{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/1094 Esas   2026/228 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/1094 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2026/228<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 10/05/2023<br>NUMARASI\t: 2018/369 Esas 2023/327 Karar<br><br>DAVA\t: Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 11/05/2018<br>KARAR TARİHİ\t: 05/03/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 05/03/2026<br><br>\tTaraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçeyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik verilen hükme karşı, taraflarca süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı dava dilekçesinde özetle; Davalı Banka tarafından Gaziantep 3. Noterliği'nin 26/11/2017 tarih ve 25154 yevmiye no'su ile ... Bankası A.Ş. tarafından gönderilen hesap kat ihtarnamesi ile kredi hesaplarının kat edildiğini, usulüne uygun eş muvafakati alınmadığını, bu nedenle kefaletin geçerli olmadığını, Davacı bankanın, aleyhine başlattığı Gaziantep 13.İcra Müdürlüğü'nün 2017/107358 Esas sayılı icra takibinin kefaletin geçerli olmaması nedeni ile iptali gerektiğini ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine ve davalı tarafın kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br><br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı cevap dilekçesinde özetle; yetkili Mahkemenin Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, Gaziantep 13.İcra Müdürlüğü'nün 2017/107358 Esas sayılı icra takibinin kambiyo senetlerine mahsus takibi olması nedeniyle illetten mücerret olduğunu, bu nedenle tek başına borcun varlığı için yeterli olduğunu, senede dayalı takipte eş muvafakati aranmayacağını,  senedin üzerine atılan imzanın aval niteliğinde olup aval verenin senedin diğer borçluları ile müteselsilen sorumlu olduğunu (TTK 636), TTK özel hükümleri karşısında kambiyo senetlerinde TBK 584. ve 603. maddelerinin uygulanamayacağını, takibe konu senedin kredinin tahsili amacıyla alındığını, kredi sözleşmeleri hükümleri gereği bankanın krediyi her zaman geri çağırma hakkı olduğunu, borçlu hakkındaki olumsuz istihbarat sonucu kredinin muaccel hale geldiğini, davanın takibi sonuçsuz bırakmaya yönelik olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davacının takibe dayanak bonodaki imzasının, bononun ön yüzünde olması nedeniyle aval niteliğinde olup geçerli olması için eşin muvafakatine ihtiyaç bulunmadığı, davacının dava dilekçesinde belirttiği neden ile bağlı kalındığında davacının davasını haksız olarak açtığının anlaşıldığı, icra dosyasındaki borç ödenmiş olmakla dosya infaz edilmiş olduğundan konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davanın açılmasına sebebiyet veren davacı üzerine bırakılması gerektiği gerekçesiyle;\"Dava konusu Ankara Batı İcra Dairesinin 2019/39730 esas sayılı dosyasının infaz ile kapatılmasına karar verildiğinden konusu kalmayan menfi tespit davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tarafların kötü niyet tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine\"  dair karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankanın hem davacı adına kayıtlı taşınmaza ilişkin ipotek nedeniyle ipotekli takip başlattığını, hem de aleyhine GKS'den kaynaklanan borç için alınan senede dayalı takip yaptığını ve takipler arasında mükerrer olmama şartını koymadığını, taşınmazının ipotekli takip ile satılarak bedeli takip dosyasına yatırıldığı halde bu tahsilatların kötüniyetli olarak işbu dayanak takibe bildirilmediğini, dosyaya düzenlenen raporda bu hususa işaret edilince hem eldeki davanın dayanağı takip dosyasına hem de ipotekli takip dosyasına tahsille takiplerin kapanması işlemi yaptığını, talebinin istirdat davasına dönüşerek yapılan ödemeler yönünden davanın devamı gerektiğini ileri sürmüştür. <br>\tDavalı istinaf dilekçesinde özetle; takip tutarı üzerinden nispi vekalet ücreti hesaplanması gerektiğini, lehine vekalet ücretinin eksik hesaplandığını ileri sürmüştür. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğü'nün 2017/107358 Esas sayılı takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 22/07/2020 tarih ve 7751 Sayılı Yasa'nın 35.maddesi ile değişik 353/(1)-a.6.maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.\" halinde duruşma yapılmadan karar verileceği, düzenlemeleri yer almaktadır.<br>Davacı; dava dilekçesi ile aşamalarda ki beyanlarında, davalı bankanın, dava dışı ...Taşımacılık ... Ltd. Şirketiyle aralarında düzenlenen genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçlu şirkete krediler kullandırdığını, aynı zamanda bu kredi borcunu teminen asıl borçlu şirket tarafından senet düzenlenerek bu senedin ön yüzüne imzalarının alınmış olduğunu, yine söz konusu GKS nedeniyle ipotek mevcut olup bankanın, gönderdiği hesap kat ihtarı ile asıl borçluya kullandırdığı krediyi geri çağırarak aynı zamanda Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2017/107358 Esas sırasında Kambiyo Senetlerine Özgü takip yoluyla takip başlattığını, yine aynı icra müdürlüğünde ipotekli taşınmaz yönünden ipotekli takip başlatıldığını, bankanın, her iki takip arasında mükerrer tahsilata yol açılmaması yönünde bağlantı kurmadığını, işbu davada alınan bilirkişi raporları sonrasında söz konusu her iki takip dosyasına davalı banka vekilince 21/10/2022 tarihli dilekçe sunularak haricen tahsilata ilişkin bildirimde bulunulması üzerine, 24/10/2022 tarihinde işbu davaya dayanak kambiyo takibinin infazen işlemden kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek öncelikle geçersiz kefalete dayalı takip nedeniyle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istediği, dayanak takibin infaz edilmesi üzerine ise, istirdat talebinde bulunduğu, davacının adli yardımdan yararlandırılmasına karar verilmesi nedeniyle 26/02/2020 tarihli celsede talebini 610.606,50-TL 'ye çıkardığı görülmüştür. Mahkemece; icra dosyasındaki borç ödenerek dosya infaz edilmiş olduğundan konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davanın açılmasına sebebiyet veren davacı üzerine bırakılmasına yönelik yazılı olduğu üzere karar verilmiştir.<br>Davanın dayanağı olan Gaziantep 13. İcra Müdürlüğü'nün 2017/107358 Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklı ... Bankası tarafından, 19/07/2017 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatarak ödeme emrinde borçlular olarak Davacı ... ile dava dışı ... ve ...Taşımacılık Tur. ... Ltd. Şirketinin gösterildiği, takipte; 600.000,00 TL Asıl alacak, 10.070,55-TL Faiz,  535,90-TL| İht. Haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 610.606,50-TL alacağın takip tarihinden tahsil edileceği tarihe kadar asıl alacağa işleyecek avans faizi, icra harç masraf ve vekalet ücreti ile tahsili talep edilmiştir. Takip dayanağı olarak ise alacaklı ... Bankası A.Ş. Lehine düzenlenen, 18/04/2017 tanzim, 18/05/2017 vade tarihli, 600.000,00 TL bedelli 1 adet bono olarak gösterildiği, işbu bonoda, düzenleyenin borçlu ... Taşımacılık Tur. İnş.Pet.Ür. San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti olup davacının ise bono üzerinde aval veren olarak gözükmekte olduğu dosya kapsamında yer alan senet örneğinden anlaşılmıştır.<br>Somut dosya kapsamındaki delillerden; davacının iddiasını doğrular nitelikte ayrıca davalı Banka lehine verilen ipotek belgesi bulunduğu, ipotek veren malikin davacı ..., ipotek limitinin 2.000.000,00 TL, lehdarın ise ... Bankası olarak gösterildiği anlaşılmıştır. <br>Dava dosyasına örneği sunuları ipotekli takibe ilişkin Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/77521 sayılı takip dosyasına göre; davalı alacaklı ... Bankası tarafından, 25/06/2018 tarihinde, davacı ... ile asıl borçlu ...Taşımacılık hakkında İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile takip başlatılarak ödeme emrinde; 371.216,86-TL Asıl alacak, 40.834,30-Faiz, 2.695,35-TL BSMV (%5) olmak üzere toplam 414.746,51-TL alacağın, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklı asıl alacağa takip tarihinden tahsiline kadar işleyecek yıllık (365) % 28,93 temerrüt faizi, % 5 oranında BSMV (faiz oranındaki artışa ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla), icra giderleri ve icra vekalet ücreti ile birlikte fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla BK md 100 gereği kısmi ödemeler öncelikle faiz, masraf ve fer'ilere mahsup edilmek suretiyle tahsilinin talep edildiği anlaşılmıştır.<br>Söz konusu İpotekli takibe; Diyarbakır Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 17/03/2017 tarihli 2017/5760 nolu senedinin, 25/10/2017 tarihli 598.129,13-TL tutarlı Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklı borçlulara gönderilen ihtarnamenin, 03/03/2015 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin, hesap kat ihtarnamesinin, tebliğ şerhi, ipotek belgesi ve resmi senetlerin dayanak olarak gösterildiği, ipotekli taşınmazın, ... Parsel, D Blok, 6. Kat, 21Nolu mesken nitelikli bağımsız bölüm olup taşınmazın, Diyarbakır 9. İcra Müdürlüğü'nün 2018/869 Talimat nolu dosyası ile birinci açık arttırmada 17/10/2019 tarihinde ...'a ihale edildiği, ihalenin kesinleşmesi ile masrafların mahsubu sonrası tahsilat olarak 275.819,70-TL'nin, Gaziantep İcra Dairesinin 2018/77521 Esas sayılı dosyasına havale edildiği görülmüştür.<br>Dosya kapsamına göre; davalı alacaklı banka ile asıl borçlu ...Taşımacılık Tur. İnş.Pet.Ür. San. İç ve Dış Tic. Ltd.Şti arasında 03/03/2015 tarihinde akdedilen 500.000,-TL limitli GKS bulunduğu, işbu sözleşmenin Kefil olarak davacı borçlu ... ve dava dışı ..., ... tarafından 600.000,00 TL kefalet limiti belirtilerek imzalandığı, isim, adres ve kefalet tutarının el yazısı ile yazıldığı, dava tarihi itibariyle davacının, sorumluluğuna ilişkin takip tutarının bu kefalet sınırı kapsamında kaldığı görülmüştür. Davacının, anılan krediler nedeniyle kefaleti de bulunduğu anlaşılmakla ayrıca iddianın ileri sürülüş şekli de gözetildiğinde; mahkemece, takipte kefalete ve şartlarına yönelik değerlendirme yapılmasına gerek bulunmadığına yönelik kabulde bir isabet görülmemiştir.<br>Davalı bankanın, cevap dilekçesi kapsamı ile aşamalarda sunulan beyan dilekçeleri kapsamından, davaya dayanak kambiyo takibinde takip konusu edilen senedin (Bono) asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerin teminatı olarak alınmış olduğunun kabulünde bulunduğu anlaşılmaktadır.<br>Mahkemece aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporları kapsamında özetle;\" Davacının takibe dayanak bonodaki imzasının, bononun yüzünde olması imzası nedeniyle aval niteliğinde olup olmadığı ve bu nedenle kefalete ilişkin geçerlitik şartlarının mevcut olup olmadığının mahkemeye ait olduğunu, takibe dayanak bono kaynaklı borcun, Kredi Genel Sözleşmesinden doğan borcun tahsili amacı ile alındığı (ve bu hususun Davalı Bankaca kabul edildiği )dikkate alındığında asıl borçlu şirkete kullandırılan kredi genel sözleşmesi nedeniyle doğan borçtan bağımsız değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle de kredi borcuna mahsuben yapılan tahsilatın aynı zamanda bonodan kaynaklı borca mahsuben yapılan tahsilat olarak kabul edilmesi gerektiği, yapılan hesaplamada gösterilen şekilde dosyaya kazandırılan tahsilat dekontları, ekstreler, tahsilat listesine göre ve kredi borcu esas alınarak yapılan hesaplamada davacının, 354.932,74-TL anapara borcu, 384,51-TL işlemiş avans faiz borcu olmak üzere dava tarihi itibari ile toplam 355.317,25-TL borcu bulunduğunun\" bildirildiği görülmüştür. Dairemizce yapılan inceleme ve değerlendirmede bilirkişi asıl ve ek raporları kapsamının denetime ve hükme elverişli bulunmadığı görülmüştür.<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/11- 177 Esas 2025/257 Karar sayılı ilamında etraflıca açıklandığı üzere; \" Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), Ankara 2013, s. 346).  Menfi tespit davası, İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.  Dolayısıyla, kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). <br> Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (HMK md. 190; TMK md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). <br> Avale ilişkin açıklama yapmak gerekirse; aval, 6102 sayılı TTK’nın 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161). <br> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun avalin şekline ilişkin 701.  maddesinde; aval şerhinin poliçe veya alonj üzerine yazılacağı; avalin “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edileceği ve aval veren kişi tarafından imzalanacağı; muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imzanın aval şerhi sayılacağı; kimin için verildiği belirtilmemişse avalin düzenleyici için verilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.  Aval veren ile aval verilen arasındaki teminat bağı avali özellikli bir taahhüt hâline getirmektedir. Bu nedenle avale ilişkin şekil koşulları 6102 sayılı TTK'nın 701. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtilmez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır.  Avale ilişkin hükümler 6102 sayılı TTK’nın 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. 6102 sayılı  TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanun'un 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nın 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar 6102 sayılı  TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır. <br>  Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile fer'î nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. 6102 sayılı TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 Esas, 2018/5 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2020 tarihli ve 2017/12-268 Esas, 2020/729 Karar; 07.07.2021 tarihli ve 2017/(19)11-3091 Esas, 2021/965 Karar;  01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir. \" hususlarına yer verilmiştir.<br>Yine  Hukuk Genel Kurulunun 2023/12- 680 Esas 2023/858 Karar sayılı ilamında ilke ve kuralları konulduğu üzere; 2004 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinin birinci fıkrası “önce rehne müracaat zorunluluğu” olarak ifade edilen kuralı düzenlemektedir. İcra ve İflas hukuku sistemimize göre kural olarak alacağı rehinle temin edilmiş olan alacaklı, borcun ödenmemesi hâlinde öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorundadır. İcra ve iflas hukukunda kural önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması olmakla birlikte, bu kuralın istisnaları da bulunmaktadır. 2004 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 167 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca alacağı bir kambiyo senedine bağlı olan alacaklı alacak rehinle temin edilmiş olsa bile, doğruca kambiyo senetlerine mahsus haciz veya (borçlu iflasa tâbi ise) iflas yoluna başvurabilir. 2004 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü nedeniyle ayrıca 167 nci maddesinin birinci fıkrasında “alacak rehinle temin edilmiş olsa bile” ibaresine yer verilmesi sadece bir tekrardan ibarettir. <br> Alacaklının alacağı hem rehin ile teminat altına alınmış hem de kambiyo senedine bağlanmış ise alacaklı sıra gözetilmeksizin rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yollarına veya kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yollarından birine başvurabilir. 2004 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinde önce rehne başvurulması kuralına yer verildikten sonra istisnalarına yer verilmiş olması karşısında, aynı anda tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla da olsa aynı alacaktan dolayı aynı borçluya karşı her iki takibe de aynı anda başvurulabileceği sonucuna varılamaz. Bu durumda alacaklı her iki takip yolundan birini tercih etmek bakımından serbesttir. Dolayısıyla alacaklı bu takip yollarından birini tercih ederek takip başlattığında bu icra takibi devam ederken aynı alacak için “tahsilde tekerrür olmamak” kaydı içerse bile diğer takip yoluna başvuramaz. Aksi hâlde aynı alacak için aynı borçluya karşı derdest bir icra takibi var iken mükerrer olarak ikinci bir takibin yapılması söz konusu olur. İcra takibinin türleri farklı olsa bile her iki icra takibindeki para alacağı da aynı hukuki ilişkiden doğmuş olduğundan mükerrerlik meydana gelir.  <br> İcra ve İflas Kanunu sistemimizde alacaklı tarafından aynı borçlu aleyhine, aynı alacaktan dolayı tek takip yapılması asıl olup, “tahsilde tekerrür olmamak” kaydı içerse bile aynı anda iki takip yapılabileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Alacaklı tercih hakkını kullanarak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapması durumunda bu icra takibi sonucunda rehin tutarı borcu ödemeye yetmediği takdirde kalan alacağını haciz (veya iflas) yolu ile isteyebilir. <br> Rehinle teminat altına alınmış ve ayrıca kambiyo senedine de bağlanmış alacağın tahsili amacıyla, borçlu aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile aynı anda hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile hem de kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılması hâlinde borçlu şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurarak aleyhine başlatılan ikinci takibin iptalini isteyebilir. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, süresiz şikâyete tâbidir. <br> Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 20.01.2023 tarihli ve 2021/2 Esas, 2023/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı ile “Rehinle teminat altına alınmış ve ayrıca kambiyo senedine de bağlanmış alacağın tahsili amacıyla, borçlu aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile aynı anda ve sıra gözetilmeksizin hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile, hem de kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılamayacağı” şeklinde karar verilmiştir.  <br> 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun  (2797 sayılı Kanun) 45 inci maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurulları, Daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.<br>\tHal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilke ve kurallar ile özellikle Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 20.01.2023 tarihli ve 2021/2 Esas, 2023/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı kapsamı göz önünde bulundurulmak suretiyle, alacaklının alacağı, hem rehin ile teminat altına alınmış hem de kambiyo senedine bağlanmış ise alacaklının sıra gözetilmeksizin rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yollarına veya kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yollarından birine başvurabileceği, 2004 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinde önce rehne başvurulması kuralına yer verildikten sonra istisnalarına yer verilmiş olmkla, aynı anda tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla da olsa aynı alacaktan dolayı aynı borçluya karşı her iki takibe de aynı anda başvurulabileceği sonucuna varılamayacağı, bu durumda alacaklının her iki takip yolundan birini tercih etmek bakımından serbest olduğu, dolayısıyla alacaklı bu takip yollarından birini tercih ederek takip başlattığında bu icra takibi devam ederken aynı alacak için “tahsilde tekerrür olmamak” kaydı içerse bile diğer takip yoluna başvuramayacağı, aksi hâlde aynı alacak için aynı borçluya karşı derdest bir icra takibi var iken mükerrer olarak ikinci bir takibin yapılmasının söz konusu olacağı, icra takibinin türleri farklı olsa bile her iki icra takibindeki para alacağı da aynı hukuki ilişkiden doğmuş olduğundan mükerrerlik meydana geleceği açıktır. Somut olayda gerek kambiyo takibinin gerekse ipotekli takibin aynı GKS'den kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatıldığı davalının kabulündedir. Yine dava sırasında dayanak kambiyo takibinin infaz edildiğinin bildirilmesinin, davanın niteliğinin menfi tespit davası olması gözetildiğinde elde ki davayı sonlandırmayacağı, davaya istirdat davası olarak devam edilmek suretiyle dava tarihindeki haklılık durumunun belirlenerek davacı ipotek borçlusu/ kefil ve aval verenin, sorumluluğunun tespit ve tayini gerekirken mahkemece, yazılı olduğu üzere icra dosyasında borç ödenerek takip infaz edilmiş olduğundan konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur. Yukarıda açıklanan ilke ve kurallar göz önünde bulundurulmak suretiyle bu anlamda bir tahkikat yapılmaması ve delillerin tartışılmaması, HMK 353/1-a-6 anlamında esaslı delillerin toplanmaması ve değerlendirilmemesi anlamında olduğundan Dairemize bir değerlendirme yapılması da mümkün olmamıştır. Bu eksiklik aynı zamanda tahkikate ilişkin iki dereceli yargılama hakkına ilişkindir.<br>\tTüm bu nedenlerle  ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli nitelikteki delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olduğu anlaşılmakla; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile sair istinaf itirazları incelenmeksizin HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;  <br>\t1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince ayrı ayrı KABULÜNE,  <br>\t2-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin10/05/2023 tarih ve 2018/369  Esas 2023/327  Karar   sayılı kararının  KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma gerekçesine göre tarafların sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>4-Davacı tarafın adli yardım kararı olduğundan yatırdığı harç bulunmamakla bu  hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>5-Davalı tarafından yatırılan 179,90-TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, <br>\t6-Davacı ile Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından  taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 05/03/2026<br><br>  Başkan-        Üye -                     Üye -  \t   Zabıt Katibi-<br>\t\t\t\t<br><br> <br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"69291070ad234b96","SID":"74eded1d4a16c2c5"}}