{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO:2026/33 <br>KARAR NO:2026/347<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:16/10/2025<br>NUMARASI:2024/6 E. - 2025/245 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Maddi Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:26/02/2026<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı şirketin, pazarlama sektöründe çalıştığını 27.03.2007 tarihinde başvurusu yapılarak usulünce tescil ettirilmiş olan ... dosya numaralı \"... ... ... şekil” ibareli markayı tam devir şeklinde devraldığını, hu devir işleminin 26.12.2013 tarihinde usulüne uygun olarak TPE siciline işlendiğini, ... dosya numaralı \"...” ibareli markayı 35. Sınıfta adına tescil ettirdiğini, davalıların müvekkillerine ait markayı haksız olarak kullandığını ve haksız kazanç elde ettiklerini, davalıların işyeri adreslerinde ticari olarak kullandıklarını ve batta web sayfalarında dahi bu durumun sabit olduğunu, karşı tarafa ihtarname ile kullanımların durdurulması için ihtarname gönderildiğini ancak sonuç alınamadığını, davalıların “...” ve \"... ... ... şekil” ibareleri markaları müvekkillerinden izinsiz şekilde işyerlerinde ve markalarının tescilli olduğu \"Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetlerinde kullanmalarının iltibas yarattığını, ilgili kullanımların marka haklarına tecavüz oluşturduğunu, ayrıca bu kullanımların haksız rekabet oluşturduğunu, bu nedenle bu kullanımların önlenmesini, maddi ve manevi tazminat talep ettiklerini ve hükmün tirajı yüksek bir gazetede yayınlanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin kendi isim soy ismini ihtiva eden markayı, ticari bir takım kaygılar ile, o dönemler arkadaşı olan davalı yana devir ettiğini, davacı yanın ilgili markayı hiçbir şekilde kullanmadığını ve müvekkillerinin yaptığı kullanımlardan davacı yanın haberdar olduğunu, olay örgüsünün davacı tarafın iddia ettiği şekilde olsa dahi, davacının 2013 yılından beri müvekkilinin markayı kullandığını bildiğini ve ilgili kullanımların başlamasından bu yana 5 yıl geçtikten sonra davayı uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi gereği markaya tecavüz iddiası ile dava açamayacağını, müvekkillerinin 2013 yılında ticari hayatta sıkıntılar yaşayınca kendi adı ile oluşturmuş olduğu markaya tedbir konulmaması için, tamamen davacı ile aralarındaki güven ilişkisine dayanarak davacı yana devrettiğini, davacı yan ile ticari sıkıntıları geçtikten sonra iade edilmek üzere anlaştıklarını, devir için bedelin ödenmediğini çünkü gerçek bir devir sözleşmesinin olmadığını, daha sonrasında davacı ile müvekkilleri ile arasında bazı anlaşmazlıklar çıktığını ve bu nedenle davacı yanın güven ilişkisine dayanarak kurulmuş olan bu sözleşmeyi bir kenara bıraktığını ve müvekkillerine zarar vermek gayesi içinde olduğunu, davacı tarafın hiçbir zaman bu sektörün içinde olmadığını, davaya mesnet markaları kullanmadığını ve markalara hiç yatırım yapmadığını, marka yenileme ücretini dahi müvekkilleri ... ...’nın eşi ...'in sigortalı çalışanı olan ...'ün kendi hesabından gönderildiğini, bunun dekontunun bulunduğunu, somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin tüm şartlarının oluştuğunu, davacı tarafın müvekkillerinin kullanımlarını bildiğini ve sessiz kaldığını, ilgili kullanımlara icazet gösterdiğini, Yargıtay’ın bu hususla kararları olduğunu bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; Davalı ... .... Şti. 2003 yılında 3.161,70 TL Zarar, 2004 yılında 9.225,39 TL net kar, 2005 yılında da 154.717,31 TL net kar elde etmiştir. Ancak bu mali veriler markanın devir tarihinden önceye ilişkin olup, dolayısıyla markanın davacıya devir tarihinden sonraki davacı ve davalı kayıtların dikkate alınması gerekli olup, bu kapsamda mali kayıtlara göre davacının ve davalıların dava tarihinden geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde ticari faaliyetleri bulunmadığı tespit edilmiştir. Teknik bilirkişi raporunda ise Davalının web sitesi, linkedin, instagram ve youtube sosyal medya hesaplarında sözkonusu ibareyi 2014 yılı Kasım ayıdan itibaren 35. Sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler (Ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri dahil).” Hizmetlerinde MARKASAL olarak kullanmaya başladığı tespit edilmiştir.  Davacının markası da 35.sınıf için tescilli olduğundan ve davalının haksız kullanımları markanın devir tarihinden sonra olacak şekilde tespit edilmiş olduğundan hakkaniyet gereği davacının maddi ve manevi tazminata hak kazandığı anlaşılmıştır. Paranın alım gücü ve hakkaniyet gözetilerek  BK 50. Maddesi gereği takdiren 5.000 TL üzerinden maddi ve yine manevi tazminat yönünden yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla eylemin ağırlığı tecavüze konu markanın tescilli olması, tescilli olduğu süre ve kullanıldığı mecra gözetilerek  hak ve nesafet ilkeleri  gözetilerek takdiren 20.000.TL manevi tazminatın ihtar tebliği tarihi olan 3.4.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalılardan  tahsiline karar verildiği görülmüştür.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin muvazaa iddiasını yazılı belge yokluğu nedeniyle reddetmesinin hatalı olduğunu, zira işlemin tarafı olmayan müvekkilinin senede karşı senetle ispat zorunluluğu bulunmayıp iddiasını tanıkla ispat etme hakkının hukuki dinlenilme hakkı kapsamında gözetilmediğini, marka yenileme ücretinin müvekkilinin yakınları tarafından ödendiğine dair dekontların güçlü bir delil başlangıcı teşkil ettiğini, marka tecavüzü davalarında 5 yıllık sürenin mutlak olmadığını, lise arkadaşı olan taraflar arasındaki yakın ilişki ile davacının uzun süreli sessizliği karşısında Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğunu, davacının hiçbir ticari faaliyetinin ve marka kullanımının bulunmadığının bilirkişi raporuyla sabit olması nedeniyle herhangi bir maddi zararının doğmadığını, buna rağmen hakkaniyet adı altında tazminata hükmedilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı lehine fahiş manevi tazminat takdir edildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin pazarlama sektöründe saygın bir konuma sahip olup 35. sınıfa dahil \"... ... ...\" ve \"... ...\" markalarının tescilli sahibi olduğunu, bu markalar için ciddi yatırımlar yaparak haklı bir şöhret kazandığını, davalıların bu markaları müvekkilinin izni olmaksızın sosyal medya hesaplarında ve internet sitelerinde markasal olarak kullanarak iltibas yarattıklarını, marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden bu eylemlerin noter ihtarnamesine rağmen sürdürüldüğünü, yerel mahkemece tecavüzün tespiti ile önlenmesine ve tazminata hükmedilerek haklılıklarının ispatlandığını, davalıların müvekkilinin sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı yönündeki iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu zira markanın devir tarihi olan 2013 yılı ile ihtar tarihi olan 2017 yılı arasında marka hukukunda yerleşik olan beş yıllık sürenin dolmadığını, davalıların istinaf başvurusunun yargılamayı sürüncemede bırakma amacı taşıyan kötü niyetli bir girişim olduğunu belirterek usul ve yasaya uygun olan mahkeme kararının onanmasını ve davalıların haksız istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı; \"... ... ... + şekil\"  markasını  10.06.2013 tarihinde devraldığını, ayrıca “... ...” ibareli markanın kendi adına tescilli olduğunu ve bu markaların davalı tarafından izin alınmadan aynı faaliyet alanında kullanıldığını iddia etmiş, davalı; 2013 yılında müvekkili ... ...'nın ticari hayatında bazı sıkıntılar yaşayınca bizzat kendi ismini taşıyan “... ... ... + şekil” olan markasına herhangi bir tedbir konulmaması için davacı ile aralarındaki güven ilişkisine bağlı olarak dava konusu markayı devrettiğini, devir sözleşmesinden kaynaklı bir bedel ödenmediğini, devrin gerçek bir devir olmadığını, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını ve markayı kullanmadığını savunmaktadır. Mahkemece davanın reddine karar verildiği, Dairemizin iade kararında; \"Somut olayda; davalının kendi ikrarıyla da sabit olduğu üzere kullanımına konu olan ''... ... ...Şekil'' markasının davacı yana 10.06.2013 tarihli noter devir belgesi ile devredildiği, dosyaya sunulan Beşiktaş ...Noterliği'nin 15.03.2017 tarihli ihtarnamesi ile, davalı yana ihlallerin durdurulması talebinde bulunulduğu, ihtarnamenin 03.04.2017 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, eldeki davanın ise, 21.07.2017 tarihinde açıldığı, dolayısıyla davacının marka üzerinde hak sahibi olduğu 10.06.2013 tarihinden ihtarnamenin tebliğ edildiği 03.04.2017 tarihine kadar 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşıldığından, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı yönündeki kabulün yerinde olmadığı, aynı şekilde kullanmama def'ine ilişkin koşulun da somut olayda sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.\" denilmektedir.Dairemizin iade kararı üzerine mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişiler ..., ..., ... tarafından düzenlenen  05/07/2024 tarihli bilirkişi raporunda  özetle;\"Davacının ... ve  ...  no ile tescilli markaların Türk Patent kurumu nezdinde tescilli marka hakkı sahibi olduğu, Davalının web sitesi, linkedin, instagram ve youtube sosyal medya hesaplarında sözkonusu ibareyi 2014  yılı Kasım ayıdan itibaren 35. Sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler (Ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri dahil).” Hizmetlerinde MARKASAL olarak kullanmaya başladığının tespit edildiğini, davalının kullanımlarının hitap edilen tüketici kitlesi nezdinde  gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, davacı ve davalı arasında işletmesel bağ olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mal/hizmetler algısı oluşabileceği, yani markaları karıştırabileceği ve iltibas koşulları olduğunu, davalının eylemlerinin TTK m. 55/I-a,4 maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini, somut olayda davacının sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığının tespit edilemediğini, maliye tarafından dava dosyasına gönderilen Bilgi verme konulu müzekkereye cevap yazılarına göre, davacının ve davalıların dava tarihinden geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde ticari faaliyetleri bulunmaması nedeniyle davacının  dava tarihinden geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde SMK nun 151 /2-b  maddesi uyarınca yoksun kalınan kazancı bulunmadığı\" belirtilmiştir. TPMK kaydına göre, ... nolu ... ... ... Şekil markasının 35. sınıf için 27.03.2007 tarihinde tescil edildiği, markanın halen davacı adına tescilli olduğu, markanın dava dışı ... ..., Ltd Şti, tarafından davacı yana  ve Beyoğlu ...noterliğinin10.06.2013 tarihli ... yevmiye nolu noter devir belgesi ile 15.000 TL karşılığında devredildiği, ... şirketinin yetkilisinin davacının annesi ... olduğu, kuruma mülkiyet değişikliği için 10.12.2013 tarihinde  başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır. ... nolu \"... ...\"  ibareli markanın da 35.sınıf için ilk defa  09.06.2016  tarihinde tescil edildiği, markanın halen davacı adına tescilli olduğu, tescilin 30.01.2017 tarihinde sicile kayıt edilerek 31.03.2017 tarihli resmi marka gazetesinde yayınlandığı görülmüştür.Davalı ... ... Ltd. Şti.'nin ; yayıncılık, basım, yayım, dağıtım alanında faaliyet göstermek üzere kurulduğu, kurucu ortaklarının ... ... ve ... ... olduğu, dava tarihinden önce 16 Mart 2017 tarihinde ... ... ve ... ...'nın ortaklıktan ayrıldıkları anlaşılmıştır. Davacı vekilinin 21.3.2025 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesini tam ıslah ettiğini bildirdiği,  maddi tazminat talebinin, SMK 151/2-c kapsamında lisans seçeneğine göre yapılmasını talep ettiği, ancak ıslah harcı yatırmadığı, davacı vekilinin 30.10.2018 tarihli celsede, tazminatın  SMK 151/2-b kapsamında davalının markayı kullanmak suretiyle elde ettiği gelire göre hesaplanmasını talep ettiği, davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı itiraz ettiği, sessiz kalma iddiasını yinelediği, davacı tarafın seçimlik hakkını kullandığını, belirsiz alacak davası açılamayacağını, basiretli tacirin lisans bedelini tespit edemeyeceğinin düşünülemeyeceğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne, markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesine, davacı tarafın ilk seçimi olan  SMK 151/2-b maddesi gereğince 5.000 TL maddi tazminat ile 20.000 TL manevi tazminatın ihtar tarihi olan 03/04/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalılardan tahsiline karar verildiği görülmüştür.Davalılar vekilinin istinaf dilekçesinde, dava konusu markanın \".... Şti\" tarafından davacıya devredildiğini, müvekkilinin bu devir işleminin tarafı olmadığını, muvazaa iddiasını tanıkla ispatlayabileceğini ileri sürmüşse de; kural olarak, kimsenin kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemeyeceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte davalı ... ... vekilinin davaya cevap dilekçesinde \"2013 yılında, ticari hayatında bazı sıkıntılar yaşadığı için markayı davacıya devrettiğini, güven ilişkisine dayalı olarak devrettiğini, ticari sorunları atlatınca markayı devralacağını\" yani taraflar arasında inançlı işlem yapıldığını  beyan ettiği, markanın dava dışı şirkete ait olduğu, devir işlemi yönünden üçüncü kişi olduğuna yönelik iddianın yargılamada ileri sürülmediği, HMK 357. Madde gereğince, davalının yargılamada ileri sürmediği iddia ve savunmaları istinaf aşamasında ileri süremeyeceği, kaldı ki ileri sürülen beyanların, davalının yargılamadaki beyanları ile de çelişki oluşturduğu, markanın tescil sahibi ... şirketinin yetkilisinin davalının annesi ... olduğu, işlemin tarafı olmadığı yönündeki davalı savunmasının yerinde olmadığı, davalının ileri sürdüğü inançlı işlemi ancak yazılı belge ile ispatlayabileceği ancak yazılı belge sunulmadığı, inançlı işlem iddiasının ispatlanamadığı  anlaşılmıştır.Davalılar vekilinin istinaf dilekçesinde ve yargılamada marka yenileme ücretinin eşinin çalışanı ... tarafından ödenmesinin de, iddiasını ispatladığını ileri sürmüşse de, sunulan dekonttan, marka tescil işlemleri yapan firmaya para gönderildiği anlaşılıyorsa da, ödemenin sebebinin yazılmadığı, ispat yönünden dikkate alınamayacağı anlaşılmıştır.Davalı tarafça sessiz kalma iddiası ileri sürülmüşse de, markanın davacıya 10/06/2013  devir tarihi ile 15/03/2017 ihtar süresi arasında geçen süre dikkate alındığında, sessiz kalma süresinin dolmadığı, davacının markayı kullanmadığına yönelik definin de 5 yıllık süre dolmadığından yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Mahkemece alınan son bilirkişi raporunda,  Maliye tarafından gönderilen müzekkere cevaplarına göre,  davacının ve davalıların dava tarihinden geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde ticari faaliyetleri bulunmadığı,  bu nedenle, davacının dava tarihinden geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde SMK nun 151 /2 -b maddesi uyarınca yoksun kalınan kazancı bulunmadığı belirtilmişse de;  davalının web sitesi, linkedin, instagram ve youtube sosyal medya hesaplarında sözkonusu ibareyi 2014  yılı Kasım ayından itibaren 35. Sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler (Ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri dahil).” hizmetlerinde MARKASAL olarak kullanmaya başladığının bilirkişi heyet raporu ile tespit edildiği anlaşılmakla, mahkemece TBK 50.maddeye göre maddi tazminatın  takdirinde isabetsizlik bulunmadığı, hükmedilen maddi tazminat miktarının yerinde olduğu, manevi tazminatın fahiş olduğu ileri sürülmüşse de; taraflar arasındaki devir ilişkisi ile somut olayın özellikleri gözününde bulundurulduğunda hakkaniyete  uygun olduğu anlaşılmıştır.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinde düzeltme yapılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kısmen kabulüne, düzeltilmiş gerekçe ile,  davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1- Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE,<br>2- İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/10/2025 tarih ve 2024/6 E., 2025/245 K. sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, düzeltilmiş gerekçe ile;<br>3-Davalıların  davacıya ait marka hakkına  tecavüzün tespitine ve önlenmesine, <br>-5000- TL maddi  tazminatın ve 20.000 TL manevi tazminatın ihtar tebliği tarihi olan 3.4.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari   faiz ile davalılardan  tahsiline, <br>-Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez ilanına masrafın davalılardan tahsiline,<br>4- İlk derece yargılaması yönünden harç ve yargılama giderleri;<br>4/a- Alınması gereken markaya tecavüze yönelik dava yönünden 732,00 TL maktu, manevi tazminat davası yönünden 732,00 TL nispi ve maddi tazminat davası yönünden 1.366,20 TL olmak üzere toplam 2.830,20 TL harçtan, peşin yatırılan 426,94 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.403,26 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,<br>4/b-Marka hakkına tecavüzün tespiti yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca  55.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>4/c-Maddi tazminat talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca  5.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>4/ç-Manevi tazminat talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 20.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>4/d-Davacı tarafın yargılama giderlerinden olan 31,40 TL başvuru harcı, 426,94 TL peşin harç  691,5 TL tebligat ve müzekkere masrafı, 15.000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 16.149,84 TL yargılama giderinin  davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>4/e-Davalı tarafın yapmış olduğu 600 TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;<br>5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalılar tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,<br>5/b-İstinaf yargılaması için davalılar tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvurma harcını davacıdan tahsiliyle davalılara verilmesine,<br>5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,<br>6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 26/02/2026</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fd3a24427e93ff9d","SID":"4cbbe3c05c9356b1"}}