{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2026/223 Esas<br>KARAR NO: 2026/518 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2025/211 Esas- 2025/43 Karar<br>TARİH: 30/10/2025<br>DAVA: Tespit<br>KARAR TARİHİ: 12/03/2026                                                 <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...Anonim Şirketinin (....... yönetim kurulu üyesi ve başkanlığında bulunan .....Anonim Şirketi (.....) tüzel kişiliğini müvekkilinin temsil edeceğini, müvekkilinin yetkilisi ve temsilcisi olduğu şirketlere yönelik Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/.... D. İş kararı ile TMSF’nin kayyım heyeti atanmasına dair karar verildiğini, kayyım heyetinin kanunun açık hükümlerine aykırı davrandıklarını ve şirketin menfaatlerine aykırı hareket ettiklerini, daha önce planlanan, bütün teminat mektuplarının sunulduğu ihaleye katılmadıklarını, şirketlere büyük bir kazanç kaybı yaşattıklarını, ihaleye gerekçe göstermeksizin katılım sağlanmaması sebebiyle şirketin ticari itibarının zarar gördüğünü, kayyım heyetinin TCK'da suç olarak tanımlanmış davranışlar içerisinde bulunduklarını beyanla kayyım heyetinin eylem ve işlemlerinin hukuka aykırılığının tespitine ve denetlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, kanundaki düzenlemeye göre, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davalarının idari davalardan olduğunun kabul edildiği, dava dilekçesindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere, davacı tarafın tespit ve denetleme taleplerinin dayanağı olarak gösterilen temel vakıaların, dava dışı TMSF bünyesinde kayyım olarak görevli olan davalıların görevlerini icra ederken, görevlerini tam olarak yerine getirmemeleri, ihmal etmeleri yahut kötüye kullanmalarına dayandığı,  kamu görevlilerinin, yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi halinde, zarar gören kişilerin, davalarını kime karşı açacağı hususunda Anayasa'da düzenleme olduğu, Anayasa'nın 129/5 maddesinde, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine açılabileceğinin benimsendiği, benzer bir düzenlemenin Devlet Memurları Kanunu’nun 13/1. maddesinde yer aldığı, kanun maddesine göre, kamu  görevlilerinin  yetkilerini kullanırken kusurlu fiilleri sebebiyle oluşan zarardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunda gösterilen şartlara uygun olarak idare aleyhine açılabileceği, belirtilen mevzuat hükümleri nazara alındığında, davacı tarafın iddialarının, dava dışı ....... idaresinin bünyesinde görev yapan davalı kayyımların, kamu görevlerini icraları sırasında meydana gelmiş olaylara dayalı olduğu, davacı tarafça öne sürülen bu hususların, oluştuğu iddia edilen zararların, kamu görevinin ifası sırasında meydana gelmiş olması ve kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturması sebebi ile, idareye yapılacak müracaat ve sonrasında idareye karşı açılacak davada ileri sürülmesi ve idare mahkemesince bu iddia ve beyanların değerlendirilmesi gerektiği, bu bakımdan davacının talepleri ile ilgili olarak mahkemenin inceleme ve yargılama yapma yetkisinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle usulden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.  <br>DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Davacının talebinin, kayyım heyetinin şirket yönetimi sırasındaki ticari faaliyetlerinde basiretsiz davrandığı ve şirketi zarara uğrattığına ilişkin olup, bu durumun doğrudan idari bir işlemden kaynaklanan iptal davası niteliğinde olmadığı, kayyım heyetinin eylemlerinin, şirketin ticari menfaatlerine, basiretli tacir sorumluluğu ilkesine aykırı ve dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken eylemler olduğu, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde sayılan idari dava türleri arasında, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davalarının yer aldığı ancak, davaya konu durumun, kayyım heyetinin bir \"yönetim kayyımı\" sıfatıyla, şirketin ticari faaliyetleri kapsamında aldığı ve almadığı kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve bu kararlar nedeniyle şirketin uğradığı zararın tespiti ve denetimi ile ilgili olduğu, bu tür bir uyuşmazlığın çözümünün, Ticaret Hukuku ve genel Borçlar Hukuku prensipleri çerçevesinde adli yargının görev alanına girdiği, davanın, doğrudan bir idari işlem iptali talebi değil, kayyım heyetinin basiretli tacir ilkesine aykırı davranması nedeniyle şirketin uğradığı zararın tespiti ve hukuki sorumluluğun denetlenmesi için açıldığı, bu durum, ticari bir uyuşmazlık olup, Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görev alanına girdiği ve bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Davanın, dava dışı ....A.Ş.'ye Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/.... Değişik iş sayılı dosyası ile kayyım olarak atanan ........ tarafından görevlendirilen yöneticilere karşı açılmış ve yöneticilerin şirket yönetimindeki usulsüz işlemlerinin tespiti ve denetlenmesi talebine ilişkin bir dava olduğu, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle davanın usulden reddine karar verildiği ve karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır. 271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun \"Şirket yönetimi için kayyım tayini\" başlıklı 133. maddesinin 5. fıkrası; \"Bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları, 142 ila 144. maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.\" hükmünü, 7539 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 25/07/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrası; \"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282 nci, 314. ve 315. maddelerinde veya 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi gereğince şirketlere veya 128. maddesinin onuncu fıkrası gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanabilir. Bu halde kayyımlık hak ve yetkileri bakımından 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen hak ve yetkiler kıyasen uygulanır. Şirketlerin genel kurul yetkileri, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılır. Bu şirketler veya malvarlığı değerleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi yönetilir. ........Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketleri veya malvarlığı değerlerini yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ya da atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenler ile bu kapsamda yapılan işlemler hakkında 5411 sayılı Kanunun 127. maddesi uygulanır.\" hükmünü ve üçüncü fıkrası; \"Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde görülür.\" hükmünü içermektedir.Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; dava dışı ...A.Ş.'ye Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/.... Değişik iş sayılı dosyası ile kayyım olarak ......'nin atandığı, davalıların ise ....... tarafından görevlendirilmiş yöneticiler oldukları, atanmış oldukları görev kapsamında Bankacılık Kanunu'nun 127. maddesine tabi oldukları ve görevleri sırasındaki iş ve işlemlerinden dolayı doğrudan kendilerine karşı dava açılamayacağı, bu davanın ancak...ye karşı ve idari yargıda açılabileceği açıktır. Her ne kadar davacı taraf, açılan davanın iptal veya tazminat davası olmadığı ve bu nedenle adli yargının görevli olduğuna dair bir istinaf sebebi ileri sürmüş ise de, esasen davalı yöneticilerin usulsüz işlemlerinin tespiti ve denetlenmesi talebi ile bir dava açılamayacağı, böyle bir davada hukuki yararın bulunmadığı ancak yargı yolunun doğru seçilmiş olması daha önce incelenmesi gereken bir dava şartı olduğundan Mahkemece, davanın idari yargı yoluna tabi olduğu gerekçesi ile usulden reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, <br>4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, <br>5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 12/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4f1d6db880ca8aba","SID":"b111f88f9d0a97e7"}}