karar verilmiş ise de, sadece yargılama giderleri bakımından davalının mirasçılarının karar başlığında gösterilmemesi doğru değil ise de, bu husus mahallinde ikmal edilebileceğinden kaldırma nedeni yapılmamış, Dairemiz kararında bu eksiklik giderilmiş, vekili de karar başlığında gösterilmiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece konusu kalmayan davada karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı ... vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>Davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,<br>Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile kalan  116,60-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>Davacı ... tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına,<br>Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,<br>HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 06/03/2026<br><br>           <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca61632476c1fcdd","SID":"a192d198108030bf"}}